"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




geri dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geri dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 13, 2012

Eski gömlekleri atma

Eskimis gömlekleri atma!
Bir iki fikrim var.

1.fikir: Bir ay kadar önce sincabin anaokuluna bir slayt gösterisine davet edildim. Anaokulunda cekilen fotograflar normalde cocuklarin haklarinin korunmasi amaciyla velilere verilmiyor (Velilerden biri bir grup fotografini alip internette yayinlayabilir, oysa gruptaki cocuklardan bir digerinin velisi bunu tercih etmiyor olabilir vb. vb.) Sincap genellikle anaokulundaki gündelik yasamdan pek bahsetmedigi icin merakla gittim bu gösteriye. Nitekim "bugün ne yaptiniz?" soruma rutin "ahhgh! hicbir sey!" diye yanit verdigi günlerden birinde üst kattaki kreatif atölyede bir siraya kurulmus, ilginc bir deney yaparken cekilmis bir fotografta gördüm yaramazi :) Neyse, lafi uzatiyorum bak yine. Kreatif atölyede cekilmis bir diger fotografta etüde gelen ilkokul cocuklari görülüyordu. Fotografi görünce gülümseyip "Hah! Aklin yolu bir iste!" demeden duramadim. Cünkü hepsinin üzerinde, giysileri kirlenmesin diye giydikleri birer önlük vardi ve bu önlükler aslinda birer eski erkek gömlegiydi. Tersten giyilip sirttan iliklenmis :)

Ben de daha bir iki ay önce bahar temizligi yaparken giysi dolabimdan cikan eski bir gömlegimi (o kadar cok ve severek giymistim ki, dirsek kismi adeta eriyip yirtilmisti, giyme imkanim yoktu artik) atmayip saklamistim. Sonra resim yaptigimiz bir gün sincabin üzerine koruyucu bir sey ararken aklima gelmisti bu gömlek.O günden beri "sincabin suluboya yaparken giydigi önlük" rütbesine terfi etmisti. Cünkü evet, itiraf ediyorum, ben piyasada elisi önlügü niyetine satilan o musamba gibi seyleri almadigim gibi, ketenden elisi önlüklerini de cok pahali bulup almamistim.  Iyi ki almamisim :)

2. fikir: Bir yil kadar önce bir gün sincap gelip "anne, ben doktor cantasi istiyorum" dedi. Anaokulunda o siralar severek oynadiklari bir doktor cantasi vardi. Icinde steteskopu, hemsire kepi, doktor önlügü, ilaci, siringasi vb.ile tam tesekküllü olarak piyasada satilan bir oyuncak bu. Fakat gidip de aynindan bir tane satin almak, basit yasamanin şanına yaraşmaz be cocugum :) Nasil ki bakkal dükkanimizi kendimiz kurduk, doktor cantamizi da kendimiz yapacaktik tabii ki... Sincabin dogdugu sirada hastaneden verilmis, icinde uluslararasi bir bebek bakim ürünleri markasinin numuneleri bulunan beyaz el cantasi gibi bir sey vardi evde. Numuneleri tabii ki kullanmamis, ama cantayi saklamistim :) Icine boyuna asılan türden ve yine bir telekomunikasyon firmasinin armagani olan anahtarligi koyduk, steteskop niyetine. Suruplerin icinden cikan türden ignesiz bir siringa, sakiz kutularindan biri (ilac kutusu niyetine), büyük halasinin armagan ettigi oyuncak bir cep telefonu (bizim doktor sagi solu aramayi seviyordu)  veee bir doktor gömlegi... Benim eski, artik yakasi asindigi icin giyemedigim ama bembeyaz bir is gömlegim :) Vakti zamaninda ben 36 bedenin icine girebilirken almisim, yikandikca hatta biraz daha da cekmis; kisa kollu. Etekleri sincabin dizlerinden biraz yukarida kalan, kollari dirsegine hafifce yaklasan, ideal bir doktor önlügü oldu :) Üstelik katlaninca "doktor cantasi"na da sigiyor :) O kadar cok oynadik ki, bu canta ve icindekilerle... Doktor-hasta rollerini degistikce hem sincap giyebildi gömlegi, hem ben :)

Dr. Sincap is basinda...
Elinde telefon, eczaciyi (yani beni) ya da "yemekci"yi (yani beni) ariyor :)
Hasta icin (yani ben) siparisleri olacak... 

Laf eski gömleklerden acilmisken, senin de var mi onlara yeni bir hayat verecek fikirlerin?

Çarşamba, Mayıs 30, 2012

Ruhumun ve cam kavanozlarin bir yerlerde...



Yillar önce sadelik üzerine fikir paylasanlarin bir araya geldigi bir ortamda ortaya atmistim bu soruyu: "Bir cam kavanozla neler yapilabilir? Bir recel kavanozu örnegin. Atmak yerine baska neler yapabiliriz onunla?"

Cam cok özel bir malzeme oldugu icin ilgimi cekiyordu. Hem dogal, hem yüzde yüz geri dönüsümlü, hem cok yönlü. Dikkatli kullanildiginda insan torunlarina bile miras birakabilir. Ilginc yanitlar gelmisti o zamanlar.  Tabii cam bir kavanozun sadeligin asil amaci yaninda kücük ve önemsiz bir detay oldugunu düsünenler de vardi. Kisisel sadelesmeye, ruhunu asiriliklardan temizlemeye, hirstan arinmaya, daha hosgörülü ve anlayisli olmaya önem veren degerli insanlardi. Paylasiyordum bu görüslerini. Fakat cam kavanozlar ve arkasi tekrar kullanilabilecek aylik satis raporlari üzerinde de düsünmeden duramiyordum. Biz, hepimiz sadelesmeliydik, dogru. Iceride bir yerde... Ama dünyanin bizim sadelesmemizi bekleyecek zamani yoktu. Icimize giden yol uzun ve cetrefilli bir yoldur. Engebeleri, cukurlari, yanlis yerlere cikaran patikalari coktur. Bu arada evlerimizin kapisindan girip cikan plastik kaplarin durumu ne olacakti örnegin? Iste bu yüzden cam kavanozlara önem veriyordum. Ve iste bu yüzden blogu ilk tasarlarken adini "Sade Bir Yaşam" degil, "Basit Bir Yaşam" koydum. Basit, gündelik detaylardan bahsetmeye öncelik verdim. Ruhumun ve cam kavanozlarin bir yerlerde ayni ana yola cikacaklarini tahmin ediyordum. Öyle de oldu zaten.

Sana "bir ara sorarim ben de sorularimi" demistim ya. Bu onlardan biri örnegin. Sinava ceken ögretmen gibi degil, meraki hic bitmeyen ögrenci gibiyim sorumda; bunu bil. Sence su yukaridaki kavanozdan (ki yanindaki kibrit kutusunun da gösterdigi gibi orta boylu, en fazla 400 ml alabilen bir kavanozdur) neler yapilabilir? Nerelerde nasil kullanilabilir? Lütfen aklina gelen her fikri birbirine benzese ve cok basit oldugunu düsünsen dahi yaz. Tam da yeri cünkü :) Ve ben en kücük detaydan ilhamlar alan biriyim. Disarida bir sürü öyle insan oldugundan da eminim.

