"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Çarşamba, Ekim 27, 2010

Kaostan Uzak: Bugünlerde masaüstüm


...huzur veriyor. Sag ve soldaki iki klasör esimin ve benim dosyalarim icin. PDF dosyasi bir önceki yazida bahsettigim e-kitap. Okumam bittiginde benim klasörüme geri dönecek. IE kisayol tusunu da kaldirmam gerekiyor ama bunun icin IE'i baslatacak tus kombinasyonunu hatirlamam gerek.

Cuma, Ekim 22, 2010

Kaostan Uzak: Odaklanma mi demistik?





Photo by Koshyk

Öyle bir zamanda gel ki, okumamak mümkün olmasin:

Focus


Not: Bu arada, bu bir önceki yazida bahsettigim degil, ama en az onun kadar (belki ondan daha cok) amacimiza uygun oldugunu saniyorum. Okuyalim bakalim...)

Cuma, Ekim 15, 2010

Kaostan Uzak: E-posta Hükümdarligi ve Kendi Verimliligini Baltalamak

Kim kime hükmediyor? Siz mi e-postaniza? E-postaniz mi size?

Zamaniniz varsa Ole Eichhorn tarafindan yazilmis su yaziyi bir okuyun:
Tyranny of Email

Yazi bir yazilim mühendisinin gözünden, daha cok mühendislere yönelik yazilmis ama herkesin cikaracagi dersler var. Zamani olmayan veya Ingilizce bilmeyenler icin de ben not edeyim o dersleri kisaca:

E-postanin size hükmetmesini engellemek icin 6 kural:
  • E-posta programinizi kapatin. Gün icinde sürekli acik durmasin. E-postalarin sizi ne zaman bölecegine siz karar verin.
  • Hic bir zaman e-postalari birini elestirmek ya da detayli teknik tartismalara girmek icin kullanmayin. Bu tür seyleri yüzyüze görüsmelerde ve telefon görüsmelerinde halledin.
  • Bir e-postayi kimlere gönderdiginiz ve kimlere cc'lediginiz konusunda titiz olun.
  • Imla ve gramer kurallarina uyun. E-postanizin karsi taraf acisindan sade, okunakli ve anlasilir olmasini saglayin.
  • Önemli e-postalari hemen göndermekte aceleci olmayin. Yeniden degerlendirmek ve degistirebilmek icin yavas davranin.
  • E-postanin sandiginizdan daha kamuya acik ve kalici bir kayit oldugunu unutmayin.
 Eichhorn'a göre yaratici ve yogunlasma gerektiren bir calismanin verimli olabilmesi icin bölünmeler olmadan 3 saat araliksiz calismak gerekirmis. Süre kisiye ve ise göre degisebilir. Fakat önemli bir tespiti var:
4 sey bu verimli yogunlasma süresini böler : E-posta, telefon, kisisel kontak/toplantilar ve kisinin kendi kendini baska seylerle oyalamasi.

E-posta'nin bizi bölmesini ve islerimizden alikoymasini nasil önleyebilecegimizi yukaridaki 6 madde acikliyor. Telefon ve kisisel kontak genellikle ondan bile kolay engellenebilir(mis). Bu yapilan ise göre degisir tabii... Fakat sonuncusu gercekten önemli sorun. Kisisel olarak en büyük verimsizlik kaynagimin ben kendim oldugunu biliyorum. Durmadan kendi kendimi böldügüme sahidim! Eicchorn'a göre bunun sebepleri genelde kisinin bir sonraki adimin ne olmasi gerektiginden emin olamamasi ya da o adimi can sıkıcı veya zor bulmasi. Ilginc de bir tespiti var: "Bir sey eger gercekten cok sıkıcı veya zorsa o zaman yanlistir" diyor. Bu durumda en iyisi yöntemlerimizi, isin akis seklini bir kez daha gözden gecirip yapilir hale getirmek. Bunun nasil yapilacagina dair somut bir önerisi yok. Ama bir baskasinin var ;) Ondan da baska bir yazida bahsedeyim :)

Pazartesi, Ekim 11, 2010

Kayın güzellemesi


Ne zaman bir kayin agacinin yanindan gecsem bir sey oluyor. Ürperiyorum. Daha görmeden kadim ve cok degerli bir seyin yakininda oldugumu anliyorum. Susmam, kafamin icinde bile susmam gerektigini hissediyorum.

