"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Perşembe, Haziran 30, 2011

Chelidonium majus / Kırlangıç otu

photo by Anne Tanne
Chelidonium majus
Greater celandine / Schöllkraut / Kırlangıç otu
Kesfine ilk ciktigim bitkilerden biridir. Patika kenarlarinda yoluma cikardi ama yapraklarinin neden mese yapragina benzedigini sordugumda hic yanit vermezdi... Bugüne dek neden hic bahsetmemisim, hayret.

Tohumlarini dünyaya yayma konusunda karincalarla anlasmasi vardir. Yol kenarlarindan daha beklenmedik yerlerde de, örnegin agac gövdelerinde, duvar ve tas catlaklarinda arz-i endam etmesi bundandir.

Türkce adi tesadüfi degil. Latince adindaki "Chelidon" Yunanca'da "kirlangic" demek. Anlatildigina göre kirlangic kuslari , yeni dogmus yavrularin gözlerinin üzerine bir kücük dalcik kirlangic otu koyarlarmis, bitkinin sapsari renkli sütü gözleri acabilsin diye.  Fakat ayni süt insanlar icin zehirli, bunu da unutmamak gerek. 

Lysimachia ve Alman ciftci/köylü bahceleri

Lysimachia punctata
photo by blumenbiene

Bu bitkiyi cevrede, özellikle bahcelerde cok görüyorum. Dimdik duruslu, sari ve cok güzel :) Elimdeki doga kilavuzundan baktim; tam türünden emin olamadim. Lysimachia vulgaris ya da Lysimachia punctata. Ikincinin ciceklerinde Latince adindan da anlasilacagi üzere kirmizi benekler varmis. Bir de L. punctata'da  , L.vulgaris türüne göre cicek sapi daha uzun, cicekler de daha iri oluyormus.

Almanca adi Gilbweiderich, Ingilizce adi Loosestrife. Türkce adlari biraz karisik. Internette en cok kargaotu adina rastladim. Herhalde böyle biliniyor. Vikipedi'ye bakilirsa, Azeri adi da ilginc: "Koyunbogan". Ayni cinse ait, daha cok su kenarlarini seven ve dik cicek sapina sahip olmayan bir tür (L. nummularia) ise Sarikiz diye biliniyormus. Bence bütün aile icin bundan daha uygun bir isim olamazdi :)

Hangisi olursa olsun, bahcelerde öbek öbek grup halinde durusu cok dikkat cekici. Bahceyi görsel olarak bölümlere ayirmak icin dogal ve hos bir yöntem.

L. punctata grup fotografi :)
photo by purrpl_hase
Kilavuzda yazdigina göre geleneksel Alman ciftci/köylü bahcelerinde (Bauerngarten)  cok kullanilirmis Lysimachia punctata. Aslen Balkanlar kaynakli oldugu ve Almanya'da dogal ortamlara yayilisinin tahminen ciftci bahceleri üzerinden oldugu da belirtiliyor. Benim gördügüm bahcelerdeki varligi da eski bir aliskanligin devami olmali öyleyse. Bitkilerin ilginc yayilim hikayelerine güzel bir örnek daha.  

Yeri gelmisken Alman ciftci/köylü bahcelerinden de bahsedeyim kisaca. Genellikle sebze, sifali ve yenebilir otlar ve  ciceklerden olusan; tüm türlerin belli bir görsel estetik kurali izlenmeden, cogu zaman dip dibe yetistigi bahceler. Dar mekanda islevsel bitki yetistirme girisiminin sonucu; kismen yabani veya terkedilmis izlenimi yaratabiliyor  ama kendi icinde bir estetigi de barindiriyor. Acikca bir yerde yazdigini okumadim ama bitki secimlerinde islev ve estetigin bir arada gözetildigini saniyorum. Ekinezya, kadin mantosu, papatya, hodan, karanfil, vb. gibi... Ayrica kardes bitki uygulamalari da varmis bilindigi kadariyla. Tam hayalini kurdugum bahce :) Hatta ünlü Alman "manastir bahceleri"nin cikis noktalarinin da köylü bahceleri oldugu söyleniyor. Manastir bahceleri de hep merak edip arastirmak istedigim bir baska konu.

"Bauerngarten"larin Anglosakson kültürdeki karsiliklari sanirim cottage garten. Ister istemez bizim kültürümüzdeki denginin ne oldugunu düsünüyor insan. Özel bir adi olmasa da sanirim her kültürde var bu tür bir bahce ve bahcivanlik anlayisi.  Cocuklugumdan benzer bahceler animsiyorum.  Küresel çim çöllerinin bahçeleri ele geçirisinden önceki zamanlar... Yine de durum umutsuz degil. Bir benzerini  son Türkiye seyahatinde gördüm hatta...

Asagidakiler sözkonusu "Bauerngarten"'lara tipik bir kac örnek:

photo by franziskas garten

photo by wortseglerin

photo by frauelster

Çarşamba, Haziran 29, 2011

Homeopati 201 :)


Aconitum / Monkshood / Eisenhut / Kurtbogan
Dügüncicegigillerin karanlik yüzlü üyesi.
Bilinen en zehirli bitkilerden biri.
Photo by Dandelion und Burdock

Bu yazinin sadece uzunlugu degil, "bilim dışılık"ta ulasacagi nokta icin de simdiden özür dilerim degerli okuyucu. Her zaman yaptigim islerden degildir.
Gercekten.
*
Homeopatiyle ilgili okudugum bir kac kitap ve yazidan notlar ve araya sıkışmış mantik yürütmelerim...
Sadece genel bilgi notlari olarak okunmali. Tibbi tavsiyeler olarak degil...
*
Enders' Homöopathie für Kinder (Dr. med. Norbert Enders, 2008)
  • Kitabin yazari bir tip doktoru. 10 yil boyunca ortodoks (=kati) tip uygulamalarinin bir temsilcisi yani bildigimiz türden bir doktormus. Sonra homeopatiye dönmüs. Dr. med. Mathias Dorcsi'nin ögrencisi olmus. Sadece homeopati degil, baska konularda da, klasik tibbin söylevlerine alismis bizleri irkilten görüsleri var. Dünya görüsünüze bagli olarak cocugunuzu ya mutlaka götürmek isteyeceginiz ya da bucak bucak kaciracaginiz türden bir doktor. 
  • Dr. Enders homeopatik uygulamalari ikiye ayiriyor. Birincisi akut durumlarda, ihtiyac halinde, gecmiste pek cok kez denenmis ve basarisi görülmüs homeopatik ilaclarin kullanimi. Bu anne-babalarin da yapabilecegi bir sey. Bebeklerde dis cikarma sıkıntılarına karsı papatya kürecikleri kullanmak gibi. Ikincisi ise "Konstitution" tedavisi. Homeopatide her bireyin (ve tabii cocugun) fiziksel ve ruhsal acidan genel özelliklerini gösterdigi bir "konstitution" oldugu ve bunun da dogada belli bir bitki, hayvan ya da mineralde bir karsiligi oldugu savunuluyor. Konstitution tedavisi bireyin genel özelliklerinin ve kronik hastalik tablosunun neye uydugunu belirleyerek, bu madde ile yapilan kökten tedavi. Bunun mutlaka tecrübeli, egitimli bir homeopat tarafindan yapilmasi gerekiyor. Anne babalarin oradan buradan okuyarak uygulayacagi bir sey degil.    
  • Dozajla ilgili yaklasim bugüne kadar bildigimizden cok farkli: "Sifali ivme tek bir damla  ya da kürecikle bile 20 ya da 100 kürecik/damlayla erisebilecegimiz kadar güclü baslatilabilir. Ilacin kalitesinin miktarla bir ilgisi yoktur. Burada bakis acisimizi degistirmeyi ögreniyoruz: Saglik bir miktar meselesi degildir. Miktar ölcülebilir, saglik ise bir takdir (degerlendirme) meselesidir."
  • Baslangic seviyesinde uygulayicilara D6 ve D12 gibi orta seviye potenz'ler (dilution, seyreltme) öneriliyor. Bu seviyede "bir doz" 3-5 kürecige denk geliyor. Yenidoganlar icin 1-3 kürecik. 
  • Hastalikla ilgili farkli bir bakis acisi daha: Hastalik biz yetiskinlere cocuklarimizi ve onlarin dünyayla basa cikabilme yöntemlerini daha iyi tanima olanagi tanir. Her hastalik dinleyip almamiz gereken bir mesaj getirir.
  • Alerjiler  hakkinda: Homeopatik bakis acisina göre alerjenler (yani alerjik reaksiyon verdigimiz seyler) rahatsizligi baslatan, ona yola acan seyler degildir (initiator); rahatsizliga isaret eden seylerdir (indicator). (Biz de haberciler demistik zaten...)
  • Ates hakkinda: Atesin farkli farkli türleri oldugunu ve her tür atese karsi ilik su kompreslerinin tavsiye edilemeyecegini savunuyor yazar. Bazi ates türlerinde (örnegin Belladonna atesi) cocugun sicaga ihtiyac duydugunu... Ates hassas konudur, kimi cocuklarda havaleye yatkinlik digerlerinden daha fazladir. Dolayisiyla kimseye bu konuda tavsiylerde bulunma hakkini kendimde görmem. Fakat bunu özellikle not düsüyorum, cünkü son 3 yildir  anne olarak yogun sekilde oglumun atesini gözlemek ve üzerinde düsünmek durumunda kaldim; cok  benzer kisisel tecrübelerim var.   
  • Asilar hakkinda: Acikca yazmasa da yazarin asilara karsi olduguna dair bir izlenim edindim. Söyledikleri sunlar:
    • Asilar bagisiklik sistemi icin bir şok durumudur. Sadece her acidan saglikli cocuklar asilanabilir.
    • Özellikle bagisiklik sisteminin tam gelismis oldugu zamanin beklenmesi gerekir. Bagisiklik sisteminin tam gelisimi ise nadiren ilk 12 ayda tamamlanir. 
    • Asi sonrasi yasanabilecek sıkıntıların daha iyi anlasilabilmesi icin, cocugun asilanmasinin konusmaya baslamasindan sonraya birakilmasi daha dogru olur.
    • Karma asilar yerine tekli asilama önerilir. 
    • Her cocugun ve her bireyin farkli olusundan yola cikarak, ülke genelinde tek bir asi plani izlenmesi dogru degildir.
    • Her anne baba asilarin yarar ve zararlari konusunda iyice arastirip, hangi asilari ne zaman yaptiracagina (ya da yaptirmayacagina) karar ver(ebil)meli; her iki durumda da kararinin olumlu ve olumsuz sonuclarinin sorumlulugunu kisisel olarak tasimali, tasiyabilmelidir.  Almanya'da yasayan ve bu konularda düsünen anne-babalar icin bir bilgi: Almanya'da asi zorunlulugu yokmus kitapta belirtildigine göre. Türkiye'de tam durum nedir?
    • Asilarin olasi yan etkilerinin  veya bilinen cocuk hastaliklarinin (kizamik, su cicegi, vb) tedavisinde kullanilan homeopatik ilaclar varmis bu arada. Hic gerekmemesi dilegiyle...
  • Tibbi görüntüleme yöntemleri hakkinda: Burada yazar tanidigim hicbir doktorun dile getirmedigi seyleri söylüyor. Ciddiyetle kabul etmeden önce arastirilmasi gereken detaylar...
    • Röntgen: Kirik kemiklerin tespitindeki önemi yadsinamaz ama röntgenin özellikle cocuk bedeni icin zararli oldugu uzun zamandir biliniyor. Röntgen cekimlerinin %75'i teshis  icin ya gereksizdir  ya da cok gerekli degildir.
    • Sürekli ultrasonlar: Yazara göre, ultrasonik teknolojiyi kullanan denizalti araclarinin bulundugu bölgelerde baliklarin yasayamadigi bilinen gercek. Sorun yüksek isi ve hava kabarciklarinin olusumu. Yazara göre ayni sorunlar anne karnindaki bebek icin de gecerli. Bunlar kendini erken sancilar ya da ultrason sonrasinda asiri bebek hareketleri ile gösteriyor. Dogum sonrasi cocukta konsantrasyon bozukluklari ve sinir reflekslerinde zayiflik gibi sorunlardan bahsediyor. Bunlar kendi hamileligimde aktif arastirmama ragmen hic duymadigim seyler. Ben neyse ki WHO'nin tavsiyesine uyarak tüm hamilelik boyunca sadece üc kez ultrasonlu muayene yaptirdim. 
  •  Kitabin kalan kismi olasi tüm cocuk hastaliklarina ve sorunlarina karsi homeopatik öneriler iceriyor.
*
Homöopathie , 100 Elternfrage (Dr. med Martin Lang):
  •  Bu kitapcigin yazari da bir tip doktoru. Pediatrist. 
  • Neden anne-babalarin homeopatik tedavide  D6/C6 - D12/C12  civarinda potenzle ve akut sorunlarla sinirli kalmasi gerektigini söyle acikliyor: Düsük potenz'ler beden seviyesinde etkili olurken D30/C30 dan itibaren daha yüksek seyreltilmis ilaclar ruh ve zihin seviyesinde etki gösterirlermis. Bu yüzden tam olarak uygun maddeyi bulmak önemli imis.
  • Erstverchlimmerung (ilk kötülesme) ilacin alinmasindan hemen sonra baslar ve sadece bir kac saat sürermis. Bundan sonra belirgin bir iyilesme gözlenirmis. Semptomlar bundan farkli gelisiyorsa bunun ilk kötülesme disinda, hastaliga dair bir kötüye gidis oldugunu kabul etmek v eona göre önlem almak gerekirmis. 
  • Homeopatiyi klasik tibba alternatif degil, destek olarak görmek daha dogruymus. Pek cok ilac tedavisinin yan etkilerini homeopati ile azaltmak/yok etmek mümkünmüs. 
  • Ortodoks tip ilk adimda hastalik ve semptomlarla ugrasirken, homeopatinin ilk sorusu: "Bu hastaligi ceken kisi ne tür biridir?" 
  • Belli güclü kokular homeopatik ilaclarin etkisini azaltiyormus. menthol, kafuru gibi. Sirke, kolali icecekler, kahve , cay ve papatyanin da belli ilaclarin etkisini azaltici yönü varmis.
  • "Homeopatik ilaclarin etkisi daha cok enerji düzeyindedir. Bu yüzden 3 ya da 300 kürecik yutmus olmaniz bir fark yaratmaz. Yaratilan enerji ivmesi pratikte aynidir."  D4 potenzden itibaren madde o kadar seyreltilmis oluyor ki, yanlislikla alinan fazla dozajin olumsuz bir etkisi olasi degil. D1 - D3 arasinda bu risk var ama bu düsük potenzler son kullaniciya satilmiyor olmali.  
*
Bu da yine Berlin'li bir tip doktoru olan Matthias Girke ile yapilan bir söylesiden notlar...
  • "Gecici konseptlere degil, bireye dayanan bir tibba gereksinimimiz var. Bir hastalik hicbir zaman tek sebepli degildir; arkasinda genellikle cok sayida bireysel ve sosyal faktör yatar. Insanlar bu sorularla ne kadar mesgul olurlarsa, tedaviye yönelik eylemler o kadar basarili olur."
  • "Sadece "bulgu tibbi" insani bir tip degildir; cünkü insan organlarindan daha fazlasidir."  
  • "Placebo etkisi bütün ilaclarda vardir ve bir ilacin iceriginin ötesinde, etkisini belirleyen baska faktörlerin de oldugunu gösterir."
  • Homeopatiyle ilgili ve kismen duygusal yürütülen tartismalarda genellikle su unutuluyor ki, seyreltilmis ilaclarin kullanilma gecmisi binlerce yil öncesine dayaniyor.
  • Insan bünyesinde de son derece kücük miktarda ama cok yasamsal etkisi olan maddeler var. Serbest tiroid hormonlarinin kandaki orani 100 ml 'de bir nanogramm (yani 10 üzeri eksi 9 oraninda) dir. Konu ilgili maddenin miktari degil, tasidigi mesajdir. Önemli olan maddenin taneciklerden mi olustugu yoksa sürecsel bir anlayis mi gelistirmemiz gerektigidir.
  • Maddenin de kimyasal formülü ötesinde bir hikayesi oldugu ve yüksek seyreltme oranina ragmen bu hikaye ya da bilgiyi tasiyabilecegine dair örnegi: "Bir sey okudugumda, yazili olan seyin anlamini mürekkepte hissedemem. Cünkü bilgi hicbir zaman maddesel degildir. Madde kismi sadece dis kabuktur.   Benim yorumum: Oldukca gelismis bir bilim, uygarlik seviyesinde ama yaziyi tanimayan, bilgi aktarmanin baska türlü yöntemlerini bilen bir toplumdan cikip gelmis olsaydim (örnegin Mars'tan filan) ve birisi bana bir kagidi uzatip "burada ünlü görecelik kanunun tüm detaylari var" deseydi, ben herhalde kagidi ve üzerindeki mürekkebi bir takim analizlerden gecirir ve bekledigim türden bir bilgiye rastlamadigim icin, "burada bilimsel olarak kanitlanabilir hicbir bilgi yok" der gecerdim. Himmmm... 
  •  Son cümle tam olarak kimin emin degilim. Girke'nin mi yoksa yazinin son kisminda adi gecen Rudolf Steiner'in mi? : " Hastalik tamir edilmesi gereken bir bozukluk degil, degisim ve gelisime yol acan bir durumdur."  Zeynep'cigim, bu muydu senin de demek istedigin?
*
Simdi buraya kadar sabirla okumus degerli okuyucuya kendi deneyimimden bahsedeyim:
 Dogumdan hemen sonra hastanede verilmis Arnika kürecikleri gercekten ise yaradi mi bilmiyorum. Kafamin cok karisik oldugu bir dönemdi ve hemsireler her yarim saatte bir "bundan da günde üc kez", "bunu da her yemekten sonra" diyerek bir seyler tutusturuyordu elime. Neyi neden verdiklerini bile bilmiyordum. O karmasada kürecik (globuli)lerden almayi unuttuklarim oldu. Ayrica dogum sonrasi vücutta su birikmesinin normal iyilesme süreci hakkinda da fikir sahibi degilim ki "evet, ise yaradi" ya da "hayir, yaramadi" diyebileyim.

