"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




acemi bahçıvanın maceraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acemi bahçıvanın maceraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Temmuz 10, 2012

Bölük pörçük

Prolog:
Gectigimiz iki Pazar gününden izlenimler yazmak istiyordum aslinda. Ama akmiyor. Anahtar sözcükleri gerceklestikleri sırayla degil, aklıma geliş sırasıyla yazayım. Altina izlenimleri ve olanları not edeyim. Bölük pörçük olsun. Sen onları sıraya dizip, birleştir , bir hikaye kur kendince. Al, senin hikayen olsun.

Çörekotu:
Tohumlarini etrafta sacmadigim pek bir yer kalmadi herhalde. Önümüzdeki yil etrafta acmis çörekotu cicekleri görürsem bahçıvanı benim :)

Yeşil Ekonomi:
Aslında müdahaleci ve korumacı anne rolünü sevmiyorum. O yüzden örümcek aginda mümkün oldugunca yalniz birakiyorum sincabi. Kendi kendine kesfetsin tırmanmanin inceliklerini, dere boylarında tırmanmayı öğrenen eski köy çocukları gibi. Bu yüzden elime bir kitap alıp parkın sincabiyla, bizim sincabin arasında duran banka oturuyorum. Bugünlerde elimdeki kitap Yesil Ekonomi. Cok yeni yayinlanmis bu kitabi bir arkadasim ilgimi çekecegini düsünerek göndermis. Elimde fırından yeni çıkmış taze ekmek tutar gibi tutuyorum :) Henüz çok başlarindayim ama Türkçe'de bu konuda okunacak fazla kitap olmadığını sanıyorum; tavsiye ederim.

Sağanak yağmur:
Nehir kiyisinda yürüyorduk. Inanilmaz bir saganak yagmur basladi. Öyle bir indirdi ki, ormanin orta yerinde ne kacacak yerimiz vardi, ne de yanimizdaki semsiyeyi acabildik. Göz göre göre yola devam etmistik. Göz göre göre islandik. Hayatimda bir yagmurun altinda bu kadar islandigimi animsamiyorum. On dakika sonra iğne başı kadar kuru yerimiz kalmamisti. Eve dönene dek yarım saat boyunca aralıksız yağmur yedik. Bir ara bir köprü altına denk geldik. Pek cok bisikletli yagmurun gecmesini bekliyordu orada. Esime "Bundan daha fazla islanamayiz ki, neyi bekliyoruz? Hic olmazsa yürüyelim de üsümeyelim" dedim :) Eve vardigimizda sırılsıklam ama temiz ve mutluyduk :) Kendimi  ruhumun ince kivrimlarina dek yıkanmış hissettim :) Hele sincap... Bir Huckleberry Finn gibi yagmurun altinda kosturmasi aklimdan hic gitmeyecek. Umarim o da hic unutmaz. Unutulmayacak deneyimlerdendi. Ertesi gün felaketleri seven bulvar gazetelerinin birinde, Almanya semalarinda haftasonu 150.000 simsek ve yıldırım çaktığını, ölü ve yaralilar oldugunu okudum.  Kimse bizden bahsetmiyordu tabii ki... Fakat yine de dogada yıldırım carpmasindan korunma üzerine biraz okudum. Bir ara yazayim onu da.

Sincap:
Bu bahsedecegim bizim evin sincabi degil, parkin sincabi :) Oturdugum bankin  hemen arkasindaki huş agacındaydi. Tıpır tıpır ayak seslerini duyunca dönüp baktim. Sadece bir kac metre ötemdeydi. Benim sincabi da cagirdim. Sessizce izledik bir süre. Agactan indi, yerden findik ya da ona benzer bir sey buldu. Hemen önündeki filbahri çalısına tırmandı. Orada keyifle kemirmeye basladi. Bizim sincap rahat durmadi tabii. Ayagini hizla yere vurup kacirdi sincapcagizi. Zavalli yedigi yemisi firlattigi gibi firladi agacin üstüne. Az sonra tepemizdeki ihlamur dallarindaydi. Bir dakika sonra ilerideki gürgen agacinda. Biraz sonra da cikip gitti hikayemizden. Fakat hayalimde yoluna devam etti; bütün sehri agaclarin üstünde bir uctan bir uca katetti. Aklıma Italo Calvino'nun "Agaca Tüneyen Baron"u geldi... Ve Anadolu'yu meşe agaclarinin üzerinde bastan basa kateden eski zaman sincaplari...

Örümcek ağı:
Sincabin ögretmeniyle yaptigimiz rutin görüsmede bana kaba motorikte biraz geri oldugunu söyledi. Spor salonunda bazi tırmanma, inme çıkma hareketlerini yaparken çekingen ve korkak davranıyormuş. Ben de bir süredir benzer izlenimler icindeydim. "İnce motorik...ince motorik ..." derken oğlanın kaba motoriğini ihmal etmisiz :D Haftasonlari cokca gittigimiz bir parkta ikimizin adını "örümcek ağı" taktığı bir oyun aleti var. Ağ gibi döşenmiş sıkı ve çok sağlam halatlardan oluşuyor. Dikkatle üzerinde yukarı dogru tirmaniliyor. Asagidaki fotograftaki gibi bir sey:

Photo by nachtSonnen

  Dedim ki "Senin kayaktan kaydigin yeter artik, kayma becerin on üzerinden on. Biraz da su örümcek ağında oynayalim". Bana kalırsa bu aletler oldukca dogal. En azından doğal hareket tarzına ve bir çocuğun doğasına  pek cok baska aletten daha yakın. Bir cok beceriyi bir arada gelistiriyor. Dikkat, koordinasyon, sonraki adimlarini hesaplama, kaba motorik, vb. Sincap baslarda "ama bir adim daha cikamam, ama artık bundan daha yukarı gerçekten çıkamam" deyip duruyordu. Ben de "bu 'yapamam' sözcüğü kadar sevmediğim bir şey yok" diyordum sakayla karisik. Simdi benim elim arkasinda hazir durmak üzere en üstlere kadar cikabiliyor. Onunla beraber ciktigim bu oyuncak benim de hosuma gidiyor. Insan üstünde kendini hafif ve güvenli hissediyor gayet. Alti kum döseli; düsülse bile pek tehlike yok. Pek cok parktaki plastik yiginindan kesinlikle daha güzel, islevsel ve yararli bir güzellik :) Belediyeler duyun sesimi :) Plastik yiginlarinizdan daha pahaliya mal olabilir. Fakat göz boyama amacli  halk konserlerinden bir iki tane  daha az verin, sehrin orasina burasina bir kac "sulu" attraksiyon daha az koyun, bir kac lüzumsuz köprü daha az yapin, oy beklediginiz mahallelerde cocuklara top, balon, bayrak vb. dagitma sacmaligindan vazgecin , maliyetini kesin cikarir :)

