"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Pazartesi, Mart 30, 2009

Pazar, Mart 29, 2009

Bak! Mucize orada...


Maltaca Harira kahla
Latince Anagallis arvensis f. azurea
İngilizce Blue pimpernel
Almanca Acker-Gauchheil
Türkçe ?

İlk kez Malta bitki örtüsünden bahseden bir web sitesinde rastladım fotoğrafına. Bir kaç gün önce yolda yürürken yanından geçtiğim bir saksıda gördüm; hemen tanıdım. Kendiliğinden çıkmış, belki rüzgar getirmiş tohumunu. Acelem vardı, dönüşte bakarım dedim. Dönüşte unuttum.

Yani neymiş?
Dur, koşturma, bi nefes al, etrafa bak. Mucize orada.



Fotoğraf: Jorge Benayas

Perşembe, Mart 26, 2009

Ne sofraya, ne çöpe: Saksıya!


Son güncelleme: 27 Mart 2009, 13:33

Almadım. Atma, ek! 'de bahsettiğim kitabı diyorum. Bir gün oturdum, Ayça'nın da önerisiyle mutfakta bulunan/bulunabilecek ve yetiştirilebileceğine inandığım şeylerin bir listesini çıkardım. Ön şartım bitkiyi üretecek kaynağın (tohum, çekirdek, soğan, yumru, yaprak, dal vb.) mutfaktan çıkmasıydı. Yani aslen gıda olarak ve mutfakta kullanmak üzere marketlerden, manavlardan, baharatçı ve kuruyemişçilerden satın alınmış olması... Sonra vakit buldukça internette aradım hepsini tek tek. Bulabildiklerime link verdim. Aralarında önceden yetiştirmeyi denemiş olduklarım vardı. Listeyi çıkardıktan sonra deneyip sonuç aldıklarım (ve alamadıklarım) da oldu. Benim deneyip üretebildiklerimi italik harflerle işaretledim. Amatör yöntemlerle filizlenebileceğinden emin olmadıklarımın yanına soru işareti koydum. Sonuç olarak aşağıdaki gibi bir liste çıktı ortaya. Kendi çevrimiçi kitabımı yazıyorum. Adını da Ne sofraya, ne çöpe: Saksıya! koydum :)

Burada yapmaya çalıştığım şey tam olarak mutfaktan çıkma tohum vb. ile meyve, ürün verebilecek bitkiler yetiştirmek değil. Teknik olarak bazılarında bunun mümkün olmadığını daha en başından biliyorum. İlk zamanlarda oğlum büyüdüğünde onunla yapacağımız küçük bahçe deneylerine hazırlık olsun falan diye bahane ediyordum. Ama itiraf edeyim tek sebep bu da değil. İçimdeki meraklı çocuk istediği için de yapıyorum bu deneyleri. Çöpe gidecek bir elma çekirdeğinin, bir susam tanesinin filizlenmesini olağanüstü buluyorum. En mütevazi olanaklarla bile insanın kaliteli ve güzel bir yaşam alanı yaratabileceğini kanıtlamak istiyorum.

Denemelerim ve internetteki aramalarım henüz bitmedi. O yüzden bu liste sürekli güncellenmeye devam edecek.
Bu kadar girişten sonra gelelim listeye...



Meyveler:
-Limon ve diğer turunçgiller -Türkçe
-Avokado :denedim ama başaramadım.
-Ananas -Türkçe
-Elma
-Kivi : denedim ama başaramadım.
-Liçi
-Yenidünya
-Kavun
-Karpuz
-Hurma
-Kiraz, kayısı, şeftali gibi kalın çekirdekliler ?
-Zeytin ?
-Çilek: denedim ama başaramadım
-İncir : denedim ama başaramadım. Kivi, çilek, incir gibi minik çekirdekli meyvelerle ilgili bir beceriksizliğim var. Yöntem hatası olabilir.
-Keçiboynuzu
-Mango
-Papaya
-Nar : Bunu başarmış birini buldum internette. Linki daha sonra kaybettim.
-Üzüm
-Hünnap

Baharat ve diğer egzotik şeyler:
-Kişniş
-Susam
-Keten tohumu
-Çörekotu: Çimlendirmeyi başardım ama sonra kazaya uğradı.
-Hardal tohumu: Bir türlü beceremediklerimden.
-Karabiber ?
-Kimyon tohumu: Çimlendi ama çörekotuyla beraber kazaya uğradı.
-Kahve
-Kakao
-Kakule ?