Okudugum bir kac kitaptan sonra evde Aconitum globulisi bulundurmanin iyi olacagi fikrine kapildim. Aconitum homeopatide aniden cikip gelen yüksek ates icin siddetle öneriliyor. Sincap icin elimizin altinda bulunmasi iyi olur diye düsündüm. Ayrica birdenbire ve siddetle ortaya cikan her sorunda (ister bir kaza, ister aniden gelen bir agri olsun) ise yarayabilecegi söyleniyor. Nasil ki Aconitum bitkisi yarattigi ani ve derin zehirlenme tablosuyla tam bir ilk yardim durumu ise, homeopatik sekillerle seyreltilmis Aconitum da tam bir ilkyardim maddesi yani. Sorun kroniklestikce ise yaramamaya basliyor. Gecen Cumartesi sabahi omzumda siddetli agrilar basladi. Asil sebebini biliyorum ve zaten bir süredir ufak ufak yokluyordu. Ama bu kez baska... Aconitum'un tariflerinde gectigi üzere birdenbire, siddetle ve insani ciddi bir huzursuzluga sürükleyen agrilardan. Evde oldugu icin denemeye karar verdim, 5 globuli aldim. 10 dakika icinde iz bile birakmadan gecmisti! Saskinlikla kayip agrimi arayip durdum ilerleyen saatlerde, bir türlü bulamadim. Ayni gün aksama dogru bu kez siddetli bir karin agrisi gelip buldu beni. Tuhaf olan, ben öyle orasi burasi durmadan agriyan biri degilimdir. Hemen hemen hic agri kesici de kullanmam. Son 15 yildir agri kesici kullandigim tek gün, oglumu dogurdugum gündü. Bunun disinda tüm agrilarimi bekleyerek ve uyuyarak geciririm. Dolayisiyla agri esigimin de yüksek oldugunu varsayiyorum. Aconitum'un etkisini cürütmek icin bunun iyi bir firsat oldugunu düsünerek tekrar 5 globuli aldim. Cünkü göründügümden daha süpheciyim; bir seye tamamen inanmadan önce etrafinda dolanip orasindan burasindan kurcalamadan, mekanizmasini anlamaya calismadan duramam. Sonuc? On dakika icinde bu agri da gecmisti! Yanildigimi, kendimi avuttugumu düsünerek bu agriyi da arayip durdum ama bulamadim tekrar.
Placebo?
Modern tibbin sundugu ilaclardan daha etkili bir placebo öyleyse... Sevdim seni Aconitum :)
Dolayisiyla bu yaziyi da okudugum homeopati kitaplarindan birinde gecen bir cümleyle bitirmek icin dayanilmaz bir istek duyuyorum icimde:
"Deneyim, aciklanabilirligin üzerindedir."

Simdi...
Bütün bunlari yutup sindirebilmek icin biraz sessizlik...

Salı, Haziran 28, 2011

Ne zaman umut gerekli olsa...


Ne zaman umut gerekli olsa, bu fotografa bakmaya karar verdim.
Hikayesi biraz uzun.
"Saksi"yi daha önceden animsayanlar olabilir, bir iki kez bahsetmistim. Bilmeyenlere tanistirayim: "büyük saskinliklar kabi"

Bu kez konumuz her halinden demir eksikligi cektigi belli olan limoncuk degil (Bkz. sol alt köse). Saksiya yayilmakla mesgul, adini bilmedigim istilaci sukkulent de degil. Meyveleri hasat edilip budandigindan beri garip garip duran bibercik de degil (Sag üst köse).

Bu kez konumuz üstte sol tarafta görülen kücük orman sarmasigi yapragi. Bilimsel adiyla Hedera helix. Vikipedi'ye bakilirsa duvar sarmasigiymis adi; "orman sarmasigi" demeyi daha cok severim. Almanca ve Ingilizce adlari ise  sasirtmacalidir, eglenceli gelir bana :) (Efeu , "Efoy" diye okunur, Ivy ise "Ayvi" ) 

Diyecegim o ki, orman sarmasiginin adlarini da, kendisini de severim. Mütevazidir, cok sey beklemez. Bahcenin az günes gören, gölgeli köselerine bile itirazi olmaz. Buldugu ilk agaca, duvara tirmanmaya baslar.  Görkemli agaclara sarilip gitmis hali olaganüstüdür, ama evde bile yasar. Cicege benzemeyen ciceklerini, meyveye benzemeyen meyvelerini severim. Almanya'daki koyu yesil halini bir ayri,  Türkiye'deki acik yesil halini bir ayri severim.

Uzun zamandir evde bir orman sarmasigi yetistirmek istiyorum. Söyle yaklasik bir 6 yildir kadar :) Duydum ki yetistimesi cok kolaymis. Buldugun ilk yerde kücük bir dalini kir, eve getir, suya veya topraga koy, köklensin, tamamdir. Bunu duydum ya, ille kendim yetistirecegim. Marketler  tanesi  1 Euro'dan bile ucuza satilan minik orman sarmasigi saksilariyla dolu. Inadim inat, ben kendim yetistirecegim.

Ilk engel cekimser ve prensip sahibi bahcivan halleri. Ben öyle gidip buldugum ilk bahce duvarindan hedera helix koparamam. Sahibinin yerine koy kendini. Her önüne gelen bir dal koparsa ne olur?  Öyleyse ormandan koparalim. Orman mi? O belki olur. Boyumuzun yetistigi yerlerde uygun dal bulursak...

Gel zaman git zaman bir kac deneme yapiyorum. Basaramiyorum.
Gecen sonbahar-kis civari birisi bahce kapisinin kenarindaki sarmasiklari temizleyip buduyor. Yere düsmüslerden bir parca alip eve getiriyorum. Izleyen günlerde belediye nehir kenarinda su tasmalarini önlemek icin büyük bir düzenleme yapiyor. Kiyida ne kadar agac, agaccik varsa kesiyor. Oldugu yere de birakiyor. Bazilarinda hala sarmasiklar sarili. Koca bir demet toplayip eve getiriyorum. Bu kez olacak! Hem vazoya doldurup dekorasyon yapiyorum onlardan, hem de suya saksiya birer tane koyuyorum köklensin diye.