Güncelleme:
30. Haziran günü mektupla gelen yanitlar :)
  • ben hep kullaniyorum bu gibi siseleri. ozellikle disari cikarken benim kuzuyla:)
    icine yemis, meyva, yogurt koyuyorum.
    ozellikle yemis...nasil herkes yanina cikolata, kek alir cocugu icin ben ne zaman disarida "mama" dese hemen bu kavanozu "cekiyorum" :)
    cok seviyorum/seviyoruz bu boyutu.
    bir de son zamanlarda tohum biriktirmeye basladim yeniden. onlari da koyabilirim. sonra biriktikce tohumlar dogaya firlatiyoruz...aklima ilk bunlar geldi:)

  • Evrencim, yorum yazmak istedim ama fotograf ekleyemeyecegim icin mail atmaya karar verdim. Ben dolabı actıgımda gordugum bu manzarayi cok seviyorum. Sırasıyla adacayi, cubuk tarcin, papatya ve defne yapraklari var benimkilerde. Ihlamurum cok oldugu icin böyle kucuk kavanoza sigmamisti yoksa onu da yanlarına ekleyecektim. Bitki cayi yaparken boyle gorerek secmek guzel oluyor. Diger fikirler de super, bence renkli kagit veya pecete yapistirip renkli mumluklar da yapilabilir. Ama favorim bu acikcasi. (Selen)

Cumartesi, Nisan 21, 2012

Bahar önce geliyorum gibi yapip sonra da agirdan alinca, ben sabirsizlandim biraz.
Isi ele almaya karar verdim.
Hic olmazsa yapilacaklar isler listeme, giysi dolaplarina, cati katina bahari kendim getireyim dedim.
Son bir kac gündür sahip olduklarimiza bakiyorum. Üzerlerinde düsünüyorum.
"Artik giyemedigim ama saglam olanlar sunlar" diyorum.
"Sunlari yepyeni olduklari halde nedense her yaz dolabin gerilerine itiyorum, neden giy(e)miyorum?" diyorum.
"Bunlar artik sincaba hayatta olmaz; büyüyor. Ama baska cocuklar giyebilir" diyorum.
"Bunlari baskalarina bile veremeyiz; iyice eskimisler. Ama bir seylere dönüstürebilirim" diyorum.
"Oradakileri tamir etmeli, tamir edince yine kullanabiliriz" diyorum.

Sahip olmak, kullanmak, tüketmek, dönüstürmek, paylasmak üzerine düsünüyorum bugünlerde cok.
Ben düsünmüsüm, Asli Tosuner yazmis :)

"Yaşamın dengesi hepimizin içsel olarak bildiği gibi dönüşümle ayakta durur. İlla maddelerin birbirine dönüşmesi gerekmez. Kullanılan eşyaların da insanlar arasında gezmesi de bir döngüdür, dönüşümdür. Bizim vazgeçtiğimize değer verecek birileri mutlaka vardır. Bu nedenle ortak kullanımı yaşam tarzımız haline getirmek için uğraşmalıyız."

demis örnegin. Yazisinin tamami burada. Atlama :)

Pazartesi, Nisan 16, 2012

En iyisi en basindan almamak.
Ve fakat altin günü oluyor da, bu neden olmasin?


Anahtar sözcük: "Clothing Swap"

Cuma, Mart 09, 2012

Sevcan Subat ayinda elleriyle neler yapti?

Bu yazida sözü Sevcan'a birakiyorum.
Fotograflari ve tarifleriyle Subat ayinda elleriyle neler yaptigini anlatacak bize. Yaptigi seylerde en cok hosuma giden sey, tabii ki mümkün oldugunca eldeki malzemeleri kullanmasi ve normalde cöpe gidecek seyleri yoldan cevirip bir seylere dönüstürmesi oldu :)
Buyrunuz:
Eskiden gazetecilik yapmis, kendini bildi bileli en iyi ifade sekli yazi olmus biri olarak anlatmak istediklerimi "anlatabildim mi" kaygisina dusmek nasil da garip. Ancak oglum dogduktan sonra, onun icin tuttugum deftere aktardigim notlardan baska hicbirsey yazmamis biriyim. Bunun tutuklugu ile eger ifade eksikligi varsa yazdiklarimda, senin bir el atmani rica ederim oncelikle (demis ki, bence hic gerek yok :)). Sonra da yaptiklarimin birilerine ilham olabilmesini umarim. Baslattigin bu hareketin cook genis kitlelere yayilmasini; hayatta bazi seylerin ters gittigini dusunup ne oldugunu bulamazken, bir isik ararken, senin yazilarindan aldigim isikla baslayan aydinlanma, sadelesme surecimin baska pek cok insana da bulasmasini dilerim. Bunun icin kucuk de olsa birseyler yapabilirsem ne mutlu. Yazdiklarimdan daha fazlasini yaptim aslinda bu ay icinde. Ancak cok buyuk seyler degildi. Simdilik giris olsun, Mart ayinda hedef buyuturuz :)
Sac örgüsü bere:




Kafanizin olcusunde bir sayida ilmekle baslayin. (Ortalama 5 numara sisle normal bir orgu yunu icin 90 ilmek olabilir.) Bir tane ters ilmekle baslayin ve 4 duz bir ters sekilde devam edin siranin sonuna kadar. 3 sira boyle devam ettiklten sonra 4.sirada ordugumuz “4 duz”leri ikiserli yer degistirerek sacorgusu yapin. Bu sekilde 3 sac orgusu yaptiktan sonra duz orerek istediginiz uzunluga getirin. Kesene kadar eksiltme yapilmiyor. Istediginiz uzunluga getirdiginizde tamamen kesin. Tepesini bastan sona bir iplikte toplayarak buzdurun ve asagi dogru dikerek devam edin. Yanina istediginiz kucuk bir bros yada tig isi bir cicek ve yaprak da koyabilirsiniz. Ben kardesimin yaptigi baykus brosla renklendirdim. Arkadasimin kizi icin yaptigima iki renk cicek ve yaprak koydum. 



Not: Alt kisimlari duz lastik yerine sac orgusu yapma fikrini internette bir siteden esinlendigimi soylemeliyim. Ancak sitenin ismini hatirlayamiyorum.


Kavanozlara tig isi kilif:





Bunun yapimi cok basit sadece fikir vermesi adina yaziyorum. Evde var olan birbirinden degisik, atmaya kiyamadigim cam kavanozlara yine evde az az kalan iplerle renkli renkli kiliflar orerek hepsini bir duzen icine sokmus oldum. Benim gibi ille de birsey yapmak isteyip ayni zamanda kafasini da yormak istemeyenler icin ideal. Sadece baslarken sayiyor ve kavanozun uzunlugunda sık igne oruyorsunuz, bu kadar. Yalniz, agiz kismina yaklastiginizda birkac sira onceden birer birek eksiltirseniz kavanozu daha rahat kavriyor. Ben kavanozlari baharatlik olarak kullaniyorum.




(Hindiba'nin notu: Dilek BPA'li plastik biberonlardan kacinmak icin cam biberon tavsiye ettiginde, kirilmamasi icin biberonlara birer kilif dikmenin ya da örmenin münkün oldugunu söylemisti. Bu yöntem belki biberonlar icin de kullanilabilir diye geldi aklima. Ne dersin Dilek?) 


Tuvalet kagidi rulosundan kalemlik:



Biten tuvalet kagidi rulolarini oglumla yaptigim elislerinde kullanmak uzere bir yerde topluyoruz. Sonra onlardan neler yapabilecegimize bakiyoruz. Bir siteden gordugum kalemlik fikri cok hosuma gitti ve uyguladim. Modeli gordugum site asagida link olarak verilmistir.