Kelebek:
Biz örümcek ağında oynarken ağda bize eslik eden bir arkadas daha vardi:

Photo by Ezio Melotti
   Vanessa atalanta; nam-i diger "Kirmizi Amiral" . Örümcek aginda bizimle beraber o da hopladi zipladi. Sonra bir de arkadasini aldi getirdi. Havadaki danslari görülmeye degerdi. Seklini semalini aklima yazdim. Eve gelince sincabin "Kelebekler Cikartma Kitabi"nda aradim buldum kolayca. Diyordu ki kitapta; Avrupa'da hemen her bahcede görmek mümkünmüs :)

Fırıncılık oyunu:
Sincap oyun parkinin belli bir kösesinde bu oyunu oynamayi seviyor. O  fırıncı oluyor, biz müsteri. Bazen de tersi. Ekmekler aliyoruz, "brezel"ler,"krapfen"lar... Öyle bedavaya ekmek yok. Illa ki sonunda parasini veriyor, para üstünü aliyoruz. "Lütfen"li konusuyoruz, gündelik kücük konusmalarimizi yapiyoruz. Bazen aradigimiz ekmek olmuyor, bazen bozuk paramiz çıkışmıyor. Her şey illa ki gercek yasamdaki gibi oluyor :)



Sarımsak otu:
Bankta oturmaktan canım sıkıldıgında kalkıp etrafimi inceliyorum. Parka gelirken yol boyunca gördügüm gibi sağım solum sarımsak otu dolu. Bu ilginc bir ot. Latince adi Alliaria petiolata. Bildigim bütün dillerde adı "sarımsak"lı. Buralarda erken baharda ilk yetisen bitkilerden biri. Nisan-Temmuz arasi cicek aciyor. Yapraklar kendini çiçeklerden önce gösteriyor. Alt yapraklar botanikçilerin tarifiyle "böbrek şekilli". Üst yapraklar yürek seklinde. Kenarlari yuvarlagimsi tirtikli (Alman botanikcilerin deyisiyle "gekerbt"- Türkce dogru terimi bilmiyorum maalesef). Cicekleri minik ve beyaz.

Photo by Virens

Bitkinin asil özelligi -adından anlaşılacağı üzere- yapraklarının sarımsak tadinda ve kokusunda olmasi. Hep okur ve merak ederdim. Bu yil baharda denedim. Önce çekingen yaklaşarak koklamakla yetindim, özel bir koku alamadım. Sonra elimde ovalayarak deneyince aldım sarımsak kokusunu :) Sonra cesaretlenip tadina baktim. Orman gezilerimizde rastladıkca esime de gösterdim. O hatta denemekte benden daha girisimci oldugu icin sonunda gayet sarimsak kokuyordu :) Eskiden Avrupa'da cok kullanilan bir baharat bitkisiymis. Sonra unutulmus.Antiseptik etkileri varmis. Simdilerde ayı sarımsağı gibi o da yeniden keşfedilip, yabani otlara yer açan mutfaklarda hak ettigi ilgiyi görüyormus. Genellikle ısırganotuyla beraber , onun yetistigi yerlerde yetisirmis. Onun gibi de yayılmacı biraz gözledigim kadarıyla :) Kuzey Amerika'da istilaci (invasive) kabul ediliyormus. Sarımsak otunun sarımsak tadı, gerçek sarımsak bitkisinde oldugu gibi Allicin maddesinden degil, lahana ve hardal ailesinde rastlanan başka eterik yaglar ve maddelerden geliyor. Zaten kendisi de bu aileden. Bu yüzden de sarımsak kokusu gibi kalıcı değil kokusu, hemen geçiyor. Pişirildiginde de kayboluyor. Genellikle salata, pesto, sos olarak tüketmek daha uygunmus bu yüzden.   


Simdi uzun lafın kısası, şunu söylemek istiyorum. Duramadım, kendi kendini etrafa saçar tarzda tohumlarının olgunlaştıgını görünce, onlardan da toplamaya basladim. Bir kacini saksiya ekmeyi düsünüyorum. Sen de bahcede, cevrendeki yabani alanlarda ya da saksida yetistirmeyi denemek icin ister misin? Sarimsak otu kardesligine var misin? Bir mail at ya da yorum gönder, yettigi kadariyla elimdekilerden göndermeye calisayim. Fakat dedigim gibi; yayılmacıdır, uyarmadi deme :)

Sinir otu:
Eşim koşusunu bitirince yer hareketleri yapıyor. Bu sırada çimler üzerinde ne oldugu anlaşılmayan küçük bazı sinekler bacaklarını ısırıyor. Sivrisinek gibi kabartıp kaşındırıyor. Bazen bir hafta sürüyor. Ona sinirotunu ögrettim. Nasıl olsa her yerde var. Sineklerin ısırdığını hissedince hemen etrafinda bulup bacaklarina sürüyor yapraklari. Iyi geliyormuş :) Doğanın dertleri icin çare yine doğada. Derdin hemen yani basinda :)

Bulutlar:
Basimi kaldirip bulutlari seyrediyorum. Basimin üstünden akip gidiyorlar. Bulutlari seviyorum. Kim sevmez ki?