Olmuyor.
Gerci Hedera suyu, topragi gördü mü, uzun zaman solmadan, kurumadan dayanan bir bitki. Ama köklenmiyor. Yapraklari bir bir kuruyup  gidiyor uzun haftalar sonunda. Bir gün Hedera yetistirmekten umudumu kesmiyorum ama kuruyup gidenlerden yana umudum kalmiyor.

Türkiye'den döndükten bir süre sonra (yani bu anlattiklarimdan en az üc ay sonra) büyük saskinliklar kabi yapacagini yapiyor yine. Sapkasindan tavsan cikaran sihirbaz pervasizligiyla minicik bir orman sarmasigi yapragi armagan ediyor bana. Kuruyup gitmis Hedera yapraklarinin tam dibinden...

Nefesimi tutuyorum. Düsünüyorum. 20x11 boyutunda bir kap bu ve icinde mucizelerin ardi arkasi kesilmiyor. Disarida kaldirim boyunca uzayip giden bahcelerde, daha ötesinde nehir kenarinda, bu sehrin ötesinde ucsuz bucaksiz cayirlarda, bu dünyanin balta girmis ve girmemis ormanlarinda her saniye olup biten mucizeleri hayal bile edemiyorum.

Karar verdim; hicbir seyden umudumu kesmiyorum.

Pazartesi, Haziran 27, 2011

Altin Madenciligi Temel Veriler (nodirtygold.org'dan)


Ne kadar cok sey bilirseniz, altin o kadar az isildar...

nodirtygold.org sitesindeki Gold Mining Fact Sheet'te altin madenciligi hakkinda verilen kisa bilgilerin hizli cevirisi. Orijinalinde verilen bilgilerin kaynak ve referanslari da var. Zamaniniz olursa suna da bir bakin. Olmazsa da sorun degil, ben buradan yayina devam edecegim zaten.

Altin Madenciligi Temel Veriler:

• Tek bir altin yüzük ardinda ortalama 20 ton maden atigi birakir.

• Altini ayristirmak icin siyanür ve diger öldürücü toksik kimyasallar kullanilir. Ortalama büyüklükte bir altin madeni yilda 1900 ton siyanür kullanir. Pirinc büyüklügünde siyanür insanlar icin, bundan daha azi ise baliklar icin ölümcüldür.

Benim notum: Bergama Ovacik ve Usak Kisladag madenlerinde siyanür kullanildigi ve Kaz Daglari'nda da niyetin bu oldugu biliniyor. Kütahya Gümüs köyündeki gümüs madeninde de siyanür kullanildigini biliyoruz zaten.  Diger altin madenlerindeki üretim tekniklerini bilmiyorum. Türkiye'de nerelerde siyanür ve diger toksik maddeler madencilikte kullaniliyor sorusunu yanitlayan bir liste yok tabii ki. Internetten bu konuda arastirma imkani kisitli. Türk kaynaklarinda hemen hemen hicbir sey yok, güncel degil. Örnegin MTA'nin sayfalarinda sadece Bergama Ovacik madeni var isletildigi söylenen. Diger altin madenlerinin adi bile gecmiyor. Isletici firmalar daha cok marketing amacli sayfalarinda acikca siyanürden bahsetmiyor tabii ki. ancak dünyada altin madenciliginde bugün %82 oraninda siyanür kullanildigini okudum. Sebep? Düsük maliyet!

• Metal madenciligi 2008 yilinda A.B.D.'nde tüm toksik madde saliminin %25'inden sorumlu oldugu raporlanan bir numarali toksik kirletici idi.

• 2008 yilinda A.B.D'nde madencilik, arsenik atiginin yaklasik %80'inden, civa atiginin % 89'undan ve kursun atiginin %86'sindan sorumluydu.

Acik altin madeni ocaklari (Open-pit gold mines) dogal arazi seklinin yok olmasina, cok büyük kraterlerin olusmasina ve dag zirvelerinin düzlesmesine yol acar.  Acik maden ocaklari devasa büyüklüktedir. Dünyanin en büyük acik maden ocagi, Utah'taki Bingham Canyon madeni, uzaydan görülebilmektedir.

Benim notum: Bergama Ovacik altin madeni ilgili firmanin web sayfasinda anlatildigina göre "Türkiyenin maden açık işletmeleri arasında en derin ocaklardan biridir.Ocak derinliği 155 metredir." ve sonra doldurularak fistik camlari ile rehabilite edilmistir (?) . Gümüshane Mastra altin madeni de kismen acik ocakmis. Balikesir Havran Altin Madeni de acik ocakmis ve 2010 yilinda kapatilmis, böyleyken böyle olmus. 16.000 fistik cami ve kizilcam ile rehabilite edilecekmis.  Insan elinin dogayi rehabilite etme cabalarina oldum olasi mesafeliyimdir. Buraya da bir soru isareti (?) . Usak Kisladag altin madeni isletici firmanin web sayfasinda belirtildigine göre Türkiye'nin en büyük altin madeni ve acik ocakmis. Su anki berbat görüntüsü söyle. Izmir Efemcukuru'nda isletilmesi planlanan maden kapali yeralti madeni olacakmis ("neyse ki" mi diyelim?) . Kaz Daglari'ndaki olasi madenin isletim sekline dair bir sey bulamadim.

• Altin madenciligi  maden iscileri icin de zararlidir. Maden iscileri küresel isgücününü cok kücük bir oranini olusturmakla baraber, küresel olarak is kaynakli ölümlerin %3'ü (yani yaklasik günde 30 ölüm) bu sektörde görülür.

•  Altin madenciliginde cok su kullanilir. Ortalama bir altin madeni büyük bir Amerikan sehrinin nüfusunun yillik temel su ihtiyacina denk miktarda su kullanir.

Benim notum: Su en önemli zenginligimiz. Önümüzdeki yillarda temiz su kaynaklarinin altindan ve petrolden bile degerli olacagi söyleniyor. Global su sorunu hakkinda bilgilenmek icin buraya.

• Altin madenciligi hava kirliligi ve sera etkisine yol acan  kömür ve diger fosil yakitlardan elde edilen büyük miktarda elektrik enerjisine gereksinim duyar. Ortalama bir altin madeni tüm Rhode Island eyaletinin kullandigi kadar elektrik kullanir. Avustralya'daki Olympic Dam bakir-uranyum-altin madeni isletilebilmek icin, güney Avustralya'nin bugünkü elektrik arzinin yarisina ihtiyac duyacaktir.

• Altin madenciligi yabani yasam alanlarini , önemli ekosistemleri ve biyolojik cesitliligi yok eder. Küresel olarak tüm aktif altin madenlerinin ve arama sahalarinin dörtte birinden fazlasi bir dogal parkin, barinma alanlarinin ve diger koruma altindaki dogal alanlarin icinde ya da cevresindedir.

Pazar, Haziran 26, 2011

Sukkulent kokteylinde son durum



Kokteyl ögretmenim Asortik Krep'e sevgilerimle... (bkz. 1, 2)
Altta : Mavimsi acik yesil tombul yapraklar:  Sedum burrito
Ortada: Lithops / Yasayan taslar /Lebende Steine
Üstte: Koyu yesil yaprakli. Satin alirken adini söylemislerdi , ben not etmeyi unutmusum. Burayi sevdi; müthis yayilmaci.

Sag altta:  Tek dal halinde Portulava grandiflora (Portulakröschen). Türkce'de "kedi tirnagi" deniyor sanirim.  Markette saksilar icinde satiliyordu. Kirilip kenara düsmüs bir dal gördüm. Seytan dürttü, saksiyi alacagima dali alip eve geldim. Icim biraz huzursuz ama sukkulentleri taniyan her bahcivan da benim yaptigimi yapardi zaten. Bakalim tutacak mi?
Sag ortada: Ne oldugunu bilmedigim bir bitki. Sukkulent oldugundan neredeyse eminim. Sokakta buldum. Yavas büyüyor.
Sag üstte: Tekrar bir parca Sedum burrito. Kendi kücük saksisindan buraya tasirken sincabin ilgiyle atilmasi sebebiyle kirilan parcaydi. O da ayrica tuttu.

Cuma, Haziran 24, 2011

Homeopati 101 :)

photo by nerxs

Homeopati bilimsel olarak kanitlanmis olmasa da, ilgiyle takip ettigim ve kapimi kapamadigim tedavi yöntemlerinden biri. Ilk kez 19. yüzyilda Alman hekimi Samuel Hahnemann tarafindan gelistirilmis. Almanya'da bazi hastanelerde klasik tibbi destekleyici olarak kullaniliyor. Doktorlar homeopatik ilaclari recete edebiliyor, eczanelerde recete ile veya recetesíz satin alinabiliyor. Tip uzmanliklarina ek olarak homeopati konusunda egitim görmüs ya da uzmanlik almis hekimler var.

Uzun zamandir bu konuda okumak icin bir kitap ariyordum. "Die magische 11 der Homöopathie" karsima sık sık cikan bir kitapti. Biraz piyasaya yönelik cep kitabi hali, ondan kacinmama sebep oluyordu. Sonunda tam olarak aradigim gibi bir kitap bulamayinca, onu okumaya karar verdim. Sade, anlasilir dili ve kullandigi basit sistematik, giris seviyesi icin oldukca iyi. Kitap homeopatide en yaygin kullanilan 11 "ilaci", insanoglunu mesgul eden 11 bedensel ve ruhsal hastalikla eslestirerek anlatiyor. Her birine de bu rahatsizligi gidermek icin 3 eslikci homeopatik madde daha ekliyor.

