"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




kaostan uzak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaostan uzak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Nisan 18, 2012

Düzen, sadelik, ev ve ruh halleri üzerine...

Posta kutumda temizlik yaparken Imperfect Home Making'deki  {31 days to an organized home} adli su yazi serisine denk geldim. Uzun aylar önce Isil paylasmisti, ben de her zamanki gibi "sakin kafayla okuyayim ben bunu bir bos zamanimda" diyerek bir kenara koymus, sonra unutmustum :)

Dün buldum o bos zamani ve sakin kafayi :)

Evinde düzen ve sadelik arayisinda olan, fazlaliklardan ve onlarin yarattigi kargasadan sıkılmıs, fakat nereden baslayacagini bilemeyen herkese bu 31 günlük yazi serisini tavsiye ederim. Evrensel, her eve uyar cözümler getirmiyor, hayir. Fakat blog sahibi 5 kücük cocuk sahibi (Fotografta eksik saymadiysam...;)  Kargasa ve düzen hakkinda epey fikir sahibi :) Ben cok eglendim seriyi okurken. Fakat eglenmekle kalmadim; hem iyi fikirler aldim, hem de düsündüm yazilari okurken.

Örnegin fazlaliklardan neden kurtulamadigimizin kökenine inen su yazi ve yazida verilen linki takiben okudugum su yazi oldukca düsündürücüydü.

Neden asla ev, organizasyon ve tasarim blogger'lari kadar düzenli bir eve sahip olamayacagimi anladim sonra. Su yazidaki corap cözümü örnegin... Itiraf etmeliyim ki, gözlerimi yasartacak kadar (gülmekten tabii) parlak. Su yazidaki aski cözümü de öyle... Fakat benim acimdan uygulanabilir degiller. Sade yasamanin bir "sade ve düzenli bir evde yasama" sekli var; bir de "dogayla ve üzerinde yasadigin gezegenin kisitli kaynaklariyla barisik" sekli. Bazen ikisi birbiriyle celisir gibi olur. Ve ben genellikle ikinciye dogru kayarim. Dolayisiyla  evde düzen ugruna sincabin bütün coraplarini elden cikarip yenilerini aldigimi ya da bütün askilarimizi gidip standart renk ve sekilde aldigim yenileriyle degistirdigimi düsünemiyorum. Eskileri elden cikarma seklim cöpe atmak degil de, bagislama seklinde olsa dahi... Bunlarin yaratacagi daginikligi sineye cekmeyi tercih ediyorum. Herkesin düzeni kendine ;)

Blog sahibi evinde düzen kurmak icin dollar store'lardan aldigi ufak tefek kutu, kap, container gibi seyleri cok kullaniyor ki (örnek icin bkz.), bu da benim sistematik olarak yapabilecegim bir sey degil. Itiraf etmeliyim ki, dollar store, ya da buradaki adiyla "1 Euro Shop"lardan bazen ben de alisveris yapiyorum. Fakat oradaki ucuzlar bazen gezegen icin pahali. Dikkatli olmak gerekiyor. Bir önceki paragraftaki hikaye yani...

Böylesine düzenli bir evimiz olamayisinin bir diger sebebine  gelince :) Ben terzilikte sifira yakin oldugum gibi, esim de ünlü Isvec firmasinin katalogundan bir sey gösterdigimde "ben yaparim!" diyebilecek marangozluk becerisinde degil. Yoksa koridorda bir gömme dolabimiz var ki bir kara delige dönüsmekte gittikce  ve biz neler neler yapabilirdik onunla :)

Fakat bu seriyi tümden elestirdigimi düsünmeni de istemem.

Su yazidaki kuralin bir benzerini Malta'ya tasinirken kendim icin uygulamistim mesela. "Ne giysem?"derdine damgasini vurmus ve ben oldukca rahatlamis bir kac ay gecirmistim :) Tavsiye edilir; ve hatta sincabin giysilerinde uygulama kismini da kendime tavsiye ederim :)

Baska ortak cözümlerimiz de var. Örnegin benim de sunun gibi bir kullanma kilavuzu, garanti belgeleri kutum var. Eski bir ayakkabi kutusu. Garanti belgelerine fis ya da fatura da ilistirilmis... Böylece herhangi bir seyin garanti kapsaminda iade ya da tamiri gerektiginde ilgili belgelere hemen ulasabiliyorum. Sadece belli araliklarla garanti süreleri gecmisleri tarayip atmayi unutuyorum; o kadar :)  Benim de bir kumanda merkezim oldugunu farkettim ayrica; ve bunun ne cok ise yaradigini :)

Su el yapimi magazin dosyasina bayildim :) Tam da bugünlerde ihtiyacim oldugunu düsünürken :) Ben ortaokuldayken bir gün anneannemlerde annemin ortaokul yillarindan kumasla kaplanmis bir defterine rast gelmis, eve dönüste hemen bir hevesle kendi defterlerimden birini de kumasla kaplamistim. O gün bugündür kumasla kaplanmis defter, dosya gibi esyalari severim. Deneyecegimdir ;)

Baska insanlarin giysilerini nasil katladigini bilmek de epey yararli oluyor. Ve etrafta bunu kendi giysileri üzerinden örnekleyerek gösterecek cok fazla kisi de yok ;)

Su temel kural, yani "herseyin bir yeri olsun ve her sey yerinde olsun" gercekten cok önemli. Bu konuda sahsen caba harciyorum ve epey yararini görüyorum. Fakat bazen uygulamak mümkün olmuyor. Tezgah üstünde iki ayri pekmek kavanozu icin yer ayarlamisken (üzüm ve keciboynuzu), esim bir haftasonu "bak cok güzel dut pekmezi buldum" diyerek geliyor ve demekle de kalmiyor, tadina bakmak icin hemen oracikta aciyor da pekmez kavanozunu. Böyle bir durumda "hey, dur bakalim, tezgah üstünde sadece iki pekmez kavanozuna yer var. Onlardan biri bitsin, ücüncüyü ondan sonra acarsin" demek olmuyor tabii. Hayat bazen pekmez kavanozu gibi kücük detaylarda bile epey karmasik ;)

Bir diger önemli kural evden cikmasi gereken bir fazlaligi evde bekletmemek. Bunu okudugumda ne demek istedigini biliyordum. Gecen haftalarda sincabin eski giysilerinin oldugu bazi kutulari düzenledim ve icindekileri "ikinci el dükkanina önerilecekler" ve "bagis kutularina atilacaklar" diye ayirdim. Ayirdigimla da kaldim. Iki ayri canta seklindeevdeki kalabaliga katkida bulunmaya devam ediyorlardi :) Serinin son yazisinda bu kurali okuyunca hemen harekete gecmeye karar verdim. Cantalari aldigim gibi firladim disariya :) Sincabin üc eski pantalonunu (eski derken kücülmüs) son zamanlarda alisveris yaptigim ikinci el dükkanina sattim,kalanlar da hemen bagis kutusuna atildi. Kullanilmis esyalari ekonomiye dahil etme döngüsünün satici kisminda bulunmak yeni ve ilginc bir deneyimdi. Vatana, millete ve gezegene hayirli olsun.

Ev ve düzen gevezelikleri bununla bitmez. Fakat bir Zen Habits yazisi var ki, disimizdaki fazlalik ve daginikligin icimizdeki karmasadan; ya da daha net bir deyisle, korku ve zayifliklardan kaynaklandigini ve fazlaliklardan kurtulmanin aslinda icimize dogru bir yolculuk oldugunu cok iyi anlatiyor. Tekrar link vermekte sakinca görmüyorum bu yüzden.

Perşembe, Mart 15, 2012

Sopa

Dün ögle saatlerinde disari ciktim. Bu civarin bütün cigdem cicekleri olabildigince acilmisti. Hepsi... Sanki bir orkestranin üyesiymisler de, orkestra sefi sopasini "iste simdi, tam bu anda sira sizde" dercesine onlara uzatmis gibi.

Sabah böyleyken...
Photo by amadej2008















ögleden sonra böyle olmuslardi:

Photo by AnniesPics













Hepsi...
istisnasiz...

 Biz insanlar cicekler kadar senkronize olmayi beceremiyoruz hayatla.


*

Bir orkestra sefinin sopasi var, bir de sihirbaz sopasi...
Gündelik detaylari bir sihirbaz sopasi degmiscesine idare edebilmek bazen senin de hayalin oluyor mu?
Kücük, basit ama fark yaratan organizasyonel fikirlerle ilgileniyor musun?

Bak, bi tanesi. Ben de dün uyguladim ilk kez. Eline A4 (A5 de olur) büyüklügünde bir kagit aliyorsun. Düzgün araliklarla oniki ayin adini yaziyorsun kagida. Her ay adinin altina, o ayda dogmus tanidiklarinin, sevdiklerinin adini yaziyorsun günün karsisina. Örnegin:

OCAK                             SUBAT                             MART
                                         9 --> Hindiba                                                    

gibi :)

Böylece taniyip, bildigin herkesin dogumgünü derli topluca bir kagit üzerinde duruyor ve ilgili ay geldiginde sen o ay kimlerin dogum gününü kutlaman gerektigini biliyorsun :) Bu ipucunu okudugum yerde hatta yilbasinda yeterince kutlama karti alip Ocak ayinda bir gün o yilin bütün dogumgünü kutlama kartlarini bir kerede yazip hazir etmekten bahsediyordu. Üzerlerine adresleri yazilmis zarflari dahil.  Ki hayir, ben öyle yapmayacagim. O türlüsünde bu is icin programlanmis bir makinenin otomatik halleri var :)

Bense büyünün pesindeyim.
Bir orkestra sefinin sopasinda, bir de sihirbaz sopasinda olan türden...
Orkestra sefinin sopasi hakkinda (ki bu örnekte "günes" diyorlar adina) anlatilacak daha cok sey var. Bir gün anlatmak niyetindeyim. Anlattigim da sevecegini tahmin ediyorum :)   

Salı, Eylül 06, 2011

Buzdolabinin üstüne post-it olaydin

Ne derece dogru, ne derece mümkün bilmiyorum; nasil bilmiyorum ama icimden böyle geldi:

Boşalt,

Calisma masasinin üstünü
Kitapligi
Pencere kenarini
Giysi dolabini
Corap dolabini
Banyo dolabini
Buzdolabini
Mutfak dolaplarini
Mutfak masasinin üstünü
Haa, bir de mutfak tezgahini
Kileri
Cati katini
Bilgisayari
(Masaüstünü
Klasörlerini
Kullanilan programlari
Google Reader'i
...)
Fotograf makinesinin kartini
Memory stick'i
Zihnini
Kulagini
Kimbilir belki gözlerini
Posta kutunu
Cebini, cüzdanini
Yapilacak seyler listeni
Kütüphaneye iade edilecek kitaplar listeni
Okunacak kitaplar listeni,
"Bir gün denenecekler" listeni
O listeni, su listeni,
ve hatta bu listeni

"Sıfırla" anlaminda olamiyorsa bile
"Arındır" anlaminda

Boşalt.
Boşluğa yer aç.

Cuma, Haziran 03, 2011

Bayan Tatli-Sert'ten ev idaresi dersleri

Gectigimiz günlerde gittigim ev idaresi seminerinden unutmayayim diye notlar ve düsündürdükleri...
  • Tüm kadinlarin annelerinden ev idare etmeyi bilerek dogdugu varsayilan bir kültürden gelince ev idaresi kursuna gitmek insana tuhaf geliyor. Gerci katildigim bir seminerler serisinin bir parcasiydi, ayrica kaydolmadim. Ama yine de tuhaf duygularla gittim. Neyse ki, bu ülkede ev idaresi ciddi ciddi bir bilim, uzmanlik konusu ve meslek. Cinsiyet ve yastan bagimsiz olarak her zaman ögrenilebilir. Hos insanlarla tanistim. Uzaktan tanidigim bir kac kisinin hos yanlarini kesfettim. Ilginc seyler ögrendim. Bazi bilgilerimin eksikligini farkettim, bazi yanlislarimi düzelttim, bazi bildiklerimin dogrulugunu onayladim. 
  • Kursu veren tatli sert, hos bir kadindi. Iki kizini yetistirmek icin verdigi uzun "kariyer molasi" sirasinda bos durmayip dogal kozmetik üzerine calismis, üretmis, satmis. 12 yil sonra Is Kurumu'nun ilgili memurunun karsisina oturup özgecmisini masaya koydugunda, memur "iyi de bu 12 yillik bosluk cok uzun degil mi?" deyince cok bozulmus. "12 yillik bosluk mu? Ne boslugu? Cocuklarimi yetistirdim ve bir aile yuvasini cekip cevirdim ben o arada" demis. Sonra zaten bu isi cok iyi yaptigini farkedip meslek degistirmis. Ev ekonomisi konusunda egitim alip bu konuda uzmanlasmis. Özgecmisinde sözkonusu 12 yillik "bosluk"un karsisinda simdi acikca ve gururla "ev idaresi" yaziyormus. Bazen özgecmisini önüne koydugu kisilerden hala biyik altindan gülüp "He..he..ev idaresi mi? O da ne?" diyenler cikiyormus. Genelde erkekler ve hic ailevi sebeplerle kariyer molasi vermemis kadinlar oluyormus böyle diyenler. "Cocuk yetistirmek icin veya baska herhangi bir sebeple ara veren her kadin anlar oysa" dedi. Anladim. Anladik.
  • Anlamakla kalmadim, eve gelince üzerinde tekrar düsündüm de. Gecenlerde de-growth hakkinda okudugum makalelerin birinde "büyüme yanilsamasindan" bahsediyordu. Konu özetle söyle: Elli yil öncesine dek agirlikli olarak evden birinin ( genellikle kadinin ) yaptigi ve karsiliginda tesekkür disinda bir ücret almadigi icin kayit altina girmeyen pek cok isi artik hane halki disinda birine yaptiriyoruz. Neden? Evin kadini da calisiyor cünkü. Tabii ki calisacak, neden calismasin? Fakat  eskiden kayit altinda olmayan ev islerinin disaridan birine yaptirilarak kayit altina alinmasi bir yanilsamaya yol acti. Ekonomik acidan büyümüs gözüküyoruz. Hayir büyümedik. Emek ayni emek, sadece artik kayit altinda. Hane halki bireylerinden birinin disarida calismasi karsiliginda aldigi ücretin bir kismi ev idaresini devralan dis emekcilere (temizlikci, yatili yardimci hanim, "bakici teyze", bahcivan, oyun ablasi, tamirci vb, vb) aktariliyor tekrar. Eger bu aktarim kayit altina girmiyorsa, örnegin zarf icinde cepten cebe giriyorsa, yanilsama daha da büyük. Iste böylece büyüdük. Mü? Yoksa aslinda biz ne kadar da, ne kadar da büyüktük zaten. Mi? Haydi bakalim , düsün üstüne.
 Sen düsünedur, biz dersimize dönelim.

