"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




anne sütü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne sütü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Temmuz 17, 2012

Çarşamba, Mart 21, 2012

Askere kadar da emzir bari!

Bir arkadasim gectigimiz haftalarda bana bir e-mail yazip bir soru sormus. Soru söyle (izniyle yayinliyorum) :

Sevgili Evren,
Bilgilerine ihtiyacım var:) Oglum  29 aylık ve ben hala emziriyorum ve bundan rahatsızlık duymuyorum fakat problem çevremdekiler. Sağlık ocağındaki hemşireden tutta parktaki yaşlı kadına kadar herkes benim emzirmeme takmış durumda. Mümkün olduğu kadar emzirdiğimi söylememeye çalışıyorum ama bir şekilde öğrenildiğinde eleştirilere maruz kalıyorum. En rahatsız olduğum yorum ise oglumun artık süt için değil de cinsel dürtüleri nedeniyle emdiğini söylemeleri. Bu beni çok rahatsız ediyor. Bunun aslı astarı varmıdır allah aşkına!!! Hemşire bile bana bunu söyledi ve ben inadına kendi bildiğimi yapıyorum. Sincap'ı emzirirken nasıl başediyordun ailen ile çevrendekiler ile? Müsait olursan bana birşeyler yazar mısın, canım çok sıkılıyor bu konuya? Oysa oglum ve ben çok mutluyuz böyle:)


Yazismamizin devaminda ise sunlari ekledi yasadiklarina:

Eğer paylaşmak istersen aşağıda diğer yaşadıklarım,
-Sütünün bu saatten sonra ona hiçbir faydası yok boşuna emziriyorsun
-Cinsel kimliği oluşmaya başladı memeyi başka amaçla emiyor
-Böyle devam edersen gelişmeyecek, emmek için yemek yemiyor yaşıtlarından küçük kalacak.
-Kendine bağımlı bir çocuk yetiştirirsin emzirmeye devam edersen
-Biraz daha devam edersen ilkokula kadar bıraktıramazsın daha çok psikolojisi bozulur
-Göğsüne acı sür. Bir iki gün ağlar sonra unutur ( en çok kızdığım grup )
-Gece rahat uyumak istiyorsan emzirmeyi bırak ve geceleri çocuğa sakın su verme öyle alışır ( bunu söyleyen üniversite mezunu bir arkadaşım ve gerçekten çocuğuna gece su vermiyor) ben ogluma gece her uyandığında önce su öneriyorum çünkü gerçekten çok susamış oluyor bazen.

Sağlık ocağındaki hemşire cinsellikle ilgili söylediklerinin yanısıra askere kadar emzir bari diye benimle dalga geçti ama neyseki iyi günümdeydim cevap vermedim.



Arkadasima da bahsettigim gibi bu türden elestirileri ben cok fazla almadim. Cünkü yakin ailemdeki kisiler, esim ve büyükanneler uzun süreli emzirmeye karsi degildi. Genis ailemde baska uzun süreli emzirme "vaka"lari vardi. Ayrica yurtdisinda yasamanin verdigi kolaylik var. Burada kimse kimsenin cocuk yetistirme tarzina karismayi Türkiye'deki kadar kendine görev bilmiyor. Oglum babasinin ve büyükannelerinin destegini yavas yavas kaybetmeye basladiginda üc yasina coktan erismisti. Cocuk doktoru ve bir hastaligi sirasinda kaldigimiz hastanedeki bir hemsire hala anne sütü aldigini duyunca, sadece "artik bir yarari yok, kesmenizi tavsiye ederiz" dediler. Baska bir yorumlari olmadi. Ben bir yarari oldugunu biliyordum, bu yüzden kendi uygun gördügümüz zamana dek emzirmeye devam ettim.

Uzun süreli emzirmenin özellikle erkek cocuklarda cinsel kimlikle ilgili sorunlar yaratabilecegine dair ilk elestirileri bu sürecin cok sonlarinda Türkce bir emzirme tartisma grubunda duydum. Bilimsel temelini sordum. Sözünü eden arkadaslar bilimsel kaynak gösteremediler. Kendim arastirdim, bulamadim.  Bu yüzden arkadasimin bahsettigi saglik ocagindaki hemsirenin ifadelerini özellikle talihsiz buluyorum. Bu türden annelerde huzursuzluk yaratacak bir temadan bahsederken bilimsel kaynaklardan, kanitlardan bahsedecek kadar egitimli, tecrübeli ve donanimli olmaliydi.

Arkadasimin konuyu tekrar gündeme getirmesiyle, ben de internette biraz daha arastirdim. Uzun süreli emzirmenin cocuklarda (ve özelinde erkek cocuklarda) olumsuz etkisine dair herhangi bir kaynaga rastlayamadim. Uzun süreli emzirme (Extenden breastfeeding) ile erkek cocuklar üzerindeki etkisine dair aramalar Google'da genelde belli bir arastirmanin sonucuna götürüyor bizi. Örnegin Time'daki su yazi: Study: Breast-Feeding Improves Academic Performance, Especially for Boys . Uzun süreli emzirme cocuklarda zeka gelisimine olumlu katkida bulunuyormus. Bu etki özellikle erkek cocuklarda daha belirginmis. Elbette anne sütü-zeka iliskisi üzerinde tartisilacak bir konudur. Zekaya etki eden pek cok baska faktör var. Sadece internetteki aramalarin beni ulastirdigi noktadan bahsetmek istedim.

Bir de Dr. Sears'in uzun süre emziren annelere elestirilerle basa cikma konusundaki önerileri var.

LLL (La Leche Liga) Türkiye temsilcisi  Natalya Arslantürk'e konuyu sordum. Bu tür bir sehir efsanesinin varligindan haberdarmis. Olayin Fransiz psikoloji okullarindan birinde uzun yillar önce yapilmis bir arastirmaya dayandigini aktardi. Kiz - erkek bütün cocuklarin 1,5 yas civari oral dönemden anal döneme gecmeleriyle sütten kesilmeleri gerektigi sonucuna varan bir arastirma imis sözkonusu olan. Bugün hala gecerli olup olmadigi belli degil, fakat belleklerde izi kalmis bir calisma.

Bence ister cocugunu uzun süreli (iki yas ve ötesini kastediyorum) emzirmis olsun, ister dogumdan itibaren formül süt verip 6 aylikken onu da kesmis olsun, bütün annelerin birbirlerine bu konularda daha sagduyulu ve empatiyle yaklasmalari gerekiyor. Saglik personelinin ebeveyni bilgilendirirken takip etmesi sart olan iletisim ve nezaket kurallarindan bahsetmiyorum bile.

Konuyu tartismaya aciyorum. Arkadasima, ve onun sahsinda bu türden tecrübeler yasayanlara söylemek istedikleriniz var mi?

Bilenler bildiklerini, arastiranlar bulduklarini, düsünenler düsündüklerini alip gelsin :) Konu hassas, lütfen herkes adini, sanini, empatisini, sagduyusunu, nezaketini ve serinkanliligini alip da gelsin.

Salı, Aralık 27, 2011

Kusura bakma, ben yine yazdim...

Biraz dertlesmeye ihtiyacim var. Kahve de yaptim, gelir misin? "Yok, ben bu ara kahve icemeyenlerdenim" dersen sana rezene cayi, malt kahvesi falan da yapabilirim ;)

Bazen anne sütü, emzirme , vb. konularda yazdigimda biraz huzursuz oluyorum. Disarida emzirmeyi cok istemis oldugu halde, kimi aksilikler yüzenden emzirememis anneler var. Onlari üzer, kizdirir, yersiz yere vicdan hesaplasmalarina yönlendirir miyim diye... Cok benzer bir tecrübem var cünkü. Oglum ilk dogdugunda sütüm yetmemisti ve ben sadece anne sütüyle beslemeyi cok istememe ragmen mama takviyesi gerekmisti. Ne yaptim, ne ettiysem süt miktarini arttiramadim. Oglumu neredeyse saatlerdir emzirdigim ve gögüsten uzaklastirdigimda hala mizildadigi bir aksamüstü artik ben de umutsuzlukla mizildayip aglamaya basladim. Iceride bir yerde "yok, herkesin harci degilmis bu, demek ki ben o uzun uzun emzirebilen kadinlardan degilmisim, olmayinca olmuyor" duygusu yükseliyordu bir süredir ve artik disari vuruyordum. Esim gelip yanima oturdu ve elini omzuma koydu. Günlerdir debelendigimi görüyordu ama sorunun kökeni, sebebi, cözümü konusunda tamamen bilgisizdi tabii ki. Bana "Üzülme, gecici bu, cözülecek sorun. Bizim cocugumuz anne sütüyle büyüyecek" dedi :) Itiraf edeyim ki, sasirdim. Sanirim ben teselli cümlesinin "Üzülme, olmazsa da olmaz, öyle de böyle de büyür bu cocuk" olmasini bekliyordum :) Sorunun benim acimdan büyüklügünden habersiz, emzirmenin dinamikleri hakkinda bilgisiz, tamamen iyi niyetle isin özüne dokundugu sözleri iyi geldi bana. Ormanda bir yol ayrimina gelmistim; birinden gitmeyi cok istememe ragmen digerine dogru cekiliyordum.Orasi ya da burasi. Anne sütü ya da mama. Sadece bir adimdi söz konusu olan. Adimimi bugün bildigin patikaya dogru attim. Adimini diger patikaya dogru atmis annenin kalbine cok yakin bir yerde durdum. Ona söyleyecek tek bir olumsuz sözüm bile olamaz. 