Burada kitaptan aktaracaklarim sadecec unutmamak icin aldigim notlar. Tamamen genel bilgilenme amacli. Tedavi tavsiyesi olarak okunmamali (olamaz zaten); hekim görüsü olmadan denenmeye kalkilmamali. Homeopatik "ilaclar" bitkilerden, hayvanlardan ve minerallerden yani dogadan elde edilen; arsenik, kurtbogan, güzelavrat otu gibi kimileri normal dozajinda öldürücü derecede toksik olan maddelerin, bilimsel olarak varligi kanitlanamayacak derecede seyreltilmesiyle elde ediliyor. Normal dozajda (yani o bitkinin kökü, bu bitkinin yapragi direk kaynatilarak) ayni yarar görülemeyecegi gibi ciddi zararlar da görülebilir. Baslamadan önce not düsmek istedim.
  • Homeopati (ya da homeopatik ilaclar) rahatsizligi dogrudan tedavi etmez. Vücuda sahip oldugu "kendi kendini iyilestirme" gücünü aciga cikarabilmesi icin ilk sifali ivmeyi verir. Böylece klasik ilaclarin yaptigi gibi semptomlari siddetle bastirmak yerine, organizmada zaten var olan gücü yumusakca düzenlemis ve aktive etmis olur.
  • Homöopathie (ya da Ingilizce Homeopathy) sözcügü Yunanca'dan. Yaklasik "benzer rahatsizlik" demek. Cünkü Hahnemann'in teorisine göre, saglikli bir insanda belli rahatsizliklara yol acan bir madde uygun sekilde hazirlandiginda (seyreltme vb) ayni hastaliga sahip bir kisiyi de sagligina kavusturabilir. Kitaptaki ifadeyle "Hahnemann her bir rahatsizlikta tam olarak denk gelen maddenin  beden ve ruha dogal dengelerini geri bulmak üzere vücudun bagisiklik sistemini aktive edecek ilk iyilestirici ivmeyi verdigini varsaymaktaydi" 
  • Homeopatinin 20. yüzyilda anladigimiz sekliyle uygulanmasina ve hastanelerde kullanilmasina ön ayak olan kisi Prof. Dr. Mathias Dorcsi (1923-2001).
  • Rahatsizligin mümkün oldugunca basinda , örnegin ilk belirgin semptomda homeopatik tedaviye yönelmek basari oranini arttirir.
  • Uzman bir homeopata danismadan evde kullanilabilecek dozaj (Potenz deniyor) D12. Bu, yan etkiler dogurmadan yeterince güclü bir iyilestirme ivmesi saglayabilecek kadar düsük oranli bir seyrelti.
  • Belli bir rahatsizlikta hangi ilacin dogru oldugunu belirlemekte yardimci üc soru:
    • Hangi sikayetler var?
    • Baslatan etken neydi? (Sicak, soguk, stress, hava akimi vb)
    • Hangi etkenler iyilesme ya da kötülesmeye yol aciyor? (Dinlenmek, hareket, günün belli saatleri, sicak soguk vb.) -> Bunlara "modality" deniyor.
  • Dolayisiyla homeopatide kisinin kendi bedenini ve onun rahatsizliklarini iyi gözleyip algilayabilmesi önem kazaniyor. Kisinin rahatsizligini ve onu arttirip azaltan faktörleri bir baskasindan daha iyi bilecegi görüsü var. Hasta pasif degil, aktif. Sorun da genel degil, bireysel. Ya da baska deyisle, sorun yok, bir bütün olarak birey var.
  • Homeopatinin 4 farkli uygulanis sekli var:
    • Kendi kendine tedavi (self medication), semptoma yönelik, tek ilacla 
    • Birden cok homeopatik ilacin birlikte kullanimi
    • Akut ve kronik sorunlarda klasik homeopati uygulamalari
    • Klinik uygulamalar
  • "Homeopatinin 3 sütunu":
    • Benzerlik prensibi : benzeri benzerle tedavi etme
    • Saglikli insanda test: Ilacin saglikli kisideki etkilerinin kontrollü test edilmesi
    • Potentisation: Seyreltme;  1:10 oraninda seyreltme D1, ardindan tekrar 1:10 oraninda seyreltme D2. Bu sekilde D12'ye dek seyreltiliyor. Ayni sekilde 1:100 oraninda seyreltme C1 olarak adlandiriliyor. 
  • Alinan homeopatik ilacin ise yarayip yaramadigi nasil anlasilir?
    • Sikayetler belirgin sekilde azalmissa, genel durum daha dengeli, güclü , canli .. ise kullanilan ilac dogrudur ve ise yaramistir.
    • Sikayetler degismeden kaliyorsa ya da daha da kötülesiyorsa, genel durumda da iyilesme yoksa kullanilan ilac duruma uygun degil demektir. (Burada ilginc homeopatik kavramlardan birine dikkat etmek gerek: Almanca Erstverschlimmerung deniyor. Ilk kötülesme, ön kötülesme denebilir. Ilac kisa süreligine (bir kac saat icin), tedavi etmesi beklenene benzer ama ondan daha hafif bir sikayet tablosuna yol aciyor. Ilaci kullanmaya devam edilince sikayet hafifliyor ya da tamamen ortadan kalkiyor. 
    • Sikayetler bir süreligine kesilmis, ardindan tekrar baslamis ya da sekil degistirmis olarak tekrarlamissa, homeopatik ilacin görevini gördügü ama yeni bir ilacin gerektigi anlami cikarilir. Homeopatik anlayisa göre sikintilarimiz bir soganin kabuklari gibi. Bir ilacla bir kabugu soydugumuzda, daha ic kabuklar aktive olabiliyor. Bir de bu anlayista "en son gelen sikayet en önce gider" deniyor. Rahatsizligin ilk basinda olusup sonra unutulmus, hafiflemis bazi sikayetler tedavi asamalari boyunca geriye dogru gidildikce kisaca tekrar ortaya cikabiliyor.   Bunlar uzman bir homeopatin yorumlayip yaklasim getirebilecegi durumlar. Yukarida sayilan 4 homeopati yaklasimi da bu yüzden var.
  • Homeopatik ilaclarin, özellikle D12 gibi düsük dozajlarinin yan etkisi yok. Yanlis ilac kullanilmissa bir zarari yok. Sadece ise yaramamis olur. Hamilelerin kullanmadan önce doktora danismasi gerek. Cünkü bazi homeopatik ilaclar kanamaya sebep olabiliyor (dogasi geregi).
  • Homeopatik ilaclar isi, isik ile röntgen ve cep telefonu gibi cihazlarin yaydigi dalgalardan korunmali. Havaalanlarindaki röntgen kontrolleri de zarar veriyor.
  • Berlin Üniversitesi Hastanesi Charite'nin 103 doktorla, her yas grubundan 4000 hasta üzerinde yaptigi arastirmalara göre homeopati bas ve sirtagrilari, alerji ve tansiyon gibi hastaliklarda ise yariyor. Dünya Saglik Örgütü , etkisi ve düsük maliyeti sebebiyle homeopatiyi tavsiye ediyor.
  • Gelelim ünlü 11'e:
    • Kapali yaralar, sis ve morluklar: Arnica (Arnika'yi bana dogum sonrasinda hastanede vermislerdi; su toplamasi sebebiyle. Cocuklara da düsme, carpma vb, yaralar icin veriliyor
    • Mide bagirsak hastaliklari, büyük sehrin stressli hastalari : Nux Vomica (Kargabüken)
    • Kulak-Burun-Bogaz: Ates esliginde iltihap: Belladonna (Güzelavrat otu)
    • Hormon hastaliklari, özellikleri kadinlarda: Pulsatilla
    • Idrar yollari ve böbrek: Apis (Balarisi)
    • Sirt agrilari: Rhus Toxicodendron (K. Amerika'ya özgü zehirli sarmasik)
    • Eklemagrilari: Bryonia
    • Ates, beklenmedik anda siddetle gelen her türlü akut hastalik: Aconitum (Kurtbogan)
    • Basagrilari, migren: Gelsemium
    • Ruh, sinirler, uyku: Ignatia
    • Alerjiler ve cilt: Sulfur (Sülfür)
Bu hastaliklardan biri hakkinda detayli bilgi ya da diger eslikci homeopatik ilaclari merak ediyorsaniz, kisaca yazmaya calisabilirim. Yine genel bilgi olmasi sartiyla tabii...

 Tarafsizlik ilkesi geregi homeopati karsitlarinin görüslerini de ekleyeyim:
  • Homeopati sarlatanliktir.
  • Placebo etkisi disinda kanitlanmis bir etkisi yoktur.
  • Seyreltme sonucunda homeopatik ilaclarda ilk etken maddeden tek bir molekül bile kalmamis olur. Bilimsel olarak kanitlanamaz. Ilac denilenler su ve sekerden ibarettir. Hicbir etkileri yoktur.
  Sizin homeopatiyle ilgili lehte ve aleyhte görüs, bilgi ve tecrübeleriniz varsa paylasir misiniz?

Perşembe, Haziran 23, 2011

Her birimiz kendi icimize bir ceki düzen vermeye calisabiliriz.



photo by matthew fang
  Kücük Güzeldir - Önceligi Insana veren Bir Ekonomi Anlayisi (E.F. Schumacher) adli kitaptan alintilar:


"Sorun, olanaklarimizin neye elverip vermedigi degil, paramizi neye sarfetmeyi yegledigimiz sorusudur."

"Doga, sözün gelisi, nerede ve ne zaman durulacagini bilir. Dogal büyümenin sirlarindan daha büyük bir sir, büyümenin dogal bir bicimde kendiliginden durmasidir. Tüm dogal olaylarda ve olgularda bir ölcülülük vardir. Boyutlarinda, hizlarinda ya da siddetlerinde."

"Bir toplumun yararlandigi gercek bos zaman süresi, kullandigi emekten tasarruf edici makine miktariyla ters orantilidir. Ekonomi profesörleri bu önermeyi sinav kagitlarina gecirip ögrencilerinden tartismalarini isteseler iyi ederler."

"Gandi'nin söylemis oldugu gibi, dünyadaki yoksullara yardim edecek olan kitlesel üretim degil, kitlelerin üretimidir. Ileri düzeyde, cok sermaye-yogun, yüksek ölcüde enerji girdisine bagli ve insan emeginden tasarruf saglayici teknoloji üzerine kurulu olan kitlesel üretim teknigi, tek bir isyerinin meydana getirilmesi icin büyük sermaye yatirimi gereksindiginden önceden bir varlik birikiminin oldugunu varsaymak gereklidir. Kitleler tarafindan üretim sistemi ise tüm insanlarda bulunan paha bicilmez kaynaklari, zeka dolu beyinleri ve ustalikli elleri harekete gecirerek onlari birinci sinif aletlerle destekler. Kitlesel üretim  teknolojisi ic bünyesi bakimindan zorba, cevreyi yipratici, yenilenemez kaynaklar bakimindan kendi amacina aykiri düsen ve insan kisiligini felce ugratan bir nitelik tasir. Kitlelerin üretimi teknolojisi ise, cagdas bilgi ve deneyimlerden en cok yarari sagladigi gibi, ademi merkeziyetcilige acik, cevrebilim yasalarina uygun, kit kaynaklarin kullaniminda dikkatli ve insani makinelerin usagi kilacak yerde ona hizmet etmeye yöneliktir."

Kitabin son cümleleri:
"Insanlar hep sunu sormaktadir: "Gercekten ne yapabilirim?" Yaniti sasirtici oldugu kadar basittir de: Her birimiz kendi icimize bir ceki düzen vermeye calisabiliriz. Bu cabamizda elimizden tutup yol gösterecek olan , degeri tamamen hizmet ettigi amaca bagli olan bilim ve teknoloji degildir; insanligin geleneksel bilgeligindedir aradigimiz yol gösterici."

Çarşamba, Haziran 22, 2011

Küçük mutluluklar: Lavanta


Sincabın anaokulunun yakınındaki iş merkezinin bahçesinde dün budama günüydü. Neden bilmem lavantaları da budadılar ve neden bilmem orada öylece bırakıp gittiler. Ben bırakmadım tabii. Alabildiğim kadarını alıp eve getirdim.

Vazoda lavantalar...
Bugünün küçük mutluluğu bu.

Salı, Haziran 21, 2011

Liken

Foto: Bi dost :)

Vikipedi'ye bakilirsa likenler "başlı başına birer organizma" olmayip, " Mantarlar ve fotosentetik alglerden meydana gelen simbiyotik birliktelikler"mis.

Eski zamanlarda agaclarin ve calilarin dal ve gövdelerinde yetisen likenin, agacin yasam gücünü cektigine inanilir, bahce sahipleri bunlari agaclardan kazimaya calisirmis. Bugün neyse ki, bu adetten vazgecilmis. Cünkü anlasilmis ki, likenler agaclari sadece ikamet icin kullaniyor. Besinlerini onlardan cekmedikleri gibi, baska bir sekilde de zarar vermiyorlar. Genellikle yasli, bakim görmeyen, gölgede kalmis ya da zayif/hasta agaclari tercih ediyorlarmis. Nemli ortamlari seviyorlarmis bir de.

Bir süre önce bir bilgiyle karsilastim. Likenler hava kirliligine karsi cok hassaslarmis. Hatta Vikipedi'de de belirtildigi üzere "Kalabalık şehir merkezlerinde atmosferik kirleticilere bağlı olarak bazı likenler ortadan kaybolur" ve "Böyle ortamlara "Liken Çölü" denir"mis. Dolayisiyla likenler onlari gördügümüz cevrede hava temizliginin bir isaretiymis.

Bunu ögrendigimden beri ne zaman bir liken görsem mutlu olurum.
Ve derin bir nefes alirim.

Ve ne zaman bir liken fotografi görsem, söylenmeden nerede cekildigini bilirim.
Liken Çölü'nde degil elbette, Doğa Cumhuriyeti'nde.

Pazar, Haziran 19, 2011

Eyvah! Koruma!

Bu yazi da Mayis 2010'da ODTÜ Cevre Toplulugu blogunda yayinlanmis:

Altın lobisi kazandı, Kaz Dağları madenlere açılıyor.