Gün 1:
 Haftalik Plan.
  • "Sizin haftalik planiniz yok mu yani?" dedi Bayan Tatli Sert. "Oysa haftanin 5 günü 9-5 bir isiniz olsaydi mutlaka bir haftalik planiniz olurdu. Bunun ondan farki ne?" Annemin haftalik plani falan yoktu. Fakat yine de hak verdim. Aylik, haftalik, günlük  planlari severim. Sorunum planlarimin sonunda icinden cikilmaz hale gelmesi. Bayan Tatli-Sert konuyu olabildigince basit tutma konusunda fikirler verdi. Is günüm saat kacta basliyor (sabah 06:00)? Kacta bitiyor (20:00) ?Hergün tekrarlanan isler nedir? Üc ögün yemek, sincabin anaokuluna hazirlanip götürülmesi ve ögleden sonra alinmasi örnegin. Plana bunlari yerlestir önce. Basit tutmak icin bir saatlik araliklarla calis. Yarim saatlere, 15 dakikalara gerek yok planda. Planladigin seyi 15 dakikada bitiriyor musun? Ne iyi, geriye kalan 45 dakika senindir. Belki de bir aksilik olur yarim saat planladigin sey bir saat sürer. O zaman iyi ki en basindan bir saat planladin onu. Hala planda aksama yok demektir.    
  • Haftasonunu mümkün oldugunca bos tut. Haftasonu dinlenmek, eglenmek, gezmek ve beklenmeyen seyler icin. Yok eger calisiyorsan, haftasonuna planlayacaksin hemen herseyi. Iyi bir planlama ile bu da mümkün.
  • Bunun disinda her evin plani farklidir. Ev senin, idarecisi sensin. Sana uyan plani sen bulacaksin.
  • Hafta boyunca yaptigin herseyi bir kenara yaz ve onlara haftalik planinda bir yer bul:
Alisveris:
  • Her Allah'in günü alisverise gidilmez. Hem zaman kaybi, hem daha cok para harcarsin (Tecrübeyle sabit) . Haftada iki gün yeter. Biri büyük haftalik alisveris (özellikle kuru gidalar vb icin) , digeri taze tüketilmesi gereken sebze meyve icin. Günlük tüketilmesi gereken seyler (balik, et, taze süt vb) ya alisveris günlerinde pisirilmek üzere planlanir ya da bunlar icin diger günlerde de gidilebilir. Sadece bunlarla sinirli tutmak sartiyla!  Bir seyi almayi unutmussan, unutmussundur. Bir sonraki alisverisi bekle, ders olsun. Iyi bir alisveris listesi olan, hicbir seyi unutmaz (Tecrübeyle sabit).
  • Haftanin hangi günleri alisverise gidecegini belirlerken alisveris yaptigin marketle görüs. Haftanin hangi günü taze meyve-sebze, et-balik girisi oldugunu ögren. Tercihen o günlerde git. Hangi günlerin alisveris acisindan daha sakin oldugunu gözle. Herkes Cumartesi ögleden sonra mi hücum ediyor? Sen Cuma günü git , ya da en kötü ihtimalle Cumartesi sabah erkenden. (Benim sectigim günler Sali ve Cuma)
Camasir ve ütü:
  • Kirli camasir sepeti her doldugunda ya da ev halkindan biri "benim mavi tisörtüm nerdeeee?" diye seslendiginde camasir yikanmaz. Haftanin belli bir günü camasir günüdür. Beyazlar, renkliler vb. ayirilip ardarda yikanir. Tahminen iki saat sürer. Ertesi gün de ütü günüdür. Hepsi bir kerede ütülenir. Bu da yaklasik iki saat sürer. Benden ve bir baska cevre duyarlisindan itiraz: Camasir kurutucumuz yok. Camasir kuruturken astigimiz ipin uzunlugu ve mevsimin kurutma kapasitesiyle sinirliyiz. Cözüm: Siz de ardarda iki gün birer saati yikamaya ayirin. Izleyen günü de ütüye. Oldu, bu uyar. Ev halkinin "Aa, ama bu gömlegi yarin giyecektim ben. Bir kisa turla yikaniverse?", "En sevdigim tisörtüme ketcap döküldü, iki gün sonraki dogumgünü partisine bu olmadan hayatta gitmem" deme hakki yok. Yarin camasir günü degil efendim, patron kim burada? 
  • Eve geldigimde aklima düsen itiraz: Haftada bir camasir günü, her giysi türünden bir hafta yetecek kadar yedekli olmak demek. Bizim evde tüketim canavarina yenilmemek adina o kadar cok yedekli olmadigimiz noktalar var itiraf etmek gerekirse. Sincabin giysilerinde özellikle. Ne olacak simdi? Kendimce yanit: Yasa ve gör.
  • Camasir yikarken 30, en fazla 40 derece cogunlukla yeter. Fazlasina gerek yok. Camasirlarin fazla yipranmamasi icin "Kochwäsche/Buntwäsche" (Türkce makinelerde ne yazar acaba bunu yerine?) ayari yerine daima "Feinwäsche" (Hassas camasirlar) ayarini secin. O da ayni derecede temiz yikar ama camasirlari daha nazik calkalar (Biyik altindan gülerken kendi kendine onay: Iyi, bunu yapiyordum bak ben)      
  • Ütü konusunda uygulamayi güc buldugum bir öneri: Ütülenenleri tek tek katlamak zaman ve elektrik enerjisi kaybidir. Sen ütüledigini katlarken ütü calismaya devam eder. Ütü yaparken camasir askini yaninda tut. Ütüle as, ütüle as. Tümü bitince katlamaya basla. Böylece buharli ütülemeyle hafifce nemlenen giysiler de dolaba girmeden önce tekrar havalanip kurumus olur. Himm, bilmem ki? Nemlenme sorunu yok bizde, ayrica asarken de zaman harcamiyor muyuz? Yine de arsive not düselim.
Temizlik:
  • Temizlik dedigin üc asamalidir: Görüntüyü kurtarma temizligi, durumu koruma temizligi, temel/köklü temizlik.
  • Temel temizlik yilda bir kac kez yapilir. Mutfakta belki daha sık. Bahar temizligi, cam silme, perde yikama , halı yıka(t)ma vb. gibi. Mevsim gecislerinde tercihen yazlik kislik giysi degistirme isiyle birlestirilmeli. Eskilerin 3 gün boyunca evi temelinden catisina kadar elden gecirdigi, arap sabunuyla yuyup yikadigi temizlik türü. Modern insan türünün harci degil bu. Böl ve yönet. Haftada bir gün bir ( en fazla iki) saatini ayirip kendine evde bir dolap ya da bir köse sec. Oranin hakkindan gel. Dolabi, yüzeyi tamamen bosalt, iyice temizle. Gereksizleri at. Kalanlari tekrar ve özenle yerlestir.
  • Durumu koruma temizligi: Bayan Tatli-Sert'in tam cümlelerini unuttum ama bu annemin Pazartesi temizligi kesinlikle. Ev dedigin dekorasyon dergilerinde durdugu gibi durmuyor haliyle. Özellikle hafta sonu dagiliyor, kirleniyor. Evi özüne, temel temizlik sonrasindaki haline geri döndürme harekati. Öyle bir temizle ki, aksam eve gelen aile efradi temizligin kokusunu duysun havada. Anladin iste. Haftada 3 saat ayir, gayet gercekci olur.
  • Görüntüyü kurtarma temizligi: Her gün bir saat. Tercihen aksam son is olarak. Sabah ilk is de olabilir. Biliyorsun iste, eve disaridan gelen biri neleri görsün istemezdin? Bu benim her odaya 5 dakika kuralima benzediginden sevdim. Zaten yaptigim bir sey, yasasin!
Delegasyon/ Is Devri:
  • Bayan Tatli-Sert'in pratikte güc bulsam da teoride en sevdigim dersi: Calisma, calistir! yani delegasyon. Bize seminer boyunca bunun canli örneklerini verdi sürekli. Birsey mi yazilacak? Bize yazdirdi. Birimizin elinde hazir, bilgisayardan cikma bir plan mi var? Hemen soft-copy'sini aldi. Fakat evde delegasyon uygulamalari konusunda gruptan (ben dahil) itirazlar geldi tabii. Günde is saatleri haric dört saatini yolda geciren bir es ve 3 yasinda bir cocuga nasil is devredebilirim? Karsi önerileri sunlar: 1) Haftalik plani önlerine koyup kendilerine bir is secme ve bunu kendi sectigi zamanda yapma hakki taniyin. Secim hakki sorumluluk almayi kolaylastirir. 2)Iki yasindaki cocuklar  bile yardim edebilir! Bulasik makinesinden kirilmayacak seyleri bosaltabilirler,  sofra kurabilirler, kuruyup dolaba yerlesecek coraplari eslestirip katlayabilirler. Yardimlarini yaslarina uygun tutun ve oyuna cevirin. Önemli olan bu! Oldu.
Kagit isleri:

  • Benim talebimle seminer sirasinda olusturulan örnek haftalik plana eklendi. Eve gelen her türlü belgenin gerekiyorsa dosyalanmasi, gerekmiyorsa atilmasi, telefon isleri, doktor vb randevulari (Heey, her seyin randevuyla yürüdügü bir ülkedeyiz bir. Kuaföre gitmeden önce bile randevu alacaksin!), akla gelen her türlü ofis, belgeleme, organizasyon isi icin haftada bir saat. Eve gelince farkettim ki, haftanin hangi günü yapilacagi cok önemli. Ben Carsamba gününü secmistim. Oysa Almanya'da doktor muayenehaneleri Carsamba ögleden sonra kapali. O gün doktor randevularini halledemem. Bu tür seyleri gözönüne almak gerek. Dolayisiyla haftasonu da pek uygun degil bu  is icin.
Menü hazirlama:

  • Haftada sadece iki gün alisverisle hergün "Allah'im bu gün ne pisirsem?" kivranmasi ne hal aliyor  pardon? Endiseye gerek yok. Haftada bir gün oturup tüm aile bireyleriyle beraber haftalik yemek planlamasi yaparak herseyi kontrol altinda tutmak mümkün. Tercihen Pazar günü kahvaltidan sonra 1 saat. Herkes evde ve karni tokken. Haftanin her günü pisecek ve yenecek yemekler planlaniyor. Hatta haftanin bazi günleri evin annesi disinda biri de pisirebilir. Bu da ayni planlama sirasinda belirleniyor. Bu bittiginde haftalik alisveris icin temel listeyi kurmak sadece bir kac dakika aliyor. Menü planlamasinda besin piramidine ve temel beslenme kurallarina dikkat edilmeli (ya da kendiliginden edilmis oluyor). Bunun detayi sonra.
  •  Iyi de ben Sali -Cuma günleri alisverise giderken o gün reyonda/pazarda hangi taze, ucuz  sebze meyveyi bulacagimi bilmiyorum bile. Taa Pazar gününden menü planlamak nasil mümkün olacak? 1) Marketlerin haftalik indirim / tanitim brosürlerini takip et. Pazar günü planlama icin masaya otururken yaninda olsun. Ama ben onlari gereksiz buldugum ve cevre icin zararli gördügüm icin yasamimdan cikardim. Posta kutumda "reklam brosürü atmayin" etiketi var. Peki öyleyse 2) Genel bir fikir elde edebilmek icin yasadigin bölge/ülke icin sezonluk taze sebze/meyve takvimleri edin, buzdolabinin üstüne falan as. Hangi mevsimde hangi meyve/sebze yetisir? takvimi yani. Almanya icin suradaki gibi bir takvim örnegin. Sezonluk ve yerel sebze-meyve tüketmek iyidir, cünkü:
1) Daha tazedir.
2) Daha besleyicidir.
3) Daha lezzetlidir.
4) Daha ucuzdur.
5) Daha cevre dostudur.