Kurabiye:
Bunu dışarı çıkmadan önce sincapla yaptık. Feride'nin kurabiyesi. Pinar'in keciboynuzuyla ve pekmezli. Saf mutluluk. 5 dakikada bitti, sincap hızımıza şaşırdı. Keza ben de. Parka giderken yanımıza aldık. Sincap ertesi gün anaokuluna giderken beslenme cantasina koydum. "Daha 5 yasinda ve atıştırmalıklarını kendi hazirliyor beyefendi" diye de tipik anne gururlanmalarina giristim bu arada :D

Resim:
Bunu da kurabiyeden önce yaptik :) Sincap ilk dogdugu siralar parmak boyasini kendim üretmek iddiasindaydim. Bir türlü yapamadim. Ya renk yeterince canli degildi, ya da yapiskan bazi bulamaclar elde ettim. Kabus gibiydi. 3 yas civari inadim kirildi; gidip ekolojik oldugu iddia edilen bir markaninkini aldim. Yine de icim pek razi gelmedi; sincaba vermedim, dolap beklediler. Simdi simdi ortaya cikarmaya basladim. Sincap firca kullanarak suluboya gibi resimler yapiyor onlarla. Boyanin yogun dokusunu ve canli renklerini seviyor. Üstelik üc temel renk karisinca gerçek ara renkler çıkıyor ortaya. Arada eline bulasinca dert etmiyorum; cünkü zaten parmak boyasi aslinda :) Bazen sadelik ve dogal annelik siyah-beyaz netliginde olamiyor. Grinin tonlarında yaşıyoruz. Bir yaşında "asla, evden iceri bile giremez!" dedigime,  üc yaşında içimin razı olmadığına, beş yasında memnun oluyorum :) Sincabın yaptigi resimler mi? Onları oturma odasindaki camlı dolabın camlarına yapıştırıyorum. İçlerindeki dağınıklık gözükmüyor, genel görüntü derli toplu oluyor.  Evin dekorasyonu icin anlastigim kücük sanatci hem dogasi geregi cok yetenekli, hem de kurabiyeler disinda herhangi bir ücret almiyor :D

Marion:
Hikayesini bir dergide okudum. Hamburg yakinlarinda bir ormanlik alanda yasiyormus. En azindan 25 yildir. Tam nerede yasiyor, bilinmiyor. Gerçek adı ne, ne zaman doğmuş, nereden geliyor; bilinmiyor. Kendisi de bilmiyormus bunları. Bir kimsesiz cocuklar yuvasında büyümüş. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Alman cocuk yuvalarının durumu malum; ülke zaten geçmişinin bu tatsız sayfalarından biriyle yeni yeni hesaplaşıyor. 12-13 yaşındayken yuvadan kaçmış; Hamburg'da sokak cocuğu olmuş. Köprü altlarında uyumuş, küçük geçici işlerde calışmış. En son birlikte oldugu adam biriktirdiği bütün parasını çalıp ortadan kaybolunca, insanlara bütün güvenini yitirmis. Ormana gitmis. Ne kadar zaman önce, kendisi de bilmiyormuş. Son 25 yildir Hamburg civarindan bir rahiple kontaktaymis. Bazen her gün ararmış, bazen aylarca aramazmış. Her zaman bir telefon kulübesinden... Agactan düsüp yaralandiginda rahip ona bir cep telefonu teklif etmis acil durumlar icin. "Cok yakın ve cok fazla kontrol" gerekçesiyle reddetmis. O kadar yabaniymiş ve toplumdan o kadar korkuyormus ki, telefona rahibin karısı çıktığında bile hemen kapatırmış eskiden. Simdi onunla da havadan sudan konustugu oluyormus.

Bende doğa iyi bir ögretmen olmanin yaninda, olaganüstü bir şifacıdır  izlenimi vardi hep. Örnegin en tatsız günlerde bile bulutlara bakiyorum, ıhlamurları kokluyorum, karatavuklarin ötüşlerini dinliyorum ve günüme tat geldigini hissediyorum. Dışarıda olmak iyi geliyor. İyi de Marion neden iyileşemedi? 25 yıldan fazla zamandır başını otlardan bir yastıga dayadığı, rüzgari dinleyerek uyuduğu, kuş sesleriyle uyandığı halde, Marion neden iyileşemedi? Insanlığın açtığı bazı yaralar bu kadar mı derin?

Ihlamur toplayıcı:
Nehir kiyisinda yürüyorduk. Yolun biraz ilerisinde bisikletini durdurmus,  bir agactan bir seyler toplayan genc bir kadin gördük. "Ne topluyor olabilir?" dedim. "Fındık, tabii ki" dedi esim. "Olamaz, fındıklar daha olmadı ki" dedim. Yanindan gecerken merakla baktim. Ihlamur topluyordu. Bir seyler toplarken cevremdekilerin tepkisinden yana hafif bir huzursuzluk hisseden ben, kadinin yüzünde de ayni huzursuzlugu okudum. Nasil ki koşucular birbirinin kardeşidir ve yolda birbirlerini tanimasalar bile selamlarlar, bence toplayıcılar da birbirinin ruh kardesidir ve tanışmasa da selamlaşmalıdır :) "Merhaba" deyip gülümsedim bu yüzden kadına :)  Biraz uzaklaşmıştık ki, eşim "Ne topluyordu? " diye sordu merakla. "Ihlamur" dedim. "Durup biz de toplasaydık ya" dedi. Bence toplayıcı kardeşler birbirinin hasadina engel olmamalidir :) Ayrica ne icin topladigini bilmiyorduk ve her ihlamur türü caya uygun degildir. Bunu bir kac yil önce amcamdan duydum. Sanırım oturup bir de ihlamurlarin nasil ayirt edildigini calissam iyi olacak.

Kayın:
Ormandan getirdigim kücük kayin yavrusunu anımsıyor musun? Iri ve parlak kotiledon yapraklari vardi. Gercek yapraklarini daha sonra vermisti. O zaman anlamistim kayin yavrusu oldugunu. Sadece bir çift yaprak verdi. Onlar da bir süre sonra sararmaya basladi. Anladım. Ormanın çocugu saksıda zorlaniyordu elbette. Epeyce zaman yeni bir yaprak daha verebilir mi diye gözledim. Vermedi. Pencere kenarindaki saksilarda kuru yaprakları toplarken onunkini de aliverdim bir gün. Tek gercek yapragiydi. Kotiledon yapragi kendi basina kalakaldi. Ve benim kısıtlı botanik bilgimce, kotiledon yapraktan gerçek yaprağa geçememis bir bitkinin işi bitiktir.

