"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Perşembe, Ekim 26, 2006

kimyonun maceraları 26/10/2006

seni patikanın kenarında ilk gördüğümüzde biraz şaşırmamızı garipseme. "dağlar kızı reyhan" bilirdik, güneşli bahçelerden bilirdik seni. bu mevsimde, bu nemli ve sık ormanın bir köşesinde rastlayacağımızı hiç düşünmemiştik. "global ısınmadandır" dedi kimyon. "yakınlardaki bahçelerden rüzgar getirmiştir tohumu. ya da bir gerilla bahçıvanın işidir" dedim ben. ilk şaşkınlık geçince eğilip yapraklarını kokladı kimyon. "evet, reyhan bu!" demesi eski ve çok özlenmiş bir dosta yeniden kavuşmak gibiydi. bu kadar narin olmasan sımsıkı sarılacaktık vallahi. ve bu kadar narin olmasan önümüzdeki yolun uzunluğuna aldırmayıp bir dalını evde köklendirmek için ödünç alacaktık. bir dahaki sefere bir küçük makas ve su dolu bir pet şişe ile gelsek verir misin? bir dalınla da olsa evimize konuk olur musun? çok özledik, biraz akdeniz getirir misin?

Salı, Ekim 17, 2006

Çetin Altan'dan: Limonata ve rafadan yumurta

Çetin Altan "Limonata ve rafadan yumurta" adlı şu eski yazısında yaşamın basit (ama yaşam sevgisinden uzaklaşıldığında zorlaşan) keyiflerinden bahsetmiş:

http://www.milliyet.com.tr/2003/06/02/yazar/altan.html

Ara ara hatırlayıp tekrar okumayı severim bu yazıyı...

Cumartesi, Ekim 14, 2006

kimyonun maceraları 14/10/2006

"var mısın bir yıldönümü şölenine?" diye sordum kimyona.
"neyin yıldönümü?" diye sordu şaşkınca.
bir yıl önce bugünlerde "vakit buldukça..." diyerek başlamıştık kendi ekmeğimizi pişirmeye. en yoğun günde bile vakit bulundu sonra. bir yıldır bu eve dışarıdan hiç ekmek girmedi. haftada bir kez üç büyük somun pişti fırında. biri esmer, biri beyaz, biri melez. bazen susamlı, bazen cevizli, bazen sade. en kızgın, en yorgun günde bile pişirildi. kızgın günde sakinleştirdi, yorgun günde dinlendirdi. başta biraz acemiydik ya, sonra öğrendik: sadece maya ve su değil, sevgi ve sabır da katmalı una... sonunda yine de çıraktık gerçi, binyılların ustaları yanında... bundan mı kabul etmedi kimyon, bilmem...

"ayrıca kutlamaya ne gerek var?" deyip geçti. "ekmeğin kendisi şölen zaten..."

Cuma, Ekim 13, 2006

Perşembe, Ekim 12, 2006

Meşe

Meşeden bahsetmek için bence en uygun mevsim sonbahar.
Zor olan nereden başlayacağını bilmek. Öyle güzel ve insanoğlu ile öyle dost bir ağaç ki...