Disarida emzirmeyi falan istememis ve cocugunu en basindan mamayla beslemis anneler de var. Kisisel tercihler, yasam tarzlari, bilmedigimiz parametreler rol oynamis... Sahsen onlarla da bir problemim yok. Yazdiklarimdan onlara yönelik bir suclama anlami cikmasini da istemiyorum. En uc örneklerinden birini hastanede tanimistim. Dogumdan sonra oda arkadasi olmustuk. Hemen bir ay sonra calismaya baslayacagi icin emzirmeye baslamanin anlamsiz oldugunu düsünmüs, bebege kolostrumu bile cok görerek dogumdan hemen sonra süt salgilamayi engelleyen bir hormon almisti. Tek doz, geri dönüsü yok. Süt istemiyor. Nokta. Öyle demisti. Bunun disinda iyi biriydi -tabii ki baska nasil olacakti ki-  ve eminim sonradan iyi de bir anne olmustur.

Simdi bunu deyince belki tuhaf gelecek ama benim mamalarla da pek büyük bir sorunum yok. Ogluma verdigim dönemlerde mamayi acik ve secik sekilde kiskandigimi cok iyi animsiyorum. Onun onbes dakikada verdigi tokluk duygusunu saatler boyu emzirip verememek yaralayici bir duyguydu. Bir taraftan seviniyordum da iyi ki mamalar var diye. Yoksa nasil besleyecektim oglumu? (Tabii ki sonradan mamasizligin o kadar da büyük bir cözümsüzlük olmadigini ögrendim, fakat bu baska bir hikaye).

Bütün bu hikayede kizgin oldugum tek sey, bir tür zihniyet. Ne tür bir zihniyet? Su tür bir zihniyet.
Yazida gecen hemen her ifade ibretlik, üzerinde düsünüp konusmalik. Gün olur kaldirirlar yayindan diye, alintilamali. Cünkü yazi kaybolsa da, bu zihniyet kolay kolay kaybolmayacak gibi. Hep aklimizda olmali. Iste bu yüzden, n'olur kimseler üstüne alinmasin, gücenmesin, üzülmesin, kizmasin, kendi kararlarini rasyonalize etmeye de calismasin ama ben oglumla emzirme faslimiz kapanali bir yila yaklasmasina ragmen, bu konularda yazmaya devam edecegim. Sirf bu zihniyete karsi uyanik olabilelim diye...

*

Basliyorum:
“Türkiye’de iki yıl üst üste yüzde 40 büyüdüğümüz taktirde bebek maması alanında yatırım yapabilecek konuma geliriz. Türkiye’deki 0-1 yaşındaki bebeklerin yüzde 75-85’inin bebek maması kullanabilir duruma gelmesi demek. Biberon maması üreten bir fabrika açabiliriz. Türkiye’de bebek başına mama tüketimi 10 kilo. Ülkemizde bebek mamaları alanı hâlâ bebek aşamasında. Yatırım için teşviklere de bakıyoruz” dedi.


Türkiye'de üst üste iki yil dogum oranlarinda %40 artis olmadigi sürece bu lafin ucunun nereye gittigi belli. Türkiye'de 0-1 yasindaki bebeklerin yüzde 75-85'inin bebek mamasi kullanmasi bebek mamasinin normalize edilmesi demektir. Bebek mamasi normal degildir. O yüzden, üreticisi her ne kadar baska türlü tatli rüyalarin kucaginda da olsa, bebek mamasi üretimi her ülkede, her toplumda bebek (yani emekleme) asamasinda kalmalidir. Nasil ki sezaryen aslinda bir kurtarma operasyonuysa, bebek mamasi da bir kurtarma cözümüdür ve öyle algilanmalidir. Bebek mamasi icin tesvik veren devlet, kendi resmi "emzirme dostu" politikalariyla celisiyor demektir.


Türkiye’deki annelerin yüzde 80’i bilinçsizlikten, yüzde 20’si de pahalı bulduğu için mama almıyor.


Burada "Bilinc"ten kastedilen nedir, anlamak zor. Bana kalirsa ben bilincli bir anne sayilirim, mama maliyetini de bir sorun olarak görmüyorum. Buna ragmen mama kullanmaktan kurtulmak icin ne gerekiyorsa yaptim; yine yaparim. Anne sütü gibi dogal, yapayindan her acidan üstün, ekonomik ve pratik bir ürün dururken neden mama alayim? Kanunen söylenemeyecegi icin satir aralarina sıkıştırılan "emzirmek bilincsiz, egitimsiz ve gelir düzeyi düsük ailelerin secimidir" vurgusuna diyecek söz bulamiyorum. Elbette sözün sahibi "ben bunu demek istemiyorum" diyebilir. Sözün sahibi bulundugu pozisyon ve calistigi sektör itibariyle ettigi her lafin ucunun nereye gittiginin farkinda olmalidir, yoksa koltugunu dolduramiyor demektir.  



“Anne sütü altındır. Biz onunla yarışmıyoruz sadece ona yaklaşmaya çalışıyoruz. Türkiye’de bebeklere anne sütü verme oranı yüksek ama daha iki aylıkken diğer gıdalar veriliyor. İlk 6 ay sadece anne sütü vermeli. Ama anne sütü yoksa bunun yerine inek sütü, pirinç unu veya bisküvi gibi geleneksel ve beslenme açısından son derece yanlış ürünler tercih ediliyor.”


Kanun onu böyle konusmaya mükellef kildigi icin böyle diyor. Yoksa yazi basinda bahsi gecen %40 artis, %75-80 gibi oranlardan bahsetmezdi. Ikisi arasinda celiski var. Ama dogru söylüyor. Hatta eksik söylüyor. Ilk alti ay sadece anne sütü. Devaminda da devam sütü  ya da mama falan degil, mümkün oldugunca uzun süre ek gidalara eslik edecek sekilde anne sütü. Devletin tesvik paraciklarinin gitmesi gereken yön de budur. Aileleri anne sütünün yararlari konusunda bilgilendirecek, olasi emzirme sorunlarinda sonuna dek destekleyecek sistemlerin, uygulamalarin yayginlasmasi... Anne sütü GSYH'ya gözle görülür, somut bir arti puan olarak dönmez, mama fabrikasi döner. Devlet bunu bilir, mama üreticisi de bilir. O yüzden mi "daha cok mama tüketilirse, senin ülkende fabrika acarim güzel devletcim, geregini sen bilirsin" mealinden haberler gazetelerde arz-i endam eder? 


Kurdukları ‘anne danışma hattı’nı ayda 10 bin kişinin aradığını belirten .... şöyle konuştu: “Bunların sadece yüzde 3.5’i babalar. Türkiye’de bebek hastaysa veya ağlıyorsa babalar ilgileniyor. Bebek usluysa babalar bakımıyla hiç ilgilenmiyor. Bebek iyi olduğu sürece aileler doktora götürmüyor. Oysa fiziksel gelişimi tam mı diye incelenmeli. Anne danışma hattı sebze çorbası tarifinden bebeğin aylık gelişimine pek çok konuda annelerin hayatını kurtarıyor.”


