Salı, Kasım 03, 2009

Ola ki duymayan vardir diyor ve kis uykuma kaldigim yerden devam ediyorum.

Perşembe, Ekim 29, 2009

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın.

Salı, Ekim 27, 2009

Yapraklarin bir sebebi var


Bugünlerde bütün parklarda, bahcelerde ve sokaklarda ellerindeki motorlu korkunc aletlerle yapraklara karsi savas acmis bütün o adamlara hatirlatmak isterim ki:
"Yapraklarin bir sebebi var. Bicilmis cimlerin bir sebebi yok."
Robert Fulghum
Ne Biliyorsam Hepsini Anaokulunda Ögrendim
Ne demek istedigim yeterince acik degilse bir de sunu okuyun lütfen.
Fotograf:Ela2007

Salı, Ekim 20, 2009

Pek de memnun degilim artik kendimden :(

Yaptigim her seyde daha sade, daha dogal ve daha "sürdürülebilir" bir yol buldugum ve bu yüzden kendimden cok memnun oldugum bir dönem vardi. Gecti... Simdi yaptiklarimdan yari mutlu, yari mutsuzum...

Haftasonu esimin alisveristen Noel kurabiyeleri ile dönmesi uyari isareti oldu. Bu pek lezzetli, nefis seyler (özellikle Nürnberg'e özgü Lebkuchen) dünyanin bu kösesinde bu kadar erken satilmaya basliyorsa sebepsiz degil. Biraz günessiz, soguk günlerin etkisi var. Insanlar tatli, baharatli, özel bir seylerin arayisina giriyor ve careyi Noel havasini Ekim'e cekmekte görüyor. Ama ticari bir yönü de var elbette isin. Ne kadar erken girilirse bayram havasina, o kadar cok kazaniyor kimi sirketler. Bayram kimin bayrami, belli degil. Velhasil bu havalara kapilmamak elde degil ama tüketim terörüne kurban gitmemek icin ara yolu bulmak gerekir diyenlerdenim. Gecen yil ara cözümü evde bol baharatli ve yemisli (tarcin, yeni bahar, kakule, kisnis tohumu, badem, ceviz, kuru üzüm,...) kekler yaparak bulmustuk. Marketlerde gördügüm Noel keklerine misilleme olarak...
Bu yil yapacagima söz verip, hep unuttugum Cheesecake'in (peykek?, peynir keki? ) zamani oldugunu hatirlatti iste o alisveris torbasindan cikan Lebkuchen.
Kendimden memnun kollari sivama sebebim oydu. Eski ve üzerinde oynanmis bir tarif cünkü.

Tereyagin üzerini cizip eksi krema yazmisim. Tereyag yerine krema kullanarak yag oranini azaltma fikri Tijen'den. Bizlerle paylastigi icin bin kez daha tesekkür etsem ona az. Ben bazi tariflerde %30'luk kremayi hatta %10'luk eksi krema ile degistiriyorum. Sonucun hala memnun edici olmasi sasirtici :)
5 yumurtanin üstünü de cizip 3 yumurta yazmisim. Ah, iste yine pek memnunum kendimden.
Seker yerine Agave nektari kullaniyorum. Isil sayesinde haberdarim ondan da. Ona da tesekkürler! Agave'nin tadini sekere denk buldugumdan, yaklasik ayni miktarda koyuyorum. Bakin bakin, iste bir kez daha memnuniyet kapliyor icimi. Rafine seker yemeyecek olmamiza seviniyorum.
Yumurta beyazlarinin ayrilip iyice cirpilmasi gerek. Mikserim yok benim mutfagimda. Cok aradim, beni gerekli olduguna inandiracak bir tarife rastlamadim bugüne dek. Kücük, elektrikli mutfak esyalarina karsi süpheci durusum kücük mutfak aletlerine karsi yok. Onlar endüstriyel üretimden gecip market raflarinda yerini bulan hazir gidalara karsi en büyük yardimcilarim benim. Bu kez de bir cirpma teli yetisiyor imdadima. Elektrik tüketmeden, kol gücüyle sonuca ulastigim, -ve bu arada da hareket edip biraz isindigim :D - icin bir kez daha pek memnunum kendimden.
Quark kullandim, yagsiz olanindan sectim; hamur icin unum tam un, yagim zeytinyagi. Oysa orijinal tarifte tereyag var yine, veya margarin. Güzel, hos. Soya lesitini kullanmiyorum, yapay aromaya ihtiyacim yok, renk maddesine de...