Soğanlı ve yumru köklü bitkiler:
-Soğan
-Sarımsak
-Havuç
-Patates
-Turp
-Zencefil

Sebzeler:
-Domates ?
-Biber
-Semizotu
-Bamya

Tahıl ve baklagiller:
-Buğday: Çook zaman önce üstelik bir yumurta kabının içinde çimlendirmeyi başarmıştım. Aslen buğday değil de, Almanca "dinkel" denen buğdayın büyükbabasıydı. Farkedeceğini sanmam. Kabuğu alınmamış tam buğday olacak.
-Nohut, barbunya, fasulye: Ortaokulda hepimizin pamukta filizlendirdiği vardır. Sayılır, değil mi?
-Bezelye
-Pirinç: Buğdayla beraber aynı yumurta kabının bir diğer gözünde filizlenmişti. Unutmadan! Kabuğu alınmamış tam pirinç kullanılacak. Buğdayda olduğu gibi...
-Mercimek

Yemişler:
-Yer fıstığı
-Badem
-Fındık (mesela kavrulmamışsa, mesela tazeyse?)
-Mısır (mesela patlatmalık mısırsa, mesela biraz suda beklemişse?)
-Ayçekirdeği(mesela kavrulmamış ve tuzlanmamışsa?)
-Kabak çekirdeği (mesela ayçiçeği tutmuşsa, kabak çekirdeği benim neyim eksik demişse?)

Otlar:
-Nane: Marketten alınmış, yarısı tazeliğini yitirmiş bir demetten aldığım bir dalı suda köklendirerek başarmıştım üstelik...
-Fesleğen: Mesela "ben de nane gibi çelikten ürerim, beni de bir dene demişse..."?

Cumartesi, Mart 21, 2009

Bugünlerde


  • ...en çok bulutları seyretmeyi seviyorum. Günlük koşturmacanın ortasında bir an pencerenin karşısındaki koltukta buluyorum kendimi. Bulutlar ya batıdan doğuya, ya da doğudan batıya akıp duruyorlar. Bazen yavaş, bazen hızlı. Bazen bir bulut kütlesinin pencere çerçevesinden çıkıp gitmesi dakikalar sürüyor. Hiç sıkılmıyorum buna rağmen. Televizyonda dakikalarca özel bir gelişmenin olmadığı sahneler nasıl da sıkar bizi. Hemen kanal değiştirmeye kalkarız. Gerçek yaşam böyle değil. Gerçek yaşamın daha yavaş ama daha heyecanlı bir ritmi var. Bunu farketmeme olanak verdiği için seviyorum bulutları. Şekillerini bir şeye benzetmeye falan da uğraşmıyorum hiç. Asıl ilgimi çeken, ruhuma huzur veren ve beni derin düşüncelere boğan, akıp gitmeleri. Yine de bazen bembeyaz çarşaflı yatağına uzanmış tatlı uykusunda bir dev gördüğüm oluyor; veya bir filin hortumuna konmuş telaşlı bir serçe. Bonus olarak ;) Tavsiye ederim.


  • ...Sliema Strand'de sıkış tıkış binaların arasında kırmızı bir kapı keşfettim. Hep yanından gelip geçerdim ve diğer Malta evleri gibi bir evin kapısı sanıyordum. Meğerse dünyalar güzeli, gölgeli bir bahçenin kapısıymış o. Benim eve ait sandığım duvarlar da bu beton çölündeki vahanın yüksek duvarlarıymış. Daha önce gördüğüm bir kaç başka bahçe gibi içeriye doğru uzanıp giden dar bir yolun iki tarafında saksılar dolusu bitki de var ağaçlara ek olarak. Asıl ev onların gerisinde. Bu konuda belki de haksızlık ettim Maltalılara. Gözümden kaçmış daha ne mahrem bahçeler var kimbilir. Artık en büyük keyiflerimden biri yanından geçerken o kırmızı kapıya bir göz kırpmak. Sanki biz kimsenin bilmediği gizli bir sırrı paylaşan iki kafadarmışız gibi...