Babalar niye aramiyor? endisesini simdi böyle durup dururken biraz süpheli buldum. Babalar kadin vücudunun cocuk besleyebilme becerileri ve bunun isleyis mekanizmalari  konusunda bilgili degildir. Suc degil, eksiklik degil, nitekim biz zamane kadinlari bile bilmiyorduk, dogurunca ögrendik. Babalar daha kolay ikna edilir mamaya gibi bir hesap mi var? Ya da bu "ortada bir sebep yokken bile doktora gidin" tavsiyesi neyin nesi?  "Cocugunuzun beslenme geriligi ortaya ciksin, ipin gerisini zaten biz doktorla bagladik" der gibi gibi... Orada cok farkinda olamadigimiz bir niş market ya da ilginc bir market dinamigi mi sözkonusu? Cözemedim. Artik bu kadar talihsiz aciklamalar karsisinda ben de paranoyaklasiyor olabilirim. Bu kadar kendi bindigi dali kesen bir advertorial okumamistim hic dogrusu...  Danisma hatti annelerin hayatini kurtariyordur mutlaka. Ana-cocuk sagligi devletin öncelikli konularindan olmazsa, toplumsal paylasim ve sivil inisiyatifi eline alma hareketleri olmazsa, anne saglikli sebze corbasinin nasil yapildigini ögrenecek baska kaynaklar bulamazsa, o acigi da pazar kapatir, kapatirken kendi cikarlarini da gözetir tabii ki...  


Yeri gelmisken aklima gelen bir soru: Türkiye'deki mama firmalari onlara yazili da olsa bir soru yönelttiginde "Telefonunuz neydi, biz size dönelim, telefonda sorularinizi daha detayli yanitlayabiliriz hem" diyorlar hemen. Hatta "sagolun, yazili olsa da olur" deyince israr ediyorlar öbür türlüsü icin. Denedim, biliyorum.  Oysa ayni firmalarin Almanya'daki merkezleri sorulari yazili aliyor ve yazili yanitliyor. Internet üzerinden almissa internet üzerinden, postayla almissa postayla.  Neden Türkiye'de yaziya dökülmemis, sohbet havasinda yürüyen danismanlik tercih ediliyor?

Türkiye’de annelerin yüzde 40’ında demir eksikliği var. Türk anne çok stresli. Kocasının iş durumunu düşünüyor. Ortalama 3.5 çocuğu var. İyi beslenemiyor, çocuklarını da iyi besleyemiyor.


Eee? Mama cözümü mü bunlarin? Burada ciddi toplumsal sorunlardan bahsediliyor. Mama üstüne yara bandi bile olamaz onlarin, nerede kalmis ki kökenine inip asil sorunu cözsün. "Ee, mama üretecisi  cözüm bulacak degil ya onlara, o olani söylüyor" diyeceksin ya, bunlari bebek/cocuk nüfusunun geneline mama yayginlastirmak icin gerekce olarak sunmak da biraz gülünc olmuyor mu? "Madem iyi beslenemeyen, stresli anneleri yüzünden anne sütü ve saglikli, dogal gida bulamiyorlar, öyleyse mama" der gibi, "ekmek yoksa, pasta yesinler" der gibi...   ??


“Organik meyve çok aradık ama bulamadık. Türkiye’de sadece organik elma bizim standartlarımıza uygun çıktı. Diğer meyveleri Poyonya, Çek Cumhuriyeti, Hollanda‘dan alıyoruz”


:)) Meyve üreticim sana söylüyorum, aklini cocugunu organik beslemekle bozmus sehirli, modern, cok bilincli, entel dantel annem sen anla :)) Bizim meyve pürelerimizde kullanilan bütün meyveler organik. Bekleriz efenim :)) 


Saka bir yana, ben de cocugumun ek gidalara gectigi dönemde organik meyvenin bulunmadigi bir ülkede yasadigimiz icin, bir organik üreticinin bebekler icin hazirlanan meyve pürelerinden almistim. Demeter sertifikali falandi. Bir taraftan da emzirmeye devam ediyordum. Ama konu o degil. Türkiye'de setifikali ya da sertifikasiz, dogal tarimla ugrasan, büyüklü kücüklü bir dolu girisimci var. Mama üreticisi onlari destekler, "bütün meyveleri bizim kriterlerimize uyar sekilde Türk üreticilerden aldigimiz bir meyve püresi fabrikasi hayali kuruyoruz, bunun icin üreticilerle yakin calismaya , ortak proje gelistirmeye haziriz" dese ne güzel olur, gayet kazan-kazan bir cözüm olur. Meyve üreticisi, firma, anne, bebek, toplum , devlet, herkes kazanir ....

Türkiye’de yüzde 98 oranında bebeklere anne sütü veriliyor.
Eger dogruysa, yasasin! Aynen böyle devam :) Eger, yanlissa, mamayi bosverin, orani arttirmaya bakalim :)

Bebeklerin yüzde 99.7’si en az bir kez anne sütü alıyor.

Yüzde kaci daha hastaneden cikmadan hemsire, doktor ve ebeler tarafindan güvensizlige bogulan annelerinin stesle azalan sütü yüzünden sütsüz kaliyor?

Yüzde kaci kilosundaki artisin elbette azalmasi gereken dönemlerde "kilo artisi düstü, mama" diyen uzmanlarca ve onlarin endiselendirdigi yakin cevrece anne sütünden ediliyor?
Yüzde kaci gayet emzirebilecek anneleri, son derece basit , temel teknik ve bilgilerden uzak kaldi diye mamayla bulusuyor?


Yüzde 60’ı 12 aydan sonra da anne sütüne devam ediyor. Bu dünyadaki en yüksek oran. 

Dogruysa, cok mutlu oldum. Bu kadar engele, tuzaga, köstege, strese, eksik beslenmeye, ekonomik probleme ragmen demek hala %60 oraninda anne bir yas sinirini emzirerek gecebiliyor. Bravo dogrusu! Türk annelerine madalya takmali.



Türkiye’de 1.3 milyon bebekten sadece yüzde 10’u sağlıklı besleniyor.  
Kime ve hangi kritere göre saglikli? 


Bebeklerine süt verme nedenlerini kadınların büyük kısmı “Kuran’da yazıyor veya kaynana baskısı” olarak açıklıyor.

Satir arasina sıkışanlar: "Ama sen dinci ve kaynana lafina bakan bir koyun degilsin, degil mi ?" :)



Mama satışlarının sadece yüzde 20’si Doğu’da gerçekleşiyor.
Demek ki Bati'daki annelerin de, Dogu'daki annelerden ögrenecegi üc bes sey var.


*

Perşembe, Aralık 22, 2011

Anne sütü yetmezse...

Bu kez yeni bir sey deneyelim; ben susayim, sen yaz. Var misin?
Konu BBY'a Google aramalari üzerinden en cok ulasan sorulardan biri:
"Anne sütü yetmezse"
"Anne sütünü arttirmanin yollari"
"Sütüm yetmiyor"

Bunlar anahtar sözcükler.
Bunu yazan anneye yanitin ne olurdu?
Ister yorumlara yaz, ister e-postayla gönder ben bu yaziya ekleyeyim.
Ister bildigin iyi internet sitelerini not et, ister motive edici kisisel tecrübelerini.
Ister öneri getir, ister derdini...
Ister felsefe yap, ister pratik ol.
Hatta blog görseli bile senden olsun.

Haydi bakalim, basliyoruz...
-|-

  • TSI ile 12:00 itibariyle acilis nurturia üzerinden annevebebisi'den :) Hakli tespitleri icin tesekkürler
"daha dun burdaki, yeni dogum yapmis arkadas yazdi iste; 2 haftada 600 gr alan ogluna bakan doktor, sut az, 2 ogun de mama ver demis. Bu zihniyetin oldugu yerde kimsenin sutu yetmez :) Ben artik bu konularda yazmaktan, konusmaktan biktim. Cunku bosa konusuyorum.. Her seyden once cocuklara doktorlarin degil, bebek hemsirelerinin, emzirme konusunda uzman ebelerin falan bakiyor olmasi lazim. Doktor dedigin, hastanin oldugu yerde olur. Onlar sorunlari cozmeye, hastaliklari iyi etmeye odakli. Mama firmalariyla anlasmali ya da salak falan degillerse, en azindan meslefi deformasyon yasiyorlar boyle durumalarda :) Ben Tr'de olsaydim, hababam sutumu sagsaydim, bi de haftada bir doktora tasisaydim bebegi, eminim daha ilk gunden mamaya bogarlardi bizim oglani..turkiye'de, sut arttirma yollarindan konusmadan cok once aslinda anne sutunun ne demek oldugunu anlamak ve anlatmak gerekiyor. Bunu insanlar, toplum, yetkililer tam manasiyla anlamadikca, biz 20 sene sonra da hala ayni seyleri konusuyor oluruz.Bence turkiye'de, cok titiz bir anne adayi olmakla ve cocugu "kontrol" icin doktora tasimakla, rahat rahat emzirebilme arasinda ters oranti var..Sutunu arttirmak isteyenler, once cocugu doktora tasimayi kessinler :) Sonra da cevredeki herkese ve hatta iclerindeki vesveselere bile kulaklarini tikasinlar :)"

Çarşamba, Temmuz 13, 2011

Annenin mucize kokteyli kapsülden süte karsi

Dün Süddeutsche Zeitung'da iki yazi okudum. Biri tam bir komedi, digeri oldukca ilginc ve bilgilendirici. Birinciyi komik yapan ise ikinci...