(Fotoğraf: hedgerowmobil)
Çeşitli kullanım alanları bir yana, seyretmesi de güzel bu ağacı. Evimizin yakınındaki bir yamaçta kendi başına dikilip duran, tahminime göre en az 50 yaşında bir meşe ağacı var. Baharda minicik ve parlak yeşil yapraklarını görmek ayrı bir zevk, yazın koyu yeşile dönmüş yapraklarıyla verdiği serin gölgeyi hissetmek ayrı. Sonbaharda bir taraftan yaprakları sararırken, bir taraftan palamutlarını büyütmeye koyuluyor meşe. Yerlere dağılmış parlak meşe palamutlarını görünce yoldan çıkıyorum. Artık hiç görmemişler gibi cepler, avuçlar meşe palamudu dolu dönüyoruz eve... Aynı etkiyi bir de at kestanelerini görünce yaşıyorum. Sokak ortasıymış, ne yazar. Gelene geçene aldırmadan cepler kestaneyle dolduruluyor.
Neyse dönelim tekrar meşeye...Sonbahar meşenin zamanı dedik ya. Kışın yapraklarını dökse de her görkemli ağaç gibi güzel tepe başındaki meşemiz. Hele kar altında... Kar yağınca çevredeki çocukların kızak kaymayı sevdiği bir yamaç bu bahsettiğim. Böylece bütün bir kış yalnızlık hissetmiyor bizim meşe...
Yavaş büyüyor, ama her toprakta yetişiyor meşe. İnsan eline o pürüzsüz, güzel palamutları alınca doğal olarak ekip büyüdüğünü de görmek istiyor. Çok da zor bir iş değil bu. Meşenin nasıl ekileceğini öğrenmek ve saksıda filizlenmiş bir kaç fotoğrafını görmek isteyenlere agaclar.net'in forum bölümünden bu başlık tavsiye olunur.
Şimdilik topladığım meşe palamutlarını (ve at kestanelerini) daha önce sözünü ettiğim sonbahar koleksiyonuma eklemekle yetiniyorum. Bence her ikisi de son derece dekoratifler.

Pazartesi, Ekim 09, 2006

kimyonun maceraları 09/10/2006

başını eğmiş düşüncelerle yürürken, altından geçtiği her ağacı görmeden bildiğini farketmiş kimyon. yerlere yayılmış türlü renkte, türlü şekilde yapraklar, palamutlar, kestaneler ve diğerleri konuşmaya başlıyormuş çünkü bir süre sonra.
"işte şimdi bir meşe ağacının yanından geçiyorum..."
"bu da bir kayın ağacı... hem de oldukça büyük bir tanesi..."
"şimdiki bir kavak, hemen yanında da ufak bir akasya var..."
diyormuş kimyon kendi kendine.
beton kaldırımların sadece ağaçları yansıtan büyülü bir aynaya dönüştüğü bu mevsimi yeniden keşfetmek hoşuna gidiyormuş...

Cuma, Ekim 06, 2006

Basit bir tasarım: SankiDergi

Gerçek bir dergi ya da gazeteyi okumanın keyfi nerededir?

Eline bir kahve alırsın, sayfaları şöööyle tek tek çevirmeye başlarsın. Başlı başına bir keyiftir sayfalara dokunmak...Güzel fotoğraflar görürsün, ilginç yazılar okursun. Bazen iki sayfaya yayılmıştır fotoğraf. Bir an geriye çekilir, öyle bakarsın. Bütünlük duygusu hoşuna gider. E, arada bir reklamlara rastlarsın. Ama yanıp sönmeden, dikkatini çekmek için taklalar atmadan, okuduğun yazının üzerine atlamadan edeplice dururlar oldukları yerde.

Peki, bir web dergisini ya da gazetesini okumak?

Web'de durağanlık son bulur, hareket başlar. Bazen çok abartırlar. Güzel yanı, altı çizili (çoğunlukla) mavi yazılardır. Yani hyper-text...Yani çapa...Yani link...Bir anda alıp dünyanın başka bir köşesine atıverir insanı. Şimdi kahve üzerine yazılmış Türkiye kaynaklı bir yazıyı okurken, bir anda hoooop kendini Coffea Arabica bitkisinden bahseden İngiliz kaynaklı bir botanik sayfasında bulursun. Barabashi'ye bakılırsa bütün web dünyası birbirinden en fazla 19 adım uzaktadır zaten! İyidir , hoştur da bu; bazen kafan karışır, nereden gelmiştin, nereye gidiyordun unutuverirsin.
Başka ne güzeldir web dünyasında? Evde birikip duran dergi-gazete yığınlarından kurtulursun. En sevdiğin dergiye her zaman, her yerden erişebilirsin. Bazen beğendiğin yazının yazarına hemen iki satır yorum yazar, beğenmediğin yazara dünyayı dar edersin.