Topraktan pürüzsüzce fiskiran gövdesi mi?
Havada asili duruyormus gibi titresen dallari mi?
Sonbaharda ölmeyip, basbayagi yeniden dogan yapraklari mi?
Bilmiyorum.

Gecen sonbahar ilk kez bir kayin tohumu buldum ve bütün bir mevsim boyunca cebimde tasidim. Bir mendil, anahtar ya da bozuk para bulmak icin elimi cebime her atisimda onunla karsilasmak mutluluk vericiydi. Insan cebinde her daim bir tohum tasimali... Ve bir kayin agacina dokunmadan ve altinda durup yüzünü göge cevirmeden ve gökyüzüne bir kayin agacinin cercevesinden bakmadan ölmemeli.

Eger agaclarin gercekten ruhu varsa, benimki kayin agacininkiyle kontakta.
Belki bir gün ne anlattigini da duyabilirim.

Cumartesi, Ekim 09, 2010

Kaostan Uzak: Bir zaman yiyici olarak internet ve e-posta

Photo by Cindy Seigle

2 yil önce okudugum, zaman yönetimi üzerine cok etkileyici bir yazi vardi. Hep burada bahsetmek, hatta oturup hepsini cevirip yayinlamak istedim. Ironik bir sekilde bir türlü vaktim olmadi. Bu ayin konusuna uydugundan, tam da simdi hakkinda yazabilecegimi düsünmüstüm; yayinlandigi siteden kaldirilmis! Ben de orada okudugum bir öneriden yola cikarak "bir zaman yiyici olarak internet ve e-posta"dan bahsetmeye karar verdim bu yazida.

Hayatimda hic olmadigi kadar az televizyon seyrediyorum. Gurur duyulacak sey! Öte yandan aciga cikan zamanimi internete kaydirdigim söylenebilir. Daha dogru bir deyisle, zamanimi internette gecirdigim icin televizyon seyretmeye ihtiyacim kalmiyor. Bir noktaya kadar güzel bu. Internette secim hakkim var cünkü. Bana daha uyani ve daha kaliteliyi secebilirim. Fakat internet bir mecra olarak iyi yönetilmeyi ve sürekli insiyatif almayi gerektiriyor. Aksi taktirde acik kalan kapidan ne varsa iceri doluyor ve tam bir zaman yiyiciye dönüsüyor.

Internetin baska seyler icin bana gerekli zamandan calmamasi icin 4-5 yildir mücadele veriyorum. Insanin sonuc alabilmek icin üc bes sey yapmakla sonuc alabilecegi bir sey olmadigini da görüyorum. Posta kutumda yaptigim sadelestirmeler oldukca ise yaradi. Bir ara takip ettigim ve yorum biraktigim bloglarda ölcüyü kacirdim. Google Reader kullaniyordum ve oldukca iyi, amacina uygun bir program oldugu söylenebilir. Ama takip ettiginiz bloglarin sayisi kapasitenizi asiyorsa, onun yapabilecegi fazla bir sey de yok. Okunmamis blog yazilariyla sismeye mahkum. Bunun üzerine blog okumada ilk yöntemime, yani "Himm, X ne yazmis bakalim, Y hep ilginc seyler yazar, yeni bir sey yazmis mi acaba?" usulüne geri döndüm. Bir blog sık sık aklıma gelmiyorsa, benim acimdan düzenli olarak takip edilmeyi de gerektirmiyordur diye düsünüyorum. Mutlaka önemli yazilari da kaciriyorumdur bu yüzden. Ama gercek yasamimizda toplam kac kisinin yasamini ince detaylarinda biliyoruz? Cocugunun ilk attigi adimlar, en sevdigi yazar, kullandigi yüz kreminin markasi, dün yolda ne gördügü gibi detaylardan bahsediyorum. 1? 5? 10? Sanirim düzenli takip ettigim bloglarin sayisi da bunu gecmemeli...