Yazinin en can alici  kismini alintiliyor ve saka gibi olan kisimlarinin üstünü ciziyorum:
"Düzenlemeye göre; zeytinlik sahalar içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede, zeytinliklerin bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek tesis yapılamayacak ve işletilemeyecek. Ancak alternatif alan bulunamaması ve Zeytincilik Sahaları Koruma Kurulunun uygun görmesi şartıyla; zeytin yağı fabrikaları, küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri, jeotermal kaynakla teknolojik sera yatırımları, ilgili Bakanlıkça kamu yararı alınmış madencilik faaliyetleri, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri, petrol ve doğalgaz arama ve işletme faaliyetleri için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından izin verilebilecek. Bakanlık, bu yetkiyi gerektiğinde valiliklere devredebilecek. Zeytincilik Sahaları Koruma Kurulu, ilgili bakanlıklar ve sektör temsilcilerinden oluşacak.  " 


Eğip bükmeden açıkça söylemeli: Biz bir 1984 dünyasinda yasiyoruz. Sevgi Bakanligi nefret ve savas isleriyle ugrasir. Bilgi Bakanligi'nin isi gücü gercek bilgiyi yok etmek ve ortama yanlis bilgi pompalamaktir. Cevre Bakanligi cevreyi korumak icin degil, cevreyle alip veremedigi olanlar yararina ortaliga ceki düzen vermek icin vardir. Dolayisiyla birisi Zeytincilik Sahalari Koruma Kurulu kurmaktan bahsediyorsa, ciddi ciddi endiselenmek icin sebebimiz var demektir.

Zeytin yenir, su icilir; altin yenmez, icilmez. Bunu bilmek icin Kizilderili olmaya gerek var mi?

Cuma, Haziran 17, 2011

Kaz Daglari'nin gercek zenginligi topragin altinda degil, üstünde!


  Kaz Daglari'nin gercek zenginliklerinden biri : Teke Sakali
Fotograf: Aerial_B

Türkiye'de ve dünyada altin madenciligi konusunu iyice arastirip kapsamli bir yazi yazmak niyetindeydim ama bir nefeste yazip cikamayacagimi görüyorum. Oysa konu sürekli gündemimde. Sürekli de gündemimizde kalmali.

Asagidaki yazi Aralik 2010'da TreeHuggers'da yayinlanmis. Kaz Daglari'nda isletilmek istenen altin madeninden bahsediliyor:

Mining No Golden Opportunity for Turkey, Mongolia

Türkiye'de zengin ve bozulmamis dogasiyla cevre dostlarinin gözbebegi alanlardan biri olan Kazdaglari altin madenciliginin tehdidi altinda. TreeHuggers'in basliginda vurgulandigi gibi burada da altin madenciligi "altin firsat degil", cünkü siyanür yine basrolde. Herseyden önce bilgilenelim, farkinda olalim. Yoksa Kaz Daglari'na da yazik olacak...

Perşembe, Haziran 16, 2011

Bu fikri sevdim


Sadece eski kumas parcalari ve  bir kac atactan elde edilen sade ama  islevsel kitap ayiraclari.
Bu fikri sevdim. Hem de cok.

Salı, Haziran 14, 2011

Basit


Sincabin anaokulundaki dogumgünü kutlamasinda cocuklara dagitmak icin kagit topaclar yaptim. Aslinda tam üc ay önce karar vermistim yapmaya ama üc gün kala baslayinca tam bir deli isi oldu. Her bir topac icin üc kagit katlanip birlestiriliyor. 60 kagit katladim ince ince. Pastel renkli kagitlar kullandim; akide sekeri gibi oldular bana kalirsa :) Umarim sevmistir cocuklar. Hepsini olabildigince ayri renk kombinasyonlariyla olusturmaya calistim. Orada olup hangi cocuk hangi topaci secti görmek isterdim.

Kagitlari katlarken farkettim:
- "An"a yogunlasma egzersizleri icin kagit katlama harika bir firsat. Hatta neredeyse meditasyon gibi bir sey.
- Insanoglunun elini ve aklini ayni anda mesgul edecek; kücük, basit ugraslara gereksinimi var.
- Kagit harika bir malzeme!
- Insan 20 tane topac yapinca artik aklina iyice yazabiliyor nasil yapildigini, gözü kapali katlamaya basliyor :)
- Bugünlerde blogun basliginda yazan özlü söz var ya: "Bir yapının dehası basitliğinde yatar. Karmaşık bir şeyi herkes inşa edebilir" . O öylesine bir söz degil. Dünyayi böylesine basit, böylesine harika, böylesine islevsel tasarimlar kurtaracak. Bi de güzellik tabii. Gerisi fasa fiso.  

Bu arada bunlar lafta topac degil, tam bir tasarim harikasi. Gercekten dönüyorlar. Su degerli insan tarafindan gelistirilmisler. Suradaki kitap kapagina ve asil Dilek'in surada yayinladigi videoya bir bakmali. 

Pazartesi, Haziran 13, 2011

Kutlama mesaji

photo by maggi_94

4 yil önce bugün, bu saatlerde dogmus iki anneye kutlama mesajimdir:
  • Bilgilenin. Bilgilenmek iyidir. Planlamaya kalkmayin. Planlayamazsiniz. Yönetmeye kalkmayin. Yönetemezsiniz. Sonra hayal kirikligi büyük olur.
  • Kötü gibi görünen kötü olmayabilir. 
  • Dünyanin sonu gibi görünen dünyanin sonu olmayabilir.
  • Her seyin bir sebebi var. Siz benden daha iyi bilirsiniz. 
  • Birbirinizle iyi gecinin. Birbirinize iyi bakin. Her zaman biriniz hakli olacak degil. Arada bir susun da digerinizi bir dinleyin.
  • Iyi gittiniz simdiye kadar. Gurur duydum sizinle. Aynen böyle devam...
  • Tanidigimiz en iyi annelerden birinin cocugunu kendisi dogurmamis oldugunu animsatirim. Bunun üzerinde de biraz düsünün.
  • Kiymetimi bilin. Size benden baska cicek alip kutlama mesaji gönderen de olmaz. Gününüz kutlu olsun.  
  • Hadi bakalim, gevezelige zaman yok. Mesai bekler, isinizin basina...

Cuma, Haziran 10, 2011

Zihniyet yenilenmesi


Posta kutumuzdan simdi de yukaridaki yapistirma cikti. "Almanya yenilenebilir!" yaziyor nükleer enerjisi simgesinden yesil bir rüzgar türbinine dönüsen logonun üzerinde. Sözcük oyunu hosuma gitmedi degil. Bir de su canim vatanimi bir yenileyebilsek...

Fakat bu kez sincabin bisikletine yapistimak konusunda cekimserim. Birincisi zaten bisiklette yapistiracak yer kalmadi. Ikincisi ve daha önemlisi, gecen gün lafta kalmayip uygulamaya gecmek adina bir arastirma yaptim, aklima takilan seyler var.

Belediyenin uzun zamandir yenilenebilir enerji kaynaklarindan elektrik sunan bir hizmet opsiyonu var. Su an kullandigimiz elektrik enerjisinin %14'ü atom enerjisinden, %54`ü fosil yakitlardan ve sadece %29'u yenilenebilir enerji kaynaklarindan geliyor. Yeni (ve tabii ki daha pahali) tarifeye gecersek, elektrigimizin  %100 yenilenebilir kaynaklardan saglanacagi garantisi veriliyor. Ancak daha detayli bakinca, bu %100'ün, %100 su gücü yani hidroelektrik enerji santrali demek oldugunu gördüm. HES'ler de sütten cikma ak kasik degil, bilindigi üzere.

Icime sinmedi bu yüzden. Hem yeterince irdelemeden yeni tarifeye gecmek, hem de yukaridaki logoyu tartismasiz kabul etmek. "%100 yenilenebilir enerji kaynagi" ifadesinin arkasinda rüzgar ya da günes enerjisi olsaydi da, kendimizi aldatmis olabilecegimizi farkediyorum cünkü. Bütün bir ülkenin enerji ihtiyacini saglayacak kadar cok günes paneli veya rüzgar türbini cevre masumu olarak kalabilecek mi?

Elbette dönüp dolasip "HES atom enerjisine yegdir" noktasina gelecegiz sanirim. Fakat asil dönüp dolasip geldigimiz nokta su:
"En temiz enerji hiç kullanılmamış enerjidir."

 Bunun için ise epey bir zihniyet yenilenmesine ihtiyac var. Greenpeace tamamen haksiz da degil.

Dipnot: Türkiye'deki alternatif/yenilenebilir enerji  kaynagi taraftarlarinin da böyle akilda kalici, carpici logolari var mi? 
Varsa niye benim haberim yok?
Yoksa niye yok?
Yoksa blog camiasinin cizer-boyar-tasarlar üyeleri bunu üstüne alinir mi?

Perşembe, Haziran 09, 2011

Ara tara

Eski yazilarimdan herhangi birini bulmak icin gittikce cok Google aramasina basvurur olmustum.
Hep yapmak istedigim seydi.
Istek üzerine yaptim gitti :)
Sag tarafta "Ara Tara" basligi altinda blog ici Google aramasi yapmak artik mümkün :)

Çarşamba, Haziran 08, 2011

Haberciler

Cocuklugumdan animsadigim bir gün var ki, son zamanlarda üzerine cok düsünüyorum. Cok cok kücük olmaliyim. Neredeyse diyecegim ki "animsadigim ilk sey bu olmali". O kadar kücügüm. Annem beni evimizin arkasindaki bana o zamanlar ucsuz bucaksizmis gibi gelen cayira oturtuyor. Yanimda benden yasca daha büyük iki cocuk var; onlara emanet ediyor. Bana da "sakin korkma, sonra gelip alacagim seni, ayrica pencereden de hep bakiyor olacagim" diyor. Hic korkmuyorum. Daha cok cevremdeki otlarla mesgul oluyorum. Ne olduklarini animsamiyorum bile. Ama cocuklugumun cayirlarinda karahindiba, papatya, cobancantasi, leylekgagasi gibi bitkiler hic eksik olmazdi. Emin degilim ama etrafimda Lolium perenne de olmali diye düsünüyorum. Adi hepimize yabanci olsa da, bu bitki hepimizin yasamina eslik eder cünkü. Bugüne kadar gidip gördügüm her  ülkede, her cografyada rastladim ona. Uzak yerlerde  duyulan ev özlemini dindiren bitkilerden biridir. Cocuklugumun büyük kisminda da Lolium perenne oyun oynadigimiz yabanil alanlarin vazgecilmeziydi, hatta oynardik onunla.

Üniversiteye basladigim yilin yaz döneminde tuhaf, daha önce hic yasamadigim bir sey oldu. Dersler bitip, sinav dönemi baslamisti. Ne zaman dönemsonu sinavlari icin okula gitsem göz yanmasi, kasinti, hapsuruk ve burun akintisindan iptal olmus durumda dönüyordum eve. Evde bir sonraki sinava calismak icin kampa girdigim günlerde ise hicbir sorun yasamiyordum. Haziran ayiydi, kampüs dogasinin en canli zamaniydi. Bir seylere alerjim olabilecegini tahmin etmem cok zaman almadi.

Doktora gittim, testler yapildi. Bir sonraki kontrolde doktor elime test sonuclarini tutusturdu. Evet, alerjim vardi. Iste bu kagitta yazan dört maddeye. Hayir, listedeki ilk maddeye yani ev tozlarina karsi alerjik degildim. Sonraki dört tanesiydi pozitif cikan. "Onlar nedir?" diye sordum doktora. Basini kararsizca sallayip "Ah! Bir takim otlar iste, her yerdeler" dedi.

Otlar. Peki.
Böylece kulübe dahil oldum. Nisan, en gec Mayis'ta baslayan ve bazen yaz ortasina kadar devam eden saman nezlesi halleri. Insani cildirtan göz kasintilari. Kesilmek bilmeyen hapsuruklar. Insani kagit mendil canavarina ceviren burun akintilari. Vb. Sikayet edilecek kadar büyük bir hastalik degil belki. Ama gözardi edilebilecek kadar kücük de degil.

Alerjiye karsi cesitli ilaclar kullandim. Anti histaminikler. Burun spreyleri. Hatta bir yil kortizonlu bir ilac bile. Evet, iyi geldikleri oldu. Ama sevmedim. Yilin iki-üc ayini böyle gecirmeye alistim.