  • ...son iki aydır büyük bir durgunluğa giren bahçeye bir haller oldu. Önce bulutlar dağıldı. "Bahar geliyor nihayet galiba" diye konuştuk kendi aramızda. Bahçe bunu mu duydu bilmiyorum. Yoksa pencereyle arasında en az 4-5 metre olmasına rağmen güneş ışığındaki farklılığı mı hissetti? Bu konuşmadan sadece iki gün sonra liçi, keçiboynuzu ve mandalina yeni yapraklarını verdiler. Hepsi birden, aynı gün! Bahar resmi olarak gelmiş demektir. Onlardan iyi mi bileceğim?


  • ...yol kenarında büyük bir saksının içinde küçük bir limon ağacı gördüm. Bakımsız, toz toprak içinde, çoğu yaprağını dökmüş... Velakin çiçekler açmış, çiçekler! Hatta çiçeklerden birinin ucunda ileride limon olacak küçücük, parlak yeşil bebecik de duruyor. "Seni güzel bebek şey, büyüyecek misin sen? Limon mu olacaksın?" diye sevdim onu. Sonra farkettim yükses sesle sevdiğimi. Etrafta kimse yoktu neyse ki...

Perşembe, Mart 19, 2009

Her gün 5 dakika...

Son günlerde evdeki önü alınmaz gibi görünen dağınıklığa karşı her-gün-5-dakika kuralını uygulamaya başladım. Kuralın özü şu: her sabah tercihen kahvaltıdan sonra evin her odasına uğrayarak 5 dakikamızı orada geçiriyoruz. Bu süre içinde düzeltilebilecek, temizlenebilecek, kaldırılacak, atılacak ne varsa hızla hallediyoruz. Doğası gereği daha dağınık mekanlara (örneğin mutfak gibi) 10 veya 15 dakika ayırma hakkımız var. "Canım, insan 5 dakikada neyi yoluna koyabilir ki?" diyordum, yanıt "çok şey"miş. Bazen oğlumla "5-dakika-turu"na çıkmak güç oluyor. Ben toplarken, o dağıtıyor bir taraftan. O zaman o henüz uyanmadan veya öğle uykusuna yattığında dolaşmayı planlıyorum. Aynı şeyi insanın işte de uygulayabileceğini düşünüyorum. Odaların yerini klasörler, çekmeceler, projeler alır bu durumda...
*
Şunu not defterime yazmışım vaktiyle:
"Getting even a small area cleared and cleaned is good for the soul."
(Küçük bir alanı bile temiz ve düzenli tutmak ruha iyi gelir.)

Cuma, Mart 13, 2009

Tercih etmeyi öğrenmek

Bir tanıdığımın yeni doğacak kızına hediye almak için bir mağazanın çocuk reyonundayım. Dalgın dalgın yeni doğan giysilerini ararken 6-7 yaşlarında küçük bir kız takılıyor gözüme. Eflatun bir yazlık elbisenin içinde hayranlıkla kendini seyrediyor boy aynasından. Öyle mutlu görünüyor ki... Tahminen annesi ve büyükannesi olan iki kadın da yanında dikiliyorlar memnuniyetle.

Kendi aradığımı bulup bir süre onunla oyalanıyorum. Derken arkamdan bir ses yükseliyor aniden: "İkisini birden mi???" diye soruyor biri şaşkınlıkla. "Evveeeeeet!!" diyor küçük bir kız itiraz kabul etmez bir ses tonuyla... Başımı çevirmeden biliyorum. Az önceki kız ve annesi olmalılar.

Arkadaşımın kızına minik ve sevimli bir yazlık elbise beğenerek kasaya doğru giderken tekrar rastlıyorum anne kıza... Ufaklığın elinde iki değil üç elbise birden var! Gururla kendisi taşıyor beğendiği elbiseleri kasaya... Biri az önce denediği eflatun elbise... Diğer ikisi aynı modelin iki farklı rengi. Belli ki aralarından birine karar verememiş.