Peki yorumlar ve bloglar üzerinden baska türlü iletisim imkanlari? Oglum 1,5 yasindayken düzenli bir blog takipcisi olmanin benim kapasitemi astigini farkettim. O zaman aldigim ve büyük ölcüde uyguladigim bazi kararlar var. Artik bir blog yazisi bende aninda ve gercekten bir yorum yapma duygusu uyandiriyorsa ancak o zaman yorum birakiyorum. Buraya sık ugrayip yorum birakan biriyseniz ve blogunuzu gözardi ettigimi düsünüyorsaniz, yeri gelmisken söyleyeyim, hayir etmiyorum. Sadece bloglari takip ederken kisisel kapasitemi asmamaya calisiyorum.

Internetin bir zaman yiyici olmasini engellemek icin sistematik olarak uygulamaya calistigim seylerden biri de, erisim/iletisim kanallarimi mümkün oldugunca az tutmak ve tek bir yere toplamak. Bu acidan posta kutum, bir de blogum benim kontrol panelimdir denebilir. Bütün kisisel yazismalara ek olarak, üye oldugum gruplarin yazismalarini, bloga birakilan yorumlari da -pek cok kisi gibi- e-posta adresime yönlendiriyorum. Bu yüzden forum tarzi, gidip dogrudan kendi sayfasindan okumam gereken tartisma platformlarinda cok katilimci olamiyorum (olmuyorum). Yine iletisim kanallarini kisitli tutmak adina büyük bir inatla Facebook, Twitter gibi sosyal aglardan kaciniyorum. Microblogging yapmak istedigimde zaten blogumda micro micro yazarak yapabilirim bunu :) Sosyal aglarla meslekten ilgili biri olarak ise, bu kadar "bagli" (connected) olmanin, üstelik de sanalsa, dezavantajlarini da biliyorum. O kanallarda olmadigim icin kacirdigim ve benim icin önemli bilgilerin ve degerli insanlarin da oldugundan eminim. Ama kuvvetli bir inancim var: Bir bilgi ve bir insan eger benim icin gercekten önemliyse, zamani geldiginde ben onun pesinden gitmeden o gelip beni bulur mutlaka... Kah o kanalda, kah bu kanalda paylasilanlari okuyup hazmetmeye, her daim online olmaya cabalarsam, asil o bilginin yanindan gecip gidecegimi de düsünüyorum üstelik. Bilimsel yönünü arastirmis degilim, bulursam onu da paylasirim ama bu kadar cok mecra, bu kadar cok kanalda, bu kadar cok kisi arasinda akip giden bilginin kesinlikle bir insanin bilissel kapasitesinin ötesinde olduguna inaniyorum. Bilgi degil kayip bilgi caginda yasadigimiza inandigimdan bahsetmis miydim?

Buraya kadar güzel... Ama bilirsiniz, Alice'in Harikalar Diyari, tavsanin bir laf arasinda söyledigi gibi "durmak icin kosmak gereken" bir dünyadir. Yasamimi daha basit tutabilmek icin de her alanda durumu korumak adina gözlemler yapip yeni önlemler almam, yani aktif olmam gerekir.