Kisaca, rulonun alti boyutunda bir karton veya kece yuvarlak olarak kesilir ve yapistirilir. Ardindan, rulonun dis yuzeyine tutkal surulerek istedigimiz renk ve cinste bir orgu ipi sarilir. Bu islem bittikten sonra uzerine cocugunuz yaptigi kucuk bir resmi ya da keceden kestiginiz bir sekli susleme yapabilirsiniz. Ben biraz kolaya kacip evdeki etiketlerden yapistirdim bu defa. Ama daha cok yapacagim bu kalemliklerden. Cunku gercekten biraz ozenildiginde degme kalemliklere tas cikarir hoslukta duruyor. Ornegin asagidaki sitede yapilanlar, malzemenin tuvalet kagidi rulosu oldugunu unutturur nitelikte. Bizimkiler ogluma beraber yaptigimiz acemice eglencelikler oldu.
Orjinal linki; http://www.craftpassion.com/2010/09/recycle-pencil-holder-tutorial.html



Amigurumi Panda:

Modeli aldigim sitede fotograf oldugu icin koymadim. Aynisi oldu gercekten :)



Perşembe, Şubat 16, 2012

Bir arkadasa soracaktim da... (IV)

Elektronik atik ve genel olarak küresel atik problemiyle devam ediyoruz.
Öylesine genis ve öylesine herseyle ve herkesle baglantili bir konu ki, nasil derleyip toplayacagimi bilemiyorum. Bu yüzden arkadasimdan, onun gönderdigi makalelerden, seyrettigim televizyon programindan (linkini bir önceki yazida vermistim) ve internette okuduklarimdan ögrendiklerimi ardarda siralamaya karar verdim. Hepimiz herbirinden kendimize cikarilacak payi cikaralim diye.
  • Birincisi, atik ya da cöp, adina ne dersek diyelim, bu nükleer enerji, kirli madencilik uygulamalari vb gibi uzaklardaki bir takim yaramaz, kötü adamlarin sebep oldugu bir sorun degil. Sincabin dünyasinda öyle. Bütün fenaliklar "yaramazlar"in isi. Gercek dünyada öyle degil. Hepimiz, her gün bu soruna bir sekilde "katkida" bulunuyoruz. Bunu bilmeli, farkinda olmaliyiz atik konusuyla hasir nesir olurken.
  • Dogada cöp yoktur. Ilk duyusta insana olanaksiz görünse de gercek bu. Kisa vadede cöp, atik gibi görünen seyler bile uzun vadede dönüsür; eski ve tükenmis yasamdan, "ölü"den,"atik"tan yeni yasam dogar. Doga "biyolojik döngü" adinda  harika bir atik yönetim sistemine sahiptir. Kendisinden alinacak cok dersler var. Almanca bilip konuyla ilgilenenlere adi gecen Scobel programinin su kismini tavsiye ederim; 5:27 kisaliginda bir video'cuk :) 
  • Jennifer Clapp, Distancing of Waste: Overconsumption in a Global Economy adli makalede yeniden dönüstürülemeyen, yeniden kullanilamayan ve kompost edilemeyen türden tüketim sonrasi cöpün tamamen bir 20. yüzyil fenomeni oldugunu söyler. Bu ilk duyusta insana bir öncekinden bile olanaksiz görünse de dogru olmamasi icin sebep yok. Endüstri devrimine ve hatta 20. yüzyila kadar insan eliyle üretilen seylerin tamamina yakini biyolojik kaynakliydi. Domatesleri ve cilekleri tasima görevini plastik yerine üstlenen sepetler saz vb. seylerden yapiliyordu. Giysilerin dokundugu bütün ipler (pamuk, yün, ipek, vb) bitkisel ya da hayvansal kaynakliydi. Sivilari saklamakta kullanilan kaplar, siseler topraktan, ahsaptan  ya da camdan üretiliyordu. Temizlik ürünlerimiz de yine bitkisel, hayvansal kaynakliydi ya da soda vb. gibi zaten dogadan elde edilen ürünlerdi.  Kullandigin tüm ürünleri ve bunlarin bir iki yüzyil önceki karsiliklarini tek tek düsün. Clapp'in hakli oldugunu göreceksin.
  • Tüketim sonrasi cöp (post-consumer waste) inanilmaz boyutlarda. 1998 yili verilerine göre OECD ülkelerinde kisi basina ortalama cöp miktari 500 kg! Bu miktar önceki on yillardakinden %30 daha fazla. Gelismekte olan ülkelerde kisi basina yillik cöp 100-330 kg arasi. Gelismemis ülkelerde oran dikkat cekici bicimde düsük. Örnegin Nijerya'da kisi basina yillik cöp miktari 20 kg. Insan haliyle uygarligimiz herseyden cok cöp üretiyor galiba sonucuna varmadan edemiyor.
  • Cöp arttiran sebeplerden biri toplu / seri üretim tekniklerinin varligi. Ilk üretim ne kadar kolay ve düsük maliyetli olursa, var olani tamir etme, dönüstürerek kullanma egilimi de o kadar azaliyor. Bir diger sebep önceki yazida bahsettigim gibi teknolojinin önümüze sürekli "daha yeni", "daha hizli", "daha kapasiteli", "daha fonksiyonelli"yi sunup durmasi. Sirasi gelmisken Serdar Kuzuloglu'nun bu konudaki yazilarini severim. Seni de haberdar edeyim: Burada  ve burada
  • Cöpün gözden irak olmasi gönülden de irak olmasiyla sonuclaniyor. Bir kez gözümüzden uzak olunca cöpü dert etmemeye, üzerinde düsünmemeye basliyoruz. Varolan atik yönetim sistemleri herseyden önce atigin uzaklastirilmasi, hem de mümkün oldugunca cok uzaklastirilmasi ile ilgileniyor. Modern endüstriyel sartlar, küresellesme ve gelir dengesizlikleri (özetle "fakirler zenginlerin cöpünü de kabul etmek zorunda kalir ") de cöpün üretildigi yerden olabildigince uzakta depolanmasiyla sonuclaniyor. Tarafsiz cevre kuruluslarinin bildirimine göre ABD ve Kanada'dan geri dönüsüm amaciyla toplanan elektronik atigin %50-%80'i denizasiri ülkere ihrac ediliyor. Kuzey Amerika'yi terkeden bu atiklar cogunlukla elde, son derece kontrolsüz sartlarda Asya ve Afrika'nin gelir düzeyi son derece düsük halklari tarafindan isleniyor. Durum Avrupa'da biraz daha iyi ama sevindirecek kadar iyi degil. Scobel'da belirtildigine göre bu dönüsüm sirasinda aslinda pek cok önemli kullanim alani olan altin, gümüs, platin gibi degerli ve nadir madenler kaybolup gidiyor. Sadece Almanya'dan baska ülkelere gönderilen e-atigin icinden yilda 1,6 ton gümüs, 300 kg altin ve 120 kg paladyum elde edilebilecegi tespit edilmis. Ne yazik ki, bu türden bir islemi yapabilecek isletme sayisi Avrupa'da 3 (yaziyla üc) imis. Su anda e-atik yönetiminde hakim egilim "downcycling" imis. Yani ürünün icindeki degerli hammaddelerin cikarilamadigi, degerinin daha altinda bir seye dönüstürüldügü ya da yakilarak ortadan kaldirildigi geri dönüsüm yöntemi. 