Öyle değilmiş :) Kotiledon yaprakların dibinden ve koparıp aldığım eski yaprağın kıyısından, bir değil, iki yeni  yaprak sürgünü veriyor bugünlerde. Şaskınlıkla, hayranlıkla, aşkla seyrediyorum. Doğa ki, kotiledon beşiklerde alınmış "onmaz"  yaraları bile iyileştirir. Giden birken iki, ikiyken beş verir hem de. Iyileş Marion, mümkündür!

Epilog:
Ya yasam da önümüze anahtar sözcükleri ve bölük pörcük hikayeleri koyuyorsa böyle.
Ya biz aralarindan secip secip bir ipe diziyorsak, kendi hikayemizi yaziyorsak.
Ya sonra yazdigimiz hikayeye bakip bunu ben secmedim, benim sucum degil, bu haksizlik diyorsak. 

Salı, Temmuz 03, 2012

Haseki küpesi kardeşliği

Photo by Alwyn Ladell
Haseki küpelerinde tohum zamani.
Ben de buldugum yerlerde topluyorum hep.
Ne yazik ki tohuma gectiklerinde artik hangisinin ciceginin ne renk oldugu belli olmuyor. Ben de  cicek actiklari sira onlari izlerken pek aklimda tutmamisim. O yüzden buldugum bütün tohumlari tek bir kese kagidi icinde biriktiriyorum. Icinden biraz alip serpilince belli bir yerde üc-dört ayri renkte haseki küpesi büyüyecegini düsünmek hosuma gidiyor :)

Ve bir fikir gelistiriyorum kafamda. Gerci su ana kadar fazla tohum toplayamadim. 3-4 kisilik kadar. Fakat toplamaya devam edecegim.

Bir haseki küpesi kardesligine var misin? Tohumlari saçıp gelecek yilki gelismelerini izleyebilecegin, cimleri düzenli bicilmeyen,  ufacik da olsa bir toprak parcasi var mi? Yorum ya da e-mail yazarsan, gelis sirasina göre elimdeki tohumlardan yettigi kadarini göndermek istiyorum. Ayni sehirde yasayanlar varsa, tercihen birine gönderecegim, kendi aralarinda posta ya da sahsen ulastirarak paylasmak üzere...

Bu arada ikinci duyuru: Elinde kendi cektigi akcaagac fotograflari olan (her acidan, her detaydan, yaz hali, kis hali, cicek, yaprak, tohum, vb... olabilir) varsa benimle paylasabilir mi? Paylasirken de yanina bir blog yazisinda kullanip kullanamayacagimi not düsebilir mi lütfen? Tesekkürler...

Salı, Haziran 26, 2012

Sen naneni ek.

Evde ot yetistirme konusunu ilk okumaya basladigimda nane hakkinda söyle bir seyler okudugumu animsiyorum: "Nane yetistirmek cok kolaydir.Insan nane yetistirirken yanlis yapamaz. Ne kadar yanlis yaparsaniz yapin, yetisir."

Ben nedense yetistiremedim. Ille bir aksilik, bir beceriksizlik geldi buldu beni.
Ya köklendirecek dogru dürüst bir dal bulamadim,
ya buldugumu köklendiremedim,
ya tam köklendirdigim dali ekecekken sincap bardagi devirdi, kökler kirildi,
ya ektim, üc güne varmadan yaprak bitleri sardi etrafini, ben gec farkettim, sonra nasil kurtaracagimi bilemedim :)

"Zor diyorlar ya, bari sunu bir de tohumundan yetistirmeyi deneyeyim" dedim; aradim taradim nane tohumu satilan bir yer bulamadim :)

Bu yil bildigin üzere ilkbaharda buldum o aranan tohumu ve ektim :) Ve cimlendi :)
Benim ektigim Peppermint'ti. Gerci ben daha cok Spearmint severim. Ama kirk yilda bir tohumunu bulmusken , müskülpesentlik edecek degildim.
Derken posta kutuma köklenmis bir nane dali düstü :) Diktim, tuttu :) Elbette Spearmint'ti :)
Yaprak bitleri tabii ki geldi buldu naneyi. Ben kovdum, gitti :)
Sincap gelip gidip bakti bitkilere. Hatta ben sularken arada birer yaprak isteyip tatlarina bakti. En cok dereotunu sevdi :) Ama hic kaza olmadi :)

Nanede seytanin bacagini kirdim :) Bir ararken iki tür nane sahibi oldum :)
Ne yalan söyleyeyim tohumdan yetistirirken de cok zorlanmadim. Nane sabir ögretmeniymis, ögrenmis oldum :)

Tanistirayim;
Bu benim tohumdan yetistirdigim Peppermint:


Bu da tutturmayi basardigim Spearmint:


Böyle durduguna bakma, kimbilir kac salataya, caciga, yemege girdi. Ben üstten aldikca, o sagdan soldan büyümeye devam ediyor :)

Bu son söyledigim pencere kenarinda büyüyüp giden bütün otlar icin gecerli. Insan boylarina poslarina bakip, bir iki kullanimda biteceklerini saniyor bazen. "Olsun" diyor, "bir iki kez olsun kendi elimizin yetistirdigini yemis oluruz". Ama öyle olmuyor :) Saksilar göründügünden daha büyük, otlar göründügünden daha gürbüz. Cekirdek ailemizin pek cok yemegini, kahvaltisini senlendiriyor.

Endiseye mahal yok.
Sen naneni ek. O yetisir.
Ve dünya göründügünden cok daha zengin, bolluk hüküm sürüyor.