Sonra icimdeki yeni ve huzursuz ben cikiyor sahneye. Bir bir malzemeleri gözden geciriyor. Olmamis, bak, emin misin bu quark ve eksi kremanin GDO'suz kaynaktan geldigine? Emin misin ineklerin GDO'lu soyayla beslenmedigine? Yumurtalar peki? Kafeste beslenmis tavuklarin yumurtasi bunlar. Yine fiyati daha cazip geldi, degil mi? Rafine seker kullanmaman hos, ama Agave nektari taa Meksika'dan geliyor. Nerede kaldi yerel ürünleri tercih etmek? Ne kadar enerji harcandi bu bir paket nektari senin mutfagina getirebilmek icin?

Vidi vidi vidi...Parmagini sallayip duruyor. Bir dilimcik ev yapimi nefis pastanin tadini cikarayim diyorum, ona bile izin vermiyor :( Ona kalsa Sibirya'nin kuzeyindeki permafrost tabakanin erimeye baslamasi ve atmosfere gittikce daha cok metan gazinin saliniyor olmasi teorik bir risk olmaktan cikip, yasamimizin bir gercegi haline gelmisken burada oturup bir dilim pastadan keyif cikarmak bile suc!

Velhasil, pek de memnun degilim artik kendimden...

Fritillaria



Belki daha önce de görmüsümdür ama ilk kez gecen baharda dikkatimi cekmeye basladi. Almanca adi (Schachbrettblume) satranc tahtasi cicegi demek ki, hic de yanlis sayilmaz :) Almanya'da sevilen bir süs bitkisi ama ayni zamanda nesli tükenmek üzere olan ve koruma altina alinmis bir soganli bitkiymis. Fotograftakiler güzel bir bahar gününde yeni kesfedilmis bir parktan. Aralarinda bir tane de beyaz var. Bu soganli bitkinin latince adi Fritillaria meleagris. Ingilizce'de snake head ve chess flower adlariyla biliniyor. Türkce adlari da birbirinden ilginc: kraltaci , sahtugu, ters lale, benekli lale. Ilk üc isim ayni aileden bir baska cicegin ( Fritillaria imperialis) adi da olabilir. Cünkü onun Almanca adi (Kaiserkrone) da kraltaci demek zaten. Kaldi ki benim bildigim asil ters lale de odur.
Asagidaki fotograf bu yil baharda Salzburg'un ünlü Mirabel Bahcesi'nde gördügüm henüz acmamis ters lalelere ait:

Sözün özü, her hali güzel ve insanin hayalgücünü calistiran bir aile bu Frittillaria. Insana yenik düsmemeleri dilegiyle...

Pazar, Ekim 18, 2009

Dag musmulasi / Cotoneaster / Zwergmispel


Son haftalarda cevredeki bütün bahcelerde ve parklarda dikkatimi ceken bitkinin ne oldugunu -aramama gerek kalmadan- bahcevan.com'da dolasirken buldum: Cotoneaster/ Dag musmulasiymis. Almanca adi Zwergmispel. Özellikle bu mevsimde dikkatimi cekme sebebi kirmizi, minik meyvecikleri. Yenmiyormus, hatta bitkinin tamami hafifce zehirliymis. Ama meyveli görüntüsü cok güzel. Saksi da yetistirmeyi basaririm belki diyerek, bir parca celik almistim gecen günlerin birinde. bahcevan.com'da celikten ve kolayca üredigini de sevinerek okudum ardindan. Topraga diktigim celik de tutmus gibi duruyor. Herhangi bir yeni dal veya yaprak vermis degil, ama durusu gayet "tutmus" :) Baharda ne renk cicek actigini merak ediyorum simdi. Pek cok farkli cesidi varmis. Bir ara hatta internetteki fotograflara bakarken süpheye düstüm hepsinin dag musmulasi oldugundan, öylesine genis cesitliligi olan bir aile. Anavatani da Cin ve Himalayalar imis. Memnun oldum!


Fotograf: beatifulcataya

Salı, Ekim 13, 2009

Eksi maya ile deneylere devam

Bugün yas maya miktarini yariya indirip, eksi maya ve tüm diger malzemeleri sabit tutarak ekmek pisirmeyi denedim. Amacim yas mayayi asama asama azaltip duruma bakmak ve sonunda tamamen eksi mayali ekmek pisirebilmek. Kendi kabinda biraz sicagi görünce, biraz da karni doyunca fokur fokur kabariyor eksi maya. Bu iyiye isaret olmali. Bu sogukta (birrrr, burasi soguk!) iki saat icinde iki katina cikti yogurdugum hamur da. 7 saat bekleyebilecegim bir gün degil bugün. Fazla beklemeden pisirdim, henüz tadina bakmadim. Ama her sey yolunda gözüküyor. Kabaran yas maya mi, eksi maya mi emin degilim. Bu eksi maya denemesinden hic bir sonuc alamazsam bile, sonunda gereginden fazla yas maya kullandigimi ögretmis olacak bana. Bu kar (a sapkali) kalacak yanima...