  • Az önce elimde iki kocaman torbayla evden ciktim. Biri plastik, digeri cam siseler. Plastik siseleri süpermarkete iade edip sise basina en basinda ödedigim 25 cent'i geri aldim. Plastik siseler üreticisine geri dönecek; o da yikayip yeniden kullanacak. Cam siseleri geri dönüsüm kumbaralarina attim. Beyaz, yesil ve kahverengi cam icin üc ayri kumabara var; renklerine dikkat ederek attim. Bu ülkeye ilk geldigimde dahil oldugum geri dönüsüm sisteminden mutluluk ve gurur duyuyordum. Artik duymuyorum. Kagit, cam  ve plastikte özellikle Avrupa'da neredeyse geleneksellesmis bir geri dönüsüm kültürü var. Ancak hersey görünüdügü kadar mutluluk verici degil. Kagitlarda kullanilan mürekkeplerden toksik olanlar var. Alisveris fislerinin kagidinda toksik maddeler kullaniliyor. Cam siselerin geri dönüsümünde renk önemli ve bazen cok dikat ettigim halde ben bile bir sisenin kahverengi mi yoksa yesil mi oldugunu ayirt edemiyorum. Öyle günlerim oluyor ki, cam sisenin metal kapagini cikarip ona ait geri dönüsüm kutusuna atmaya zamanim olmuyor ya da üseniyorum. Plastik ürünlerin hepsi geri dönüsüme giremiyor. Mutfak malzemeleri ya da oyuncaklari plastik geri dönüsümü kutularina atmamamiz gerektigi konusunda uyariyor belediyemiz. Altlarini cevirip bakinca bir geri dönüsüm kodu olmadigini görüyoruz zaten. Bütün bu plastik nereye gidiyor? dersen, Pasifik'te iki Teksas eyaleti büyüklügündeki  Great Pacific Garbage Patch'e buyur. Hazir gelmisken Midway Atolü'ne de ugramadan gecme.
  • Bütün bunlarin senin katkin olmadan olustugunu ya da senin sorunun olmadigini mi düsünüyorsun? Unutma, bütün sorun mesafe! Atikla aramiza koydugumuz mesafe! Bak bir blog arkadasim, bir adasim ne güzel ifade etmis bunu. 
  • Yillardir oynadigim bir oyun var. Aklima geldikce oynarim. Daha az atik üretmeme yardimci oldu mu, bilmiyorum. Emin degilim. Ama  "cöp"e, "atik"a baska gözlerle bakmami saglayan bir oyundur. Pek cok sey ögrendim, degisik bakis acilari edindim sayesinde. Sana da tavsiye ederim.
  • Cradle-to-cradle diye yeni bir üretim ve tasarim anlayisi var. Dogayi ve onun yöntemlerini örnek aliyor. Bu anlayisla ürünlerinin paketindeki tüm detaylarin kaybolmadan geri dönüstürülmesini amaclayan firmalar var. Iyi niyetli ama sonucsuz bir girisim mi, yoksa gelecek bunda mi yatiyor bilmiyorum. Fakat bilmek bir farkindalik yaratiyor. Ben uzun zamandir plastik seffaf pencereli zarflardan rahatsizim. Bana faturalar gönderen büyük firmalarin yasamini kolaylastirabilirler ama zarfi sonunda plastik cöpüne mi, kagit cöpüne mi atmam gerektigini  bilemiyorum. Ögrensin diye eline tutusturdugum bir cöple cöp kutularinin basinda dikilen ve dönüp bana "buna mi? ,buna mi?" diye soran sincap gibiyim. 
  • Aklimdaki ve notlarimdaki son ama en önemli noktaya gelince... Atik yönetimi nerede baslar sahi? Cöp tenekesinin basinda mi? Süpermarkette mi? Ürün tasariminda mi? Bir görüse göre bunlar isin sadece bir kismidir. Belli bir bakis acisindan bakilinca görülen kismidir. Bu bakis acisina "production angle" denir. Production angle, "ama ürettigin arabanin saldigi gazlar cok feci sera etkisi yapiyoooo!!!" diye sikayet alan otomobil üreticisinin oturup daha "green" bir araba tasarlamasi ve üretmesi, sonra da onunla otomobil fuarlarinda arz-i endam etmesiyle sonuclanir.  Bu, ekonomistin, endüstrinin, üreticinin bakis acisidir. Bir nevi elinde bir cekic tuttugu icin bütün dünyayi cividen ibaret görme durumudur. Elinde bir üretim süreci oldugu icin ve üretime odakli oldugu icin, sorunu da, cözümü de üretim sürecinde görme, arama durumudur. Thomas Princen Consumption and Its Externalities: Where Economy Meets Ecology adli makalede bunu "When the idea of production as the core of economic activity is pervasive, problems in the economy (like ecosystem decline and community deterioration) are logically construed as indeed, production problems , problems to be solved with more ore better production. If more, even better production makes only marginal improvements, if it increases risk or material throughput , it only postpones the day of reckoning...The challenge is to push beyond the production angle..." diye özetler. Onun belirttigi gibi, production angle'in ötesinde bir baska bakis acisi daha vardir. Buna da "consumption angle" denir. Bu bakis acisi "sürdürülebilirlikle ilgili sorunlara (enerji, su, atiklar) dominant ekonomik sistemin üretim odakli bakis acisindansa (acaba nasil daha iyi/daha verimli bir uretim metodu getirerek bu sorunu cozebiliriz?) tüketim trendlerini ve sosyal modelleri/egilimleri anlama cabasiyla yaklasma geregini" savunur (arkadasimdan alinti :)) . Daha Türkce'si "Madem araba kullanmak bu kadar cevre sorununa neden oluyor; daha az araba kullanmanin yollarini bulabilir miyiz? Toplu tasima araclarini yayginlastirmak bir cözüm olur mu? Ortak araba kullanma modelleri gelistirmek bir cözüm olur mu? Yürüme mesafesinde araba kullanma egiliminin sebepleri nelerdir? Bu sorunu asabilecek cözümler nelerdir?" gibi sorular sorar. "Consumption angle" zordur. Ölcülmesi zor, muglak gerceklerle ugrasmayi gerektirir. Karli degildir, cünkü daha az tüketmekten, neredeyse ekonomik olarak kücülmekten bahseder (ya da ucu oraya varir diyelim). Consumption angle "madem cep telefonunun icindeki altini alip tekrar kullanacak modeller gelistirmekte basarisiziz ve madem hirslarimiz sebebiyle altin, gümüs vb madenleri elde etmenin kirli yöntemlerinden baskasini da tercih etmiyoruz, daha az cep telefonu kullanmaktan, konforlu ya da konforsuz olsun, iletisimin daha yeni (ya da daha eski) yöntemlerine gecmekten ne haber?" gibi naif sorularla mesguldür. (Yaaa! Böyle de baglarim herseyi birbirine ;)
  • Teorisyenler ne der bilmiyorum, ama bence consumption angle tüketiciden baslar. Senin de bildigin gibi artik net cekimler vermemekte direnen bir fotograf makinem var. Bir yildir yenisini almamakta direniyorum. Tamir icin aldigim yere götürdügümde bana sadece acip bakma ücretinin 50 Euro oldugunu söylediler. Makineyi aldigim paranin yarisiydi bu. Bana gidip yeni bir makine almami , eskisini de cöpe atmami tavsiye ve hatta ima bile etmediler. Benim zaten ilkokul seviyesi matematikle bu sonuca varacagimi biliyorlardi. Bilmedikleri sey naif oldugumdur :) Ikinci bir makine almadan önce ilk makinenin bence makul ekonomik ömrünü beklemeyi tercih etmeye kalkisacagimdir. Bu arada makinenin dis mekanda degilse de, ic mekanda iyi kötü net cekimler yapabilecegini kesfetmis olmamdir. Komik bir sekilde bu bozuk cekimli fotograflara hayran bir kitlenin olustugudur. Bana calismakta olan eski fotograf makinelerini teklif edecek kadar iyi arkadaslara sahip oldugumdur :)  Gidip gezdikleri yerlerde beni animsayan ve "seni düsünerek, senden ögrendiklerimi animsayarak cektim, kullanabilirsin" diyerek harika fotograflar gönderen harika arkadaslarim oldugudur. Flickr'da gözümle gördügüm her seyi benimkine yakin gözlerle görmüs ve fotograflamis ve paylasmis cömert insanlarin varoldugunu kesfetmis bulunmamdir. Insanin bir kez consumption angle'dan bakmaya baslayinca , ne de zengin, bolluk dolu bir dünyada yasamaya basladigini farkedebilecegi gercegidir :) 