Peki, tamam. Ispanya, Italya ve Türkiye'yi kendi meyve-sebze bahcesi sanan, dört mevsim kabak, patlican satilan, ilkbaharda güney yarimküreden ithal kavun ve üzüm tüketen bir ülke icin durumumuz gayet karisik. Ama yine de dikkat etmeye calistim hep, bundan sonra da dikkat etmeye calisirim. Katilimcilardan birinden iyi bir öneri: Sehrimizin cevresinde organik tarim yapip, haftalik hasadini sepetler halinde üyeleri arasinda pay eden ciftliklerden birine üye olmaya ne dersin? Insani sepette ne varsa onu pisirmeye ve böylece hic bilmedigi sebzeleri denemeye tesvik de ediyor bu sistem. Iyi fikir, arastirayim ben bunu bir.

2. Gün:
  •  Bir gün önce sadece belli saatlerde acik olan kantinden yiyecek bir seyler almak isteyenlerin erken mola verme talebine omuzlarini silkip "Siz nasil isterseniz. Ben gayet otonomum" demisti Bayan Tatli-Sert. Basiyla yaninda duran cantasini isaret atmisti ayni anda. Mola sirasinda o cantadan bir snack-box ve bir termos cikardi. Termosta ne vardi bilmiyorum ama kutudan cikardigi özenle hazirlanmis minik sandvicler harika gözüküyordu. Bundan ders cikarmis olacagiz ki, seminerin ikinci günü sadece o degil, hepimiz "gayet otonom"duk. Kissadan hisse: Yiyecegini evden getirmek özgürlüktür!
  • Dersin basinda bir önceki gün ögrendiklerimizle evde hazirladigimiz kendi kisisel haftalik planlarimizi sunduk. Benimkinde Pazartesi günü büyük temizlik günü. Annem de öyle yapar. Genetik herhalde. Sali ve Carsamba camasir günü. Persembe ütü ve temel temizlik. Sali-Cuma alisveris. Kagit islerine bir gün araniyor. Bir haftalik uygulamada gördüm ki, benim bu plani saati saatine uygulamam imkansiz! Ama günü gününe uygulamaya, yani Persembe gününün hangi saatte yapilsin ve ne kadar sürerse sürsün haftanin ütü günü olmasi prensibine sadik kalmaya calisiyorum. 
  • Günün devaminda ödevimiz haftalik yemek plani hazirlamak. Her gün en büyük ögünümüz icin. Almanlar'da bu ögle yemegi, bizde ise aksam yemegi. Daha sonra tariflerimizi birlestirecegiz ve Bayan Tatli-Sert e-maille hepimize bu tarif koleksiyonunu gönderecek.
  • Ama önce haftalik planda dikkat etmemiz gereken beslenme kurallarina bir bakalim:
1) Cok yönlü beslenme
2) Cok az yag, tuz, seker
Burada baslayan "peki hangi seker?" tartismasinda Bayan T-S kac kez "Seker, sekerdir!" dedi, bilmiyorum. Rafine seker zaten sekerdir. Receli meyve sekeri ile yapmak bir yanilgi, hemen vazgecin. Meyve sekeri digerlerinden daha da hizli karisiyor kana. Daha kötü. Seker sekerdir. Ham seker kamisi sekeri? Soguk gidalarda belki kullanabilirsiniz ama isittiginiz anda onda bulunan birazcik vitamin ve mineral de kaybolup gidiyor. Zaten seker sekerdir. Esmer seker? Onu tamamen unutun. O bir pazarlama taktigi. Rafine sekerin kahverengiye boyanmis hali. Seker sekerdir.  Bal? Seker sekeeeerdir! Bal dedigin sabah kahvaltisinda birazcik ekmegine sürmek, öksürüyorsan ilac niyetine bir kasik yemek icindir. Tatlandirma amacli, sekere alternatif olarak kullanilmaz. Ayrica isitildigi anda tüm besin degeri kaybolur (Bal konusunda tüm bunlari esime hep söylüyordum, nihayet arkama bir uzman görüsünü de alabildim!).  Seker sekerdir! Seker sekerdir! Daha kac kez söyleyeyim? Hangi formda olursa olsun. Ne kadar az, o kadar iyi.
3) Haftada en az bir kez balik. Tercihen yagli deniz baligi. Somon, ringa vb. gibi. Alabalik artik hemen hemen sadece balik ciftliklerinde yetisiyor. Ona cok güvenmeyin.
4) Günde 5 porsiyon meyve ve sebze. Bu noktada her bireyin porsiyonu farkli. Herkesin bir porsiyonu kendi yumruk yaptigi eli kadardir. 3 yasindaki cocugunuz icin bir kayisi bir porsiyon demektir dolayisiyla. Fazlasini bekleyip cocugu yormayin. Ilginc, bu benim yakinlarda okudugum "Her insanin midesi kendi yumrugu büyüklügündedir aslinda. Biz ölcüsüz yiyerek onun kapasitesini büyütür, midemiz büyüdügü icin de daha fazla yemek ihtiyacinda hissederiz kendimizi" bilgisiyle örtüsüyor.
5) Bol sivi. Su, meyve suyu, bitki cayi seklinde günde 2-3 litre.
6) Bol bol tahil. Olabildigince tam, yani entegral. Yani kabugu ve canli özü (embriyo)  alinmamis taneden olusan tahil ve tahil ürünleri. Pirinci dogal formunda tüketmek bizim batili damagimiz icin biraz zor. Üstelik pismesi cok uzun sürüyor. Bir ara yol olarak parboiled pirinci deneyin. Onda embriyo ile kabuktaki degerli ve minerallerin büyük kismi hala tanede. Daha da cabuk pisiyor. (Bunu dogru yapiyormusum. 8 yildir parboiled pirinc yiyoruz biz. Sincap beyaz pirincle hic tanismadi neredeyse.)  
7) Yagsiz süt ve süt ürünleri. (Burada itirazim var aslinda. Yagi alinmis süt ürünlerinde bir yanlislik görüyorum. Nesnenin dogasina bir müdahale. Süt ürünlerini olagan yagiyla yiyip baska yerlerde daha az yag kullanmak, belki telafi icin biraz daha cok hareket etmek daha dogru bana kalirsa. En kötü ihtimalle daha az süt ürünü tüketmeli belki de).
8) Haftada en fazla bir iki kere et.
9) Yaglarda dengeli secim. Hic margarin, az tereyag, cokca -tercihen doymamis yaglar olmak üzere- sivi yag.
     Sivi yaglarda soguk preslenmis (yani sizma) olanlar isitmaya tabii tutulmayan her türlü gidada tercih sebebi olmali. Örnegin salatalarda daima sizma. Ancaaaak soguk preslenmis yaglar isitildiklarinda karsinojen bir madde aciga cikar. Acrolamin ya da öyle bir sey. Bu sebeple her türlü pisirme isleminde rafine yag kullanin. Benden itiraz: Ben sadece kizartmada sizma yagdan kacinmali diye biliyordum. Cünkü yag direk isiniyor orada. Örnegin sulu yemeklerde de mi kacinmali? Yanit: Evet, isinin ne kadar yükseldigini asla bilemezsiniz. Şok! Yilin beslenme yanlisina imzami atmis bulunuyorum. Gidip de iyi bir rafine zeytinyagi bulayim bari marketten. Ya da su sizma yagin pisirmeden sonra yemegin üzerine döküldügü pisirme teknigine alisayim daha iyisi.
10) Unutmusuz. Bolca bakliyat.

  • Benim 7 günlük menüm: Bence o kadar da iyi degildi. Sanki cok tahil agirlikli gibiydi. Yine de Bayan T-S'ten tam not aldi. Yine de diger katilimcilar bazi tariflerimi merakla beklediklerini söylediler. Planlamam şöyleydi:
  • Pazartesi: Gayet Türk usulü: Taze fasulye -Pilav - Cacik veya Coban salata. Tatli niyetine meyve. Bizde hergün tatli yok. Meyve konusunu ben hep unuturum. O isi yemek sonrasi esim organize eder. Bayan T-S  "Esinizi gittikce daha cok takdir ediyorum" dedi bunu duyunca :)
  • Sali: Tarhana Corbasi - ( 'Siz bilmezsiniz. Türk usulü gayet dogal ve saglikli hazir corba karisimi' diye anlattım)  - Karmaca (Sibel'in tarifi) - Yogurt - Marul salatasi - Meyve
  • Carsamba: Corba (dünden artan) - Köfte (Sincap icin aslinda ve haftanin yegane et ögünü - firinda kizarmis) - zaman bulursam firinda kizarmis patatesler  (Yesim'in eski blogundan bir tarif- Yesim neden biraktin o blogu? Ne güzeldi...) (Patatesler firinda az yagla kizariyor. Daha saglikli.) Marul-roka salatasi - Isgin Ahududu kompostosu (Komsumdan ögrendim , harika bir sey, tam mevsimi)
  • Persembe: Kararsizlik günü. Ne pisirsem günü. Böyle günlerde makarna iyi bir kurtaricidir. Tam undan makarna. Brokoli - mantar esliginde. 
  • Cuma: Klasik aksam yemeginin disina cikmayi tercih ettigim gün. Egzotik seyler günü. Sarimsak yeme günü. Nohutlu ve/ya rokali Tabule - Ayran - meyve
  • Cumartesi: Ailemizin buzdolabi temizligi günü. Haftadan artan ne varsa Cumartesi öglen o yenir. Aksam salata ile gecistirilir.
  • Pazar: Balik günü! Firinda sogan, biber, domates esliginde, akla esen bir sosla. Örnegin son zamanlarda hardal, limon, taze biberiye, taze adacayi, karabiber sosunda. Firini acmisken yine firinda kizarmis patatesler - salata - meyve. Balik yani Pazar günlerinin güzel yani o gün cogunlukla esimin pisiriyor olmasi :D
Laf patatesten acilmisken Bayan T-S'e soru: Hangi patates ne icindir? Cünkü Almanya'da cesit cesit patates var. Yanittan aklimda kalanlar:  "festkochend" kizartma, salata vb gibi patatesin sert kalmasi gereken yemekler icin. "Mehligkochend" ise püre, corba vb gibi patatesin eriyip dagilmasini istedigimiz yemekler icin.

Katilimcilardan birinin Pazartesi ögle yemegi icin cocuklarina nutellali krep planladigini duyunca sacini basini yolan Bayan T-S'in aciklamalari:
  • Bu ürünü hazir almayiniz. Cünkü icinde vanilin var. Dogal vanilya olsaydi hic problem degildi. Ama vanilin yapay bir aromadir. Alisveriste vanilin iceren ürünlerden daima kacinin. Vanilinin sagliga zararli oldugu kanitlanmistir.
  • Bu ürünü gidip organik üreticilerden almak da cözüm degil. Cünkü icinde kullanilan findigin endüstriyel kavrulusu sirasinda yine acrolamin gibi karsinojenik bir madde ortaya cikar. Organik olsun olmasin fark etmez.
  • Bu ürünü size hemen simdi verecegim tarifle evde kendiniz yapiniz. Evde siz kavururken risk yok:
  • 1. versiyon: Daha zahmetli ama daha dogru:
  • 400 gr. findik ve 400 gr. ceviz (badem de olabilir). Ögüt.
  • Orta isida kavur.
  • 70 gr. seker ekle.
  • 20 gr. kakao ekle.
  • Blender'dan gecir.
  • 100 ml krema ve 80 gr. mümkün oldugunca bitter (örnegin %70 kakaolu) cikolatayi erit. 
  • Hepsini karistir.
  • Sogut. Buzdolabinda sakla.Yeterince uzun zaman dayanir. Zaten emin ol, cabuk tükenir.
  • 2.versiyon:
  • 100 gr. tereyag (eritilmis)
  • 100 gr. ögütülmüs kavrulmus herhangi bir yemis (findik, ceviz, badem)
  • 2 yemek kasigi kakao
  • 1-2 yemek kasigi bal
  • bir vanilyanin kazinmis ici (vanilyanin gerisini daha sonra seker dolu bir kavanoza koy, vanilyali sekerini üret)
  • Hepsini karistir.
Malzemeyi toplayayim da su birinci tarifi bir deneyeyim diyorum. Bakalim sincap bu ise ne diyecek?
  • Laf lafi acmisken diger konusulanlar:
  • Alisveriste paketlerin icerik kismini mutlaka okuyun. Glutamat ve benzeri lezzet arttiricilardan mutlaka kacinin. Simdi üreticilerin yeni taktigi paketin üzerine "Lezzet arttirici olmadan" yazmalari. Arkasini cevirip okuyunca icinde "Maya" yazdigini görüyorsunuz. Maya resmi olarak o gruba ait degil ama ayni amacla kullaniliyor. Ondan da kacinin!
  • Lezzet arttiricilar vb. sebeplerle damagı hazir gidaya alismis kisiler evde yapilan gidalari lezzetli bulmakta güclük cekiyor. Evinizde böyle birisi varsa asamali gidin. Örnegin salata soslarinda hazir sos ile evde hazirladiginizi  yari yariya karistirarak baslayin. Her gecen gün hazir oranini azaltin. Sonunda söylersiniz ilgili kisiye gercegi. Basta söylemeyin.
  • Sofraya tüm aile birlikte oturmaya calisin. Yemek yerken cocuklarinizla yedikleriniz üzerine, onlarin yararlari üzerine konusun. 
  • Buzdolabinizi haftada bir kez tamamen bosaltip yeniden yerlestirin. Öyle büyük buzdolabi temizligini kastetmiyorum. Bosaltin, silin, bozulanlari/süresi gecenleri atin, digerlerini tekrar yerlestirin. Hayir bu yillik temel temizlige degil, haftalik temizlige dahildir. Ciddiyim. Yapilan bir arastirmaya göre Alman evlerinin hijyenik acidan en problemli yerleri buzdolaplari,  mutfak evyesi ve mutfak bezleri. Tuvaletler bile daha temiz bunlardan. Buzdolabiniza hicbir sebze meyveyi yikamadan koymayin. Cünkü bakteriyel üreme buzdolabi sartlarinda durmaz, sadece yavaslar. Yikamadiginiz gidalardan buzdolabi ceperine bulasan mikroorganizmalar oradan da diger gidalara bulasip cogalmaya devam eder. Yavas ama tutarli olarak...    Himm, zor ama uygulamaya calisacagim.
  • Siz ütü yaparken bir arkadasiniz ararsa "Hey, simdi ütü saatim benim. Saat 4'ten sonra görüselim" deme hakkiniz var. Bunda komik olan ne? Isyerinde "simdi X projesi üzerinde calismam gerek, sonra görüselim" dediginiz olmuyor mu hic? Bu da sizin isiniz.
Himm, birden hatirladim da, simdi gitmeliyim ben. Bugün alisveris günüm de...