Bi dergi gördüm sanki?

İyi bir tasarımın başarısı nerededir?
Gerekli herşeyi içermesi, gereksiz herşeyi dışlamasında...
Basit ve fonksiyonel olmasında...
Herşeyin yerli yerinde olmasında...
Tekrara yer bırakmamasında...
Bence böyledir.

Web dergileri (ya da gazeteleri) pek başaramaz bunu. Elde tutulmuş, sayfaları çevrilen bir derginin hazzını veremez. Sınırları farklıdır. Yatayda olabildiğince sınırlıyken, düşeyde sonsuza kadar gidebilir. Bir tuhaf kopukluk duygusu yaratır insanda. Reklamları bazen sinir bozucudur. Ağız tadıyla okutmaz bir yazıyı. Ekranın sağ ve solunda konuşlanmış, ilgiyi başka yerlere çeken bir dolu detay gidilen her sayfada tekrarlar kendini üstelik.

SankiDergi gerçek bir dergiye web teknolojisinin avantajlarını ekleyerek sanal ama bal gibi de gerçek bir dergiyi okuma imkanı sunuyor internet kullanıcılarına.
İlginç yazılar, güzel fotoğraflar...
Bir dergiyi elinde tutuyormuş ve sayfalarını çeviriyormuş hissi...
Her yerden, her zaman erişim...
Gerekli yerlerde linkler...
Yerini bilen reklamlar...
Üstelik herkese açık!
Ben sevdim.

Böyle başka e-dergiler var mı webde?
Ben talibim!

Not: SankiDergi'yi sadeyasam tartışma grubunda paylaşan Sayın Umur Gürsoy'a teşekkürler!

Perşembe, Ekim 05, 2006

Kütüphanede...

Dün kütüphanedeydim. En sevdiğim şey belli bir kitap aramadan, elimde katalogdan çıkarılmış listeler olmadan, kitap raflarının arasında keyfi olarak dolaşmak...
bir o kitaba, bir bu kitaba takılmak...
ahşap rafların ve eski-yeni binlerce kitabın birbirine karışmış kokusunu duymak...
artık gittikçe daha az yerde elde edilebilen türden huzurlu bir sessizliğin içinde olmak...

Dün bütün öğleden sonramı bu keyifli kütüphane gezintisine ayırmış olduğumdan, raflardan 3-4 saat yetecek kadar kitap seçtim kendime. Sonra hepsini yüklenip sakin bir köşe aradım. Okullar henüz yeni açıldığından kütüphaneler neredeyse boş. Güneşli bir pencerenin önünde; küçük, tek kişilik bir masa bulmam güç olmadı. Tüm kitapları yaydım önüme. İlginç şeyler okudum, yeni şeyler öğrendim. Araştırılacak yeni konular edindim. Notlar aldım, bir kaç sayfa fotokopi çektirdim. Bazı kitapları ödünç alıp eve götüremeyeceğime çoook çok hayıflandım. Kütüphaneden çıktığımda yorgun değil, sanki dinlenmiş gibiydim.

Kütüphanelerin hep soğuk yüzünü görmüş; zevk için değil de hep bir görevle kütüphanelere gitmişlere bunu nasıl anlatmalı, bilmem ki?

Kütüphaneler, nesli tükenen huzur kaleleri dünyanın!

Çarşamba, Ekim 04, 2006

Mutfakta bir tek ben varım!

Gıda endüstrisinin baş döndüren gelişimi yaşantımızı ne çok değiştirdi! Gittikçe daha çok dışarıda yemek yer olduk. Daha çok hazır ya da ön işlemden geçirilmiş gıda tüketmeye başladık. Başlangıçta hoşumuza gitti. Hızlı ve kolayca hazırlamak ve değişik lezzetler tatmak. Sonra öğrendik ki içeriklerindeki kimi katkı maddeleri sağlığımıza zararlı, kimilerinin etkileri tam bilinmiyor, kimi maddeler gıdalarımızda bulunmasından hoşlanacağımız şeyler değil. Kimi durumlarda sağlığa yönelik doğrudan bir tehdit olmasa da aldatılmış hissettik kendimizi. Çünkü kimi lezzetlerin yapay aromalarla sağlandığını, aroma arttırıcılarla kuvvetlendirildiğini öğrendik.
Daha cazip bir görüntü için gıda boyaları...
Belli bir kıvamı sürekli kılmak için kıvam arttırıcılar...
Dayanıklılığı ve raf ömrünü uzatmak için türlü türlü koruyucular...