Salı, Şubat 14, 2012

Bir arkadasa soracaktim da... (III)

Elektronik atik (e-atik) konusunda arkadasimla yazistigim günlerde büyük bir tesadüf eseri (?) severek izledigim Scobel programinin 2 Subat tarihli konusu da "Abfall - Wohin mit dem Müll?" (Atik - Cöpler nereye?) idi. Arkadasimin hem kendi yazdiklarini, hem de paylastigi makaleleri aktarirken araya Scobel'den de bilgiler ekleyecegim. Yeri geldikce kaynagi (Scobel) seklinde ayrica belirtecegim. Programin bütün video kaydini da iceren link burada.

Elektronik atik konusunda Bati'da ve kagit üzerinde aslinda oldukca iyi tanimlanmis bir sistem var. Buna ragmen elektronik atigin büyük kismi (illegal) bir sekilde 3. Dünya ülkelerine ulasiyor ve orada "dönüstürülüyor". Geri dönüsüm konusunda dünyanin önde gelen ülkelerinden Almanya'da her yil 800.000 ton elektronik atik 3. Dünya ülkelerine "ihrac" ediliyor. Bunun beste biri illegal yollardan (Scobel).  Gelismis ülkelerin e-atigi cogunlukla kullanilabilir 2.el ürün olarak  deklare edilerek ya da teknolojik yardim adi altinda gelismemis ülkelere gönderiliyor. Oysa büyük kismi calisamaz durumda (ya da sadece bir iki yillik ömrü kalmis), yani cöp! Bu durum kagit üzerinde Basel Konvansiyonu'na aykiri ama pratikte vuku buluyor. Batili ülkelerde legal yollarla geri donusum icin toplanan e-atiklarin bile illegal yollarla Cin, Hindistan ve Afrika'ya gitme durumu var. Cunku Batili ulkelerde geri donusum maliyeti yuksek. Doguya yada guneye yollamak cok daha karli. Transport maliyetleri sanilandan daha ucuz cünkü örnegin Cin'den tonlarca mal getiren gemiler bos donmesin diye e-atiklarla dolduruluyor. Dönüstürme maliyetleri düsük, cünkü nüfusun en fakir kesimi bu islerler ugrasiyor. Gana'da cocuk isciler televizyonlarin icindeki bakir kablo demetlerinin yakilarak ortadan kaldirilmasindan 50 cent kazaniyor. Bu islem sirasinda ortama toksik gazlar saliniyor (Scobel).  Isin kaymagini toplu ticaretini yapanlar ve elle geri donusum yapan atolyeleri isletenler yiyor. E-atik trafigi su anda uyusturucu trafiginden sonra en karli ikinci illegal trafik. Oyle ki uluslararasi organize suc örgütleri, büyük mafya aileleri bile bu isle ilgileniyorlarmis.

Gelelim isin degerli ve az bulunur madenler kismina. Elektronik esyalarin icinde bakir, alüminyum, altin, gümüs, platin gibi pek cok degerli iletken metal bulunuyor. Scobel'da belirtildigine göre,  madencilik sektöründe bir ton kayac icinden 5 gr. altin elde edebilmek karli (rentable) bir is olarak görülürken; bir ton eski cep telefonundan 250 gr (yani 50 kat daha fazla) altin cikarabilmek mümkünmüs! Eski elektronik esyalardaki degerli metallerin dönüstürülmesiyle ilgili sorun ise, bunlarin son derece kompleks ürünler olmasiymis. Bazen üretici disinda hic kimse ürünün neresinde ne bulundugunu bilemiyormus. Halihazirdaki kullanim ve tüketim modelleri, elektronik ürünün kullanim ömrü sonunda, üreticisine geri dönmesi seklinde düzenlemeler de icermediginden, cep telefonu ya da benzer ürünlerin icindeki degerli madenler bir noktada kaybolup gidiyormus (Cekmecede, dolapta bir kösede bekleyen eski bir cep telefonun var mi? Hah! Tam olarak bundan bahsediliyor burada.).  Scobel programin sonlarina dogru bir yerde "atik, yanlis yerde bulunan bir hammaddedir" ifadesini kullandi. Dikkat cekici buluyorum. 

Bir baska sorun da elektronik esyalarin islevsel acidan gittikce daha kisa ömürlü üretiliyor olmalari. Ayrica islevleri disinda sembolik deger ve anlam tasimalari. Her ikisi de elektronik atik miktarinin artmasina sebep oluyor.  Annie Leonard, Story of Electronics'de elektronik cöpün sonunda üreticisine geri döndügü bir sistemde maliyet dissallastirmasi ( cost externalization) gerceklesmedigi icin üreticinin otomatik olarak daha uzun ömürlü ürünler tasarlamayi tercih edecegini söyler. Bizler, öyle bir dünyada yasamiyoruz elbette.

Fakat yasadigimiz dünyada bile tüketiciler olarak yapabilecegimiz seyler var, farkindasin degil mi?
Kötü tüketiciler olmak pahasina elektronik ürünlere islevleri disinda özel anlamlar yüklememek, ömürlerini uzatabilmek, yeni kullanim modelleri olusturabilmek ya da üreticinden/ saticisindan bunlari talep etmek... aklima hemen simdi gelenler.

Yoruldum, gidip sincabi anaokulundan alacagim.
Yarin devam edelim :)
Sen de bu arada aklina gelenleri yazarsin belki...
 

Bir arkadasa soracaktim da... (II)

Nerede kalmistik?
Haa, evet, Kaz Daglari'ni kurtariyorduk, degil mi? :)

Saka bir yana, derdim tam olarak Kaz Daglari'ni kurtarmak da degil. Böyle "Ida'cigim..." diye senli benli konustuguma bakma; uzaktan uzaga sevsem de, gidip görmüslügüm bile yok kendisini. Ayrica daha gecen gün bir arkadasim sayesinde animsadim da, James Lovelock'un kitabindan ders notlarimi (!) okudum tekrar. James Lovelock Revenge of Gaia'da diyor ki, Gaia (dünya yani) zaten başının çaresine bakabilecek savunma mekanizmalarına sahiptir. Fakat onun cözümleri o kadar da "hümanist" , yani "insansever" ve insan çıkarlarını gözetir olmayacak. Kendi türümüzün varlığını sürdürmek istiyorsak, kendi çıkarlarımızı değil, Gaia'nin -yani yaşayan tüm canlılar ve ekosistemin- genel çıkarlarını gözeten önlemler almalıyız. Dolayisiyla Kaz daglari da kendi basinin caresine bakacak güctedir eminim.