Kisin ekmek yapmanin güzel yani, firindan yeni cikmis ekmeklerle icini isitabilmesi insanin :)

Pazartesi, Ekim 12, 2009

Kanola yagi/ Rapsöl

Kanola yagi/rapsöl hakkinda kafami karistiran sey netlesmeye basladi.

Rapsöl ile ilk kez Almanya'ya geldigimde tanistim. Üzerine okudugum, dinledigim her Almanca kaynak sagliga faydali, doymamis yag asitlerince zengin, degerli bir sivi yag oldugundan bahsediyordu. Ingilizce kaynaklarda ise Kanola yagi hakkinda olumsuz seylere rastladigim oldu. Öyle ki bir ara rapsöl ile kanola yaginin ayni sey oldugudan süpheye düstüm.

Son haftalarda biraz ben arastirdim, biraz FSD'da tartisildi. Ögrendiklerim:

-Aslinda kanola diye bir bitki yok. Hatta eskiden adi Almanca'da raps diye gecen bitki de yokmus. Sadece gecmiste Türkce'de kolza adiyla bilinen (Latine Brassica rapa, Almanca Rüben) adli bir bitki bulunmaktaymis ki icinde yogun olarak bulunan bir asit sagliga zararli oldugundan insan veya hayvanlarca tüketimi son derece düsükmüs. Ticari degeri de neredeyse yokmus dolayisiyla...
-70lerde bu bitkinin melezlenmesi ile sözkonusu zararlarin bertaraf edildigi yeni bir bitki üretilmis. Bu bitkinin yagina da pazarlamasi daha kolay olacagi icin Kanola ("Canadian Oil Low Acid" / düşük asitli Kanada yağı) adi verilmis.
-Melezlenme zaten varolan iki bitki arasinda vuku bulmus. Dogada da kendiliginden olabilen bir seyin insan eliyle yapilmis hali yani. Bu anlamda Kanola`nin kaynagi olan bitki, gen teknolojisi ile elde edilmis degil.
- Ancaaak, halihazirda ABD, Kanada ve bazi baska ülkelerde kanola üretiminde gen teknolojisiyle degisiklige ugratilmis raps kullanilmaktaymis. Yani Ingilizce kaynaklarda kanolanin olumsuz bir ününün olmasi yersiz degil. Oralarda yasasam kanoladan kacinirdim.
- Türkiye gibi bir zeytinyagi ülkesinde kanolaya neden ihtiyac duyulur, neden yag konusunda bir darbogaz var, niye cözümün adi kanola konmus, dogrusu anlayamadim. Türkiye'de olsam kanola yagi kullanmazdim. Hele de GDO olma riski varsa...
-AB ülkelerinde kanun geregi , (diger bitkilerde oldugu gibi) raps bitkisinin son tüketiciye genetik olarak degistirilmis sekilde ulasma imkani yok. Yemeklik yag üretiminde GDO raps kullanilmiyor. Dolayisiyla Almanya'daki raps sadece melezlenmis ama GDO olmayan bir bitki. Bu acidan burada ic rahatligi ile rapsöl alip kullanilabilir sonucuna variyorum. Zaten kizartmalari azaltinca zeytinyagina alternatif yag ihtiyacimiz da minimuma indi. Cok nadiren raps yagi kullaniyoruz artik. Bu da isin bizim acimizdan ic rahatlatan baska bir yönü...

Güncelleme: 13/10/2009: Mutfakta Zen`de kanola hakkinda iki yazi var ki konu hakkinda bilgilenmek isteyenler okumali:
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/01/kanola-ya-hakknda.html
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/07/kanola-yagnn-zararlarna-dair.html

Oyuncak. Ne kadari gerekli?


Bazen birisi pat diye aklimda dolasip duran ama bir türlü söze dökülemeyeni söyleyiveriyor.


Misal:


Kac anne kac oyuncak sonra anlar Yasemin'in anlattiklarini? Cocuklarin ancak bizim yaptigimiz seylere ilgi duydugunu, bizim "oyuncak"larimizi merak ettigini, ancak bizimle "oynayarak" yetiskin olmayi ögrenip büyüyebilecegini...
Fotograf: Zellaby

Leylak. Sirasi mi simdi?


Yanindan gelip gectigim bütün leylak agaclarinda meyve veya tohum görmeye calisarak gecti bu yaz. Baharda leylak agaci bol bir sokakta oturduk gecici olarak. Aklima takilmasi ondan. Dün sincap parktaki basketbol sahasinda durup biraz oynamak istemeseydi, sahanin kösesindeki leylak agacini da göremezdim sanirim. Artik biliyorum leylak tohumlari neye benzer :)


Eksem filizlenmez, filizlense cok büyümez, büyüse de cicek acmaz diyor bir yanim. Diger yanim topraktan basini kaldiran her tohum icin deli oluyor. O deli yanimin sözünü dinleyecegim galiba :)

Fotograf: Zanthia