Birincinin basligi Kindermilch aus Kapseln - Latte macchiato für Babys (Kapsülden cocuk sütü -  Bebekler icin Latte macchiato). Hem kahve, hem  de bebek mamasi üreten ünlü bir uluslararasi gida devi, sonunda bu iki üründe sahip oldugu know-how'i bir araya getirerek yepyeni bir ürün ortaya cikarmaya karar vermis. Isteyen anne babalar bundan böyle mamayi kapsülle alip verebilecekmis bebeklerine. Gittikce yayginlasan kapsüllü kahve makinelerindeki teknolojiye cok benzer bir sekilde süt/mama otomati seklinde calisan makinelere, bebekler icin mama veya kücük cocuklar icin süt tozu iceren kapsüller yerlestirilecek, bir kac dakika icinde sicak su ile hem hijyenik, hem pratik mama hazir olacakmis. Kapsüller kahve makinelerindeki gibi alüminyumdan degil, plastikten olacakmis. 0-36 ay arasi icin düsünülmüs 6 degisik mama varmis. Makine 202 Euro, kapsüller 1.5 Euro'dan satilacakmis. Makine internet üzerinden üyelikle, kapsüller de yine internet üzerinden ya da eczanelerde satilacakmis. Ürün müdürü yüksek fiyata ragmen ürünün ilgi göreceginden eminmis. Sagladigi hijyen, güvenilirlik ve pratiklik sebebiyle...

unclutter'i ben yaziyor olsaydim, bu ürün unitasker wednesday kategorisi icin harika bir adaydi. Ama yine de ürünün Türkiye'de cok ilgi göreceginden emin gibiyim.

Gelelim ikinci habere... Simdi yüzünüzdeki o bastirilmis kahkahanin izlerini siliniz lütfen. Mucizeler ciddiyet gerektirir. Haberin basligi Muttermilch: Functional Food der Natur, Mamas Wundercocktail (Anne sütü: Doganin islevsel gidasi, Annenin Mucize Kokteyli). Haberde belirtildigine göre, anne sütünün icerigi  bebegin yasina ve hatta cinsiyetine, ayrica annenin icinde yasadigi yasam sartlarina ve bugüne dek bilinmeyen pek cok baska faktöre bagli olarak sürekli degisiyor. Bu bilgiye cok da yabanci degiliz zaten. Fakat bunu tam olarak nasil yaptigi benim icin uzun zaman bir sirdi.

Ayrica anne sütü yenidoganlarin virüs ve bakterilerle savasimini destekliyor, belli hastaliklara olan egilimini engelliyor ya da (ilginc bir sekilde) arttiriyor, bazen bütün bir gen grubunun aktivitesinde degisikliklere yol acabiliyor (Bu konu bir ara Emziren Anneler grubunda tartisilmis ve dogumdan sonra anne sütü araciligiyla gen degisikliginin olamayacagina karar verilmisti. Gen aktivitelerinde degisiklik olabiliyormus heyhat. Konuyla ilgilenenler "epigenetics" kavramini arastirabilir.). Yazida belirtildigine göre, anne sütünün bebegin zekasini etkilemesi cok olasiyken, karakterini bile etkilemesi mümkün görülüyormus.

Isin asil mucizevi tarafi (ki beni öteden beri sasirtmistir bu), anne sütünün yaklasik %90'i su, %6'si da süt sekeri laktoz aslinda! Geriye kalan ve anne sütünü bebege özel bicilmis yapanlar ise diger seker türleri, protein ve lipidler. Bunlarin saf besin maddesi moleküllerinin yaninda yüzlerce düzenleyici madde icerdigi söyleniyor. Sözkonusu "süt sinyal maddeleri" de, hormonlarda oldugu gibi cok düsük miktarlarda bile etkili olabiliyorlar. Bugüne dek varliklarinin ve etkilerinin az bilinmesi de bu yüzden.

Kaliforniya Üniversitesi'nden seker kimyasi üzerine calisan bilim adami Carlito Lebrilla'nin bulgularina göre annenin farkinda bile olmadan sütüne ekledigi olasi 200 farkli seker zinciri (oligosaccarid) var. Oligosaccarid'ler yeni dogurmus annenin sütünde su ve laktozdan sonra ücüncü yüksek oranla yer alan kolostrumu olusturuyor.  Sonucta kolostrum kisa (en fazla on molekül) ve bilgi tasima fonksiyonu tasiyan karbonhidrat zincirlerinden olusuyor.

Anne sütündeki seker zincirleri özellikle belli bir bakteri türünün ilgisini cekiyor: Bifidobacterium longum infantis. Dolayisiyla bu bakteri bebegin bagirsaklarinda yerlesen ilk mikroorganizma. Böylece anne sütü bebek icin ilk günden itibaren diger zararli (örnegin su kaybina sebep olacak tehlikeli ishallere sebep olan) mikroorganizmalardan koruyacak yararli bir misafiri cagirmis oluyor.

Lebrilla'nin bulgularina göre sözkonusu seker zincirlerinden yarisi emziren tüm annelerde sabit. Diger yarisi ise zaman ve kosullara göre degisiyor. Böylece -haberdeki ifadeyle- anne bebege kendi kisisel damgasini vurmus oluyor. Cünkü her bir oligosaccarid'in türü yaninda süte eklenme zamani, miktari  bebege ayri bir gelisim mesaji bildirmis oluyor; aktif mikroplari yok ediyor, bagisiklik sistemini kuruyor, beyin gelisimine dair sinyaller veriyor.

Buradan anne sütüyle büyümüs bebekler, formül sütle beslenmislerden daha zekidir sonucuna varmak hata olur tabii... Arastirmalara göre anne sütüyle beslenenler ilkokula basladiktan kisa bir süre sonra yapilan zeka testlerinde ortalama 6 puan daha yüksek aliyorlarmis. Ama standart testin yargiya varmadaki basarisi bir yana, zekayi dogumdan 6-7 yasa kadar etkileyen bir cok baska faktör de var.    

Karakter etkisine gelince... Anne makaklarin stres sebebiyle emzirirken daha cok kortisol aktardigi erkek bebek makaklar yetiskin dönemlerinde daha saldirgan oluyormus. Bu bir maymunun kariyerinde dezavantaj degil, avantaj tabii ki. Homo sapiens'te benzer bir etki kanitlanmis degil, ama olasi görülüyor.
 
Tüm bunlardan cikarilacak sonuc?  
Demek ki ben emzirdigim süre boyunca, ürettigim sütün icindeki su, yag, seker vb oranini uyurken bile degistirebilen; kafama, yiyip ictigime, ruh halime, yasadigim ülkeye, sincabin yasina, cinsiyetine göre 200 farkli seker zincirini bir öyle, bir böyle kombine edebilen mucizevi bir süt otomatiydim! :)
 
Sadece 6 türden olusan bir ürün portföyü mü dediniz?
Hah hah ha ha!  