Pazartesi, Ocak 17, 2011

Dijital Sessizlik


Insan aklina iyi bir fikir geldi mi, geciktirmemeli.
Subat ayinin konusunu "Dijital Sessizlik" olarak secmistim.
Bir ay boyunca
-hic blog yazisi yazmayacak, 
-kücük bir deftere kücük notlar almaktan ibaret konvansiyonel günlük tutma eylemine geri dönecek,
-gerektikce yorum yapacak,
-sorulduysa yanitlayacak,
-vizir vizir isleyen dijital otobandan cikip bir süre sagdaki patikada yürümeyi deneyecektim.

Düsündüm de neden Subat'i bekliyorum, neden hemen simdi baslamiyorum?


Iki fotograf da yazdan kalma ve sincap yürüyüsüyle birbirine 5 dakika mesafede. Ikinci fotograf sincaba yol, kaldirim ve patika sözcüklerini örnekleyerek ögrettigim yerin resmidir. Alisverise giderken bir noktada bu ücü arasinda bir secim yapmamiz gerekiyordu; biz tabii ki hep patikayi seciyorduk :)

--§--

Sevgili okuyucu, sen de sessizlige gömülmeden önce ( ya da sessizlikten canın sıkılabilir diye) bir öneri: Bu blogu ilk ne zaman, ne sekilde buldugunu , hatirliyorsan ilk tanistigin yazinin hangisi oldugunu anlatir misin? Bir süre önce sevdigim bir blogger X arkadas bana basitbiryasam'i ilk kez blogger Y arkadasin önerisiyle bulup okumaya basladigini söylemisti. Oysa ben hep blogger Y'nin beni blogger X'in tavsiyesiyle buldugunu sanmistim. Ondan beridir merak ederim, kim nasil gelir buralara ve ne düsünür diye...)


 

Perşembe, Kasım 25, 2010

Kaostan Uzak: Anti tez

Bazen -bugünlerde oldugu gibi- Zen Habits ile Chez Larrson karisimi bir seye dönüsüyorum.

Aklimin bir tarafi evi malum Isvec firmasinin katalogundan firlama bir minimalizme sokma cabasina giriyor. Dolaplari, cekmeceleri ölcüp biciyor; kutular, klasörler, dolap seperatörleri falan satin aliyorum hayalimde. Evi düzene soktukca kafamin icini de düzene sokacagima  inaniyorum. Gecen gün sehpanin üzerinde o "minimalist ama yasam dolu" dokunusu yaratabilmek icin marketten (hem de marketten, püfff!) bir demet gül bile satin aldim. Hayal degil, gercekten! Kesme cicek almak kim, ben kim oysa...

Aklimin diger tarafi ise, hic sevmedigi ve gayet sacma buldugu halde,  yillik-hedefler-belirle, takip-formlari-olustur, aksiyon-plani-yap, yapilmasi-gereken-eylemleri-listele, hedeflerini-revize-et, x-formu, y-formu, z-formu..., onu-oraya-not-et, bunu-surada-kayda-gecir (kisir)döngüsüne alici gözle baksam mi, havalarinda... Gören de uluslarararasi holding yönetiyorum sanir.  Yok, Zen Habits bunlardan ibaret degil; gayet iyi, ilham veren bir blog aslinda. Fakat son zamanlarda dönüp ilk yazilarini okumaya basladim da, bir dönem bunlarla mesgul olmus ciddi sekilde.

Iste böyle zamanlarda aci ilac yerine, biraz sarsilip kendine gelmek ve "ne karton kutusu, ne kisisel hedefi?" aydinlanmasina geri dönmek icin recetedir:

Günde en az bir kez mümkünse yemeklerden önce,

Salı, Kasım 09, 2010

Kaostan Uzak: Evin kara delikleriyle savasirken...

Fotograf: Abe K
Evin bazi dolaplarinda kontrolü tekrar geri kazanmaya basladim. Bir yil önce tasinma sirasinda, pacamdan cekistiren bir sincap esliginde "suraya bir koyalim da , sonra düsünürüz ne yapacagimizi" usulüyle doldurulan dolaplardan bahsediyorum. Tamamen organize oldugumu ve tüm gereksiz seylerden kurtuldugumu iddia etmiyorum. Fakat evin bazi noktalari eskisi kadar kara delik degil. Bakinca iclerinde -gerekli veya gereksiz, yerli veya yersiz- ne oldugunu bildigim cekmeceler, kutular var artik. Canım herhangi bir sebepten sıkılınca gözümü onlara dikiyorum huzur bulmak icin.

Hic bir konuda bir kerede kökten sonuca ulasacak sartlarda yasamadigim icin yine "böl ve hakkindan gel" yöntemini uyguluyorum. Evinin anneminkine benzedigini tahmin ettigim FlyLady'nin suradaki önerileri ilham verici. Birebir uygulamiyorum, hayir. Bana uyanlari aliyorum yine. Bana en fazla rahatsizlik veren odadan (oturma odasi ve onun camli dolabi) basladim. Saat yönünde ilerliyorum. Hergün en az 15 dakikalik seanslarla ve hicbir seyi atlamamaya calisarak temizleyip düzenliyorum. Atilacagindan kesinlikle emin olduklarim dogrudan cöpe gidiyor. Birilerine verilebilecekleri ayri bir yerde topluyorum. Bu ikisi fazla degil. Asil kaos yaratanlar yeri yanlis olanlar, ki asil sorunumun bu oldugunu biliyordum. Onlari dogru yerlerine koyuyorum. Bir yeri olmayanlara bir yer yaratiyorum. Bir ara Selen bir yorumda söylemisti bunu: "everything has a place, everything in its place" . Cok dogru. Bugün gelip esimin bazi belgelerinin oldugu bir dolap gözüne dayandim. Disaridan adina "düzen" adini koyamasaniz da, kendine göre gayet tutarli ve pratik bir düzen anlayisi vardir. O yüzden ona sormadan dokunmak istemiyorum. Atlamak da istemiyorum. Bu tür tikanma anlarindan hic hoslanmiyorum.  Fakat biliyorum; bunlar esnek olmam ve sıkı sıkıya falan ya da filan kisinin yöntemince degil kendi yöntemimce gitmem gerektigini bana animsatan anlar ayni zamanda. Neyse bu dolap bitince calisma masasinin dolaplarina gececegim, sonra diger odalara. Hepsi bittiginde sanirim basladigim dolap gözlerinde yeniden calismaya baslamam gerekecek. Ne kadar dikkat edersem edeyim... Buna süreklilik prensibi diyorlar. Sikayetci degilim. Hatta iyi geliyor, terapi gibi, meditasyon gibi bir sey.

Keske mümkün olsaydi da beynimin odaciklarinda da ayni prensiplerle temizlik yapabilseydim. Evdeki bütün  dolaplarim cilali olsa ama kafamin ici  fazlaliklardan arinmamissa ne yazar? Fakat tuhaf bir sekilde düzene giren dolap gözleri, bos masaüstleri ve sakin postakutulari  kafamin icinde de benzer bir etki yaratiyor. Bu, bu ve daha yazmadigim onlarcasi o etkinin eseri. 

Sonra bir gün belki dogadakine benzer, rahatsiz etmeyen, tam tersine huzur veren bir düzensizlik nasil yaratilir, onu da ögrenirim.

Cuma, Kasım 05, 2010

Kaostan Uzak: David Allen ve GTD

"I'm going to try this crazy GTD stuff" by Eston :)

Ekim bitti ama benim evimle, dolaplarimla, yasamimla ve oradaki kaosla davam bitmedi. Bu ay aslinda baska bir konuya gececektim ama karar verdim; hazir yogunlasmisken kaosla mücadeleye devam. Bir kac yazi önce can sıkıcı ya da zor buldugumuz icin sürekli erteleme egiliminde oldugumuz islere karsi cözüm öneren birinden bahsetmistim. Cok da büyük , mucizevi bir cözüm degil belki, yine de bizim cabamizi gerektiriyor. Ama bu kadar uygulayani ve hayrani olduguna göre ise yariyor olmali.

Eger daha önce duymadiysaniz (ben duymamistim) adamin adi David Allen. "Getting Things Done" diye bir kitap yazmis ve sanirim okuyan birilerinin hayati degismis. Google'da "GTD" kisaltmasi ile arama yaparsaniz ne demek istedigimi anlarsiniz. Ben henüz kitabi okumadim ama internette GTD'in temel prensiplerini anlayabileceginiz yeterince kaynak var. Okuduklarimdan bana anlamli ve uygulanabilir gelen, "Hah, iste eksik parca buydu!" dedirtenler:

  • Aklinizi mesgul eden,  yapilacak isler, projeler, sorumluluklar, hayaller, niyetler  ne varsa kafanizin disinda mantikli, güvenilir ve size uyan bir sistem icinde listeliyorsunuz. Bu aklinizdan cikarma asamasi.
Bunun ille de şık, organize bir ajanda ya da o cok ünlü bilgisayar programlarindan biri olmasi gerekmiyor. Bos bir defter, bir A4 kagit, indeks kartlari (hani su A7 boyutunda olan), bir excel tablosu, bir word belgesi... Hepsi olur. Size, yasaminiza uyan, sizi bir de kendisi ugrastirmayacak herhangi bir yöntem. Sonra oturup en büyügünden (Ispanyolca ögren) en kücügüne (cicekleri sula)  aklinizi mesgul eden herseyi yaziyorsunuz. Ben uzun yillardir bu is icin bir ajanda kullandigim ve bir sayfa boyunca uzayip giden ve üzerini cizmekte nedense hep yavas kaldigim listelerden cok sıkıldığım icin, bu kez indeks kartlari kullanmaya karar verdim. Hem evde zaten bolca kullanilmamis indeks karti oldugundan, hem de yapilacak bir ise bakarken digerlerini de görüp yüregimin sıkışmasını böylece engelleyebilecegimden.

Simdi kisaca kendi tecrübeme dayanarak bu adimin neden önemli oldugunu aciklayayim. Ekim basinda, henüz David Allen ile tanismadigim bir sirada, ister bir kagida olsun, ister kafamin icine yazili olsun, yapilmamis , en ufak islerin bile büyüyüp kocaman oldugunu , beni huzursuz ettigini, bunun da yeni tikanmalara sebep oldugunu farkettim. Yapilmamis isler oldugu icin yapmam gereken seyleri yapamiyordum! Ne tuhaf celiski... Böylece ben de en azindan önemsiz ve kücük oldugu icin yapilacak isler listesinde durmadan arkalara ötelenen herhangi bir isi yapmaya karar verdim: Apartman girisindeki  zil ve posta kutumuzdaki solmus, artik adimizin okunamadigi isim etiketini degistirmek. Ne kadar sürer bu? Ismi bilgisayarda yazip bastirmak 10 dakika, gidip asagidaki yerlerinaeyapistirmak (bantla falan ugrasmak) da 10 dakika diyelim. 20 dakika! Yarim saat bile degil. Cocugunuz  varsa biraz daha uzun ama. Yaziciyla oynamak istemesin diye o odada degilken bastirmak, makasi ona göstermeden ("ben de yapicam, ben de yapicam!") isim etiketini kesmek, kapi önüne inmek icin uygun zamani falan beklemek (-"eve dönmeyelim, hayvanat bahcesine gidelim hadiiii", -"ayagimizda terliklerle mi?", -"eeveeeet, hadiiiiii!" ) biraz zaman alir. Her neyse, bir uygun zamanina getirip, aylardir yapilmasi gereken bu isi sincapla (sincaba ragmen) halletmeyi basardim. Yaptim ve kafamdan sildim. Aklimda olusan bosluk öyle büyüktü ki, neden bu kadar bekledigime ve neden bu kadar büyümesine sebep olduguma sastim.

Iste bu yüzden GTD'in bu ilk adimini okudugumda, "iste, evet, bu!" dedim heyecanla. Aklimi bosaltmak!