Fakat sunu söyleyeyim ki, benim derdim birincil olarak insanligin cikarlarini gözetmek de degil. Tabii oglumun cikarlarini önemsedigim yadsinamaz. Fakat ilk elde, tam da ekonomistlerin  savunduguna paralel olarak, kendimle ilgili bireysel motivasyonlarim var. En cok kendimi kaybetmekten korkuyorum ve en cok kendimi kurtarmak istiyorum. Ne zaman birseylerin anlamsizca yok olmasina sebep olan bir oyunun bilincsizce parcasi oldugumu kesfetsem, kendimi kaybettigimi, icimdeki derin ve bilge özle baglantimin azaldigini hissediyorum. "Anlamsizca"nin altini cizdim cünkü termodinamigin yasalari geregi kainatin hicbir yerinde enerjiyi bozmadan kullanmanin bir yolu yoktur ve Yesiller'in sıkca tekrarladigi gibi "en temiz enerji kullanılmamıs enerjidir". Dolayisiyla varoldugum sürece dogada bir seylerin bozulmasina sebep olacagimin gayet de farkindayim. Yeter ki, icinde kendimi bulabilecegim bir anlami olsun.

Neyse lafi uzatmayayim, ekonomistler hakli aslinda. Eger hepimiz gezegeni ve insanligi kurtarmak gibi ulvi bir takim amaclari bir tarafa birakip, sadece ve sadece kendimize gelmeye  ve kendimizi kurtarmaya calisiyor olsaydik, eminim kendimizi de, insanligi da, gezegeni de kurtarmis olacaktik. Bundan daha büyük bir kâr optimizasyonu düsünemiyorum. Fakat, bildigin gibi naifim de biraz :D

Altina dönelim.
Gercekten ilginc bir metal bu altin.Sembolik degeri bir yana, insan ruhunun üzerinde turnusol benzeri etki gösterme gibi bir özelligi var. B.Trevan'in "The Treasure of the Sierra Madre" adli kitabini okumus muydun? Türkce'ye sanirim "Altina Hücum" adiyla cevrilmisti. Altinin turnusol görevini gördükten sonra haydan gelip huya gidisinin trajikomik öyküsüdür.

"Iyi de ne ise yarar bu altin? Sembolik ve ekonomik degerini bir yana birakirsak? 156.000 ton altinin %60'ini son 30 yilda cikarip da ne yaptik? Yedik mi yani?" diye kendi kendime palyacoluklar yapiyordum ki tam, aklima geldi. Evet, bazilarimiz yiyor da bu altini :) Son yillarda gurme mutfaklarin vazgecilmezi altin.Yakin zamanda bu konuyla ilgili bir gazete haberi paylasmis bir arkadasima dönüp (Ahh! Arkadaslarim olmasa ne yapardim ben!) haberi tekrar bulup bulmayacagini sordum. Bulamadi gerci ama bana Google'da "edible gold leaf" diye aratmami tavsiye etti. Ben de sana tavsiye ederim. Her keseye göre var. Amazon'da bile satiliyor. Online siparis verebiliyorsun. Hatta bir gida katki malzemesi olara e kodu bile varmis altinin: E175. Hayir, miligram miligram satilan yenebilir altinin bütün cevre sorunlarimizin merkezi oldugunu idida etmiyorum. Yine de 2 gr. altinin 20 ton maden atigi ürettigi gercegi dururken bir tarafta, züppeligin bu kadarina güler misin, aglar misin?

Fakat hepimizi ciddiyete davet ediyorum. Altin önemlidir ve bir ise yarar. Bak su ansiklopedik bilgiyi Vikipedi'den alintiliyorum: "Elektrik iletkenliği yüksek (bakırdan daha çok gümüşten biraz az) olan ve kolayca kimyasal tepkimeye girmeyen altın en çok elektrik ve elektronik sanayilerde bağlantıların, terminallerin, baskı devrelerinin, transistörlerin ve yarı iletken sistemlerin kaplanmasında kullanılır. Üstüne düşen kızılötesi ışınların yaklaşık yüzde 98’ini yansıtarak geri çevirebilen ince altın levhalar, uzay elbiselerinin başlığındaki göz deliklerinde zararlı ışınlardan korunmayı ve sun’i uyduların yüzeylerinde sıcaklığın denetlenebilmesini sağlar. Büyük büro binalarının pencerelerinde de gene ince levhalar halinde altın kullanılması, yalnız estetik açısından değil, bu yansıtıcı yüzeyin çevreyle ısı alış-verişini büyük ölçüde azaltmasından kaynaklanır."


Elektronik ürünlerle ilgili sektörde mühendis bir arkadasim olmadigi icin, altin bir iletken olarak elektronik  endüstrisinde ne capta kullaniliyor, istatistiki veriler, oranlar vb, nedir soramadim. Fakat ben tüketici olarak her iki üc senede bir "modasi gecti, kapasitesi geri kaldi, bozuldu" vb. bahanesiyle atilan elektronik esyalardaki altinin durumunu merak ediyordum en cok. Veeee saka gibi; belki inanmayacaksin ama benim e-atik konusunda akademik kariyer yapan bir arkadasim da var! :)


Hemen bir e-mail yazdim arkadasima. Hiiiic filtrelemeden yine, aklima gelen bütün sorulari yönelttim kendisine:
"Batili ülkelerde elektronik bir esya (bilgisayar vb) eskiyip elden cikarildiginda, ne kadari geri dönüsüme giriyor?, ve hasbelkader geri dönüsüm sistemine girmisse altin gümüs hemen oracikta cikarilip, kalan "cöp" mü Afrika'ya (ya da baska 3. dünya ülkelerine) gönderiliyor? Yoksa direk Afrika'da mi cikariliyor?
Cikarilmasinda ya da cikarilmis altin gümüsün yeniden üretime sokulmasinda olusan cevre problemleri var mi?
Yoksa asil altin-gümüs madenciliginin kirliligi hesaba katilidiginda, ne kadari cöpten kurtarilip geri dönüstürülerek tekrar üretime dahil edilse kar mi?"


Arkadasim bana hizla yanit verdi ve sorduklarimin e-atik konusunun ne cetrefilli bir konu olduguna dair sorulup sorulup henüz yanitlanamayan en can alici sorulari oldugunu söyledi.

Daha da pek cok sey anlatti e-atik konusunda. Ama bu noktada altin konusundan ayrilip global e-atik problemine atlamis bulunuyoruz. O yüzden bir nefeslenelim. Bir sonraki yazida kaldigimiz yerden devam edelim :)

Cumartesi, Aralık 10, 2011

Bugün ben ellerimle... (9-10 Aralik 2011)

Dün (9 Aralik) ellerimle hic bir sey yapamadim. Cünkü gecti gibi yapip geri dönen grip beni eline alip oyuncak etmekle mesguldü. Bütün gün en büyük mesgalem, kendime grip cayi yapip sarildigim battaniyenin icinden bos gözlerle bakarak icmek oldu. Istersen,- e, bu da rutin disi bir üretim sayilir dersen- tarifini verebilirim.

Bugün (10 Aralik) katlanmasini kendime görev edindigim ikinci nevresime baslamayi düsünüyorum. Beni bilirsin, bugün bitiremem.

Fakat bu arada bir soru: Artık kumaslardan minik cicekler üretmek ve sonra onlarla bir seyler yapmak niyetindeyim. Kumas olmazsa kagıt da olur. Fikre ihtiyacim var. Önerin, bildigin örnek, fotograf vb. var mi?

Perşembe, Aralık 08, 2011

Yolun ikiye ayrildigi yer

Asagidaki kisa film tanitimi bugün posta kutumdan cikti:
http://www.midwayfilm.com/

(Etrafta kücük cocuk varken izleme.)

"Ne kadar cok kisiye ulasirsa o kadar iyi" diyerek gönderen arkadasima tesekkürler.

Bu kisacik filmde bahsedilenleri ben duymustum, büyük olasilikla sen de...
Ama fotograflarini görmek baska bir sey.
Bir de filmin tamamini izlesek ne oluruz kimbilir...