Saka bir yana, tüm bunlardan cikarilacak sonuc?
Etrafima bakiyorum ve bloglarda, gruplarda ve baska internet ortamlarindaki pek cok annenin (ben dahil) dogumdan sonraki ilk haftalarda ciddi bir emzirme sorunu yasadigini görüyorum. Biz sehirli, modern annelerin emzirmeyle ilgili ciddi bir sorunu var. Tuhaf olan kirsal kesimde de emzirme süre ve oraninin düsüyor olmasi. Baslarda problemin anne sütünün gücü hakkinda yeterince bilgilenmemek, onu önemsememek ve kolayina, yasam tarzimiza daha uyarina, yani formül süte kacmak oldugunu sanmistim. O zamanlar kizgindim. Oysa görüyorum ki, bir bebek sahibi olacagini duyan annelerin büyük cogunlugu anne sütü konusunda yeterince bilgileniyor ve cogu zaman kararini ondan yana kullaniyor. Fakat dogumun ardindan ters giden bir seyler var. Elimizin altinda harika, mucizelerle dolu bir makine var ve nasil calisacagini bir türlü cözemiyor gibiyiz. Bu cözümsüzlük yeni anneyi ve cevresini son derece yipratan bir sorun. Yasadim, biliyorum. Artik kizginliktan cok, okudugum her yeni hikayede üzüntü duyuyorum. Neden cagdas insan elinin altindaki bilim ve teknolojiyi anne ve bebegin süt sorununu cözmek icin böylesine komik "cözümler" bulmak icin harciyor? Diger türlüsü, yani annenin dogumdan itibaren sorunsuz bir sekilde bebegini emzirebilmesi yeni ve sürekli kazanc kapilari acmadigi icin mi ilginc bir AR-GE konusu degil? Aci olan su ki, bu üstün bir bilgi ve teknik düzeyi bile gerektirmiyor. Genel saglik sisteminde (hastanelerin dogum bölümlerinde, saglik ocaklarinda) sosyal politikalarda, sehirlerin tasarlanmasinda, is kanunlarinda, olasi her seyi daha "anne, bebek ve emzirme dostu" yapacak kücücük, basit düzenlemeler bile yeterli olacak belki. Yeni anne ve bebegin de disariya cikmak ve orada, kamuya acik alanda da emzir(il)mek hakki oldugu yönünde ufacik bir anlayis degisikligi bile herseyi ne kadar kolaylastiracak oysa. Annelerin dogumdan yeterince önce ve dogumdan hemen sonra emzirmenin dogasi, olasi sorunlar ve bunlarin nasil asilacagi konusunda bilgilendirilmesi ve desteklenmesi ne kadar düsük maliyetli ve kadar kolay basarilabilir istenirse...

Eger gercekten istenirse...  
 

Salı, Mart 08, 2011

Güzel bir seyin sonu...

Elime ilk verdiklerinde emzirmek istemistim, olmamisti.

Sonra cok emzirmek istemistim, yetmemisti.

Bebeklerini emzirirken büyük bir mutluluk ve huzurla dolduklarini, bunun insanin hayatindaki en güzel anlardan biri oldugunu söyleyen anneler vardi. "Neresi mutlu, neresi huzurlu, neresi güzel" diye söylendigimi cok iyi hatirliyorum. Aci vardi, stress vardi, yorgunluk vardi. Sirf yararina inandigimdan disimi sıkıyordum. Sonraları aştık teker teker tatsiz sorunlari. Keyifsiz baslayip mutlu sona ermis bir hikayeydi bizim süt hikayemiz.

Kisisel tecrübemden ögrendigim bir sey var. Anne sütü sandigimizdan daha güclüdür. Dogumdan sonra "cok ugrastim, olmuyor, demek ki ben yeterince süt üretebilecek biri degilmisim" diyen kadinlarin cogu da dahil olmak üzere (ben onlardan biri olmanin sinirinda yürümüstüm, iyi bilirim o duyguyu), hemen her kadin yeterince süt üretmeye muktedirdir. Unutulmus degerli bilgiler var, cok karisip akil karistiran var, kadina anneliginin her asamasinda destek degil köstek olan bir sistem var. Bazen dogum sonrasinda isler hayal ettigimiz gibi gitmiyorsa, sasmamali, süte engel olanlar var.

--§--
Bugüne dönelim.
48 saatten uzun zamandir yanima gelip "anne, süt ver" demedi. Gectigimiz bir kac haftadir pek cok 24 saati anne sütü istemeden gecirmisti zaten. Tamamen biraktik diyemem; sanirim arada yine gelip gidip isteyecegi bir dönem var önümüzde. Anaokuluna alistikca, dis dünyayla baglari arttikca, ilgisi, istegi kendiliginden sönecektir diye düsünmüstüm. Öyle oluyor. 

Güzel bir seyin sonuna yaklasiyor gibiyiz.

Hüzün duymuyorum; sevincliyim.
"Oh, nihayet bitiyor, kurtuluyorum" türünden bir sevinc de degil bu.
Doganin gündelik mucizelerinden birini 3,5 yil yasama sansina sahip oldugum icin.
Kendim hakkinda yeni bir seyler ögrenebildigim icin.
Cocuguma yasaminin ilk yillarinda elimden gelen en iyi baslangici armagan edebildigim icin.
Her sey kendi seyrinde olup bittigi icin. 


Dipnot: Bu yazi  bir "formül süte yergi" yazisi degil, "anne sütüne övgü" yazisidir. Herhangi bir sebeple anne sütü ver(e)memis anneleri yargilama, vicdan azabina sürükleme amaci gütmez. Kisisel tecrübemde sütüm tek basina yetmeseydi gelen her damlayi ogluma eristirmek azmiyle formül sütten destek alacaktim. Elimden geleni yapmis olmanin rahatligiyla zerre kadar da üzülmeyecektim. Herkes kendi tecrübesinde eşsiz, kendi kararlarinda özgürdür.

Salı, Ocak 11, 2011

Emzirme Reformu Mimi

Emzirme Reformu hareketini baslatanlardan Blogcu Anne bir bilgilendirme mimi baslatmis. Bana da Isil vasitasiyla ulasti. Biraz gecikerek de olsa ama can-i gönülden katilip yanitliyorum:

1) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç?

Dogrusu hic bilgim yok. 1 yasindan sonra anne sütü alan cocuklarin sayisinin cok düsük oldugunu tahmin ediyordum ama ilk 6 ay sadece anne sütü alanlarin oraninin yüksek oldugunu düsünmüstüm hep. Son zamanlarda anne-bebek gruplarinda okuduklarim bu inancimi temelinden sarsti. Anneler dogumdan hemen sonra hastaneden baslayarak hemsireler, doktorlar ve yakinlari tarafindan o kadar demotive ediliyor ve o kadar sasirtiliyorlar ki, cocuklarini besleme gücünün kendi iclerinde yattigina dair güvenleri sarsilarak hemen hazir mamaya saldiriyorlar. Ilk alti ay cocugunu sadece anne sütüyle besleyen anne sayisi yüksekse kirsal kesimde yüksektir biraz. Dogrusu ondan bile süpheliyim.

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?

3,5 yasindaki oglum hala anne sütü aliyor. 6 ay boyunca sadece anne sütü aldi. Ondan sonra sebze pürelerini denedim ama cok isteksizdi. Pratikte 1 yasina dek agirlikli olarak anne sütü ile beslendi. 2 yasindan itabaren cesitli zamanlarda kesmeyi denedim, kabul görmedi :) Anaokuluna basladigindan beri -yani yaklasik 3 aydir- anne sütü emmesi orada kaldigi süreye paralel olarak azaliyor tabii. Sanirim böyle veda edecek anne sütüne :)

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?

Ogluma hamileyken calismiyordum. Calisiyor olsaydim, Almanya kanunlarina göre bir yil süreyle her ay maasimin %67'sini de alarak dogumdan sonra bir yil süreyle ebeveynlik izni (Elternzeit) kullanabilecektim. Iznin adi ebeveynlik izni, cünkü aile tercih ederse, bir kismini ya da tamamini anne yerine baba da alabiliyor. Ebeveynlik iznini hemen dogumdan sonra almak yerine dogumdan sonraki iki yil icinde aile icin en uygun zamanda almak da mümkün. Bu arada tahmini dogum tarihinden 6 hafta önce baslayan ve dogumdan sonra 8 hafta daha devam eden ücretli izin var. 1 yilin sonunda is hayatina geri dönmek istediginizde özel sektörde de calistiginiz son yerdeki isinize geri dönebilirsiniz. Isinize son verilmesine karsi kanunen korunuyorsunuz. Bunlar teoriden bildiklerim, pratikte aksayan yanlari var mi ,bilmiyorum. Darisi ülkemin basina...

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?

Bkz. bir önceki soru :)

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?

Calisiyor olsaydim ve simdiki gibi uzun süreli emzirme kararinda olsaydim, isyerinde %100 baski görmez, destek alirdim diyemiyorum. Burada özel sektörde mobbing oldukca yaygin. Her durumda aleni olarak, Türkiye'de örneklerini duydugum gibi, süt iznini acikca bahane ederek yapilmazdi sanirim.

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?

Hayir, bir sorun yasamadim. Parklarda, havaalanlarinda, ucaklarda, cafelerde, lokantalarda, magazalarda emzirmisligim vardir. 2 yasindan itibaren emzirmek icin varsa emzirme-bakim odalarini tercih ettim. Bence emzirme icin havasiz ve genelde kirli bakim odalarindan ayri, icinde annenin rahatca oturabilecegi koltuk, sandalye vb. bulundugu odalar olmali. Cok cok az yerde böylesine rastladim. 2,5 yasindan itibaren sadece evde emzirdim.



(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?