  •   Bu listeyi hazirlarken her madde de su soruyoruz: "Halletmesi iki dakikadan kisa sürer mi?". Yanit evetse, listeye bile yazmadan hemen hallediyoruz.
  • Yapilacak isler listemizdeki bir isi sürekli erteleme sebebimiz yanlis ifade edilmesidir. Eger aklimizda veya listemizde "Ispanyolca ögren" gibi muglak bir  is varsa, sürekli erteleyip yapmaktan kacinmamiz normal. Bunu yerine her isi mümkün oldugunca hemen yapilabilecek sekilde (gerektiginde adimlara bölerek) detaylandiriyoruz. Listemizde örnegin
    • "Internet'ten Ispanyolca kurslarini arastir."
    • "X'e gittigi Ispanyolca kursundan memnun olup olmadigini sor"
    • Aklina yatan ilk üc kursla görüsmeye git.
gibi detayli ve net adimlar seklinde yerini aliyor Ispanyolca ögrenme hayali. Zamanla her adim gerekliyse daha da detaylanabilir. Örnegin aday kurslar belirlendiginde son madde "A kursundan görüsme randevusu al." "B kursunun tam adresini ögren" ... gibi detaylanabilir.
  • Son olarak süreklilik her sistemde oldugu gibi burada da yasamsal. Yasamimiza giren her yeni isi, sorumlulugu, ödevi, hayali, niyeti, projeyi yukaridaki sekilde aklimizdan cikarip kagida dökmeye ve bunu mümkün oldugunca yapilabilir sekilde ifade etmeye devam ediyoruz.  
David Allen'in GTD'i bunlardan daha fazlasi elbette. Ama kitabini okumadan ve icsellestirmeden daha fazla üzerinde yazmak istemiyorum. Organizasyon ve zaman yönetimi sistemlerine ve onlarin "her yasama tek mükemmel cözüm" yaklasimlarina karsi önyargiliyim. Bana uyanlari almak, uymayanlari gözardi etmek yöntemini tercih ediyorum. Yukaridaki dörtlü simdiden bana uyuyor ve bir anlam ifade ediyor. Önce bunlar üzerinde calismak ve biraz böyle yol almak istiyorum. Kitabi okudugumda ilginc buldugum seyler olursa yazarim.

Bu arada GTD konusunda okumak isterseniz surasi iyi bir kaynak diyorlar.
 

Çarşamba, Ekim 27, 2010

Kaostan Uzak: Bugünlerde masaüstüm


...huzur veriyor. Sag ve soldaki iki klasör esimin ve benim dosyalarim icin. PDF dosyasi bir önceki yazida bahsettigim e-kitap. Okumam bittiginde benim klasörüme geri dönecek. IE kisayol tusunu da kaldirmam gerekiyor ama bunun icin IE'i baslatacak tus kombinasyonunu hatirlamam gerek.

Cuma, Ekim 22, 2010

Kaostan Uzak: Odaklanma mi demistik?





Photo by Koshyk

Öyle bir zamanda gel ki, okumamak mümkün olmasin:

Focus


Not: Bu arada, bu bir önceki yazida bahsettigim degil, ama en az onun kadar (belki ondan daha cok) amacimiza uygun oldugunu saniyorum. Okuyalim bakalim...)

Cuma, Ekim 15, 2010

Kaostan Uzak: E-posta Hükümdarligi ve Kendi Verimliligini Baltalamak

Kim kime hükmediyor? Siz mi e-postaniza? E-postaniz mi size?

Zamaniniz varsa Ole Eichhorn tarafindan yazilmis su yaziyi bir okuyun:
Tyranny of Email

Yazi bir yazilim mühendisinin gözünden, daha cok mühendislere yönelik yazilmis ama herkesin cikaracagi dersler var. Zamani olmayan veya Ingilizce bilmeyenler icin de ben not edeyim o dersleri kisaca:

E-postanin size hükmetmesini engellemek icin 6 kural:
  • E-posta programinizi kapatin. Gün icinde sürekli acik durmasin. E-postalarin sizi ne zaman bölecegine siz karar verin.
  • Hic bir zaman e-postalari birini elestirmek ya da detayli teknik tartismalara girmek icin kullanmayin. Bu tür seyleri yüzyüze görüsmelerde ve telefon görüsmelerinde halledin.
  • Bir e-postayi kimlere gönderdiginiz ve kimlere cc'lediginiz konusunda titiz olun.
  • Imla ve gramer kurallarina uyun. E-postanizin karsi taraf acisindan sade, okunakli ve anlasilir olmasini saglayin.
  • Önemli e-postalari hemen göndermekte aceleci olmayin. Yeniden degerlendirmek ve degistirebilmek icin yavas davranin.
  • E-postanin sandiginizdan daha kamuya acik ve kalici bir kayit oldugunu unutmayin.
 Eichhorn'a göre yaratici ve yogunlasma gerektiren bir calismanin verimli olabilmesi icin bölünmeler olmadan 3 saat araliksiz calismak gerekirmis. Süre kisiye ve ise göre degisebilir. Fakat önemli bir tespiti var:
4 sey bu verimli yogunlasma süresini böler : E-posta, telefon, kisisel kontak/toplantilar ve kisinin kendi kendini baska seylerle oyalamasi.

E-posta'nin bizi bölmesini ve islerimizden alikoymasini nasil önleyebilecegimizi yukaridaki 6 madde acikliyor. Telefon ve kisisel kontak genellikle ondan bile kolay engellenebilir(mis). Bu yapilan ise göre degisir tabii... Fakat sonuncusu gercekten önemli sorun. Kisisel olarak en büyük verimsizlik kaynagimin ben kendim oldugunu biliyorum. Durmadan kendi kendimi böldügüme sahidim! Eicchorn'a göre bunun sebepleri genelde kisinin bir sonraki adimin ne olmasi gerektiginden emin olamamasi ya da o adimi can sıkıcı veya zor bulmasi. Ilginc de bir tespiti var: "Bir sey eger gercekten cok sıkıcı veya zorsa o zaman yanlistir" diyor. Bu durumda en iyisi yöntemlerimizi, isin akis seklini bir kez daha gözden gecirip yapilir hale getirmek. Bunun nasil yapilacagina dair somut bir önerisi yok. Ama bir baskasinin var ;) Ondan da baska bir yazida bahsedeyim :)

Cumartesi, Ekim 09, 2010

Kaostan Uzak: Bir zaman yiyici olarak internet ve e-posta

Photo by Cindy Seigle

2 yil önce okudugum, zaman yönetimi üzerine cok etkileyici bir yazi vardi. Hep burada bahsetmek, hatta oturup hepsini cevirip yayinlamak istedim. Ironik bir sekilde bir türlü vaktim olmadi. Bu ayin konusuna uydugundan, tam da simdi hakkinda yazabilecegimi düsünmüstüm; yayinlandigi siteden kaldirilmis! Ben de orada okudugum bir öneriden yola cikarak "bir zaman yiyici olarak internet ve e-posta"dan bahsetmeye karar verdim bu yazida.

Hayatimda hic olmadigi kadar az televizyon seyrediyorum. Gurur duyulacak sey! Öte yandan aciga cikan zamanimi internete kaydirdigim söylenebilir. Daha dogru bir deyisle, zamanimi internette gecirdigim icin televizyon seyretmeye ihtiyacim kalmiyor. Bir noktaya kadar güzel bu. Internette secim hakkim var cünkü. Bana daha uyani ve daha kaliteliyi secebilirim. Fakat internet bir mecra olarak iyi yönetilmeyi ve sürekli insiyatif almayi gerektiriyor. Aksi taktirde acik kalan kapidan ne varsa iceri doluyor ve tam bir zaman yiyiciye dönüsüyor.

Internetin baska seyler icin bana gerekli zamandan calmamasi icin 4-5 yildir mücadele veriyorum. Insanin sonuc alabilmek icin üc bes sey yapmakla sonuc alabilecegi bir sey olmadigini da görüyorum. Posta kutumda yaptigim sadelestirmeler oldukca ise yaradi. Bir ara takip ettigim ve yorum biraktigim bloglarda ölcüyü kacirdim. Google Reader kullaniyordum ve oldukca iyi, amacina uygun bir program oldugu söylenebilir. Ama takip ettiginiz bloglarin sayisi kapasitenizi asiyorsa, onun yapabilecegi fazla bir sey de yok. Okunmamis blog yazilariyla sismeye mahkum. Bunun üzerine blog okumada ilk yöntemime, yani "Himm, X ne yazmis bakalim, Y hep ilginc seyler yazar, yeni bir sey yazmis mi acaba?" usulüne geri döndüm. Bir blog sık sık aklıma gelmiyorsa, benim acimdan düzenli olarak takip edilmeyi de gerektirmiyordur diye düsünüyorum. Mutlaka önemli yazilari da kaciriyorumdur bu yüzden. Ama gercek yasamimizda toplam kac kisinin yasamini ince detaylarinda biliyoruz? Cocugunun ilk attigi adimlar, en sevdigi yazar, kullandigi yüz kreminin markasi, dün yolda ne gördügü gibi detaylardan bahsediyorum. 1? 5? 10? Sanirim düzenli takip ettigim bloglarin sayisi da bunu gecmemeli...

Peki yorumlar ve bloglar üzerinden baska türlü iletisim imkanlari? Oglum 1,5 yasindayken düzenli bir blog takipcisi olmanin benim kapasitemi astigini farkettim. O zaman aldigim ve büyük ölcüde uyguladigim bazi kararlar var. Artik bir blog yazisi bende aninda ve gercekten bir yorum yapma duygusu uyandiriyorsa ancak o zaman yorum birakiyorum. Buraya sık ugrayip yorum birakan biriyseniz ve blogunuzu gözardi ettigimi düsünüyorsaniz, yeri gelmisken söyleyeyim, hayir etmiyorum. Sadece bloglari takip ederken kisisel kapasitemi asmamaya calisiyorum.

Internetin bir zaman yiyici olmasini engellemek icin sistematik olarak uygulamaya calistigim seylerden biri de, erisim/iletisim kanallarimi mümkün oldugunca az tutmak ve tek bir yere toplamak. Bu acidan posta kutum, bir de blogum benim kontrol panelimdir denebilir. Bütün kisisel yazismalara ek olarak, üye oldugum gruplarin yazismalarini, bloga birakilan yorumlari da -pek cok kisi gibi- e-posta adresime yönlendiriyorum. Bu yüzden forum tarzi, gidip dogrudan kendi sayfasindan okumam gereken tartisma platformlarinda cok katilimci olamiyorum (olmuyorum). Yine iletisim kanallarini kisitli tutmak adina büyük bir inatla Facebook, Twitter gibi sosyal aglardan kaciniyorum. Microblogging yapmak istedigimde zaten blogumda micro micro yazarak yapabilirim bunu :) Sosyal aglarla meslekten ilgili biri olarak ise, bu kadar "bagli" (connected) olmanin, üstelik de sanalsa, dezavantajlarini da biliyorum. O kanallarda olmadigim icin kacirdigim ve benim icin önemli bilgilerin ve degerli insanlarin da oldugundan eminim. Ama kuvvetli bir inancim var: Bir bilgi ve bir insan eger benim icin gercekten önemliyse, zamani geldiginde ben onun pesinden gitmeden o gelip beni bulur mutlaka... Kah o kanalda, kah bu kanalda paylasilanlari okuyup hazmetmeye, her daim online olmaya cabalarsam, asil o bilginin yanindan gecip gidecegimi de düsünüyorum üstelik. Bilimsel yönünü arastirmis degilim, bulursam onu da paylasirim ama bu kadar cok mecra, bu kadar cok kanalda, bu kadar cok kisi arasinda akip giden bilginin kesinlikle bir insanin bilissel kapasitesinin ötesinde olduguna inaniyorum. Bilgi degil kayip bilgi caginda yasadigimiza inandigimdan bahsetmis miydim?

Buraya kadar güzel... Ama bilirsiniz, Alice'in Harikalar Diyari, tavsanin bir laf arasinda söyledigi gibi "durmak icin kosmak gereken" bir dünyadir. Yasamimi daha basit tutabilmek icin de her alanda durumu korumak adina gözlemler yapip yeni önlemler almam, yani aktif olmam gerekir.

Uzun zamandir internetin bir zaman yiyici olarak yasamimda yaptigi yeni ataklari izliyorum ve kücük önlemlerle berteraf etmeye calisiyorum. Ama sincap oglum büyüyor ve ben yeni bir sey ögrendim. Bir cocugun ilginizi en cok yeni dogdugunda istedigini ve büyüdükce daha cok zamaniniz olacagini düsünmek büyük yanilgi. Durum tam tersi! Özellikle büyük sehrin izolasyonunda cekirdek aileyseniz ve cocugunuzun anne-babasi oldugunuz kadar da oyun arkadasiysaniz... Ayrica oglumun beni mümkün oldugunca az bilgisayar basinda görmesini isterim.

Tüm bunlara ek olarak internette veya internet disinda daha kaliteli, daha derin bir seyler okuma ihtiyacini duyuyorum. Cok dondurma yemek ama bunun susuzlugunu azaltmadigini, tam tersine arttirdigini farketmek gibi bir sey bu.