"Keşke" diyorum içimden "annesi modeli aynı olan iki elbiseden birini seçmesi konusunda ısrarcı olsaydı." Mesele para meselesi değil, biliyorum. İhtiyacı varsa, üç değil, beş elbise de alabilir ayrıca. Ama yaşam o kadar çok tercih yapmamızı istiyor ki bizden. Hep bir şeyleri elde etmek için başka bir şeylerden vazgeçmek zorundayız. Hep bir şey için başka bir şeyi arkamızda bırakmalıyız.
Aynı anda hem hukuk hem mühendislik okuyamıyoruz.
Bazen yaşamak istediğimiz şehir ile çalışmak istediğimiz şehir bir olmuyor.
Bazen aynı anda iki iş teklifi alıp hangisinin daha iyi olduğuna karar veremiyoruz. Bazen seçtiğimiz iş ile yaşam tarzımız çelişiyor.
Dışarıya yemeğe bile gidecek olsak, beğendiğimiz iki ana yemekten birini tercih etmemiz gerekiyor!
Her karar bir seçim, bir tercih, bir vazgeçiş barındırıyor içinde...

Böyle olunca seçim yapmayı, çok istediğimiz şeyler arasından bazılarını tercih edip bazılarını olgunlukla geride bırakabilmeyi ve buna rağmen de mutlu olabilmeyi öğrenmek gerekiyor gibi geliyor bana. Kaç yaşında başlarsak öğrenmeye, o kadar da iyi üstelik.

Pazartesi, Mart 09, 2009

Bak yine yaptım!

    Biliyorum, okuyunca "E, biz bunların hepsini zaten biliyoruz, sen de kaç kez yazdın!" diyeceksiniz. Peki hepsini yapıyor musunuz? Ben yap(a)mıyorum. Bazen unutuyorum, bazen üşeniyorum. Arada bir kendime hatırlatma ve teşvik etme amacıyla dönüp dönüp yazmakta sakınca görmüyorum bu yüzden. Aşağıdakiler çeşitli Türkçe ve Almanca dergilerde, broşürlerde rastlayıp sakladığım tasarruf önerilerinden bir derleme. Sadece cebimiz için değil, gezegen için, çocuklar için, iç mutluluğu için...
  1. Bulaşık makinasını yarı dolu veya aşırı dolu çalıştırmayın.
  2. Bulaşık makinasında en fazla 60 derece yeterlidir.
  3. Çamaşır makinasını tam dolu çalıştırın. Kural şu: doğru olarak doldurulmuş bir makinada çamaşırlar ile makina arasında bir elin genişliği kadar yer olur. Ne eksik, ne fazla.
  4. Ön yıkamadan vazgeçtiğinizde 19 litre su tasarrufu yaparsınız. Ön yıkama çoğu kez gereksizdir.
  5. Çamaşır makinalarında elektrik enerjisinin %90'ı suyu ısıtmada harcanır. Çamaşırları yıkarken düşük ısı (30-40 derece) tercih edin.
  6. Unutmayın! Giysilerin etiketlerinde belirtilen sıcaklık tavsiye edilen değer değil, yıkayabileceğiniz maksimum değerdir.
  7. Soğuk suda veya düşük ısıda temizleme yapan deterjan kullanın.
  8. Aşırı köpüren deterjan kullanmayın.
  9. Buzdolabını soba, radyatör, bulaşık makinası, fırın gibi ısı kaynaklarından uzağa yerleştirin. %10-15 oranında enerji tasarrufu sağlar.
  10. Buzdolabının sıcaklığını +5, derin dondurucuyu -18 derecede tutmak yeterlidir. Daha düşük ısı ayarı gereksizdir.
  11. Yemekleri buzdolabına koymadan önce oda sıcaklığında soğutun.
  12. Buzdolabı kapılarının hava sızdırmazlığından emin olun. (Araya bir kağıt koyup kapı kapalıyken çekerek test edilebilir)
  13. Buzluktan çıkardığınız yiyeceği buzdolabında eritin. Buzdolabınızın soğutmak için daha az enerji harcamasını sağlar.
  14. Yemek pişirirken ağzı kapatılmış bir tencere %15 enerji tasarrufu sağlar.
  15. Mümkün olduğunca ocak genişliği ile tencere büyüklüğünün uyumuna dikkat edin.
  16. Çamaşırları kurutmak için düzgün şekilde asarak daha az kırışmalarını sağlayın. Ütüde zamandan ve enerjiden tasarruf edin.
  17. Çamaşırları nemli olarak ütüleyin.
  18. Ütüleme işinin bitimine yakın ütüyü prizden çekin ve son parçayı kalan ısıyla bitirin.
  19. Ütüleme işini ütüyü yeniden ısıtmak gerekmeyecek şekilde planlayın.
  20. Yeri gelmişken bir itiraf: Anneme nevresimleri, çarşafları, havluları, iç çamaşırlarını, sincabın ev giysilerini ve bunun benzeri bilumum çamaşırı ütülemediğimi söylemeyin; o benim çorapları bile ütülediğimi sanıyor.
  21. Saç kurutma makinası en çok enerji sarfeden araçlardan biri (10 dk. çalışması 60 watt'lık bir lambanın 3 saat yanmasına eşdeğermiş). İlle gerekiyorsa saçlarınızı havlu ile iyice kuruladıktan sonra saç kurutma makinası kullanın.
  22. Bulaşık, ocak veya mutfak tezgahlarında temel kural temizliğin mümkün olduğunca işlemden hemen sonra yapılması. Leke ve kirler böylece daha çabuk, daha kolay temizlenir. Daha az deterjan ve su gerektirir.
  23. Fırınlarda ön ısıtma çoğunlukla gereksizdir. Ön ısıtma olmadan %20'ye varan enerji tasarrufu yapılabilir. Ayrıca yemeğin pişmesinden 10-15 dakika önce kapatılan bir fırında kalan ısıdan faydalanarak da tasarruf edilebilir.
  24. Sıcak değil mevsime göre ılık-soğuk suyla duş almak sadece tasarruf sağlamaz, cildinizin kurumasını da önler.
  25. Gerekirse daha kalın giyinin ama iç mekanları daha az ısıtın. Fazla ısıtılan iç mekanlarda kuruyan hava enfeksiyonlara, hastalıklara kapı açar.
  26. Sizin paylaşmak istedikleriniz var mı?