Bütün bunlar kitaba uygun olarak hazırlanan gıdalardı üstelik. Maliyeti düşürmek ve benzeri sebeplerle kurallara uymadan, sağlıksız ortamlarda, sağlıksız malzeme ile üretilen nice gıdayı da bilmeden soframıza getirdik belki de.

Biraz daha bilinçlenince hazır gıdaların paketlenmesinde kullanılan kağıt, plastik, alüminyum folio, styrofoam gibi türlü malzemenin ya üretim sürecinde ya da çöpe dönüştüklerinde yaşadığımız dünyaya zarar verdiğini de öğrendik.

Sevmedik...İçimize sinmedi...Galiba ufak ufak geri dönüşler başladı. Annelerimiz ve büyükannelerimiz kadar maharetle olmasa da taze ve doğal malzemelerle kendimiz hazırlamaya başladık pek çok "hazır" gıdayı...

Bu konuda Türkçe yemek bloglarından çok faydalanıyorum. Sık sık evde doğal ve taze malzemelerle ve geleneksel yöntemlerle hazırlanmış alternetif tariflere rastlıyorum. İşte benim bu açıdan bakarken yemek bloglarında gözüme takılanlardan bazıları: (Maviler denediklerim, kırmızılar listeme alıp herhangi bir sebeple henüz deneyememiş olduklarım, aklıma geliş sırasıyla...)

Bu liste burada bitmez! Aklıma geldikçe eklerim artık.

"Mutfakta bir tek ben varım" demiştim ya başta. Katkı maddeleri yok, ön işlemler yok, fazladan paketlemeler yok anlamında... Yoksa bu kadar blogger'ın desteği göze alınınca mutfakta yalnız kalır mı hiç insan!

Salı, Ekim 03, 2006

kimyonun maceraları 03/10/2006

"'yaşamınızdan dağınıklığı çıkarın. dağınıklıktan kurtulmak sağaltıcıdır.' yazıyor burada" dedim kimyona.
"evet, çalışma masandan başla" dedi başıyla işaret ederek.
masada hüküm süren karışıklığa göz atarak "söylemesi kolay! dedim. "sen olsan nasıl yapardın?"
" her çalışmadan sonra masadan bilgisayar, bir kalem ve bir kağıt dışında kalan herşeyi kaldırır ve ilgili klasör ya da çekmeceye yerleştirirdim." dedi. "eğer her gün yapamıyorsan en azından haftada bir kez yap bunu."
"bir kağıt, bir kalem ve bilgisayar...başka hiç bir şey olmayacak mı masada?"
"belki bir vazo ya da saksı içinde çiçekler olabilir." dedi. "çalışırken güzel şeyler görmek iyidir."

Pazartesi, Ekim 02, 2006

Daha az kağıt tüketmenin basit yöntemleri üstüne...

daha az kağıt tüketmek için öteden beri kullandığım veya internette bir ara bu konuyu araştırdığımda bulduğum basit ama etkili yöntemleri bir araya toplama ihtiyacı hissettim. yazmayı bitirip şöyle bir bakınca şaşırdım da: yapılabilecek ne çok şey varmış isteyip kafa yorunca!