Özetle... Yeni bir atak yapmanin zamani geldi de geciyor. Gecen Sali gecesi ani bir kararla -bazilari gecici olmak üzere- bazi önlemler aldim. Üye oldugum bütün tartisma gruplarinda "no mail" moduna gectim mesela. Posta kutuma onlardan mektup düsmüyor artik. Bir kismina beni cok ilgilendiren bir konu sebebiyle üye olmustum ama yeterince bilgilendigimi ve güncel olarak takip etmem gerekmedigini simdi farkediyorum. Istedigim zaman grup arsivlerini taramak her zaman mümkün.

Farketmissinizdir belki, simdilik blogdaki yorumlara da yanit yazmiyorum. "Madem yanit yazamiyorsun, yorum niye bekliyorsun? Yazilarini yoruma da kapat o zaman!" dedi icimde bir ses. O kadarini yapamadim :) Ama bunun bencillik oldugunu düsünüyorsaniz, yorum birakmayin, ödesmis olalim :)

Yazinin basinda sözünü ettigim makaleye gelince... Unutmadim, simdi oraya bagliyorum. Uzun, pek cok basarili tespit ve öneriyle dolu bir makaleydi. Iclerinden sadece bir tanesi aklimda kalmis: Eskiler "bir kararin/düsüncenin üzerine yatmak" derlermis. Yani bir karari hemen uygulamaya almadan, olgunlasmasina biraz zaman vermek. Bunun internette bir uygulamasi olarak  öneri e-postalari okudugunuz anda degil, üzerinden biraz zaman gectikten sonra yanitlamak idi. "Is yerinde e-posta ile haberlesiyorsaniz, sabah bir kez e-postalarinizi kontrol edin, acil ve yaniti kesin olanlari hemen yanitlayin, digerlerinin düsünsel olarak bir süre üzerine yatin. E-postalarinizi gün icindeki ikinci  kontrolünüz ögleden sonra 2 civari olsun.  Bu sirada gelismelere göre sabahki bazi e-postalar da yanitlanabilir. Is disi e-postalarda zaman araligi rahatlikla genisletilebilir" diyordu. Birebir uygulanamadigi durumlarda bile anafikir etkileyici, degil mi? Sabah 8-9 ve ögleden sonra  2 gelisigüzel secilmis zamanlar degil. E-postalarin gün icindeki yazilma dagilimina bakarak en az kontrol ile en cok e-postayi okuyabileceginiz saatler. Peki siz gün icinde kac kez kontrol ediyorsunuz e-postalarinizi?

Gectigimiz ay CNN haber yapimcilarindan Richard Quest (evet, sadece o hararetli konusma tarziyla bile icimdeki sükun ve huzur duygusunu parcalayan adam) Avrupa ve Amerika'daki calisma saatleri ve calisma kültürü üzerine bir kac gün süren bir program yapti. Tüm detaylarini izleyemedim ama Amerikan, Ingiliz ve Fransiz calisanlarin tatildeyken(!) e-postalarini kontrol etme aliskanliklari üzerine yayinladigi istatistikler (oranlari tam hatirlamiyorum %30 ile %90 arasi) carpici sekilde yüksekti.

Diyecegim o ki, bundan böyle e-postalarimi daha az kontrol etmeye ve yanitlamadan önce kendime (ve eger bir grup yazismasiysa baskalarina da) biraz zaman vermeye karar verdim. Eger bütün dünya ayni anda e-postalarini daha yavas okuyup yanitlasaydi, üretim/yaratim sürecinde inanin büyük bir kayip olmazdi. Sadece hep beraber biraz yavaslamis olurduk. Asil büyük sorun cogunluk kosarken, adimlarini sayacak kadar yavas yürüme karari aldiysan olusur. Bu sorunu nasil asacagimi önümüzdeki günlerde görecegim.

Fakat simdilik...
Posta kutumda hüküm süren büyüüüük sessizlik hosuma gidiyor :)

Çarşamba, Ekim 06, 2010

Kaostan Uzak : Tek bir sey yap ve ne yapiyorsan ona odaklan


Sessizce durmak nasil gidiyor?

Önceki günden beri aklima geldikce deniyorum, iyi geliyor. Dün özellikle sessiz bir gündü, uzun zamandan beri ne büyük bir huzur duydum anlatamam. Fakat bu baska bir hikaye, sonra anlatayim.

Bugün kontrolüm disinda gelisen bazi seyler sebebiyle biraz kaotikti. Fakat tuhaf bir sekilde, simdi günün sonuna dogru yine de bir huzur duygusu var. Belki de asil mesele karmasayi ve günü lüzumsuzca dolduran seyleri azaltmak yerine (yaninda), onlara dahil olmadan aralarindan siyrilip gitmeyi basarabilecek bir seyler yapabilmek.

Tamam, o "bir seyler"den biri "bir an olsun kosturmayi birakip sessizce durmak". Bende ise yariyor.
Dünden beri denedigim ve bende büyük etkisini gördügüm ikinci sey aslinda zaten bildigim ve üzerine gecen kis bir araba dolusu yazdigim bir konu: Ana ve o anda yaptigina odaklanmak.

Fakat dün sabah bir Leo Babuta yazisi okudum (ki tuhaftir daha önce okumamisim besbelli), icinde de bir Zen deyisi carpti gözüme. Kafama bir tugla düstü gibi, bir yildiz patlamasi oldu gibi ve kisa bir aydinlanma ani yasadim gibi geldi:

“When walking, walk. When eating, eat.”
 "Yürürken yürü. Yemek yerken yemek ye." 

Kalktim mutfaga gittim. Her adimimi tek tek bilerek. Su ictim. Bardagi iki elimle tuttum. Bir elim su sisesini aldigim yere geri koymakla mesgul degildi. Geri döndüm, bilgisayarin basina gectim. Tarayicida herzamanki aliskanlikla actigim bir dolu tab'in biri haric hepsini kapattim. Sadece bir sayfa acik biraktim. Ne zamanki onun isi bitti, onu kapatip bir digerini actim. Gün boyunca agir cekimde bir filmin icinde gibi ve bir Japon cay seremonisinde gibiydim. Celiskili görünse de gün sonunda daha cok sey basarmislik hissi hakimdi.

Sincapla yapboz oynarken bir taraftan ona caktirmadan etrafa yayilmis tahta oyuncaklari toplamaya calismaktan vazgeciyorum.

Telefon görüsmesi yaparken ayni anda e-postalarimi kontrol etmekten vazgeciyorum.

Oturma odasindan mutfaga bardak götürürken, koridorda gördügüm sincabin kazagini da cocuk odasina götürmeye kalkismaktan vazgeciyorum.

Bütün gün yaptigim bunun benzeri binlerce kücük sacmaliktan vazgeciyorum.

Daha verimli olmak adina cok islemcili bilgisayarlar gibi ayni anda kirk is pesinde kosmaya ve zihnimi de pesimden kosturmaya ne zaman basladim bilmiyorum. Cok zaman önce Cheaper by the Dozen diye bir sacmalik okumustum. Zamandan kazanmak icin, tras olurken bir taraftan gömlek dügmelerini iliklemeye calisan ve gün be gün bunu artan bir beceriyle yapabilmekle övünen baba, modern isletmenin temel teorilerinden biri olan time and motion study'nin de  kurucularindan sayiliyor. Icinde yasadigimiz tuhaf dünyanin temellerinin nerede atildigini bilin diye söylüyorum. Interneti Zen budistleri gelistirseydi, tarayicimin ayni anda birden cok pencere acabilme özelligi olmazdi, bundan eminim.

Bazen gercekten de "ayir bizi bogazici!"


 

Salı, Ekim 05, 2010

Kaostan Uzak: Sessizce durun.



"Sessizce durun.


Sadece bir an icin.


...


Etrafta kosturup durmak cogunlukla verimliligin tersi sonuc verir. Biliyorum, toplumumuzda hareket herseyden önemlidir. Hareketsizlik tembellik, edilgenlik ve verimsizlik olarak görülür. Fakat bazen cok fazla hareket, hicbir sey yapmamaktan daha kötüdür. Etrafta cilginca, büyük bir hirs ve samatayla kosturup duruyor ancak hicbir seyi halledemiyor olabilirsiniz. Ya da pek cok sey hallediyorsunuzdur , ama hicbiri önemli degildir.  Ya da bazi seyleri eylemlerinizle zedeliyor, hareketsiz ve sessiz kalsaydiniz olabileceginden daha kötü hale getiriyor olabilirsiniz. " 

Zamanimizi daha iyi yönetebilmek ve daha verimli olmak istiyoruz. Ama bunu günlük yasamda kaostan uzaklasarak ve sade yasamaktan da ödün vermeyerek yapmak istiyoruz.  Oldukca ünlü, bilinen bir blogdur ama bilmeyenler icin söyleyeyim Zen Habits bunun icin iyi bir kaynak. Derinliklerine dalmak isteyip nereden baslayacaginizi bilmiyorsaniz, yazarinin önerisiyle suradan baslamaliymissiniz:

The Beginner’s Guide to Zen Habits – A Guided Tour


Dip not: Bir süre kisisel sebeplerle yorumlarinizi yanitlayamayacagim. Fakat burada olacagim ve sesinizi, görüslerinizi duymak iyi gelecek.

Pazartesi, Ekim 04, 2010

Kaostan Uzak: Eskiden yazdiklarim

Üsenmeyip eski yazilarimi taradim. Daginiklik ve zamansizlik üzerine kimi durum tespiti, kimi cözüm önerisi iceren bazi yazilar buldum. Buyrun:

Pazar, Ekim 03, 2010

Ekim - Kaostan uzak !

"Organized Chaos" by BBCWorldService

Ekim ayinin konusu "kaostan uzak".
Kaos kötü bir sey midir? Özünde belki de hayir.
Fakat ben günlük yasamda, evimizde, is yerinde hüküm süren karmasadan, zamansizliktan, herseyin birbirine girdigi, icinden cikilmaz büyük bir dügüm oldugu ve insana güclü bir "bir seyler yapmali" duygusu veren durumlardan bahsediyorum. Sadelik ve huzurun adinin bile okunmadigi durumlardan ve yasam alanlarindan...

Tanidik geliyor mu?
Iyi, klübe hosgeldiniz; sizin ve benim bu ay birlikte yapacagimiz seyler var o zaman.

Ilk is olarak yasamimizdaki sorunlu alanlari belirleyerek baslayabiliriz.
Ben benimkileri coktandir aklimda bir listeye yazdim bile.

Sunu belirtmeliyim:
Basit yasamakla, zaman yönetimi ve verimli is yapmanin kesisim noktalari cok. Yasamimizi kaostan uzak tutabilmek icin kismen iyi bir zaman yönetimi , biraz da verimlilik ise yarayabilir. Ama bir noktadan sonra yollarinin ayrildigini da belirtmeliyim. Eger bir seylerin yasamimizdan asip tastigi hissine kapiliyorsak biri  (simple living) "o fazlaliktir, kurtul ondan" der, digerleri (zaman yönetimi ve verimlilik) "sen yasamini, zamanini verimli yönetmiyorsun, gel sana yardim edelim, hepsini de yapabilmenin, kaynaklarina 3 koyup 5 almanin yollarini gösterelim" der. Bu ay sorunlarimi cözerken bu iki anlayis arasinda bir denge kurmaya calisacagim. Cözümlerin sadece yasamimi daha iyi yönetmemi saglamasi degil; minimalist, dogayla uyumlu, cevre dostu olmasina da calisacagim.

Ay sonunda yasamimda daha cok düzen, daha az karmasa umuyorum.

Perşembe, Mart 19, 2009

Her gün 5 dakika...

Son günlerde evdeki önü alınmaz gibi görünen dağınıklığa karşı her-gün-5-dakika kuralını uygulamaya başladım. Kuralın özü şu: her sabah tercihen kahvaltıdan sonra evin her odasına uğrayarak 5 dakikamızı orada geçiriyoruz. Bu süre içinde düzeltilebilecek, temizlenebilecek, kaldırılacak, atılacak ne varsa hızla hallediyoruz. Doğası gereği daha dağınık mekanlara (örneğin mutfak gibi) 10 veya 15 dakika ayırma hakkımız var. "Canım, insan 5 dakikada neyi yoluna koyabilir ki?" diyordum, yanıt "çok şey"miş. Bazen oğlumla "5-dakika-turu"na çıkmak güç oluyor. Ben toplarken, o dağıtıyor bir taraftan. O zaman o henüz uyanmadan veya öğle uykusuna yattığında dolaşmayı planlıyorum. Aynı şeyi insanın işte de uygulayabileceğini düşünüyorum. Odaların yerini klasörler, çekmeceler, projeler alır bu durumda...
*
Şunu not defterime yazmışım vaktiyle:
"Getting even a small area cleared and cleaned is good for the soul."
(Küçük bir alanı bile temiz ve düzenli tutmak ruha iyi gelir.)

Perşembe, Ağustos 07, 2008

Dağınıklık üzerine

IMG_0401Dağınıklık ve ruhumda yarattığı sıkıntılı karmaşa duygusu üzerine bir türlü yazamadığım bir yazı vardı benim. Geçenlerde elime şu aşağıdaki yazı geçti. Dağınıklık ve yaşamımıza etkileri üzerine benim söylemek istediklerimden fazlasını söylediğini farkettim. Feng Shui beni yüzde yüz ikna eden bir öğreti sayılmazsa da dağınıklık konusunda söylediklerine katılıyorum. Adı ister durağan enerji olsun, ister üüüfff- bu-ev-yine-ne-çok-dağılmışşş; bazen elle tutulacak kadar yoğun ve her şeyi tıkayan bir hisse dönüşür benim için.