Uzun zamandir internetin bir zaman yiyici olarak yasamimda yaptigi yeni ataklari izliyorum ve kücük önlemlerle berteraf etmeye calisiyorum. Ama sincap oglum büyüyor ve ben yeni bir sey ögrendim. Bir cocugun ilginizi en cok yeni dogdugunda istedigini ve büyüdükce daha cok zamaniniz olacagini düsünmek büyük yanilgi. Durum tam tersi! Özellikle büyük sehrin izolasyonunda cekirdek aileyseniz ve cocugunuzun anne-babasi oldugunuz kadar da oyun arkadasiysaniz... Ayrica oglumun beni mümkün oldugunca az bilgisayar basinda görmesini isterim.

Tüm bunlara ek olarak internette veya internet disinda daha kaliteli, daha derin bir seyler okuma ihtiyacini duyuyorum. Cok dondurma yemek ama bunun susuzlugunu azaltmadigini, tam tersine arttirdigini farketmek gibi bir sey bu.

Özetle... Yeni bir atak yapmanin zamani geldi de geciyor. Gecen Sali gecesi ani bir kararla -bazilari gecici olmak üzere- bazi önlemler aldim. Üye oldugum bütün tartisma gruplarinda "no mail" moduna gectim mesela. Posta kutuma onlardan mektup düsmüyor artik. Bir kismina beni cok ilgilendiren bir konu sebebiyle üye olmustum ama yeterince bilgilendigimi ve güncel olarak takip etmem gerekmedigini simdi farkediyorum. Istedigim zaman grup arsivlerini taramak her zaman mümkün.

Farketmissinizdir belki, simdilik blogdaki yorumlara da yanit yazmiyorum. "Madem yanit yazamiyorsun, yorum niye bekliyorsun? Yazilarini yoruma da kapat o zaman!" dedi icimde bir ses. O kadarini yapamadim :) Ama bunun bencillik oldugunu düsünüyorsaniz, yorum birakmayin, ödesmis olalim :)

Yazinin basinda sözünü ettigim makaleye gelince... Unutmadim, simdi oraya bagliyorum. Uzun, pek cok basarili tespit ve öneriyle dolu bir makaleydi. Iclerinden sadece bir tanesi aklimda kalmis: Eskiler "bir kararin/düsüncenin üzerine yatmak" derlermis. Yani bir karari hemen uygulamaya almadan, olgunlasmasina biraz zaman vermek. Bunun internette bir uygulamasi olarak  öneri e-postalari okudugunuz anda degil, üzerinden biraz zaman gectikten sonra yanitlamak idi. "Is yerinde e-posta ile haberlesiyorsaniz, sabah bir kez e-postalarinizi kontrol edin, acil ve yaniti kesin olanlari hemen yanitlayin, digerlerinin düsünsel olarak bir süre üzerine yatin. E-postalarinizi gün icindeki ikinci  kontrolünüz ögleden sonra 2 civari olsun.  Bu sirada gelismelere göre sabahki bazi e-postalar da yanitlanabilir. Is disi e-postalarda zaman araligi rahatlikla genisletilebilir" diyordu. Birebir uygulanamadigi durumlarda bile anafikir etkileyici, degil mi? Sabah 8-9 ve ögleden sonra  2 gelisigüzel secilmis zamanlar degil. E-postalarin gün icindeki yazilma dagilimina bakarak en az kontrol ile en cok e-postayi okuyabileceginiz saatler. Peki siz gün icinde kac kez kontrol ediyorsunuz e-postalarinizi?

Gectigimiz ay CNN haber yapimcilarindan Richard Quest (evet, sadece o hararetli konusma tarziyla bile icimdeki sükun ve huzur duygusunu parcalayan adam) Avrupa ve Amerika'daki calisma saatleri ve calisma kültürü üzerine bir kac gün süren bir program yapti. Tüm detaylarini izleyemedim ama Amerikan, Ingiliz ve Fransiz calisanlarin tatildeyken(!) e-postalarini kontrol etme aliskanliklari üzerine yayinladigi istatistikler (oranlari tam hatirlamiyorum %30 ile %90 arasi) carpici sekilde yüksekti.