Cuma, Haziran 22, 2012

Şaşkın gerilla bahçıvan

Kendi kendime not:
Bir daha sefere gerilla bahçıvanlık yapacak oldugunda, bi zahmet tohumları çim biçilmeyen alanlara serpmeyi unutma!
Nehir kenarinda bu yıl kelebekler icin tohum serptiğin bütün o yerlerde çimler biçiliyor.
Daha önce farketmemiştin tabii, bazen ne kadar şaşkın oluyorsun, var ya!

Cuma, Haziran 08, 2012

Tesadüfün bu kadari!

Ha ha ha hay! :))

Bir sey gördüm, aklima geldikce hala gülüyorum.  Okuyunca sanirim sen de cok egleneceksin! :)
Dün burada tatildi. Sincabi biraz hava alsin ve bisiklet calissin diye sahaya götürdük. Haseki küpeleri ne alemde diye baktim. Büyük cogunlugu cicekten tohuma gecmisler. "Bunlar hic benim pencere kenarinda saksida yetistirdigim gibi degil. O sehirli hanim evladi, bunlarsa gürbüz köy cocugu. Oysa ki belki ikisi de ayni tohumdan" diye düsünürkeeeen, haseki küpelerinden birinin tam yaninda büyüyüp giden ve hatta neredeyse cicek acmak üzere olan bir Lathyrus gördüm!

Yok artik! Sen (ben yani) gecen yazin sonlarina dogru bir süre cebinde hem haseki küpesi , hem Lathyrus tohumu tasi, bu arada bu sahayi bol bol ziyaret et, gerilla bahcivanligini da teorisinden bil ve sev, sonra ikisini kardes kardes yanyana büyürken kesfet. Tesadüfün bu kadari da cok yani!

Imzami atsam bu kadar olurdu.
Sanirim bu iste benim gercekten bir parmagim var. Yesil olandan...

Gerilla bahcivan ve unutkan bahcivan bir araya gelince ortaya söyle bir sey cikiyor :
Ek, unut, kesfet!

Dipnot: Ögleden sonra bir firsat bulabilirsem dün kesfettigim bi seyi daha anlatacagim. Mümkünse buralarda ol :)

Çarşamba, Mayıs 23, 2012

Lavandula stoechas, nam-ı diğer karabaş otu

Elim lavanta tohumu paketine her gittiginde
"Acaba olur mu? Becerebilir miyim? Pencere kenarinda saksida lavanta yetistirebilir miyim?" dedigim ve
elimi geri cekip paketi satin almaktan vazgectigim
yillarima yanarim.

Cicek verir mi, vermez mi bilmem.
Vermezse de ne gam,  ilk yapraklari cayimiza coktan kattik bile :)

Pazartesi, Mayıs 07, 2012

Haseki küpesi





Haseki küpesi...
Gecen yaz yol kenarindan toplayip "organize umut" a cevirdigim tohumlardan bir tek bu tutmustu.
Simdi daha genis saksida.
Bakalim cicek acacak mi?

Cicekli halini merak edenler buraya.

Cuma, Mayıs 04, 2012

Aile gelenegi, siir gibi bir piknik, (sahip) olmanin üc hali ve karakter sahibi cenek yapraklari

Resmi tatil günlerinde ormana gitmek seklinde bir aile gelenegi gelistiriyor olabiliriz :)
1 Mayis günü yine ormandaydik. Özellikle bahar halini cok merak ediyordum. Bu yüzden esim meteorolojinin yagmur haberi verdigini söyleyince üzüldüm. Fakat hassas tahminleriyle ünlü Alman meteorolojisi kirk yilin basi yanildi ve günesi görür görmez kendimizi ormana attik. Yemek molasini saymazsak 5 saat araliksiz yürümüsüz ve 17 km katetmisiz. Bunlar isin istatistik taraflari :)

Bitki örtüsü sonbahardakinden daha hareketliydi elbette. Bir cok bitkiyi cicekli gördük. Örnegin orman yoncasi mi diye merak ettigim bitkiyi cicegiyle görüp emin oldum. Ve hemen tadina baktik tabii. Bekledigimiz eksilikti :) Renk renk cicekleriyle ballibabalar gördüm. Eve gelip bakinca herbirinin farkli bir Almanca adi oldugunu farkettim. Ayri bir inceleme ve yazi konusu olacak gibi. Arastirmaci tarafim uyanik günündeydi. Bir cok bitkiden örnek alip kurutmak üzere kitap arasina koydum. Elinde kitapla ormanda dolasan bir deli görürsen sebebi budur; aklinda olsun :)

Bir ara yolumuzu kaybettik ve günes altinda ormanin cevresinde genis bir yay cizerek dolasmak zorunda kaldik. Normalde cok sikayetci olmazdik. Fakat göl kenarinda babasi gibi bir tasin üstüne cikip göle bakamadigi icin tüm yol boyunca söylenip mizildanan sincabin ruh hali bize de bulasti. Sonunda tekrar ulu kayin agaclarinin gölgesine siginmayi basardigimizda hepimiz acikmistik. Sincabin mizildamasi "ben de tasin üstüne cikacaktim amaaaa" dan "ben aciktim,piknik yapalimmm"a dönmüstü. Uygun bir yer ararken bir yol agzinda bir bank gördüm. Dogasever derneklerden birinin tabelasi ilistirilmis üstüne. Siir gibi bir yerdi. Üstümüzde ulu agaclar, ayaklarimizin dibinde mor ciceklerini acmis öbek öbek Cezayir menekselerinden bir hali :)  Banka siralanip yiyceklerimizi cikardik. Cumartesi günü ayi sarimsagi yagini süzüp koyu renkli siselere alirken ayrilan ayi sarimsaklarini atmaya cok yazik olur gibi gelmisti. Ben de Beste'den aldigim ilhamla ayi sarimsakli kücük kekler yapmistim onlardan. Piknigin ana yiyecegi bu kekler oldu. Yaninda alabas, havuc, elma ve su vardi.

Piknik yerinden ayrilirken -itiraf ediyorum, en basindan beri aklima koydugum gibi- cezayir menekselerinden birini kökleyip islak bir mendile sardim; yanimiza aldik. Hemen yaninda duran ilginc yaprakli bitki de ilgimi cekti. Dayanamayip onu da aldim. Evde tekrar dikkatle inceleyip ne oldugunu bulmaya calisacaktim. Cünkü cicek acmak üzere gibiydi. Cekince köküyle beraber geliverdi. Böylece onu da bir saksiya ekmeye kesin olarak karar verdim.