*
Normalde böyle uzun yazıları alıntılamak -hele kaynağını vermeden- adetim değildir ama ne internetteki kaynak siteyi bulabildim, ne de yazının kime ait olduğunu...
*
Dağınıklık ve Enerjiye Etkisi

Dağınıklık Sorunu

Enerji durağanlaştığında dağınıklık yığılır, dağınıklık büyüdükçe de enerji durağanlaşır.



DAĞINIKLIK TIKALI ENERJİDİR

Dağınıklığın karşılığı olan “Clutter” sözcüğü, Ortaçağ İngilizcesindeki donma, pıhtılaşma anlamındaki “clotter” kelimesinden gelmektedir. Arttıkça sizi içine alması, yolunuzu tıkaması da aynı şeye işaret eder.Dağınıklık arttığı oranda mekana düşük seviyeli enerjiler de çekilmiş olur. Benzer benzeri çeker, prensibi burada da geçerlidir.Bunu her insan bilir; Sokakta yürürken birinin bir kenara bir izmarit veya boş bir sigara paketi attığını görürsünüz. Ertesi gün aynı yerden geçerken bir de bakarsınız, izmaritin/paketin yanında daha başka atıklar da birikmiş. Çok geçmeden burada bir çöp tepesi oluşur. Dağınıklık evlerde de aynı şekilde çoğalır. Başta az bir şeyle başlar, derken büyüdükçe büyür, çevresindeki durağan enerji de ona bağlı olarak çoğalır ve yaşamınız üzerindeki durağanlaştırıcı etkisini hissettirir. İnsan yaşamında yeni bir sayfa açmak istediği zamanlarda, ya da sıkıntı bastığında kendini, evindeki veya odasındaki dağınıklığı toparlarken ya da bazı eşyaların yerlerini değiştirirken bulabilir. Fakat insanların büyük çoğunluğu dağınıklıklarıyla yaşamaya alışabilmektedirler. Tıkalı enerji son derece yapışkandır ve gerçekten silkelenip bir şeyler yapmak için esaslı bir çaba gerekir.


DAĞINIKLIK NEDİR?


Oxford sözlüğünde “düzensizce birikmiş nesne kalabalığı” olarak tanımlanan dağınıklık, dört sınıfta ele alınıyor:

* Kullanmadığınız ya da sevmediğiniz nesneler
* Dağınık ya da düzensiz eşya
* Çok küçük bir alanda çok fazla eşya
* Tamamlanmadan yarım bırakılmış her şey

KULLANMADIĞINIZ YADA SEVMEDİĞİNİZ NESNELER
İnsan sahip olduğu her şeye görünmeyen kılcal enerji damarlarıyla bağlanır. O eşyaya verilen değer, yüklenen anlam, onun hakkındaki düşünce ve duygular eşya ile insan arasında bir alışveriş meydana getirir. Pozitif anlamda kullanılan, yararlı olan, bir fonksiyon gören veya sevilen nesneler olumlu enerjinin yayılmasında yararlı olabilir. Bunun tersine evdeki kullanılmayan, bozuk, sevilmeyen, kurtulunmak isteyip de atılmayan, başkasına ait olan, bir kenarda unutulan her şey, enerjinin durağanlaşmasına yol açar.Sizin için bir anlam ifade etmeyen, önemi olmayan, kullanılmayan şeylerden kurtulunduğunda insan kendini bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak da hafiflemiş hissedecektir.

DAĞINIK YA DA DÜZENSİZ EŞYA
Sadece sevilen ve kullanılan eşyaları evde tuttuğumuzu varsayalım, eğer bu eşyalar dağınık duruyorlarsa, mekan dağınık sıfatını korur, aradığımızı bulmamız zorlaşır.Neyin nerede olduğunu bildiğinizde yaşam kolaylaşır.Örneğin hepimiz evimizde yatağımızın nerede olduğunu biliriz. İnsanın yatağıyla arasındaki enerji bağı dolaysız ve açıktır. Bir de ev anahtarınızı veya şemsiyenizi veya başka bir şeyi düşünelim. Yeri genellikle tam olarak biliyor muyuz, yoksa zihinsel olarak ortalığı ayağa kaldırdığımız oluyor mu? Ya yanıtlamamız gereken mektup, ya da zarfa koyup atılmayı bekleyen bir mektup? Bazen haftalar sonra gazetelerin arasından elimize geçebilir.Neyin nerede olduğunu bilmekten kaynaklanan huzur ve açıklık, bu durumlarda stres ve karmaşaya dönüşür.Cüzdanımız veya çantamız o an için önemli gelen ama birkaç gün sonra işlevini yitiren telefon, adres ve not kağıtlarıyla, gerekli gereksiz broşürlerle dolup taşıverir..Ya ani bir itilimle otomatik olarak alınan veya toplanan şeyler...Eve getirir, “Şimdilik şuraya koyayım da sonra kaldırırım.” deriz. Ancak koyduğumuz yerde kalır. Kimi zaman aylarca kimi zaman yıllarca kalabilirler. Akla geldikçe veya gördükçe zihnimizin bir köşesinde belli belirsiz bir bıkkınlık yaratırlar. Burada önerilen elbette abartılı bir titizlik veya düzenlilik hastalığı değildir.

KÜÇÜK BİR ALANDA ÇOK FAZLA EŞYA
Kimi zaman sorun yerden kaynaklanabilir. Aile büyür veya eşyalar çoğalır ama mekan aynı kalır. Dağınıklık zamanla evde nefes almakta güçlük yaratan bir hal alabilir. Çözüm büyük bir yere taşınmak ya da evde ciddi bir ayıklama yapmaktır.

TAMAMLANMADAN BIRAKILMIŞ ŞEYLER
Dağınıklığın bu türünü görmek daha zor, bilmezden gelmek daha kolaydır. Ancak sonuçları birçok alana yayılır. Tamamlanmadan bırakılmış her şey fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal alanda dağınıklık ve tıkanıklık yaratır. Evinizdeki veya çekmecenizdeki ele alınmamış şeyler, yaşamınızda ele almadan bıraktığımız şeyleri yansıtır ve sürekli olarak enerjimizi çeker. Kırık çekmecenin tamiri, bozuk bir saatin veya aracın onarımı, damlayan musluğun contasının değiştirilmesi gibi ufak tefek tamiratlar bile mekanın enerji akışında önemli roller görür. Ve mantal alanda da ümit ve uyanıklık hallerine ulaşmada yararlı olabilir.Dikilecek düğmeler, aranması gereken telefonlar, koparılması gereken ilişkiler ve diğer her tür belirsizlik, dönüp yüzleşmediğimiz sürece ilerlememize engel olur. Eğer istenirse insandaki tevil ve savunma mekanizmaları bunları gayet güzel bastırıp kamufle edebilir, ama bunu yapmak için daima enerji tüketir. Bitmeyen her iş yaşam enerjimizden çalar, adeta bir enerji vampiri gibi bizi sömürür.


DAĞINIKLIK BİZİ NASIL ETKİLER?

Çoğu insan dağınıklıktan nasıl etkilendiğini bilmez. Dağınıklığıyla yaşamaktan memnunluk bile duyabilir. Dağınıklığın etkisi ancak ondan kurtulunduğunda duyulacak rahatlama ve huzur ile anlaşılabilir.

DAĞINIKLIK KENDİNİZİ YORGUN VE UYUŞUK HİSSETMENİZE NEDEN OLUR
Çoğu dağınık insan ortalığı toparlamaya hali olmadığını söyler. Kendilerini sürekli yorgun hissederler. Oysa yorgunluğun nedeni dağınıklığın çevresindeki durağanlaşmış enerjidir.

DAĞINIKLIK SİZİ GEÇMİŞE BAĞLI KILAR
Bütün boş alanlarımız dağınıklıkla dolarsa yaşamımıza girecek hiçbir yeniliğe yer kalmaz. Düşüncelerimiz geçmişe takılıp kalır. Bakışlar ileriye bakmaktan çok geriye çevrilir. Sorunlarla yüzleşip daha iyi bir gelecek yaratmak yerine, geçmişi suçlarız.

DAĞINIKLIK BEDENDE DE TIKANIKLIKLARA YOL AÇAR
Dağınıklık aşırı bir hale geldiğinde evinizin enerjisi tıkanır. Aynı şey bedenimiz için de geçerlidir. Dağınık kişilerde kabızlık ve hazım bozuklukları, ciltte donukluk ve bozulmalar gibi rahatsızlıklara daha sık rastlanır.

DAĞINIKLIK KİLONUZU ETKİLER
Yapılan gözlemler, aşırı kilolu insanların genellikle dağınık insanlar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir bayanın dediği gibi; “Evinizi ıvır zıvırdan arındırdığınızda bedeninizi abur cuburla doldurmak da size artık doğru gelmiyor.”

DAĞINIKLIK ERTELEMEYE YOL AÇAR
Dağınıklık içinde yüzüyorsanız, işlerinizi yarına erteleme eğiliminiz olabilir. Dağınıklık enerjinin hareket yeteneğini azaltarak herhangi bir şeye girişmenizi zorlaştırır.

DAĞINIKLIK UYUMSUZLUĞA YOL AÇAR
Dağınıklık aileler, ev ve iş arkadaşları arasındaki tartışmaların nedenlerinden biri olabilir. Eğer siz gırtlağınıza kadar dağınıklığa gömülmüş olarak yaşıyor ya da çalışıyorsanız ama çevrenizdekiler sizin gibi değilse onların yaşama biçimi sizi engellemez ama sizinki onları kuşkusuz engeller.

DAĞINIKLIK YILGINLIK YARATIR
Dağınıklık enerjinizi aşağı çekerek kendinizi yılgın, depresif hissetmenize neden olur. Depresyon türlerinin çoğu Yüksek Benliğinizin sizi, başka bir şey yapmanızın zamanı gelmiş olduğu için yapageldiğiniz şeye devam etmekten alıkoymasından kaynaklanır.

DAĞINIKLIK BAGAJ FAZLASI YARATIR
Eviniz aşırı dağınıksa, büyük olasılıkla yolculuğa çıkarken de yanınıza çok eşya alıyorsunuzdur. Dağınıklık bağımlıları “GEREKİRSE” diye peşlerinden sürükledikleri eşya için fazla bagaj ücreti ödemek durumunda kalırlar. Tatilden dönüldüğünde valizlerden bir yığın hiç giyilmemiş temiz ama buruşuk kıyafetler çıkar. İnsan duygusal ve zihinsel açıdan da fazla bagaj taşımaya eğilimlidir.

DAĞINIKLIK FAZLADAN TEMİZLİĞE NEDEN OLUR
Dağınık bir alanı temizlemek iki kat daha fazla zaman alır. Ne kadar dağınıksanız o kadar çok toz ve kir birikir, enerji o kadar durağanlaşır, temizlik yapmak isteği de azalır. Yaşadığımız evin odalarını tek tek dolaşıp dağınıklık yaratan gereksiz ve kullanılmayan giyecek ve eşyaları gözlemleyip bunların evimizdeki fazlalık ve dağınıklıktaki payını ve işgal ettikleri alanı yüzdeye vurduğunuzda ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı olacaktır. Uzmanlar ortalama büyüklükteki bir evin odalara göre dağılımını şu şekilde yapmaktadırlar:

* Koridorlar yüzde 5
* Oturma odası yüzde 10 - 15
* Mutfak yüzde 30 - 40
* Yatak odası yüzde 40
* Banyo yüzde 15 - 20
* Kiler, depo, tavan arası, bodrum, kömürlük vs. yüzde 100 -200
Toplam : 220 - 250


Oda başına düşen ortalama dağınıklık yüzde 35 - 45 arasıdır.Evinize ödediğiniz kira, elektrik, ısınma vs. masrafların neredeyse yarıya yakını boşuna hammallığı yapılan şeylere ödenmektedir. Bu alanları pozitif yönde sağlıklı işlerde kullanmak varken olumsuz enerjilerin çoğalmasında kullanmaktayız.

İNSAN NEDEN DAĞINIK YAŞAR?

Dağınıklığın altında görünenden çok daha derin nedenler yatmaktadır. “Çok meşgulüm, vaktim yok, benim için önemli değil, herkes kendi eşyasını toplasa ortalık dağılmaz” vs. gibi açıklamalar birer bahaneden öteye gitmez.

“Lazım Olur” Diye Saklamak
İnsanların başlıca biriktirme nedenleri budur. “Nasıl atayım ki” diye yakınırlar, “günü gelir lazım olur”. Bu noktada gerçekten ihtiyacımız olan şeylerle, olmayan şeyleri tüm bağımlılıklarımızı bir kenara atarak ayırdetmek gerekir. Lazım olur diye eşya saklamak geleceğe güvensizlik işaretidir. Unutmayalım ki düşüncelerimizle kendi geleceğimizi biz yaratırız.Uzmanların konu ile ilgili rastladıkları gerçek vakalardan birkaç örnek:

* Balık sevmeyen bir adamın tavar arasında on beş yıl boyunca saklanmış beş akvaryum.
* Yirmi yıl boyunca bahçede biriktirilmiş boş şişeler, yağ kapları, kavanozlar, yumurta kutuları.
*Geçmiş yıllara ait onlarca telefon rehberi.
Evimizi bu gözle araştıracak olursak bu listeye ilave edeceğimiz pek çok şey olacaktır.