Sonra bir gün (bundan 11-12 yil önce)  artik her aklima geleni internete sorma aliskanligi edindigim bir dönemde, o dört "ot" geldi aklima. Neydi onlar? Test sonuclarini bulup cikardim ve tek tek yazdim Latince adlarini arama motorunda. Bitkilere ve dogaya karsi özel bir merak duymadan cok önce, Latince adlariyla resimlerini eslestirdigim ilk dört bitkidir onlar. Burada arsivlenmeyi de coktan hakediyorlar:

Lolium Perenne / Perennial Ryegrass / Deutsches Weidelgras / Ingiliz Cimeni :

photo by Arthur Chapman

Dactylis Glomerata / Cock's-foot , orchard grass Gewöhnliches Knäuelgras / Domuzayrığı  :

photo by Matt Lavin

Poa pratensis / Smooth Meadow-grass, Common Meadow Grass,  Kentucky Bluegrass / Wiesen-Rispengras / Çayır salkım otu :

photo by Anne Tanne

Phleum pratense / Timothy Grass / Wiesen-Lieschgras /  Cayir Köpek Kuyrugu:

photo by Deanster1983

Biri degil, hepsi de tanidikti. Cocuklugumun cayirlarinin demirbasiydi onlar. Oyuncaklarimizdi bizim. Öyle saskinlikla oturdum bilgisayar ekranina bakarak. Hatta ekran basindan kalkip dinlenmek icin biraz disari ciktigimda, binanin hemen yaninda karsima cikan ilk bitki de yine Lolium Perenne idi. Ingiliz Cimeni. Doktor hakliydi. Her yerdeydiler. Üstelik her zaman da öyleydiler. Annemin beni evin arkasindaki bahceye, boyum kadar otlarin arasinda oynamaya biraktigi günden beri... Ne zaman düsman olmustuk biz bu dostlarla?

Alerji sözcügü eski Yunanca'dan geliyormus. Tuhaf, yabanci reaksiyon demekmis. Alerjilerin dogadan ve dogaldan uzaklasan , gereginden fazla hassaslasmis bünyelerimizin gösterdigi asiri tepki oldugu söyleniyor. Bir tür yabancilasma sendromu dersek yanlis olmaz sanirim. Genel nüfus icinde gittikce artan oranda rastlanmasi da gittikce yabancilastigimizin isareti galiba. Dogaya, dogamiza...

Cörekotu (Nigella) yaginin özellikle saman nezlesi türü alerjiye iyi geldigini okudum. Alerji sezonu baslamadan en az bir iki ay önce, yani Subat civari baslayarak her gün düzenli almak gerekliymis. Ilk girdigimiz aktardan buldugumuz ilk cörekotu yagini degil elbette. Temiz, saf, güvenilir bir kaynaktan olanini. Bugüne kadar deneme firsatim olmadi hic. Doga üstüme cok gelirse dener, sonuc alirsam yazarim.

Alerjiyi alternatif tip yöntemleriyle tedaviye calisan bir uzmanin söyledigine göre ise, alerjiler daha cok hassas karakterli insanlarda görülüyormus. Yoga, meditasyon vb. gevseme ve ruhsal olarak dinginlesme yöntemlerinin de bir ölcüde  ise yaradigi söyleniyor. Denemedim  ama denemeyi cok isterim bir gün.

Icten ice alerjimi bir gün dogal bir yöntemle yenebilecegime ya da en azindan kontrol altina alabilecegime dair bir inancim var. Kismen düsünsel, icsel bir sürec olacagini saniyorum. Yirmili yaslarimdan sonra degisen neydi ve bünyem neden durup dururken bu tuhaf tepkiyi verir oldu anlamaya calisiyorum. Sanki anlarsam , barisacagiz da bu düsman dostlarla. Fakat onlara düsman demek de yanlis, sadece haberciler belki de. Yanlis giden bir seyin haberini duyuruyorlar bize.

O zamana kadar bahar yaz aylarinda yolda yürümek de,  derin bir nefes almak da bir eziyettir. Hafta sonlari ailecek nehir kenarina piknige gitmek -Sincabin hatirina da olsa- bir eziyettir. Sabahlari anaokulundan eve dönüste nehir kenari rotasini secerek kücük doga kesiflerine girismek bir eziyettir. Siz beyaz bir cicek olabilirsiniz. Insanin yaninizdan gecerken derin bir nefes almadan ve yasadigina sükretmeden duramayacagi kadar hos bir kokuya da sahip olabilirsiniz. Üstelik mevsiminizi kacirmadan arilarla randevunuza da yetismeye calisiyor olabilirsiniz. Fakat yine de aciyiniz. Hic olmazsa teker teker geliniz.



 Dipnot: Sadece alerjiler sebebiyle degil, cayirdaki en gösterissiz otu bile merak edecek kadar saf doga merakiyla bu türden bitkileri merak edenler icin su fotograf oldukca bilgilendirici. Fareyi üzerine dogru sürdügünüz her bitkinin Latince adi görünüyor.

Salı, Haziran 07, 2011

Teker teker geliniz

Anladik, günesi de aldiniz arkaniza, burunlara senlik derdindesiniz.
Fakat böyle yapilmaz.

Daha evden cikar cikmaz kösebasinda mürver:

photo by hellebardius
daha iki adim gitmeden, daha bir kendine gelemeden ihlamur:

photto by sonentau

Hele filbahri, hele filbahri. Tamam, kabul etmek gerekirse cok özlemistik kendilerini. Ama dedik ya, böyle yapilmaz:

photo by Gertrud K.

Üstelik komsular cit bitkisi olarak kurtbagri seviyor. O da  her adim basinda "ben de varim" diyor. Böyle bilmezdik kendilerini:

photo by gaspa

Italyan pizzacisinin önündeki "akpitrak"tan hic bahsetmiyorum bile. "Neee! o da mi?" diyecek okuyanlar. Evet o da:
photo by .Bambo.

Hayir, leylaklari bilmesem bütün beyaz cicekler mi güzel kokar, yoksa bütün güzel kokulu cicekler beyaz midir diyecegim. Derdiniz nedir? Beyazinizla arilara sesinizi duyuramiyor musunuz? Ondan mi bu kokular orkestrasi? Fakat bu genellemeleri, bu mantik yürütmeleri bir tarafa birakalim simdi.

Sunu diyecektim:
Aciyiniz.
Teker teker geliniz.

Cuma, Haziran 03, 2011

Bayan Tatli-Sert'ten ev idaresi dersleri

Gectigimiz günlerde gittigim ev idaresi seminerinden unutmayayim diye notlar ve düsündürdükleri...
  • Tüm kadinlarin annelerinden ev idare etmeyi bilerek dogdugu varsayilan bir kültürden gelince ev idaresi kursuna gitmek insana tuhaf geliyor. Gerci katildigim bir seminerler serisinin bir parcasiydi, ayrica kaydolmadim. Ama yine de tuhaf duygularla gittim. Neyse ki, bu ülkede ev idaresi ciddi ciddi bir bilim, uzmanlik konusu ve meslek. Cinsiyet ve yastan bagimsiz olarak her zaman ögrenilebilir. Hos insanlarla tanistim. Uzaktan tanidigim bir kac kisinin hos yanlarini kesfettim. Ilginc seyler ögrendim. Bazi bilgilerimin eksikligini farkettim, bazi yanlislarimi düzelttim, bazi bildiklerimin dogrulugunu onayladim. 
  • Kursu veren tatli sert, hos bir kadindi. Iki kizini yetistirmek icin verdigi uzun "kariyer molasi" sirasinda bos durmayip dogal kozmetik üzerine calismis, üretmis, satmis. 12 yil sonra Is Kurumu'nun ilgili memurunun karsisina oturup özgecmisini masaya koydugunda, memur "iyi de bu 12 yillik bosluk cok uzun degil mi?" deyince cok bozulmus. "12 yillik bosluk mu? Ne boslugu? Cocuklarimi yetistirdim ve bir aile yuvasini cekip cevirdim ben o arada" demis. Sonra zaten bu isi cok iyi yaptigini farkedip meslek degistirmis. Ev ekonomisi konusunda egitim alip bu konuda uzmanlasmis. Özgecmisinde sözkonusu 12 yillik "bosluk"un karsisinda simdi acikca ve gururla "ev idaresi" yaziyormus. Bazen özgecmisini önüne koydugu kisilerden hala biyik altindan gülüp "He..he..ev idaresi mi? O da ne?" diyenler cikiyormus. Genelde erkekler ve hic ailevi sebeplerle kariyer molasi vermemis kadinlar oluyormus böyle diyenler. "Cocuk yetistirmek icin veya baska herhangi bir sebeple ara veren her kadin anlar oysa" dedi. Anladim. Anladik.
  • Anlamakla kalmadim, eve gelince üzerinde tekrar düsündüm de. Gecenlerde de-growth hakkinda okudugum makalelerin birinde "büyüme yanilsamasindan" bahsediyordu. Konu özetle söyle: Elli yil öncesine dek agirlikli olarak evden birinin ( genellikle kadinin ) yaptigi ve karsiliginda tesekkür disinda bir ücret almadigi icin kayit altina girmeyen pek cok isi artik hane halki disinda birine yaptiriyoruz. Neden? Evin kadini da calisiyor cünkü. Tabii ki calisacak, neden calismasin? Fakat  eskiden kayit altinda olmayan ev islerinin disaridan birine yaptirilarak kayit altina alinmasi bir yanilsamaya yol acti. Ekonomik acidan büyümüs gözüküyoruz. Hayir büyümedik. Emek ayni emek, sadece artik kayit altinda. Hane halki bireylerinden birinin disarida calismasi karsiliginda aldigi ücretin bir kismi ev idaresini devralan dis emekcilere (temizlikci, yatili yardimci hanim, "bakici teyze", bahcivan, oyun ablasi, tamirci vb, vb) aktariliyor tekrar. Eger bu aktarim kayit altina girmiyorsa, örnegin zarf icinde cepten cebe giriyorsa, yanilsama daha da büyük. Iste böylece büyüdük. Mü? Yoksa aslinda biz ne kadar da, ne kadar da büyüktük zaten. Mi? Haydi bakalim , düsün üstüne.
 Sen düsünedur, biz dersimize dönelim.