Diyecegim o ki, bundan böyle e-postalarimi daha az kontrol etmeye ve yanitlamadan önce kendime (ve eger bir grup yazismasiysa baskalarina da) biraz zaman vermeye karar verdim. Eger bütün dünya ayni anda e-postalarini daha yavas okuyup yanitlasaydi, üretim/yaratim sürecinde inanin büyük bir kayip olmazdi. Sadece hep beraber biraz yavaslamis olurduk. Asil büyük sorun cogunluk kosarken, adimlarini sayacak kadar yavas yürüme karari aldiysan olusur. Bu sorunu nasil asacagimi önümüzdeki günlerde görecegim.

Fakat simdilik...
Posta kutumda hüküm süren büyüüüük sessizlik hosuma gidiyor :)

Çarşamba, Ekim 06, 2010

Kaostan Uzak : Tek bir sey yap ve ne yapiyorsan ona odaklan


Sessizce durmak nasil gidiyor?

Önceki günden beri aklima geldikce deniyorum, iyi geliyor. Dün özellikle sessiz bir gündü, uzun zamandan beri ne büyük bir huzur duydum anlatamam. Fakat bu baska bir hikaye, sonra anlatayim.

Bugün kontrolüm disinda gelisen bazi seyler sebebiyle biraz kaotikti. Fakat tuhaf bir sekilde, simdi günün sonuna dogru yine de bir huzur duygusu var. Belki de asil mesele karmasayi ve günü lüzumsuzca dolduran seyleri azaltmak yerine (yaninda), onlara dahil olmadan aralarindan siyrilip gitmeyi basarabilecek bir seyler yapabilmek.

Tamam, o "bir seyler"den biri "bir an olsun kosturmayi birakip sessizce durmak". Bende ise yariyor.
Dünden beri denedigim ve bende büyük etkisini gördügüm ikinci sey aslinda zaten bildigim ve üzerine gecen kis bir araba dolusu yazdigim bir konu: Ana ve o anda yaptigina odaklanmak.

Fakat dün sabah bir Leo Babuta yazisi okudum (ki tuhaftir daha önce okumamisim besbelli), icinde de bir Zen deyisi carpti gözüme. Kafama bir tugla düstü gibi, bir yildiz patlamasi oldu gibi ve kisa bir aydinlanma ani yasadim gibi geldi:

“When walking, walk. When eating, eat.”
 "Yürürken yürü. Yemek yerken yemek ye." 

Kalktim mutfaga gittim. Her adimimi tek tek bilerek. Su ictim. Bardagi iki elimle tuttum. Bir elim su sisesini aldigim yere geri koymakla mesgul degildi. Geri döndüm, bilgisayarin basina gectim. Tarayicida herzamanki aliskanlikla actigim bir dolu tab'in biri haric hepsini kapattim. Sadece bir sayfa acik biraktim. Ne zamanki onun isi bitti, onu kapatip bir digerini actim. Gün boyunca agir cekimde bir filmin icinde gibi ve bir Japon cay seremonisinde gibiydim. Celiskili görünse de gün sonunda daha cok sey basarmislik hissi hakimdi.

Sincapla yapboz oynarken bir taraftan ona caktirmadan etrafa yayilmis tahta oyuncaklari toplamaya calismaktan vazgeciyorum.

Telefon görüsmesi yaparken ayni anda e-postalarimi kontrol etmekten vazgeciyorum.

Oturma odasindan mutfaga bardak götürürken, koridorda gördügüm sincabin kazagini da cocuk odasina götürmeye kalkismaktan vazgeciyorum.

Bütün gün yaptigim bunun benzeri binlerce kücük sacmaliktan vazgeciyorum.