Burada bir parantez acayim. Eric Fromm "Sahip olmak ya da Olmak" adli kitabinda, dogaya karsi insan tavrina üc sairane örnek verir. Biri Batili bir sairin siiridir. Yolda yürürken gördügü cicegi derin bir sahip olmak güdüsüyle nasil kopardigini ve cicegin nasil solup gittigini anlatir. Ikincisi bir Japon hauikisidir. Sairi yol kenarinda bir cicek görür, ona bakar ve üzerine bir hauki yazip yoluna gider. Ücüncüsü Goethe'dir. Ormanda bir cicek görür, cok begenir. Kökleyip alir, evine getirir, bahcesine eker. Dogaya karsi tavrimin genellikle ikinci türden oldugu söylenebilir. Elimi bile degmeden (sahip) oldugum yüzlerce bitki var civarda. En sevdigim sey onlara güzelleme yazmaktir :) Bazen ögrenmek güdüsü agir basar. Cünkü Paracelsus'un "insan bilgisince sever" deyisini animsarim. Hos aksini, yani insanin ancak severse bilebilecegini savunanlar da vardir. Son tahlilde bilgi ve sevgi el ele gider. Kitap arasinda kuruttugum ciceklerde Batili sairin ruhu dolasiyor da olabilir tabii. Fakat onlarin da bir seylere (bir kart ya da kitap ayiracina) dönüserek yasamaya devam edecegini saniyorum. Özetle icimde Bati'yi, Dogu'yu ve Goethe'yi birlikte yasattigim ve bunda cok da sakinca görmedigim söylenebilir sanirim. Parantezi kapatiyorum :)

Eve geldigimizde cok yorgundum. Biraz dinlenme, ardindan yemek derken Cezayir meneksesi ve gizemli bitkiyi ekmem aksam saat 8'i buldu. O kadar yorgundum ki, bitkiler disinda hicbir güc o saatten sonra parmagimi kimildatmama sebep olamazdi. Hizlica ikisini de birer saksiya diktim. Bitirdigimde dinlenmis oldugumu farkettim :)

Gizemli bitkinin ne oldugunu arastirmama firsat kalmadan, dün sabah cicek olacak sandigim tomurcugunu acti ve bir cift yapraga dönüstügünü gördüm. Üstelik minyatür de olsa taniyordum ben bu yapragi. Bu sabah internetten bakip teyit de ettim nitekim :)

Benim gizemli orman bitkim meger cimlenmis bir kayin agaci tohumu imis. Hep yapmak isteyip "evde kayin mi yetistirilirmis?" diyerek caydigim seydi :) Simdi kendimi saksida kayin yetistirirken buldum :))

Fakat sunu da söylemeliyim ki hayatimda cenek yapraklari bunun kadar karakter sahibi baska bir bitki görmemistim. Kayin dedigimiz cenek yapragindan ulu haline dek karakterli agacmis vesselam...

Dipnot-1: Gün icinde yine ugra. Karakter sahibi kayin agacciginin bir fotografini yayinlamaya calisacagim.  Olmadi Flickr'den link veririm. Bir gün bir orman patikasinda rastlarsan es gecmemelisin bu güzelligi :)

Dipnot-2: Evet, geri dönüs yolunda sincap o tasin üzerine cikti ve o göle bakti. O unutmustu, biz unutmadik :)

Güncelleme :
Karakter sahibi kayin :)




Saksiyi hic sorma :) Sincap oglumun bir anaokulu arkadasinin bütün gruba armagan ettigi ve benim neyin nesi oldugunu anlayamadigim bir oyuncagin parcasiydi. Dibindeki iki drenaj deligiyle saksi olmak icin bicilmis kaftan oldugunu bahar temizligi sirasinda elime gectiginde farkettim :) Bi tane daha var bu kirmizi "saksi"dan. Ona da haseki küpesi ekili. 


Momentos icin Cezayir meneksesi:



Cezayir meneksesinin özellikle ciceksiz olanini aldim; tutmasi kolay olur diye. Cicegini merak edenler buraya... :) Gecen sonbaharda nehir kenarindaki ormanciktan da almistim bir tane. Tam tutup yeni yapraklar  vermisken kalorifer sicagina katlanamayip kurumustu. Bu kez daha iyi anlasacagimizi umuyorum.

Çarşamba, Mayıs 02, 2012

Limon otlari icin...


Dereotlariyla bakla pisirme beklentisinden henüz vazgecmedim :)


Limon feslegeni ve melissa cimlendiler.
Dört yaprakli yonca cimlendi.
Biberler cimlendi.

Ilk ikisinin cimlendigi gün canim biraz sıkkındı. Böyle zamanlarda pencere kenarina gidip cimlenmesini bekledigim herhangi bir tohumun, köklenmesini veya cicek acmasini bekledigim bir bitkinin basina dikilirim. "Bu cimlenseydi (ya da tutsaydi, ya da cicek acsaydi) bu kadar üzülmezdim" derim. Bir tespit degildir, bir pazarliktir bu. Genellikle de kabul görür.

Fakat hic bu kadar hizla kabul gördügü olmamisti.
29 Nisan. Seni unutmayacagim.

Şimdi  limon otlari haric hepsi pervasizca cimleniyor, birbiri ardina topraktan basini cikariyor, yaprak üstüne yaprak oluyorlar. Sanki hic beklememisiz gibi, sanki hic endiseye gerek yokmus gibi, sanki zaten baska türlü olamazmis gibi...

Her seyin bir zamani var. Cok fazla unutuyoruz bunu. Ve cok fazlasiyla olmamislarin basinda durup pazarlik yapiyoruz.

Limon otlari icin hayiflanmayacagim, üzülmeyecegim, mümkünse beklentiye girmeyecegim, ve daha da mümkünse pazarlik yapmayacagim. Ne olacaklarsa olacaklar. Her seyin zamani var.