Bu konuda kisisel girisimlerim olmustu.
Fakat bu fotograflar karsisinda ne kadar da az yol almisim aslinda...

Üc seyi hic unutmamak gerek:
1) Bu gezegen üzerinde her sey ama her sey birbiriyle bagli.
2) Gündelik kücük kararlarimizin, tercihlerimizin bile derin etkileri olabiliyor. Ve hatta bazen bin millerce ötelerde görmek olasi bu etkileri (Cünkü Madde 1).
3) Yapabilecegimiz bir sey VAR! (Cünkü Madde 1 ve 2)

Burasi yolun tam ortasi mi bilmiyorum.
Ama kesinlikle yolun ikiye ayrildigi yer.

Cuma, Aralık 02, 2011

Böyleyken böyle...

Böyleyken...



....böyle:




 Memory kartlari... Severek oynariz. Memory'de özellikle okul öncesi cocuklarin yetiskinlere göre dogal bir üstünlükleri oldugu bilimsel arastirmalarla kanitlanmis. Bu oyunda bizden daha iyiler; cünkü oynarken dikkatlerini gercekten oyuna veriyorlar. Yetiskinlerin unuttugu ama cocuklarda hala tazeligini koruyan bir beceri...

Fakat sana bir sey söyleyeyim mi, üzerindeki resimleri hic sevmedim. Bellegine onlari yazdigi fikrini sevmedim. Aslina bakarsan bütün cocuklarin ayni karakterlere, ayni objelere, ayni oyuncaklara baka baka büyüdügü bir dünyayi da sevmedigimi hissediyorum. Her evin Memory kartlari o eve özgü olsaydi, o evde üretilseydi,  o evlerde büyüyen cocuklar degisiklige, soyut fikirlere daha mi acik olurdu diye düsünmeden edemiyorum. Belki de ben abartiyorum.

Memory kartlarinin üzerini yeniden kaplamak icin telefon rehberinden, sincabin okuldan getirdigi yarim kalmis elislerinin kagitlarindan, ünlü Isvec firmasina ait kataloglardan, paket kagitlarindan, eski dergilerden ve hatta coktan mazi olmus bir muslugun garanti belgesinden yararlandim.

Böyleyken böyle oldu.
Iyi oldu.

Satin almak yerine evde kendi memory kartlarini üretmek istersen, bak bunlar da sagdan soldan duyduklarimla, aklima gelen diger öneriler:

A7 boyutunda indeks kartlarinin üzeri,
(ya da istege bagli büyüklükte kesilmis kartonlarin üzeri)
1) Bu örnekte oldugu gibi eski dergi, gazete, paket kagidi vb.den cikma birbirinin esi resim/cizimlerle kaplanir. Ben dergilerde cok tekrarlanmasina ve isimi kolaylastiracak olmasina ragmen marka logolarindan özellikle kacindim.
2) Kartlarin üzerine dogadan toplanmis ayni cins ve ayni büyüklükte kurutulmus yaprak, cicek  ciftleri de yapistirilabilir, ki böylesi cocuklara agaclari, bitkileri yapraklarindan ögrenmek adina harika da bir firsat sunar.
3) Biraz büyük cocuklar kartlarin üzerini kendisi de cizip boyayabilir.
4) Hatta kartlar yaprak baskisi ile boyanabilir.

Pazartesi, Eylül 19, 2011

Haa, bir de sunu verdiler daha sonra:


"Makas kullanmayi ögreniyorum" ünitesi uygulama sonuclari :) Plastik bir torbaya doldurulmak ya da anne-babanin hosuna gitsin diye daha cici-bicili sunulmak yerine, kartondan bir yumurta kutusuna yerlestirilmis. Geri dönüsüm, yeniden kullanma, dönüstürme ders üniteleri de sizmis araya.   6 ay kadar sakladim bu kutuyu ve icindekileri. Cocugunun kreatif calismalarini atamayanlardanim diye degil, bana da ders oldugu icin.

Yumurta kutusu da ne cok ise yarar. Insan üzerinde düsünmeye görsün.

Cuma, Temmuz 08, 2011

Organize umut


Saksi isareti icin gerekli malzeme:
  • Atac
  • Yarim cm genisliginde kagit seritler (eski kagittan kendin kes)
  • Herhangi bir yapistirici malzeme
  • Orijinal fikre ulasmani saglayacak ve yazisirken "tohum imkansiza umuttur" gibi iddiali cümleler yumurtlamana ortam hazirlayacak bir arkadas 

Perşembe, Haziran 16, 2011

Bu fikri sevdim


Sadece eski kumas parcalari ve  bir kac atactan elde edilen sade ama  islevsel kitap ayiraclari.
Bu fikri sevdim. Hem de cok.

Perşembe, Ocak 06, 2011

Kagittan kutular

Fotograf: Ben Watkin

Noel tatilinde bazi günler enerji fazlasi yasayan sincabi sehir kütüphanesine götürmeyi tercih ettim. Giris kati her yönüyle cocuklara ayrilmis ve cocuklar düsünülerek tasarlanmis. Kapali mekana dahil edilmis kayagi, oturmak ya da uzanip yatmak icin dev yastiklari, kukla tiyatrosu ve tuvaletleri dahil :) Sincap kendi kendine ya da edindigi arkadaslarla oynarken, ben de ona ve kendime kitaplar sectim. Birlikte okudugumuz cocuk kitaplarini unutmamak icin surada not aliyorum, yakinda bu tatilde okuduklarimiz da gelmeye baslar.

Üst kata, yetiskinlerin kitaplarinin oldugu bölüme onunla da, onsuz da cikamiyorum ama bu büyük bir sorun degil. Giris katindaki okul cagi cocuklari icin ayrilmis bölümde zengin bir doga kitaplari koleksiyonu var ki, seviye olarak tam bana göre. Bir de elisi bölümünden kagit katlama-kesme-yapistirma ve origami kitaplarina dadandim bu ara.

Iclerinden biri Kinderleichtes Origami (yazari Ilse Nimschowski), surada bahsettigim kitap gibi sonunda oynamaya ya da kullanmaya yarayan seylerin tarifini verdigi icin hosuma gitti. Kitaptaki pek cok ilginc obje arasinda en cok hosuma giden, kagittan katlanan kutucuklardi. Ilk katladigim kutu öylesine stabil ve saglamdi ki, sincaba "hadi, arabalarinin tekerleklerini koyalim bunun icine" dedigimde, o da bu fikirden pek hoslanip odanin dört bir yanina sacilmis oyuncak araba tekerleklerini toplamaya giristi. Sonra bir tane puzzle parcalari icin katladik, bir tane de baska ivir zivir oyuncak parcalari icin. Istenen her boyutta ve istenen her cins kagittan katlamak mümkün. Gazete kagidindan bile katlanabilir bence :) Hatta kalin dergi sayfalarindan katlananlar daha da saglam olur eminim. Kitaptaki tarifte bir makasla kesme adimi vardi ama internette bu yazida paylasmak üzere arastirirken makas gerektirmeyen bir seklini buldum, daha da hosuma gitti.