Baslarda hem de cok! Yeterli sütüm yoktu, miktari arttirip oglumu sadece anne sütüyle besleyebilmek icin 6 hafta ugrastim. En büyük destegi esimden ve formül sütün de tadini bildigi halde anne sütüne asla hayir demeyen oglumdan gördüm. Dogumdan sonra hastanedeki hemsireler ve ev ziyaretine gelen ebeler bilinen klasik yöntemlerle (emzirme cayi, gögüslerdeki yaralarin tedavisi , beslenme önerileri, vb, vb) destek olmaya calistilar ama büyük yararini görmedim. Özellikle psikolojik acidan büyük destegi internette kendi yaptigim arastirmalarda okuduklarimdan buldum. Keske emzirmenin ve anne sütü üretiminin dogal mekanizmasini hamilelikte daha iyi ögrenseydim diye hayiflandim.  Simdi elimden geldigince ayni bilgilendirici destegi baskalarina vermeye calisiyorum. Emzirmeyle ilgili her soruyu bildigim kadariyla yanitlamaya hazirim.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?

Yalniz dogum yaptim. Tüm aile büyükleri, es dost Türkiye'deydi. Bu bazen bir dezavantaj, bazen de bir avantaj oldu. "Sütün yetmiyor, mama ver, bu cocuk doymuyor" elestirilerini sadece bana destek olmak icin her gün ziyarete gelen bir arkadasimdan aldim. Okuduklarim aksini söyledigi, doktor da gelisimini normal buldugu icin arkadasimin söylediklerine kulagimi tikadim. Ilk bir haftadan sonra telefon görüsmelerinde süt durumunu soran aile büyüklerine "her sey yolunda, sütüm yetiyor" dedim, ki dogru degildi aslinda. Fakat oradan gelebilecek huzursuzluklarin önünü kestigi icin cok yerinde bir karardi bence.  
Uzun süreli emzirmeye gelince... Büyük bir baski görmedim. Saka yollu elestiriler, imalar vb. Oglum anne sütü konusunda iki yas civari anneannesinin, 2,5 yas civari en büyük destekcisi babasinin ve 3,5 yas civari babaannesinin destegini kaybetti :) Ben mümkün oldugunca azaltmak ve onun gercekten istemedigi anda kesmek istiyorum. Zamana biraktim.


(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?

Evet, biliyorum. Bu konuda emek ve destek veren herkese de cok tesekkür ediyorum. Emzirmenin direk olarak anne ve bebek; dolayli olarak ise aile ve toplum icin inanilmaz yararlari var. Anne sütünün anne ve bebegin vazgecilemez bir hakki oldugunu düsünüyorum. Toplum uzun vadede kendi cikarlarini da gözetmek adina anne ve bebegin bu haklarini sonuna dek kullanmasi icin destek olmali, gerekli sistem degisikliklerini yapmali. Ister emzirsin, ister formül sütle beslesin, ilk bir yil annelerin (ve ailelerin) huzurlu olabilmeleri ve bunun icin destek görmeleri cok önemli. Cicegi burnunda annelerin calisma sartlariyla ilgili bir reform yapilacaksa, emzirmeyen anneleri de hesaba katmali.

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için www.emzirmereformu.com adresindeki formu doldurmanız yeterli.

Elimden geldigince destek verdim sanirim. Emzirme Reformu yeni sitesine tasindiktan sonra destek formunu doldurmamisim. Onu da simdi yaptim hemen :)

Bu önemli mimi -eger kabul ederlerse :) - cicegi burnunda annelerin görüs ve tecrübelerini duymak istedigim icin bambino ile pandufcuk'un annelerine; cok istedigi ve caba gösterdigi halde emzirmek yerine formül süt vermek durumunda kalan annelerin sesi olacagina emin oldugum minik hanimin annesine ve benim gibi fanatik anne sütü hayranlarindan oldugunu bildigim Tülin Su'nun annesine gönderiyorum.  Hatta hizimi alamayip, cocugu olan olmayan, anne sütü vermis vermemis herkesi bir ses vermeye davet ediyorum.

Cuma, Eylül 03, 2010

Emzirin, emzirin, emzirin!

Önce su:
Bazen sincabin atesi cok yükseldiginde...
ve
iki üc saat arayla Paracetamol ve Ibuprofen'i verdigimde...
ve
verecek baska hicbir ilac ve yapacak baska hicbir sey kalmadiginda...
...emziriyorum.

Hem onu avutuyor, hem de atesi düssün diye beklemekten endiselere bogulmus bana bir seyler yaptigim hissi veriyor.
Ikimize de iyi geliyor.

Sonra su:
Bugün anaokuluna basladi sincap. Ben gerek görmedigim halde, ögretmenleri "ilk günler bir kac saat kalsin, zamanla arttiralim süreyi, siz de disarida bekleyin" dediler. Öyle yaptik. Bekledigim gibi, anaokulundaki bu ilk saatlerinde beni hic mi hic aramadi yumurcak. Ben disarida esyalarini ona ayrilmis bölüme yerlestirirken, coktan oyuna dalmisti bile. 1,5 saat boyunca o iceride oynadi, ben disarida kitap okudum. Ona -ve tabii bana- kalsa, daha gün sonuna kadar kalirdi anaokulunda. Ama ögretmenlerin uygun gördügü bir sistem var anlasilan, fazla karismak istemedim. Anaokulundan sonra parka gittik. "Anne sen burada kal, ben surada oynayayim" diyerek uzaktaki salincaklari isaret etti bana.

Haaa, bir de su:
Aksamlari babasiyla oynarken ben odaya girdigimde "Sen neden geldin, bizi neden rahatsiz ediyorsun?" dediginden, acik acik odadan kovuldugumdan bahsetmis miydim?

Demek ki uzun süreli emzirmek cocugu anneye bagimli, dizinin dibinden ayrilmaz bir cekingen kuzucuk yapmiyormus. Tecrübemle sabit!

Bunlar "sütten kessem mi acaba?" cölünün icindeki kücük mutluluk vahalarim benim :)
Böyle zamanlarda, vaktiyle anne sütünün gücü adina verdigim savasin hakliligindan emin ve onu bu kadar uzun süre emzirdigim icin mutlu oluyorum. Kendine ve diger insanlara karsi güven duygusuyla dolu bu kücük sincabin, istedigi zaman her zamanki agac kovuguna geri dönmek üzere, dis dünyaya, ormana cikmaya hazir oldugunu hissediyorum. Her ailenin cocuk büyütme sekli, sartlari ve o sartlar altindaki tercihleri baskadir. Bizim sartlarimiz altinda bizim aldigimiz kararin dogru oldugunu görüyorum.

Icimden Thoreau'un "sadelestir, sadelestir, sadelestir" dedigi gibi "emzirin, emzirin, emzirin" demek geliyor. Gecen gün hastanede iki yeni anne gördüm. Birkac günlük bebeklerini, üst kata rutin ultrason kontrolüne getirmislerdi. Istemeden kulak misafiri oldum konustuklarina. "Ilk cocugunu ne kadar emzirmistin peki?" diye sordu biri. "6 ay" diye yanitladi digeri gururla. "Oooo, süper!" dedi soruyu soran saskinlikla.  Cok icimden geldigi halde "alti ay nedir ki? elinizden geliyorsa daha da emzirin, emzirin, emzirin" diyemedim.

Thoreau dedim de...
Bu blogun eski okuyuculari bilirler. Bir dönem Thoreau'dan bitmek bilmeyen alintilarimla biktirmisligim vardir. Bugün sincap iceride arkadaslariyla oynarken ben kapi önünde Walden'i okudum yine. Bu kez Türkce'sinden. Thoreau'yu kendi dilinden okumayi sevmistim, kendi dilimden okumayi da sevdim. Dayanamaz da yeni alintilar yaparsam bu günlerde kizmayin lütfen :)

Çarşamba, Haziran 25, 2008

Anne sütünün gücü adına!

Dün sabah oğlum benimle birlikte oturmuş efendi efendi süt, yumurta, peynir ve ekmekten oluşan kahvaltısını ederken pek keyiflendim. Aklıma bir yıl önce bu sıralarda onu besleyebilmek için ne endişeli ve sıkıntılı günler geçirdiğim geldi. Ve başkalarının da benzer sıkıntıları yaşayabileceğini düşünerek hep yazmak istediğim bir yazıyı ne kadar ertelemiş olduğumu farkettim.
Yine çenem düşecek, biraz uzun anlatacağım, hissediyorum. Frigolarınızı, soğuk içeceklerinizi, patlamış mısırınızı alın. Sigaranızı söndürün, cep telefonunuzu kapatın. Mendile gerek yok, filmin sonu mutlu bitecek. Işıklar sönsün, hikaye başlasın...