Pazartesi, Nisan 23, 2012

Nane

Az önce saksilari sularken nane ektigim saksida mini minnacik cimlenmis bir tohum gördüm.
Ama gercekten mini minnacik bir sey...
Yüregim yerinden firlayacakti. Duyan da oglumu üniversiteye falan yerlestirdim, ona seviniyorum sanir :)
Bugün yine cok mutluyum ben :)

Dipnot: Dereotu ve karabas da kotiledon (cenek) yapraklarindan gercek yapraklara gectiler :))

Salı, Nisan 17, 2012

"Bahce"de son durum

Annenin gizli müdahalesiyle saclari uzamaya baslayan sincabin yumurta kafalari :))


27 Mart'ta ektigim tohumlarla ilgili durum raporudur :)
Bu tohumlarin sadece cimlenmelerini bile o kadar cok önemsiyorum ki, hepsini tek tek not ettim.

Mart ayi sonunda bahce tereleri hemen cimlendi tabii ki :) Sincapla büyük bir dikkatle izledik büyümelerini. Yeterince büyüyünce bir tane koparip verdim yemesi icin. Topraktan direk koparip yemek fikri hosuna gittiginden midir nedir, bayildi bu ise sincap. Simdilerde mutfak penceresine aldik tereyi. Aksam yemekleri icin kendisi makasla kesip aliyor tabagina ve büyük bir hevesle yiyor :)

4 Nisan'da karabas tohumu cimlendi. Cok mutlu oldum; cünkü karabasi herseyden önce esim icin ektim.
8 Nisan'da dereotu cimlendi. Su ana kadar en hizla büyüyen de o oldu. Inanilmaz bir günes arayisi icinde. Pencere dibinde olmasina ragmen kotiledon yapraklarini sürekli günese dogru egiyor. Her firsatta 90 derece ceviriyorum saksiyi, egri büyümesinler diye. 4-5 saat sonra baktigimda yine ayni durum :)
9 Nisan'da anneanne feslegeni dedigim tür feslegen de cimlendi. Ayni gün Asyali limon otunun da kafasini mini minnacik topraktan cikardigini farkettim.
12 Nisan'da Frenksogani "merhaba" dedi dünyaya :)
 ...ve 16 Nisan günü beni büyük saskinliklara bogarak maydonoz, hem de cok hizli bir cikis yapti sahneye. Maydonozlar sabir ister. Yavas cimlenir, ola ki cimlenmeye karar verirse... Bizimkinden bu performansi beklemiyordum, ne yalan söyleyeyim :)

Simdiiii....
Gelelim cimlenmeyenlere...
Mart'in son günü sincapla beraber , eglencelik olsun diye yumurta kabuklarina ektigimiz bahce tereleri cikmadilar. Cünkü hemen cikanlarin aksine cok eski tohumlardi onlar. Bunun üzerine olaya gizlice müdahale ettim. Sincap görmeden yeni tohumlar alip eskilerinin yerine ektim. Üc gün sonra onlar da cimlendiler. Sincabin yüzündeki saskin mutluluk görülmeye degerdi. Simdilerde gelip gidip cool, saklamaya calistigi bir merak ve mutlulukla izliyor onlari. Yakinda hasat edecegiz (Bkz. yukaridaki foto).
7 Nisan'da saksilarda bos yer ararken farkettim ki, latin cicegi tohumu küflenmis. Oldukca eski bir tohumdu, o yüzden bekliyordum ondan da bir yaramazlik. Son bir kac yildir ne zaman eksem ayni sey oluyordu. Yeni tohum aldim, ekecegim. Bu yaz ev latin ciceksiz olmamali gibi bir his icindeyim :)

Avrupali limon otunun basina bir kaza geldi, saksi devrildi. Onu, tam ne zamandi animsayamiyorum ama yeniden ektim.

Nane, limon feslegeni, melisa üclüsü... Beni zorlayacaklarini biliyordum zaten. Bir kere cok mini mini tohumlari var. Minikler acemi bahcivanlari hep zorlar. Ayrica isik isteyen tohumlardan olduklarindan topragin yüzeyine serpiliyorlar. Ve bulundugumuz iklimde, ev sartlarinda, toprak yüzeyinde dogru nem oranini tutturmak zor. En azindan ben zorlaniyorum.  Son haftalarda maalesef havalar cok yagmurlu, soguk ve kapali gitti. Cok az günes gördük. Bu üc tohumun saksilarinda yüzeyde hafif küflenmeler olustu; ki pek cok tohumun en önemli düsmani... Üstelik cok sulamamaya gayet dikkat ettigim halde. Simdi acaba bekleyip, topragi iyice kurutup yeni tohumlar mi serpsem? ve hatta topragin üst yüzeyini dikkatle süpürüp alsam mi?, yoksa topraklari tümden atip yeniden mi baslasam?, seklinde düsüncelerdeyim. Ilham gelmesini bekliyorum :)    

Biberler... Onlarin topraginda durum gayet iyi. O yüzden sadece zamana ihtiyaclari oldugunu saniyorum.

Dört yaprakli yonca... Gecen yil ayni soganlardan cok iyi sonuc almistim. Sorun eskimis olmalari belki de, bilmiyorum. Bu yil yenilerini zaten almistim. Bir ara eskileri cikarip yenileri ekecegim gerekirse.

Dolayisiyla önümüzdeki günlerde bahcedeki is planim söyle:
- Gecen yaz tohumunu yol kenarindan toplayip kisin cimlendirmeyi basardigim haseki küpesini daha büyük saksiya alacagim.
- Latin cicegi ekecegim.
- Dört yaprakli yonca ekecegim.
- Bir arkadasimin önerisi üzerine saga sola aycicek cekirdekleri ekecegim. Sonbaharda örnegin nehir kenarinda cekirdek hasat etme niyetlerim var :))
- Bir kac yildir büyüyüp giden bir turuncgilim var. Limon mu, yoksa mandalina ya da portakal mi unutmusum. Ona bakim yapacagim :) Kahve telvesi biriktiriyorum bu yüzden özenle...
- Toplamda yarim metrekare bahcede hayallenecegim de hayallenecegim :))

"Bahce"de durumlar böyle... :) Ayni hayat gibi :)
Tüm aksiliklere, kötü sürprizlere ve zorluklara ragmen güzel, güzel, güzel :)

Salı, Nisan 03, 2012

Hindiba gerilla bahcivanliga isiniyor :)

Photo by @bastique

Gerilla bahcivanligi teoriden severim. Felsefesine hele bayilirim. Yillar önce sevdigim bir bahce blogundaki su yaziyla duymustum ilkin. Uygulamada ise hep cekingen kaldim. Sorun gerilla bahcivanlikta degil, kisilik meselesi.