yeniden kullanma

  • temel kural: her kağıdın arkasını da kullan! reklam amaçlı gönderilmiş, "sevgili müşteri" hitabıyla başlayan ve pek az şey söyleyen mektuplar dahil.
  • kullanılmayan alışveriş fişlerini, eski reçeteleri, ihtiyaç kalmamış makbuzları, yani boyu A5-A8 arasında değişen her türlü küçük kağıdı da arkalarını kullanmak için sakla. kısa notlar almak ve alışveriş listesi hazırlamak için ideal.

yazdırırken dikkat edilmesi gerekenler

  • her zaman önce şunu kendine sor: "mutlaka yazdırmam gerekiyor mu?"
  • fiziksel yani kağıt üstünde tutulan arşivler hem kağıt tüketimini arttırır, hem daha çok yer kaplar. mümkünse ve güvenilirse elektronik ortamda arşivle.
  • bilgisayarda bir şeyi yazdırırken daima baskı önizleme seçeneğini kullan. yanlış ya da fazladan baskıların önüne geçmek ve kağıt çarçur etmemek için...
  • web'den yazdırmak istediğin şey sayfanın sadece küçük bir bölümü ise, Dosya/Yazdır (File/Print) seçeneği yerine sağ fare düğmesine tıklayıp "seçimi yazdır" (print the selection) seçeneğini kullan. bu, daha az kağıt ve daha az mürekkep demek.
  • yine webde yazdırırken her zaman önce sayfanın bir "printer-friendly" versiyonu olup olmadığına bak. Reklam bantları, gereksiz grafikler, sayfa çerçeveleri, vb. hariç tutulduğu için "printer-friendly" versiyonlar daha az yer tutarlar. ve daha az mürekkep harcarlar...
  • pek çok program, yazıcı ayarlarında bir kağıda iki sayfa basma olanağı sunar. mümkün oldukça bu özelliği kullan.
  • yazıcıya zarar verdiği açıkça belirtilmedikçe geri dönüşüm ürünü kağıt kullan.

bir metin hazırlarken...

  • kendini mümkün olduğunca az sözcük ile ifade etmen kağıt tasarrufuna bazen inanılmaz katkı sağlayabilir. zaman ve enerji olarak yazana ve okuyana getirisi bir yana...
  • formatı sıkı sıkıya belirlenmiş bir yazı yazmadığın sürece, satır aralarında bonkör olma. satır aralığı ölçüsü standart kelime işlemcilerde 1'dir. gerekmedikçe bundan daha büyük ölçü kullanma. özellikle uzun yazılarda bu ayar daha az kağıt tüketilmesini sağlar.
  • yine format hakkında başka türlü kurallar belirtilmemişse, mümkün olan (okunabilen) en küçük font büyüklüğünü seç. sayfa ayarlarında sayfa kenarı boşluklarını mümkün olduğunca az tutmaya çalış. bu önlemler ile uzun yazılarda sonuç inanılmaz!
  • özellikle grup çalışmalarında, üzerinde konuşulacak yazının elektronik ortamda paylaşılması her yeni versiyonla tekrar tekrar basılarak boşuna kağıt tüketilmesini önler. kısaca: paylaşımlar mümkün olduğunca elektronik ortamdan!

geri dönüşüm

  • kağıt geri dönüşümü ülkemizde her ne kadar yaygın hale gelmemişse de, pek çok şehirde bu işi görev edinmiş kamu kuruluşları ya da dernekler var. bu kuruluşlara ulaş, kağıt biriktir ve geri dönüşümünü sağla.

gereksiz tüketimi önleme

  • bankalar ve kimi kuruluşlar aylık hesap ekstrelerini ve faturaları hakkında internet üzerinden bilgilendirme seçeneği sunar. uygun ve güvenilir olduğu durumlarda bunu posta ile gönderilecek ekstre veya faturalara tercih et.
  • posta kutusunu dolduran, kağıt tüketimi yanında boşuna zaman da alan pek çok gereksiz reklam ve broşür var. gönderen firmaları arayıp reklam istemediğini açıkça belirtmek belki işe yarayabilir. peki posta kutusunun üzerine "reklam istemiyorum" diye bir yazı yazmak işe yarar mı? denemek gerekir.