***
Oğlum doğdu. İlk kontrollerini yapıp, sıcacık bir havluya sarıp, kucağıma bıraktılar. Doktor bir an ortadan kayboldu. Başımda bekleyen ebeye "Şimdi sadece dikişler kaldı değil mi? Sonra bebeğimi emzirebileceğim?" diye sordum. "Evet, az sonra" diye yanıtladı. Bebeklerin doğumdan sonraki ilk saatlerde emme reflekslerinin çok yoğun olduğunu ve doğumun hemen ardından emzirmenin çok önemli olduğunu biliyordum. Ne yazık ki olmadı. Hiç beklenmeyen bir komplikasyon yüzünden bir anda kendimi ameliyathanede buluverdim. O günü doğumhane-ameliyathane-uyandırma servisi üçgeninde geçirdim. Bebeğimi emzirmeme ilk kez ertesi gün öğle saatlerinde izin verdiler. Kan kaybından zayıf düşmüş, olup bitenlerden şaşkın ve de zaten tecrübesizdim. Sütüm bebeğin beslenmesine yetmediği gibi, pek çok yeni annede olduğu gibi göğüslerimin tamamen yara olması da uzun sürmedi. Üçüncü gün öğleye doğru bir bebek hemşiresi acı gerçeği dile getirdi. Bebeğimin artık şekerli su solüsyonundan başkaca bir şey alması gerekiyordu. Anne sütü yetmiyorsa formül süt vermek şarttı. En korktuğum şeydi bu, çünkü bebeğin bu tür beslenmeye alışıp anne sütüne ilgi göstermeyeceğinden endişe ediyordum. Hemşireler eğitimleri gereği donanımlı, yapılması gerekenleri sayıp döküyorlardı. Ama sorunuma karşı genel bir duyarsızlık havası da seziyordum. En önemli bilgilerden birini bile doğumumda bulunup, kata ziyaretime gelen ebe verdi:"Bakın, burada iki ayrı cins biberon ucu kullanıyoruz. Bebeğinizi daha sonra emzirmek istiyorsanız ince uçlu biberon kullanmalısınız ki bebek biberondan kolayca akan süte alışıp anne sütü almak konusunda tembellik göstermesin. Hastaneden çıkınca da böyle incecik uçlu biberonlar bulup alın." Hastaneden bir an önce çıkmayı istiyordum ama evde bebeği nasıl besleyebileceğime dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Doğumdan önce okuduğum dergi ve kitapların biberonla beslemeye ilgili bölümlerini hep es geçmiş; alışveriş yaparken formül sütlerin, mamaların, biberonların ve bu konuya dair bin türlü ıvır zıvırın satıldığı reyonları hep atlamıştım. Şimdi ise zaten doymak ve susmak bilmeyen bir küçük canavarla süpermarket reyonlarının önünde dikilip uygun mamayı bulmak, biberonu seçmek, etiketlerini incelemek imkansız görünüyordu. Bir şekilde doğru mama ve biberonu tedarik etmeyi başardık ve bir de süt pompası kiraladıktan sonra hastaneden taburcu edildik. İlk gece bebeği sadece anne sütü ile beslemeyi başardım. Ama sabahtan itibaren süt yetmeyince tekrar biberona sarıldık. Sonraki günler de böyle geçti. Geceleri sadece anne sütü, gündüzleri ise çokça biberon ve biraz anne sütü.
Ev ziyaretlerine gelen ebe bana anne sütünü arttırdığı söylenen bir çay getirdi. Almanya'da hemen her drogeriemarkt'ta da bulunan bu çay (Stilltee) anason, rezene, kimyon tohumları ile melisa ve lavantadan oluşuyor. Başta su olmak üzere bolca sıvı almamı, meyve yememi, düzenli beslenmemi tembihledi. Oğlumun beslenmesinde ise önce 15-20 dakika emzirmemi, sonra formül süt vermemi önerdi. Aynı anda hem anne sütü, hem de formül süt vermek sadece birini vermekten kat kat zor. Emzirmenin ardından henüz doymamış ve başka hiç bir şeyle oyalanamayan minicik bebeği bir kenara koyup gidip taze ve hijyenik formül süt hazırlamak gerekiyor. Beslenme konusunda söylenen herşeye (ebenin tavsiyeleri artı malt kahvesi, incir, kuru üzüm, vb. vb. vb.) harfiyen uymama rağmen kendi sütümü bir türlü yeterince arttıramıyor, formül sütten bir türlü kurtulamıyordum. Sık sık ziyaretime gelen bir arkadaşım tüm iyi niyetiyle bebeğin yeterince beslenmediğini, anne sütünü bir tarafa bırakıp formül süt miktarını arttırmam gerektiğini söylüyordu. Onun ziyaretleri sırasında kötü bir hisse kapılıp dediğini yapıyor, tek başıma kalıp sakin kafayla düşündüğümde ise aslında yapmam gerekenin bunun tam tersi olduğunu farkediyordum. Anne sütü tamamen arz-talep yasalarına göre üretiliyor. Bebek ne kadar çok emerse, vücut o kadar çok süt üretiyor. Dışardan verilen destek ürünler ise bebeğin daha az emmesine, dolayısıyla süt üretiminin düşmesine sebep oluyor. Yaşadığım sorun hakkında hem meslekten, hem de anne olarak tecrübeli olan kızkardeşim telefonda "Yapman gereken tek şey olumlu düşünmek ve emzirmeyi tüm kalbinle istemek. Bir de bol bol su iç. Bak, gerisini vücudun kendiliğinden halledecek" diyordu. Gözlerimi kapatıp "istiyoruuuuum, çok istiyorummm" diyor, sonra da bu halimi pek komik bulup gülmeye başlıyordum. Formül sütten nefret ediyor, onun sadece iki dakikada oğlumun açlığını bastırabilmesini çok kıskanıyordum. Anne sütüyle bunu başarmam bazen saatleri buluyordu. Özellikle akşam saatleri tam bir kabustu. Oğlum bir o göğsümden, bir bu göğsümden emerek saatlerce kucağımda oyalanıyor ama doymak bilmiyordu. Çabalamaktan vazgeçip tamamen formül sütüne dönmeyi sadece bu akşam saatlerinde düşündüm. Beni endişelendiren bir diğer şey ise doğum üzerinden haftalar geçmiş olmasına rağmen bir gelişme olmamasıydı. Internet'te benzer sorunları olan kişilere dair hikayeler okuyordum, sorunu hep 7-10 gün civarında çözdükleri anlaşılıyordu. Fakat içimde bir ses emzirmenin ne kadar doğal bir süreç olduğu göz önüne alınırsa, oğlumu anne sütü ile beslememin kural, "besleyemememin" ise istisna olduğunu söylüyordu.

Birinci ayın sonuna doğru yaşamımızdaki yeniliklere biraz olsun alışınca, oturup sakin kafayla düşünmeye başladım. En kötü ihtimalle ne olurdu? Zor yöntemle, yani anne sütü+formül süt yöntemiyle devam ederdik. Bunu sadece formül süt vermeye tercih ediyordum, çünkü bebeğimin alacağı bir damla anne sütünden bile faydalanacağını ve bunun onun doğal hakkı olduğunu düşünüyordum. Bu bakış açısı içime sinmese de beni biraz rahatlattı. Çevremdeki doktor ve ebelerden daha fazla bir yardım göremeyeceğimi anlayarak internet üzerinde araştırmaya yoğunlaştım. Hamileliğim sırasında da bolca okuduğum ve çok faydalandığım Almanca anne-bebek sitesi Rund ums Baby'nin anne sütü ve emzirme hakkındaki forumlarını dolaşmaya başladım. Özellikle La Leche Liga'nın emzirme danışmanlarından Biggi Welter'in soruları yanıtladığı forumdan çok şey öğrendim. Akşam saatlerimi kabusa çeviren krizin pek çok normal emziren annede de görülen ve "zincirleme emzirme" denen bir şey olduğunu, yetersiz anne sütünü arttırmanın en önemli yolunun başka hiç bir destek gıda vermeden sadece emzirmek, emzirmek ve emzirmek olduğunu okudum. Biggi'nin emzirmenin diğer sorunlu hallerini yaşayan annelere verdiği yanıtları okurken bile verdiği pozitif enerjiden yararlandım. Emzirmenin nasıl da doğal ve aynı anda olağanüstü bir süreç olduğunu öğrendikçe, fiziksel bir hastalıktan muzdarip değilsek emzirememenin neredeyse imkansız olduğuna dair fikrim kuvvetlenmeye başladı. Oğlum bir buçuk aylıkken yapılan rutin bir doktor kontrolünden, gelişimiyle ilgili her şeyin yolunda olduğunu öğrenerek dönünce, aklıma koyduğum bir şeyi denemeye karar verdim. Son zamanlarda farkediyordum ki evde anne sütüyle beslemek daha kolayken, dışarıda ister istemez hep formül süt veriyordum. Sadece oğlumun karnını dakikalar içinde doyurmak gerektiğinden değil, dışarıda nerede ve nasıl emzirmem gerektiğinden emin olamamam da sorun yaratıyordu. Doktordan döndüğümüz gün öğleden sonra başlayarak hiç dışarıya çıkmamaya ve bu şekilde ne kadar süre sadece anne sütü ile gidebildiğimizi anlamaya karar verdim. Başarıyla formül sütsüz atlatılmış her 12 saati oğlumun gelişimini not ettiğim ajandaya yazıyordum sevinçle. "24 saattir formül süt vermedim!" , "36 saattir anne sütüyle gidiyoruz!", "48 saat!".