Perşembe, Mart 05, 2009

Yapbozun UGO parçası!

Uzun zaman önce güren adlı kuru bir meyveden bahsettiğimi hatırlıyor musunuz? Her ne kadar satan kişi adının bu olduğunu söylese de yaptığım küçük bir araştırma beni meyvenin güren olmadığına ikna etmişti. TDK sözlüğü ve başka kaynaklarda yazdığına göre güren kızılcığa Anadolu'nun bazı yörelerinde verilen isim. Oysa bizdeki meyve aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü üzere kızılcıktan daha iri, kalın kabuklu bir meyveydi.



Ben biraz iğdeye benzetmiştim, eşim ise hurmaya... Üstelik hafifçe zeytin çekirdeğini andıran çekirdeği kızılcığınkinden tamamen farklıydı. Bir süre ne olabileceği üzerine kafa yordum ama bulamadım. Küreselleşmenin bana dayattığı kısıtlı meyve portföyünün dışında yerel bir tür olduğunu tahmin ediyordum az çok ve bunu önemsiyordum çünkü. Elime geçen her çekirdeği yaptığım gibi bunu da "bahçe"deki saksılardan birine ektim ve unuttum sonra da. Potansiyel bir UGO'ya dönüştü sonuçta.

Ocak ortasında saksıların birinden bir filizcik baş verip "aaaa, bu da ne şimdi?" dedirttiğinde (hep gelir ya başıma) sözde gürenin ne olduğunu hâlâ çözememiştim. Önceleri çimlendirmeye uğraştığım diğer tohumlardan biri (erguvan) olduğunu sandım ve deli gibi sevindim. Kotiledon yaprakları fazlasıyla keçiboynuzununkileri andırıyordu. Erguvan tohumu da keçiboynuzu tohumuna benziyor. Bir tür paralellik kurmuştum. Ertesi gün filizin henüz başından atıp kurtulamadığı tohum kabuğunu inceleyince söz konusu olanın erguvan değil, bizim güren olduğunu anladım. Hem çok şaşırmış, hem de çok sevinmiştim. Şimdi elimde gizemli meyvenin aslında ne olduğunu anlamak için bir ipucu daha vardı: Yaprakları... Sabırla ne türden bir yaprak vereceğini beklemeye başladım. Yapraklar biraz belirginleşince de internette tekrar bir arama başlattım.