Mutlaka deneyin, benim gibi el becerisi en zayif olanlarin bile kivirabilecegi türden gayet pratik bir kutu bu. Sonuc ise gayet kullanisli. Sincabin bir sürü oyuncak daginikligini topladik böylece. Puzzle parcalarini toplamak icin plastik torbalar kullaniyordum ve hic hosuma gitmiyordu bu durum. Bez keseler diksem diyordum ama bu kutular daha pratik bir cözüm oldu. Eger elinizdeki ayni ölcüdeki iki kare kagittan birinin kenarlarini birer milimetre keserek kücültürseniz, biri digerinden daha kücük iki kutu elde edip, büyügü kücüge kapak da yapabiliyorsunuz. Ben 19 cm.lik kare kagitlar kullandim ve sonunda 6 cm. büyüklügünde kutular elde ettim. origami-instructions.com'un kapakli kutu icin de makas gerektirmeyen bir cözümü var. Kutulardan birini katlarken digerinden farkli olarak son katlamalari merkezden bir kac milimetre uzakta bitiriyor ve böylece daha genis bir kare kutu elde ediyor sonucta. Bu, kutunun kapagi oluyor.

Farkettim ki, internet kagittan origami kutu katlama teknikleriyle dolu. Dalarsam cikamam diye korkuyorum :)

Pazartesi, Aralık 20, 2010

Noel yazilari bitmez (III)

Yilbasinda armagan almakla ilgili fikirlerimi daha önce su sonu gelmeyen yazida anlatmistim. Simdi tekrar anlatmaya siddetle üseniyorum. Yazinin ortasindaki mavi renkli bölüm.

Orada da bahsettigim gibi, ille de elle tutulur, gözle görülür bir armagan alacaksaniz, paketlemeyi doga dostu kotarmaya dikkat edin bari. Az resimli, ince ve cok yazili gazete kagitlari gercekten sofistike, sade bir hava veriyor paket kagidi olarak kullanildiklarinda. Ilginctir, bu türden gazeteler icerik olarak da dolu gazetelerdir. Bir tasla iki  kus yine... Ingilizce'de Guardian, Almanca'da Süddeutsche Zeitung, Fransizca'da Le Monde gibi. Isterdim ki Türkce'de de bu türden bir gazete adini önereyim burada. Ama aklima bir tane bile gelmiyor. Var mi sizin bildiginiz?

Gecen gün iki aydir erteleyip geciktirdigim bir-iki  paket gönderdim uzak illere. Paketleri Süddeutsche Zeitung'un iki kat sayfasina sardim. Adresi bos arka yüzünü kullanirim diye saklamis oldugum bir reklam sayfasina yazip pakete yapistirdim. Merak ediyorum, bu türden paketlenmis bir kutu Noel döneminin posta hareketini sag saglam, dagilip yirtilmadan atlatip yerine ulasabilecek mi? Bu testi de gecerse her yerde her zaman kullanilabilir derim.

Gazete, dergi vb. kagitlarindan yapabileceginiz bir seyler daha var :) Aylar önce ilk gördügümde bu günler icin oldugunu düsünmüstüm, denemeye hic firsatim olmadi. Ama yine de hararetle öneriyorum. Ben fikri Seyyar Dünyam'i yazan Göcebe'den aldim.  Söyle bir sey:



Orijinal fikir sahibi burasi.

Ayni fikir sahibinin kagittan agac süsü icin buraya  bakiniz.

Kagittan yildizlar ve sade paketlerde kullanislari da burada.

Bu arada bugün bir haftadan sonra nihayet isi 0'in üstüne cikti. Gece -15'lerden sonra bahar gelmis gibi hissediyor insan kendini. Sabah "ilik" bir yagmur esliginde gittik anaokuluna. Üstelik karanligin dibine vurmamiza da bir gün kaldi. Ondan sonra uzadikca uzar günesle yarenligimiz. Buldugum ilk uygun agacin cevresinde sicak elmali kurabiye yiyip, tarcinli cay icerek hula hula dansi yapmak icin bundan daha iyi bir sebep düsünemiyorum.

Cuma, Kasım 12, 2010

The Story of Stuff - Türkce

Hah, nihayet! Birisi baskalarindan beklemektense, insiyatifi ele almis ve The Story of Stuff'i Türkce'ye cevirmis. Üstelik ta bu yilin basindan beri  de YouTube'da yayinlaniyormus. Ben yeni farkettim. Ister Ingilizce bilin, ister bilmeyin... Ister daha önce görmüs olun, ister olmayin... Mutlaka seyredin, seyrettirin:

Bölüm 1:




Bölüm 2:




Bölüm 3:



Çarşamba, Eylül 29, 2010

Plastik konusunu unuttugumu saniyorsaniz yaniliyorsunuz :)

Bir bilgi: Gecen gün bir plastik paketi geri dönüsüm cöpüne atarken üzerindeki not dikkatimi cekti. Kodu 5'ti ama yaninda "recyclable" (geri dönüstürülebilir) yaziyordu. Demek ki bu 5 numaranin geri dönüstürülebilir olanlari da var.  Su yazimdaki sorunun yaniti oluyor bu galiba...

Bir yazi: Evren'le paslasmaya devam :)

Bir yazi daha: Dilek'in BPA mücadelesine daha önce link vermistim. Plastik deyince bu konu da atlanmamali. Bir daha, bir daha yazilmali.

Bir karsi görüs der ki, plastik cevreye faydalidir. Onun yerine paketleme de yaygin olarak cam ve metal gibi daha agir olan malzemeler kullanilsaydi, nakliyat icin ihtiyac duyulan fosil yakit miktari ve dolayisiyla atmosfere yayilan gazlarin sera etkisi artardi. Himm, benim  acimdan plastik kullanmak icin degil,

1) alisveriste daha yereli tercih etmek
2) daha az paket kullanani tercih etmek, daha az paket gerektiren cözümler üretmek
3) daha az tüketmek
icin bir sebep olabilir bu da.

Bir yanlis bir yanlisla düzelmez cünkü.

Salı, Eylül 07, 2010

Kahve fincana yakisir...

Life Less Plastic'te,  Starbucks'da kahvesini kullan-at bardaklar yerine kendi kupasiyla alanlara indirim yapildigini okudum. Surada da yaziyor. Sanirim kastedilen kapakli, termo, yolda giderken icmek icin kullanilan su yeni nesil kupalar. Tam isimlerini bilmiyorum. Yine de bir seydir. Elimde evde her daim kahve ictigim fincanla gitseydim ayni indirimden faydalanir miydim, merak ettim :)

Acikcasi Starbucks'a hic gitmem. Benim pek benimsemedigim bir yasam anlayisinin simgesidir kendisi. Ama zaten gidenlerin bu uygulamadan haberi olmali derim.

Master yaptigim üniversitenin kantininde de cay-kahve icin iki secenek sunuluyordu. Ya kullan-at bardakta, ya da baslangicta biraz fazla ödemek sartiyla fincanda. Kahvenizi ictikten sonra fincani geri götürdügünüzde fazladan ödediginiz miktar da iade ediliyordu ;)

Daha önce calistigim bir isyerinin kafesinde ise, calisanlarin talebi üzerine cay, kullan-at bardaklar yerine cam bardakta ikram edilmeye baslamisti. Sürekli kirilip, fazla maliyet yaratmasina ragmen...

Örnekler cogaltilabilir ve cogalmalidir da. Cünkü toplamda etkileri cok büyük...
 

Pazartesi, Eylül 06, 2010

Bir video ve eski yazilar...


"Every piece of plastic ever made still exists today"
Plastiklerin dogada tamamen cözünmelerinin binlerce yil sürdügünü bilmekle beraber bu gercegi bir de böyle okumak dogrusu cok carpici...

Plastige ve ona karsi mücadeleye dair yazdigim eski yazilari buldum cikardim tozlu arsiv raflarindan bir de :)

REDUCE (Daha az kullan):

REUSE (Tekrar tekrar kullan)

RECYCLE (Geri dönüsüm)

Bu kadar! Baska yok! Ne tuhaf, baska hic yazmamisim! Bu ay kapatacagim o zaman bu acigi...