Yanlış hatırlamıyorsam 72. saatten sonra not tutmayı bıraktım ve müjdeli haberi en çok bekleyenlere verdim.

Oğlumun doğumundan tam 1,5 ay sonra!
Yani 6 hafta sonra!
Çok hoşuma gitti, bir de şöyle yazayım: Tam 45 gün sonra!

Emin olmak için 3-4 gün daha dışarı çıkmadık. Tam hatırlamıyorum ama, 15 dakikalık ufak yürüyüşler için çıkmış olabiliriz. Bunun dışında hep evdeydik. Bu süre içinde yine internetten (ne onunla, ne onsuz!) en kolay nereden emzirme tişörtleri bulabileceğimi araştırdım. Bu bilgiyi de Biggi'nin forumundan almıştım. Bir haftanın sonunda hem ödül-kutlama olarak, hem de bundan sonraki yaşamımızı kolaylaştırsın diye en yakın alışveriş merkezinde olduğunu öğrendiğim bir mağazadan iki tane emzirme tişörtü aldım.

Doğumdan 2,5 ay sonra küçük bir operasyon sebebiyle anestezi almam gerekince, bir günlüğüne formül süte geri dönmek gerekti. O gün oğlumla ilgilenen arkadaşım (hani "bu çocuk beslenemiyor, inadı bırak" diyen) küçük canavarımın biberonu çoktan unutmuş olduğunu ve başlangıçta nasıl emeceğini bile bilemediğini anlattı. Bu bir günlük aranın ardından formül süte bir daha geri dönmemek üzere veda ettik. Bütün bu süreçte en büyük yardımı, ne anne sütüne, ne de formül süte özel bir meyil göstermeden, ne verdiysem onu alan uyumlu oğlumdan gördüm :)) Alışveriş merkezlerinde, restoranlarda bebek emzirecek kuytu ve rahat köşe nasıl bulunur, öğrendik. İnsanların dünyanın her yerinde emziren anneye karşı saygılı ve anlayışlı olduğunu öğrendik. Uçuş sırasında emzirmenin bir kolaylık, iniş sırasında emzirmenin bir gereklilik olduğunu öğrendik. Oğlum altı aylıkken "isterseniz anne sütünü kesebilirsiniz" diyen doktor amcaya nazikçe "hadi oradan!" dedik. Destek gıdalar(püreler) ve katı kıdalara sıra gelince anne sütü alan her bebek gibi biraz isteksizlik gösterdik. Bir yaşındayız, anne sütüne devam ediyoruz. "Daha ne kadar?" diye soranlara "gittiği yere kadar" diyoruz.

Ay ay ay! Mutlu sonları ne kadar da seviyorum ben!

***

Kıssadan hisse:

- Anne sütüne aşıksınız tamam, başka türlüsü olmaz diyorsunuz. Yine de doğumdan önce alternatif beslenme yöntemlerini biraz araştırın. HA ne demek, 1-2-3 de neymiş, hangi marka süt, hangi marka biberon? Dünyanın bin türlü hali var. Babayı elinde bir listeyle alışverişe yollamaya hazırlıklı olmalı.

- Doğum yapacağınız hastaneyi seçerken emzirme dostu olup olmadığını önemseyin.

- Dünyanın hemen her coğrafyasında ve her kültüründe anne sütünü arttıran veya arttırdığına inanılan türlü türlü gıda var. Hangisine ulaşabiliyorsanız, hangisinin gücüne inanıyorsanız onu kullanın. İsveç'te incir bulamıyorsanız dünyanın sonu değil. İsveç'li annelere sorun, bildikleri bir şey mutlaka vardır. Hepsinden önemlisi, en mucizevi süt iksiri: Su! İçebildiğiniz kadar çok su ve suya yakın kıvamda sıvı (örneğin bitki çayı) tüketin. Ama her bitki çayını değil! Adaçayının ve sanırım kuşburnunun, tam tersi, süt azaltıcı etkisi var.

- Sütünüzü arttırmaya çalışırken verdiği olumsuz geribildirimler ile durumu içinden çıkılmaz hale getiren kişilere kulak asmayın ve mümkünse çevrenizden uzaklaştırın. Çocuğunuzun yeterince beslenip beslenmediği ve gelişimi hakkında sadece doktorunuzun ne dediğini dinleyin.

- Olumlu görüşleri ve tecrübesiyle yardımı dokunacaklar hariç herkese "Artık sütüm yetiyor, her şey yolunda" deyin. Açıkça yalan söyleyin! Ne kadar iyi niyetli de olsa "Hala yetmiyor mu?", "Süt yok mu?" yollu sorular kadar yersiz, verimsiz ve yıkıcı soru yok.

- Doktor, hemşire, ebe, anne, La leche liga danışmanı (veya emzirme veya laktasyon danışmanı, adı her ne ise), kitap ... Yüzyüze görüşme, telefon, mektup, internet, e-posta. Vazgeçmeden önce yardımı dokunabilecek herkesle kontağa geçin, her iletişim yolunu deneyin.

- Formül sütten medet ummayın ama ondan nefret de etmeyin. Anne sütü gibi sizin çocuğunuza özel üretilmiş olmaması gerçekten çok yazık. Ama hiç olmazsa o var.

- Süt arttırmanın sihirli formülü: Emzirin, emzirin, emzirin ! Süt pompasına çok güvenmeyin. Hiç biri işini bebeğiniz kadar doğru ve güçlü yapamaz.

- Pozitif düşünün, vücudunuzun gücüne inanın. Pek çok anne emzirmekten "ben yapamıyorum" diyerek vazgeçiyor ama aslında fiziksel bir bozukluk veya hastalık sebebiyle gerçekten emziremeyeceklerin oranı inanılmayacak kadar düşük.

Linkler:
La leche league international
La leche liga - Almanya
Yeri gelmişken emzirme ve anne sütü üzerine pek çok bilgilendirici yazısı olan Veggie Way'in sevgili sahibesi ve şanslı Defne'nin annesi Işıl'a da bir selam göndermeden geçemiyorum :))

Perşembe, Aralık 27, 2007

Kozmetik sebeplermiş!

Oğlumun ve benim soğuk algınlığımız sebebiyle sık sık gider olduğumuz hastanenin acil servisinde Polonyalı bir doktorla karşılaştık. Laf arasında bebeğimin 6 aydır anne sütü ile beslendiğini duyunca, istersem anne sütünü kesip tamamen katı gıdalara geçebileceğimi; bebeklerin gerekli olan tüm antikor ve diğer faydalı şeyleri zaten ilk üç ayda aldığını söyledi. Mümkün olursa ikinci yılın sonuna kadar anne sütü vermeye devam etmek istediğimi duyunca "Olabilir tabii ama kozmetik sebeplerle (!) bırakmak isterseniz sorun değil" diye buyurdu.

Bir doktorun, üstelik de anneden bu yönde bir soru veya talep gelmediği ve tıbbi bir gereklilik de olmadığı halde bebeğin anne sütünden kesilmesini adeta teşvik eder gibi konuşmasını doğrusu çok garipsedim. Dünya Sağlık Örgütü'nün annelere bebeklerini ikinci yılın sonuna kadar emzirmeyi hararetle tavsiye ettiğinden haberdar mı acaba?

Anne sütünün faydaları üzerine uzun uzadıya bir yazıya girişmeyeceğim. Web'de bir arama yeterince kaynağa ulaştıracaktır zaten. Archisugar şu yazısında detaylı olarak bahsetmiş. Başka Yollar'daki şu yazı da bilgilendirici...