Hünnap


agaclar.net'in meyve ağaçları forumunu taramak ilk o zaman aklıma geldi. Aslında bunu daha önce akıl etseydim veya Tijen'in Meyve Ağacından Hikâyeler kitabı elimin altında olsaydı, çoktan tanışmış olacaktım sanırım bu meyveyle. Her neyse, forumdaki meyveleri "bu olamaz", "bu olabilir" diye diye sıradan tararken buldum sonunda. Kurutulmuş meyvelerine ve yapraklarına dair bulduğum fotoğraflarla da teşhisim kesinleşti. Bizim sözde güren hünnapmış meğer!
Latince adı Ziziphus zizyphus olan hünnap, İngilizce'de Jujube, Red Date, Chinese Date olarak biliniyor. Eşim hurma çağrışımında haklıymış yani. Üstelik forumda okuduğuma göre çimlenme sorunu olan gayet de zorlu bir tohummuş hünnapın ki. Bunu okuyunca çok gurur duydum kendimle :) Oysa çimlenmesi için benim yaptığım özel hiç bir şey olmadı. Internetteki fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla hem çiçekli , hem meyveli hali son derece güzel bir ağaç. İğde, incir ve cevizle beraber eski İstanbul köşklerinin vazgeçilmez ağaçlarından biriymiş. Zamana ve düzene yenik düşen ne çok şey var... Hünnap ve benzeri nice bitkinin de onlardan olması çok üzücü. İşte isimlerini bile tam bilemiyor, birbirine karıştırıyoruz artık yavaş yavaş. Çikita muzla, kiviyle, türlü tropik meyveyle tanışırken, zenginleşiyoruz sanırken, fakirleşmişiz meğer.

Adını çokça duyduğum bu meyveyle nihayet tanıştığım için mutluyum. Bir gün tazesini de yeme ve ağacının altında oturma şansına erişmeyi dilerim. Şimdilik saksısındaki küçük hünnabımla yarenlik bana yetiyor :)

Dip not: "Bahçe"de her şeyin her zaman yolunda gittiği izlenimini yaratmak hoşuma gitmiyor. Aksilikler, başarısızlıklar, tatsızlıklar tabii ki oluyor. Bir ay önce yazdığım bu yazıda bir güncelleme şart bu yüzden. Geçen sürede hünnabın yaprakları kenarlarından hafifçe bozulmaya başladı ilkin. Sonra yeni verdiği ama henüz büyütemediği 2.ve 3. yaprak çiftlerini kurutup döktü. Sorunun ne olduğunu anladığımda çok geçti: Bir tür mikron boyutlu böcek veya örümcek dadanmış! :(

Demek ki neymiş? Marifet çimlendirmekte değil, koruyup sakınıp yetiştirebilmekteymiş.


Fotoğraflar:
1) Kurutulmuş hünnap-Marco Schmidt
2) Bizim evin hünnabı , iyi günlerinde.

Pazartesi, Mart 02, 2009

Malta: Plastik poşetler

Ben alışverişe bez-torba-elimizde-yedek-torba-cebimizde giderler soyundan olduğumdan farketmemişim. Malta'da Ocak ayı başında uygulanmaya başlanan yeni bir düzenlemeye göre bütün işletmelerde plastik poşetler müşterilere sadece ücret karşılığı satılmaya başlamış. Eskiden marketlerde bedavaya verilen ve herkesin üçer beşer kullandığı poşetlerin her biri şimdi 18-20 cent civarında bir ücret karşılığı satılıyor. Özetle; ister öde, ister poşetini evden getir! Kanuni düzenleme aslında poşet başına 15 cent çevre vergisi + KDV şeklindeymiş. Ama uygulamada verginizi hemen alışveriş sonunda kullandığınız poşet kadar peşinen ödemiş oluyorsunuz ;-P

Darısı ülkemin başına.