Daha verimli olmak adina cok islemcili bilgisayarlar gibi ayni anda kirk is pesinde kosmaya ve zihnimi de pesimden kosturmaya ne zaman basladim bilmiyorum. Cok zaman önce Cheaper by the Dozen diye bir sacmalik okumustum. Zamandan kazanmak icin, tras olurken bir taraftan gömlek dügmelerini iliklemeye calisan ve gün be gün bunu artan bir beceriyle yapabilmekle övünen baba, modern isletmenin temel teorilerinden biri olan time and motion study'nin de  kurucularindan sayiliyor. Icinde yasadigimiz tuhaf dünyanin temellerinin nerede atildigini bilin diye söylüyorum. Interneti Zen budistleri gelistirseydi, tarayicimin ayni anda birden cok pencere acabilme özelligi olmazdi, bundan eminim.

Bazen gercekten de "ayir bizi bogazici!"


 

Salı, Ekim 05, 2010

Pazartesi, Ekim 04, 2010

Kaostan Uzak: Eskiden yazdiklarim

Üsenmeyip eski yazilarimi taradim. Daginiklik ve zamansizlik üzerine kimi durum tespiti, kimi cözüm önerisi iceren bazi yazilar buldum. Buyrun:

Pazar, Ekim 03, 2010

Ekim - Kaostan uzak !

"Organized Chaos" by BBCWorldService

Ekim ayinin konusu "kaostan uzak".
Kaos kötü bir sey midir? Özünde belki de hayir.
Fakat ben günlük yasamda, evimizde, is yerinde hüküm süren karmasadan, zamansizliktan, herseyin birbirine girdigi, icinden cikilmaz büyük bir dügüm oldugu ve insana güclü bir "bir seyler yapmali" duygusu veren durumlardan bahsediyorum. Sadelik ve huzurun adinin bile okunmadigi durumlardan ve yasam alanlarindan...

Tanidik geliyor mu?
Iyi, klübe hosgeldiniz; sizin ve benim bu ay birlikte yapacagimiz seyler var o zaman.

Ilk is olarak yasamimizdaki sorunlu alanlari belirleyerek baslayabiliriz.
Ben benimkileri coktandir aklimda bir listeye yazdim bile.

Sunu belirtmeliyim:
Basit yasamakla, zaman yönetimi ve verimli is yapmanin kesisim noktalari cok. Yasamimizi kaostan uzak tutabilmek icin kismen iyi bir zaman yönetimi , biraz da verimlilik ise yarayabilir. Ama bir noktadan sonra yollarinin ayrildigini da belirtmeliyim. Eger bir seylerin yasamimizdan asip tastigi hissine kapiliyorsak biri  (simple living) "o fazlaliktir, kurtul ondan" der, digerleri (zaman yönetimi ve verimlilik) "sen yasamini, zamanini verimli yönetmiyorsun, gel sana yardim edelim, hepsini de yapabilmenin, kaynaklarina 3 koyup 5 almanin yollarini gösterelim" der. Bu ay sorunlarimi cözerken bu iki anlayis arasinda bir denge kurmaya calisacagim. Cözümlerin sadece yasamimi daha iyi yönetmemi saglamasi degil; minimalist, dogayla uyumlu, cevre dostu olmasina da calisacagim.

Ay sonunda yasamimda daha cok düzen, daha az karmasa umuyorum.

Cuma, Ekim 01, 2010

Eylül ayini özetleyelim

 "Plastiksiz" temali Eylül ayini bir özetleyeyim. Öncelikle gecen ay bu konuda yazdiklarim:

Peki evimiz tamamen plastiksiz mi simdi? Hayir! Büyük yalan olurdu bunu söylemek. Ama bu konuyu bir kez daha gündemime almis, biraz daha bilgilenmis, bir kac ihmal edilmis adimi atmis, unuttugum bazi seyleri hatirlamis oldum. Hep aklima takilan bazi seyler aydinlandi. Ve fakat ondan daha fazla da yeni soru var aklimda. Özetle bu is bitmedi, bitmez. Eylemlerim devam edecek!

Bir sonraki yazi Ekim ayinin temasi hakkinda olacak. Sıkı durun! Bambaska bir konuyla ucusa (ya da bambaska bir konuya dalisa) geciyoruz!