Gün 1:
 Haftalik Plan.
  • "Sizin haftalik planiniz yok mu yani?" dedi Bayan Tatli Sert. "Oysa haftanin 5 günü 9-5 bir isiniz olsaydi mutlaka bir haftalik planiniz olurdu. Bunun ondan farki ne?" Annemin haftalik plani falan yoktu. Fakat yine de hak verdim. Aylik, haftalik, günlük  planlari severim. Sorunum planlarimin sonunda icinden cikilmaz hale gelmesi. Bayan Tatli-Sert konuyu olabildigince basit tutma konusunda fikirler verdi. Is günüm saat kacta basliyor (sabah 06:00)? Kacta bitiyor (20:00) ?Hergün tekrarlanan isler nedir? Üc ögün yemek, sincabin anaokuluna hazirlanip götürülmesi ve ögleden sonra alinmasi örnegin. Plana bunlari yerlestir önce. Basit tutmak icin bir saatlik araliklarla calis. Yarim saatlere, 15 dakikalara gerek yok planda. Planladigin seyi 15 dakikada bitiriyor musun? Ne iyi, geriye kalan 45 dakika senindir. Belki de bir aksilik olur yarim saat planladigin sey bir saat sürer. O zaman iyi ki en basindan bir saat planladin onu. Hala planda aksama yok demektir.    
  • Haftasonunu mümkün oldugunca bos tut. Haftasonu dinlenmek, eglenmek, gezmek ve beklenmeyen seyler icin. Yok eger calisiyorsan, haftasonuna planlayacaksin hemen herseyi. Iyi bir planlama ile bu da mümkün.
  • Bunun disinda her evin plani farklidir. Ev senin, idarecisi sensin. Sana uyan plani sen bulacaksin.
  • Hafta boyunca yaptigin herseyi bir kenara yaz ve onlara haftalik planinda bir yer bul:
Alisveris:
  • Her Allah'in günü alisverise gidilmez. Hem zaman kaybi, hem daha cok para harcarsin (Tecrübeyle sabit) . Haftada iki gün yeter. Biri büyük haftalik alisveris (özellikle kuru gidalar vb icin) , digeri taze tüketilmesi gereken sebze meyve icin. Günlük tüketilmesi gereken seyler (balik, et, taze süt vb) ya alisveris günlerinde pisirilmek üzere planlanir ya da bunlar icin diger günlerde de gidilebilir. Sadece bunlarla sinirli tutmak sartiyla!  Bir seyi almayi unutmussan, unutmussundur. Bir sonraki alisverisi bekle, ders olsun. Iyi bir alisveris listesi olan, hicbir seyi unutmaz (Tecrübeyle sabit).
  • Haftanin hangi günleri alisverise gidecegini belirlerken alisveris yaptigin marketle görüs. Haftanin hangi günü taze meyve-sebze, et-balik girisi oldugunu ögren. Tercihen o günlerde git. Hangi günlerin alisveris acisindan daha sakin oldugunu gözle. Herkes Cumartesi ögleden sonra mi hücum ediyor? Sen Cuma günü git , ya da en kötü ihtimalle Cumartesi sabah erkenden. (Benim sectigim günler Sali ve Cuma)
Camasir ve ütü:
  • Kirli camasir sepeti her doldugunda ya da ev halkindan biri "benim mavi tisörtüm nerdeeee?" diye seslendiginde camasir yikanmaz. Haftanin belli bir günü camasir günüdür. Beyazlar, renkliler vb. ayirilip ardarda yikanir. Tahminen iki saat sürer. Ertesi gün de ütü günüdür. Hepsi bir kerede ütülenir. Bu da yaklasik iki saat sürer. Benden ve bir baska cevre duyarlisindan itiraz: Camasir kurutucumuz yok. Camasir kuruturken astigimiz ipin uzunlugu ve mevsimin kurutma kapasitesiyle sinirliyiz. Cözüm: Siz de ardarda iki gün birer saati yikamaya ayirin. Izleyen günü de ütüye. Oldu, bu uyar. Ev halkinin "Aa, ama bu gömlegi yarin giyecektim ben. Bir kisa turla yikaniverse?", "En sevdigim tisörtüme ketcap döküldü, iki gün sonraki dogumgünü partisine bu olmadan hayatta gitmem" deme hakki yok. Yarin camasir günü degil efendim, patron kim burada? 
  • Eve geldigimde aklima düsen itiraz: Haftada bir camasir günü, her giysi türünden bir hafta yetecek kadar yedekli olmak demek. Bizim evde tüketim canavarina yenilmemek adina o kadar cok yedekli olmadigimiz noktalar var itiraf etmek gerekirse. Sincabin giysilerinde özellikle. Ne olacak simdi? Kendimce yanit: Yasa ve gör.
  • Camasir yikarken 30, en fazla 40 derece cogunlukla yeter. Fazlasina gerek yok. Camasirlarin fazla yipranmamasi icin "Kochwäsche/Buntwäsche" (Türkce makinelerde ne yazar acaba bunu yerine?) ayari yerine daima "Feinwäsche" (Hassas camasirlar) ayarini secin. O da ayni derecede temiz yikar ama camasirlari daha nazik calkalar (Biyik altindan gülerken kendi kendine onay: Iyi, bunu yapiyordum bak ben)      
  • Ütü konusunda uygulamayi güc buldugum bir öneri: Ütülenenleri tek tek katlamak zaman ve elektrik enerjisi kaybidir. Sen ütüledigini katlarken ütü calismaya devam eder. Ütü yaparken camasir askini yaninda tut. Ütüle as, ütüle as. Tümü bitince katlamaya basla. Böylece buharli ütülemeyle hafifce nemlenen giysiler de dolaba girmeden önce tekrar havalanip kurumus olur. Himm, bilmem ki? Nemlenme sorunu yok bizde, ayrica asarken de zaman harcamiyor muyuz? Yine de arsive not düselim.
Temizlik:
  • Temizlik dedigin üc asamalidir: Görüntüyü kurtarma temizligi, durumu koruma temizligi, temel/köklü temizlik.
  • Temel temizlik yilda bir kac kez yapilir. Mutfakta belki daha sık. Bahar temizligi, cam silme, perde yikama , halı yıka(t)ma vb. gibi. Mevsim gecislerinde tercihen yazlik kislik giysi degistirme isiyle birlestirilmeli. Eskilerin 3 gün boyunca evi temelinden catisina kadar elden gecirdigi, arap sabunuyla yuyup yikadigi temizlik türü. Modern insan türünün harci degil bu. Böl ve yönet. Haftada bir gün bir ( en fazla iki) saatini ayirip kendine evde bir dolap ya da bir köse sec. Oranin hakkindan gel. Dolabi, yüzeyi tamamen bosalt, iyice temizle. Gereksizleri at. Kalanlari tekrar ve özenle yerlestir.
  • Durumu koruma temizligi: Bayan Tatli-Sert'in tam cümlelerini unuttum ama bu annemin Pazartesi temizligi kesinlikle. Ev dedigin dekorasyon dergilerinde durdugu gibi durmuyor haliyle. Özellikle hafta sonu dagiliyor, kirleniyor. Evi özüne, temel temizlik sonrasindaki haline geri döndürme harekati. Öyle bir temizle ki, aksam eve gelen aile efradi temizligin kokusunu duysun havada. Anladin iste. Haftada 3 saat ayir, gayet gercekci olur.
  • Görüntüyü kurtarma temizligi: Her gün bir saat. Tercihen aksam son is olarak. Sabah ilk is de olabilir. Biliyorsun iste, eve disaridan gelen biri neleri görsün istemezdin? Bu benim her odaya 5 dakika kuralima benzediginden sevdim. Zaten yaptigim bir sey, yasasin!
Delegasyon/ Is Devri:
  • Bayan Tatli-Sert'in pratikte güc bulsam da teoride en sevdigim dersi: Calisma, calistir! yani delegasyon. Bize seminer boyunca bunun canli örneklerini verdi sürekli. Birsey mi yazilacak? Bize yazdirdi. Birimizin elinde hazir, bilgisayardan cikma bir plan mi var? Hemen soft-copy'sini aldi. Fakat evde delegasyon uygulamalari konusunda gruptan (ben dahil) itirazlar geldi tabii. Günde is saatleri haric dört saatini yolda geciren bir es ve 3 yasinda bir cocuga nasil is devredebilirim? Karsi önerileri sunlar: 1) Haftalik plani önlerine koyup kendilerine bir is secme ve bunu kendi sectigi zamanda yapma hakki taniyin. Secim hakki sorumluluk almayi kolaylastirir. 2)Iki yasindaki cocuklar  bile yardim edebilir! Bulasik makinesinden kirilmayacak seyleri bosaltabilirler,  sofra kurabilirler, kuruyup dolaba yerlesecek coraplari eslestirip katlayabilirler. Yardimlarini yaslarina uygun tutun ve oyuna cevirin. Önemli olan bu! Oldu.
Kagit isleri:

  • Benim talebimle seminer sirasinda olusturulan örnek haftalik plana eklendi. Eve gelen her türlü belgenin gerekiyorsa dosyalanmasi, gerekmiyorsa atilmasi, telefon isleri, doktor vb randevulari (Heey, her seyin randevuyla yürüdügü bir ülkedeyiz bir. Kuaföre gitmeden önce bile randevu alacaksin!), akla gelen her türlü ofis, belgeleme, organizasyon isi icin haftada bir saat. Eve gelince farkettim ki, haftanin hangi günü yapilacagi cok önemli. Ben Carsamba gününü secmistim. Oysa Almanya'da doktor muayenehaneleri Carsamba ögleden sonra kapali. O gün doktor randevularini halledemem. Bu tür seyleri gözönüne almak gerek. Dolayisiyla haftasonu da pek uygun degil bu  is icin.
Menü hazirlama:

  • Haftada sadece iki gün alisverisle hergün "Allah'im bu gün ne pisirsem?" kivranmasi ne hal aliyor  pardon? Endiseye gerek yok. Haftada bir gün oturup tüm aile bireyleriyle beraber haftalik yemek planlamasi yaparak herseyi kontrol altinda tutmak mümkün. Tercihen Pazar günü kahvaltidan sonra 1 saat. Herkes evde ve karni tokken. Haftanin her günü pisecek ve yenecek yemekler planlaniyor. Hatta haftanin bazi günleri evin annesi disinda biri de pisirebilir. Bu da ayni planlama sirasinda belirleniyor. Bu bittiginde haftalik alisveris icin temel listeyi kurmak sadece bir kac dakika aliyor. Menü planlamasinda besin piramidine ve temel beslenme kurallarina dikkat edilmeli (ya da kendiliginden edilmis oluyor). Bunun detayi sonra.
  •  Iyi de ben Sali -Cuma günleri alisverise giderken o gün reyonda/pazarda hangi taze, ucuz  sebze meyveyi bulacagimi bilmiyorum bile. Taa Pazar gününden menü planlamak nasil mümkün olacak? 1) Marketlerin haftalik indirim / tanitim brosürlerini takip et. Pazar günü planlama icin masaya otururken yaninda olsun. Ama ben onlari gereksiz buldugum ve cevre icin zararli gördügüm icin yasamimdan cikardim. Posta kutumda "reklam brosürü atmayin" etiketi var. Peki öyleyse 2) Genel bir fikir elde edebilmek icin yasadigin bölge/ülke icin sezonluk taze sebze/meyve takvimleri edin, buzdolabinin üstüne falan as. Hangi mevsimde hangi meyve/sebze yetisir? takvimi yani. Almanya icin suradaki gibi bir takvim örnegin. Sezonluk ve yerel sebze-meyve tüketmek iyidir, cünkü:
1) Daha tazedir.
2) Daha besleyicidir.
3) Daha lezzetlidir.
4) Daha ucuzdur.
5) Daha cevre dostudur.

Peki, tamam. Ispanya, Italya ve Türkiye'yi kendi meyve-sebze bahcesi sanan, dört mevsim kabak, patlican satilan, ilkbaharda güney yarimküreden ithal kavun ve üzüm tüketen bir ülke icin durumumuz gayet karisik. Ama yine de dikkat etmeye calistim hep, bundan sonra da dikkat etmeye calisirim. Katilimcilardan birinden iyi bir öneri: Sehrimizin cevresinde organik tarim yapip, haftalik hasadini sepetler halinde üyeleri arasinda pay eden ciftliklerden birine üye olmaya ne dersin? Insani sepette ne varsa onu pisirmeye ve böylece hic bilmedigi sebzeleri denemeye tesvik de ediyor bu sistem. Iyi fikir, arastirayim ben bunu bir.