Kimlik
Sahip olduklarımıza sıkı sıkı tutunmamızın başka bir nedeni de kimliğimizin onlara bağlı olduğunu hissetmemizdir. Eşkoşmalar da diyebileceğimiz eşyayla olan aşırı bağlar insanın kendi hakkındaki yüzeysel fikrini ve imajını koruma çabalarından biridir. Bazı şeylerle öylesine özdeşleşmişizdir ki, onu attığımızda kendimizden bir parçayı koparırcasına bir hal yaşarız. Çevremizdeki dağınıklığın görünmeyen nedeni, içinde bulunduğumuz duygusal ve zihinsel dağınıklıktır.

Daha çoğun daha iyi olduğu inancı
Bugün hepimizin evlerinde eksiksiz mutfak setlerimiz var. (Gazeteler bile veriyor) Küçük şeyleri doğramak için küçük bıçaklar, büyük şeyleri doğramak için büyük bıçaklar, sivri uçlu, küt uçlu, hafif, ağır, et bıçağı, balık bıçağı, sebze bıçağı, meyve bıçağı vs. Bu setlere sahip olmamıza rağmen ev hanımlarının çoğu tüm bu işleri bir bıçakla hallederler. Beynimiz tam tekmil bir bıçak setine ihtiyacımız olduğuna reklam devleri tarafından yıkanmıştır. Daha çoğun daha iyi olduğu düşüncesi, mallarını satmak isteyen üreticilerin kafamıza nakşettiği bir yalandır.

EVİNİZDEKİ DAĞINIKLIK ALANLARI:

Ana Giriş Kapısı
Evinizin kapısının dış tarafı dünyaya bakışınızı, iç tarafı da kendi yaşamınıza bakışınızı temsil eder. Tıpkı insanlar gibi enerji de bu kapıdan içeri girer çıkar. Giriş kısmındaki darlık ve dağınıklık evinize taze enerjilerin giriş çıkışını engeller. Burası temiz ve düzenli durması gereken en önemli alandır. Askıda duran ve kullanılmayan paltolar vs., yerlerde duran ayakkabı, çizmeler vs., gereksiz kuru veya plastik çiçekler, şemsiyeler, bozuk paralar, fişler, telefon, elektirik faturaları, broşürler, eski gazete dergiler vs.

Kapıların Arkası
Kanca ya da kapı tokmaklarına asılı şeyler (giysiler, gecelikler, havlular, çantalar) olduğu kadar bütünüyle açılmasını engelleyecek mobilya, eşya, sepet vs. şeyleri de kapsar. Kapılarınız ardına kadar açılmazsa evinizde enerji serbestçe dolaşamaz, giriştiğiniz her iş için daha fazla çaba harcamanız gerekir.

Koridor ve Holler
Buralardaki dağınıklık yaşam taşıyıcı enerjinin evin içinde akışına engel olmaktadır.

Mutfak
Mutfak dolaplarınızın içinde neler gizleniyor? Ya bitmeden alınan yiyecekler.. . Bütün dolaplarınızda esaslı bir ayıklama ve temizliğe girişin. Derin dondurucunuzla buzdolabınızı da unutmayın.

Yatak Odaları
Yatak odaları genellikle evde yer bulamadığımız şeyleri koyduğumuz bir odadır. Yatak odalarındaki dağınıklık çocuklar ve yetişkinler için de olmaması gereken bir şeydir. Yatak odası evdeki en önemli odadır. Çünkü nerede ve nasıl uyuduğunuz yaşamınızı büyük ölçüde etkiler. Yaşamınızın üçte birini yatak odasında geçirirsiniz. Bu nedenle yatak odasının düzenli ve sade olması çok önemlidir.Yatak altlarına itilen ıvır zıvırlar uyku kalitesine bile önemli etkide bulunmaktadır. Örneğin tuvalet masalarının üstleri de kullanılmayan pek çok boş parfüm vs. şişeriyle doludur. Enerjinin yumuşak ve uyumlu dolaşımı için yatak odalarındaki yüzeylerin olabildiğince temiz ve boş tutulması önerilmektedir.

Dolap Tepeleri
Dolap tepelerine saklanan ve tıkılan şeyler... Evinizde göz hizasından yukarılara yığılmış dağınıklık genellikle bunaltıcı bir etki yaratır, hatta baş ağrısı bile yapabilir.

Dolap İçleri
Çoğu insan sahip olduğu giysilerinin yüzde 20’sini giyer. Bundan kuşkusu olanlar bir ay boyunca bir test yapabilirler. Bu oran sadece giysiler değil, sahip olduğunuz çoğu şey ve yaşamdaki çoğu etkinliğe de uyarlanabilir.

ZİHİNSEL DAĞINIKLIĞI GİDERMEK

Tasalanmaya Son Verin.
Endişe sallanan ata benzetilir. Ne kadar hızlı hareket ederse etsin hiçbir yere gitmez. Endişe bütünüyle bir zaman israfıdır. Zihinde öylesine bir dağınıklık yaratır ki, hiçbir şeyi açıklıkla düşünemez olursunuz.Endişelenmeyi bırakmayı öğrenmenin yolu, her şeyden önce dikkatinizi odakladığınız şeye güç kazandırdığınızı kavramaktan geçer. Bu nedenle bir konuda ne kadar endişe düşünceleri üretirsek, o şeyin ters gitme olasılığını da yükseltmiş oluruz. “Korktuğum başıma geldi” “Sakınılan göze çöp batar”gibi sözler de bu mesajı insanlara vermek için söylenmiştir.Endişe öyle derinlere işleyen bir alışkanlıktır ki, bundan kurtulmak için kendimizi bilinçli olarak eğitmemiz gerekir. Kendimizi endişe halinde fark ettiğimiz an durup düşünüp düşünceleri kontrol edip yönünü değiştirme egzersizleri yapmak gerekir. Bu konuda yakınlarımızdan yardım da isteyebiliriz. Endişe ve tasa yaratan şeylerin listeleri çıkartılıp bunlar tek tek çözümlenebilir.

Eleştirmeye ve Yargılamaya Son Verin
Eleştiri ve yargılama insanda en büyük enerji kayıplarına neden olur. Biraz incelenirse, özellikle başkalarına yönelik eleştirileri ve yargılarımalarımızın altında merkez noktamızın kendi zevk ve alışkanlıklarımız, düşünce kalıplarımız olduğunu anlayabiliriz. Ayrıca kendimizde olup da hoşumuza gitmeyen yönlerimizi değiştirmek yerine bu memnuniyetsizliğimizi başkalarını eleştirerek hafifletmeye çalışırız. Aslına bakacak olursak hiç kimseyi eleştirip yargılayacak durumda değiliz. Çünkü varlıkların gerçek ihtiyaç ve kapasitelerini bilmediğimiz için yapacağımız değerlendirmeler son derece isabetsiz olacaktır.

Dedikoduya Son Vermek
Başkalarının yüzlerine söyleyemediğimiz düşünce ve yargılarımızı, onların olmadığı ortamlarda dile getirmek, bundan da bir zevk duymak da zihnimizde fazlasıyla dağınıklık ve enerji kaybı yaratır. Başkaların yüzüne söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi onların arkasından da söylememeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.

Ağlayıp Sızlanmaya, İsyan Etmeye Bir Son Vermeliyiz
Ağlayıp sızlamak, her şeyi ve herkesi suçlamak, problemlerin kaynağını ve sorumlusunu daima dışımızda aramak da düşüncelerimizide büyük dağınıklık yaratır.

Zihinsel Gevezeliğe Son Vermek
Psikologlar ortalama insanın aklından günde atmış bin düşünce geçtiğini tahmin ediyor. Ve ne yakık ki bu düşüncelerin % 95’i önceki günkü düşüncelerin aynısıdır. Bir önceki günküler ise daha önceki günki düşüncelerle aynıdır. Ve bu şekilde katlanarak sürüp gitmektedir. Kısacası zihinsel faaliyetimizin büyük çoğunluğu verimsiz, tekrara ve alışkanlıklara dayalı, insanı hiçbir yere götürmeyen zihinsel gevezeliklerden ibarettir.En son ne zaman farklı ve özgün bir düşünce ürettik?Bizlere bunlar öğretilmiyor! Genellikle hepimiz belli düşünce kalıplarıyla yaşayıp, zihinlerimizi gündelik yaşamın yüzeysel akımlarıyla doldurmaktayız. Eğer ki gün içerisinde kendimizi tüm düşünce akımlarından uzak tutup çok değil beş on dakika ayırabilirsek, içsel gevezeliği dindirerek, şuurumuzu daha yüksek bir bilgeliğe açık hale getirip, yaşamımızda yol gösterici etkileri ayıklayıp seçebiliriz. Yaratıcılığımızı artırabiliriz.

Bu Gününün İşini Yarına Bırakmamak
“Bu günün işini yarına bırakma” sözünü yaşamımızda hayata geçirmeliyiz. Örneğin size bir telefon numarası verecek arkadaşınızla konuşuyorsunuz. Numara yanındadır ama ertesi gün arayıp vermeyi önerir veya siz onu daha sonra arayıp öğreneceğinizi söyleyebilirsiniz. O an bitmesi gereken bir iş ertesi güne uzamıştır ve başka aksaklıkları da beraberinde getirecektir. Ertesi gün o numarayı aramanız gerektiğinde arkadaşınızı bulamayabilirsiniz. Ve o numara ile ilgili iş ertesi günlerde unutulur. Zincirleme olarak pek çok problem yaşanabilir. Ertelenen işin akılda tutulması büyük bir enerji kaybıdır.Telefon numarasını hemen orada alın, yaşamınızda yapılacak işler listesi bir madde eksilmiş olsun.Yerine getirilmemiş sözler de büyük bir enerji kaybına ve zihinsel dağınıklığa neden olur.Bir arkadaşımızla hafta sonu için bir program yaparız, fakat günler geçtiğinde o gün bizim için öncelik sırası daha yüksek olan bir durumla karşılaşabiliriz. En doğrusu meseleyi fazla uzatmadan arkadaşımızı aramaktır. Bir bahane bulmak, yalan söylemek ya da isteksizce buluşmak buluşma gününün öncesi ve sonrası ciddi enerji kayıplarına neden olacaktır.


RUHSAL DAĞINIKLIĞI GİDERME

Fiziksel, duygusal ve zihinsel dağınıklığın varlığın gelişimine en önemli olumsuz etkisi üzerinde durarak konuyu toparlamaya çalışalım. Dağınıklığın yaşamımızdaki farklı görünümlerinin sonucunda varlığımız, yaşam amacının farkındalığını yitirir. Dünyaya gelirken beraberimizde getirdiğimiz özgün amacımızın yeniden yüzeye çıkıp anlaşılabilmesi için dağınıklıklarımızı temizlemeliyiz. Hemen hemen tüm ruhsal ve felsefi bilgiler, içinde yaşadığımız çağın gezegenimiz tarihinde insan gelişimi bakımından en önemli zaman olduğu konusunda ortak bir noktada birleşmektedir. Dünyanın büyük bilgi kaynakları eskiden pek az insanın elindeydi. Çağımızda ise bu tam tersi durumdadır. İnsan istediği bilgilere küçük bir çaba ile ulaşabilir. Bugün bulunduğumuz noktaya ulaşana dek varlığımızın yeryüzü okulunda teptiği sayısız yolları ve verdiği büyük mücadeleleri düşündüğümüzde, içinde bulunduğumuz durumun değerini anlayabiliriz. İçsel varlığımızın sesini duyabilecek hale geldiğimizde bütün gereksinimlerimiz karşılanır.Kendimizde, çevremizde ve yaşamımızda daha uyumlu, esnek, huzurlu ve başarılı olmak istiyorsak, basamak basamak dağınıklıklarımızı düzene sokmalıyız. Bunun aslında hareket noktası zihin olmalıdır. Bu nedenle daha fiziksel ve elle tutulur çözümler çağımız insanları tarafından daha fazla ilgi bulabiliyor.Odamızın dağınıklığı zihnimizin dağınıklığının bir yansımasıdır. Fakat yapay bir şekilde sadece odamızı toplayarak veya bir yardımcı tutup temizleterek zihnimizdeki çöplerden kurtulabilir miyiz?Hayır.İçinde bulunduğumuz ikilemlerden, yargılamalardan, şikayetlerden, hoşnutsuzluklardan, güvensizliklerden ve endişelerden kurtulabilir miyiz?Hayır. Eğer bu kadar kolay olsaydı, şeklen uygulanan pek çok öğreti dünyayı pozitif bir küreye çevirmeye yeterli olurdu.Şekil değil öz önemlidir.Elbette başlangıç için fizik boyuttan başlayabiliriz, fakat bunu o seviye ile sınırlı tutmamak gerekir. Fizikten başlayıp mantal seviyeye doğru hareket edebiliriz.Günlük yaşam dediğimiz, insana sıradan ve anlamsız gibi gelen yaşamlarımızın içinde fark edilip öğrenilmeyi bekleyen sayısız dersler ve deneyimler saklıdır. Yaşamın bu yönlerini görebilmenin yolu ise bakış açımızı değiştirmeden geçmektedir. Aynı şekilde bakıldığında her şey aynı görünür. Bakış açısı değiştiğinde yaşamın muhteşem akışı ve değişkenliği fark edilebilir.