2. Gün:
  •  Bir gün önce sadece belli saatlerde acik olan kantinden yiyecek bir seyler almak isteyenlerin erken mola verme talebine omuzlarini silkip "Siz nasil isterseniz. Ben gayet otonomum" demisti Bayan Tatli-Sert. Basiyla yaninda duran cantasini isaret atmisti ayni anda. Mola sirasinda o cantadan bir snack-box ve bir termos cikardi. Termosta ne vardi bilmiyorum ama kutudan cikardigi özenle hazirlanmis minik sandvicler harika gözüküyordu. Bundan ders cikarmis olacagiz ki, seminerin ikinci günü sadece o degil, hepimiz "gayet otonom"duk. Kissadan hisse: Yiyecegini evden getirmek özgürlüktür!
  • Dersin basinda bir önceki gün ögrendiklerimizle evde hazirladigimiz kendi kisisel haftalik planlarimizi sunduk. Benimkinde Pazartesi günü büyük temizlik günü. Annem de öyle yapar. Genetik herhalde. Sali ve Carsamba camasir günü. Persembe ütü ve temel temizlik. Sali-Cuma alisveris. Kagit islerine bir gün araniyor. Bir haftalik uygulamada gördüm ki, benim bu plani saati saatine uygulamam imkansiz! Ama günü gününe uygulamaya, yani Persembe gününün hangi saatte yapilsin ve ne kadar sürerse sürsün haftanin ütü günü olmasi prensibine sadik kalmaya calisiyorum. 
  • Günün devaminda ödevimiz haftalik yemek plani hazirlamak. Her gün en büyük ögünümüz icin. Almanlar'da bu ögle yemegi, bizde ise aksam yemegi. Daha sonra tariflerimizi birlestirecegiz ve Bayan Tatli-Sert e-maille hepimize bu tarif koleksiyonunu gönderecek.
  • Ama önce haftalik planda dikkat etmemiz gereken beslenme kurallarina bir bakalim:
1) Cok yönlü beslenme
2) Cok az yag, tuz, seker
Burada baslayan "peki hangi seker?" tartismasinda Bayan T-S kac kez "Seker, sekerdir!" dedi, bilmiyorum. Rafine seker zaten sekerdir. Receli meyve sekeri ile yapmak bir yanilgi, hemen vazgecin. Meyve sekeri digerlerinden daha da hizli karisiyor kana. Daha kötü. Seker sekerdir. Ham seker kamisi sekeri? Soguk gidalarda belki kullanabilirsiniz ama isittiginiz anda onda bulunan birazcik vitamin ve mineral de kaybolup gidiyor. Zaten seker sekerdir. Esmer seker? Onu tamamen unutun. O bir pazarlama taktigi. Rafine sekerin kahverengiye boyanmis hali. Seker sekerdir.  Bal? Seker sekeeeerdir! Bal dedigin sabah kahvaltisinda birazcik ekmegine sürmek, öksürüyorsan ilac niyetine bir kasik yemek icindir. Tatlandirma amacli, sekere alternatif olarak kullanilmaz. Ayrica isitildigi anda tüm besin degeri kaybolur (Bal konusunda tüm bunlari esime hep söylüyordum, nihayet arkama bir uzman görüsünü de alabildim!).  Seker sekerdir! Seker sekerdir! Daha kac kez söyleyeyim? Hangi formda olursa olsun. Ne kadar az, o kadar iyi.
3) Haftada en az bir kez balik. Tercihen yagli deniz baligi. Somon, ringa vb. gibi. Alabalik artik hemen hemen sadece balik ciftliklerinde yetisiyor. Ona cok güvenmeyin.
4) Günde 5 porsiyon meyve ve sebze. Bu noktada her bireyin porsiyonu farkli. Herkesin bir porsiyonu kendi yumruk yaptigi eli kadardir. 3 yasindaki cocugunuz icin bir kayisi bir porsiyon demektir dolayisiyla. Fazlasini bekleyip cocugu yormayin. Ilginc, bu benim yakinlarda okudugum "Her insanin midesi kendi yumrugu büyüklügündedir aslinda. Biz ölcüsüz yiyerek onun kapasitesini büyütür, midemiz büyüdügü icin de daha fazla yemek ihtiyacinda hissederiz kendimizi" bilgisiyle örtüsüyor.
5) Bol sivi. Su, meyve suyu, bitki cayi seklinde günde 2-3 litre.
6) Bol bol tahil. Olabildigince tam, yani entegral. Yani kabugu ve canli özü (embriyo)  alinmamis taneden olusan tahil ve tahil ürünleri. Pirinci dogal formunda tüketmek bizim batili damagimiz icin biraz zor. Üstelik pismesi cok uzun sürüyor. Bir ara yol olarak parboiled pirinci deneyin. Onda embriyo ile kabuktaki degerli ve minerallerin büyük kismi hala tanede. Daha da cabuk pisiyor. (Bunu dogru yapiyormusum. 8 yildir parboiled pirinc yiyoruz biz. Sincap beyaz pirincle hic tanismadi neredeyse.)  
7) Yagsiz süt ve süt ürünleri. (Burada itirazim var aslinda. Yagi alinmis süt ürünlerinde bir yanlislik görüyorum. Nesnenin dogasina bir müdahale. Süt ürünlerini olagan yagiyla yiyip baska yerlerde daha az yag kullanmak, belki telafi icin biraz daha cok hareket etmek daha dogru bana kalirsa. En kötü ihtimalle daha az süt ürünü tüketmeli belki de).
8) Haftada en fazla bir iki kere et.
9) Yaglarda dengeli secim. Hic margarin, az tereyag, cokca -tercihen doymamis yaglar olmak üzere- sivi yag.
     Sivi yaglarda soguk preslenmis (yani sizma) olanlar isitmaya tabii tutulmayan her türlü gidada tercih sebebi olmali. Örnegin salatalarda daima sizma. Ancaaaak soguk preslenmis yaglar isitildiklarinda karsinojen bir madde aciga cikar. Acrolamin ya da öyle bir sey. Bu sebeple her türlü pisirme isleminde rafine yag kullanin. Benden itiraz: Ben sadece kizartmada sizma yagdan kacinmali diye biliyordum. Cünkü yag direk isiniyor orada. Örnegin sulu yemeklerde de mi kacinmali? Yanit: Evet, isinin ne kadar yükseldigini asla bilemezsiniz. Şok! Yilin beslenme yanlisina imzami atmis bulunuyorum. Gidip de iyi bir rafine zeytinyagi bulayim bari marketten. Ya da su sizma yagin pisirmeden sonra yemegin üzerine döküldügü pisirme teknigine alisayim daha iyisi.
10) Unutmusuz. Bolca bakliyat.

  • Benim 7 günlük menüm: Bence o kadar da iyi degildi. Sanki cok tahil agirlikli gibiydi. Yine de Bayan T-S'ten tam not aldi. Yine de diger katilimcilar bazi tariflerimi merakla beklediklerini söylediler. Planlamam şöyleydi:
  • Pazartesi: Gayet Türk usulü: Taze fasulye -Pilav - Cacik veya Coban salata. Tatli niyetine meyve. Bizde hergün tatli yok. Meyve konusunu ben hep unuturum. O isi yemek sonrasi esim organize eder. Bayan T-S  "Esinizi gittikce daha cok takdir ediyorum" dedi bunu duyunca :)
  • Sali: Tarhana Corbasi - ( 'Siz bilmezsiniz. Türk usulü gayet dogal ve saglikli hazir corba karisimi' diye anlattım)  - Karmaca (Sibel'in tarifi) - Yogurt - Marul salatasi - Meyve
  • Carsamba: Corba (dünden artan) - Köfte (Sincap icin aslinda ve haftanin yegane et ögünü - firinda kizarmis) - zaman bulursam firinda kizarmis patatesler  (Yesim'in eski blogundan bir tarif- Yesim neden biraktin o blogu? Ne güzeldi...) (Patatesler firinda az yagla kizariyor. Daha saglikli.) Marul-roka salatasi - Isgin Ahududu kompostosu (Komsumdan ögrendim , harika bir sey, tam mevsimi)
  • Persembe: Kararsizlik günü. Ne pisirsem günü. Böyle günlerde makarna iyi bir kurtaricidir. Tam undan makarna. Brokoli - mantar esliginde. 
  • Cuma: Klasik aksam yemeginin disina cikmayi tercih ettigim gün. Egzotik seyler günü. Sarimsak yeme günü. Nohutlu ve/ya rokali Tabule - Ayran - meyve
  • Cumartesi: Ailemizin buzdolabi temizligi günü. Haftadan artan ne varsa Cumartesi öglen o yenir. Aksam salata ile gecistirilir.
  • Pazar: Balik günü! Firinda sogan, biber, domates esliginde, akla esen bir sosla. Örnegin son zamanlarda hardal, limon, taze biberiye, taze adacayi, karabiber sosunda. Firini acmisken yine firinda kizarmis patatesler - salata - meyve. Balik yani Pazar günlerinin güzel yani o gün cogunlukla esimin pisiriyor olmasi :D
Laf patatesten acilmisken Bayan T-S'e soru: Hangi patates ne icindir? Cünkü Almanya'da cesit cesit patates var. Yanittan aklimda kalanlar:  "festkochend" kizartma, salata vb gibi patatesin sert kalmasi gereken yemekler icin. "Mehligkochend" ise püre, corba vb gibi patatesin eriyip dagilmasini istedigimiz yemekler icin.

Katilimcilardan birinin Pazartesi ögle yemegi icin cocuklarina nutellali krep planladigini duyunca sacini basini yolan Bayan T-S'in aciklamalari:
  • Bu ürünü hazir almayiniz. Cünkü icinde vanilin var. Dogal vanilya olsaydi hic problem degildi. Ama vanilin yapay bir aromadir. Alisveriste vanilin iceren ürünlerden daima kacinin. Vanilinin sagliga zararli oldugu kanitlanmistir.
  • Bu ürünü gidip organik üreticilerden almak da cözüm degil. Cünkü icinde kullanilan findigin endüstriyel kavrulusu sirasinda yine acrolamin gibi karsinojenik bir madde ortaya cikar. Organik olsun olmasin fark etmez.
  • Bu ürünü size hemen simdi verecegim tarifle evde kendiniz yapiniz. Evde siz kavururken risk yok:
  • 1. versiyon: Daha zahmetli ama daha dogru:
  • 400 gr. findik ve 400 gr. ceviz (badem de olabilir). Ögüt.
  • Orta isida kavur.
  • 70 gr. seker ekle.
  • 20 gr. kakao ekle.
  • Blender'dan gecir.
  • 100 ml krema ve 80 gr. mümkün oldugunca bitter (örnegin %70 kakaolu) cikolatayi erit. 
  • Hepsini karistir.
  • Sogut. Buzdolabinda sakla.Yeterince uzun zaman dayanir. Zaten emin ol, cabuk tükenir.
  • 2.versiyon:
  • 100 gr. tereyag (eritilmis)
  • 100 gr. ögütülmüs kavrulmus herhangi bir yemis (findik, ceviz, badem)
  • 2 yemek kasigi kakao
  • 1-2 yemek kasigi bal
  • bir vanilyanin kazinmis ici (vanilyanin gerisini daha sonra seker dolu bir kavanoza koy, vanilyali sekerini üret)
  • Hepsini karistir.
Malzemeyi toplayayim da su birinci tarifi bir deneyeyim diyorum. Bakalim sincap bu ise ne diyecek?
  • Laf lafi acmisken diger konusulanlar:
  • Alisveriste paketlerin icerik kismini mutlaka okuyun. Glutamat ve benzeri lezzet arttiricilardan mutlaka kacinin. Simdi üreticilerin yeni taktigi paketin üzerine "Lezzet arttirici olmadan" yazmalari. Arkasini cevirip okuyunca icinde "Maya" yazdigini görüyorsunuz. Maya resmi olarak o gruba ait degil ama ayni amacla kullaniliyor. Ondan da kacinin!
  • Lezzet arttiricilar vb. sebeplerle damagı hazir gidaya alismis kisiler evde yapilan gidalari lezzetli bulmakta güclük cekiyor. Evinizde böyle birisi varsa asamali gidin. Örnegin salata soslarinda hazir sos ile evde hazirladiginizi  yari yariya karistirarak baslayin. Her gecen gün hazir oranini azaltin. Sonunda söylersiniz ilgili kisiye gercegi. Basta söylemeyin.
  • Sofraya tüm aile birlikte oturmaya calisin. Yemek yerken cocuklarinizla yedikleriniz üzerine, onlarin yararlari üzerine konusun. 
  • Buzdolabinizi haftada bir kez tamamen bosaltip yeniden yerlestirin. Öyle büyük buzdolabi temizligini kastetmiyorum. Bosaltin, silin, bozulanlari/süresi gecenleri atin, digerlerini tekrar yerlestirin. Hayir bu yillik temel temizlige degil, haftalik temizlige dahildir. Ciddiyim. Yapilan bir arastirmaya göre Alman evlerinin hijyenik acidan en problemli yerleri buzdolaplari,  mutfak evyesi ve mutfak bezleri. Tuvaletler bile daha temiz bunlardan. Buzdolabiniza hicbir sebze meyveyi yikamadan koymayin. Cünkü bakteriyel üreme buzdolabi sartlarinda durmaz, sadece yavaslar. Yikamadiginiz gidalardan buzdolabi ceperine bulasan mikroorganizmalar oradan da diger gidalara bulasip cogalmaya devam eder. Yavas ama tutarli olarak...    Himm, zor ama uygulamaya calisacagim.
  • Siz ütü yaparken bir arkadasiniz ararsa "Hey, simdi ütü saatim benim. Saat 4'ten sonra görüselim" deme hakkiniz var. Bunda komik olan ne? Isyerinde "simdi X projesi üzerinde calismam gerek, sonra görüselim" dediginiz olmuyor mu hic? Bu da sizin isiniz.
Himm, birden hatirladim da, simdi gitmeliyim ben. Bugün alisveris günüm de...