Bu yil elimdeki tohumlari kontrol ederken farkettim ki, bazilarinin son kullanma tarihi gecmis. Hem de öyle böyle degil; bazilari bu yaziyi okudugum yillarda aldiklarimdan. Yani epey bir gecmis.

Son kullanma tarihi gecmis (yani cimlenme yüzdesi sifira inmemisse bile azalmis) tohumlari elden cikarmaya karar vermisse insan, cöpe atmaktan daha sacma ne olabilir? Sanirim en cekingen ruhlu gerilla bahcivanin bile ise girisecegi nokta budur :)

Önce latin cicegi tohumlari ektim market yoluna. Ektim derken, cebimden cikarip kuru yapraklarin arasina attim teker teker. Doga kendi basinin caresine bakar fikrimce. Sonra yagmurlugumun cebinde taa gecen sonbaharki orman gezintisinde topladigim Lathyrus tohumlari vardi. Ne zaman elimi cebime soksam karsilasiyorduk :) E, alisverise gidip gelirken yolda karsilassak fena mi olur? Onlari da baska bir marketin yoluna, bir de sincabin arada bir oynadigi bir oyun parkina ektim ;)

Evde ayrica tarihi gecmis feslegen, mercankösk tohumlari var. Onlari da nehir kenarina ekeyim diyorum. Yazin hem bol günes alan, hem de su kaynagina yakin bir yer orasi. Yabani naneler, kekikler, bir tür reyhan veya feslegen  yetisiyor. Benim tohumlar da sever belki :)

Cevredeki bos arazilere, nehir kenarina, yol kenarilarina "benim bahcem" demeyi seviyordum. Isi lafta birakmayip biraz da calisayim, gerilla bahcivanliga kendi yaklasimimi getireyim bari :)

Gerilla bahcivanlik senin de ilgini cekiyorsa:
Güncelleme (ayni gün - ögleden sonra): Sincap oglumla nehir kenari üzerinden gezerek alisverise gittik. Yanima yeni tohumlar aldim yola cikarken. Sincap yolda iki sopa buldu, kilic yapip sövalyecilik oynadik. Sonra ben o sopalari kücük cukurlar kazmakta kullandim; bizim kücük bahcivan da bana yardim etti tohumlari ekerken. Sanirim sövalyecilige merakli erkek cocuk -  bitkilere merakli anne arasinda uyumlu bir denge kurduk :) Iki tane dört yaprakli yonca ektik (Oxalis deppei). Gören herkes "dört yaprakli yonca buldum, sansli günümdeyim" diye sevinir mi, bilmem artik.

Adacayi tohumlari vardi bir arkadasimin gönderdigi. O kadar coklar ki, önümüzdeki on yil eksem bitiremem evde. Üstelik adacayi cok yillik oldugu icin örnegin bu yil ekmeme gerek olmadi saksiya. Bu yüzden  onlardan birazini nehir kenarinda bir bankin arka tarafina ektim. Gecen sonbaharda bir gün tohumlari armagan eden arkadasimla o bankta nehire ve günese karsi oturmus; hayattan, insan olma hallerinden, oradan buradan konusmustuk. Adacaylari tam da orada cikarsa, arkadasim her zamankinden daha da yanimda olacak; mutlu olacagim :) Ayrica kizil yaprakli feslegen tohumlari ektim (serptim) etrafa. Tam yerlerini aklima yazmadim ama önemli degil. Görünce bilecegim benimkiler oldugunu :)

Bu yil o kadar cok yabani menekse görüyorum ki, anlatamam. Bir arkadasim daha var ki, yabani menekse uzmanidir. Gördükce onu aniyorum. Acaba benden habersiz buralara gelip gerilla bahcivanligi mi yapti diye süphelenmekteyim.

Eve dönerken sopalari coktan atmistik. Sıkılan sincapla "yolda karsilasmis iki tanidik"miscilik oynadik. Diyalog söyle (H: Hindiba, S:Sincap) :

H- Ooo, merhaba, nasilsiniz efendim?
S- Iyiyim, sen nasilsiniz?
H- Iyiyim, bunu sordunuz ya, daha da iyi oldum. Neler yapiyorsunuz?
S- Avuvuka (alisverise) gitmistim.
H- Öyle miii? Neler aldiniz? (bu da ne merakli tanidikmis böyle ;)
S- Süt aldim, bi de balik.
    Domates alacaktim, bi de salatalik, unutmusum onlari.
H- Iyi etmissiniz unutmakla.
S- Dogru, cünkü mevsimi degil.
    Cilegin de mevsimi degil ayrica.
H- Eh mirim, haklisiniz, dogru söze ne denir!

Sanirim ihmal edilmis blog Yerel ve Mevsiminde'yi sincaba devretmenin zamanidir. Yakisir!

    Salı, Mart 27, 2012

    Bugün ben ellerimle umut ektim kendim icin

    Photo by scrambldmeggs
    "Önce özetler" dememden bugün baska seylerden bahsedecegimi tahmin etmistin sanirim :)
    Simdi haberler :)

    Bugün uzun zamandir erteledigim icin canimi sıkan bir seyi hallettim. Cok mutluyum :) Az önce bu yaz icin ekmeyi düsündügüm tohumlari ekip bitirdim. Daha bir kac sey daha var ama onlari sonra da halledebilirim.

    Nasil oldu bilmiyorum ama son aylarda nerede gördüysem herb / sifali ot tohumu almisim farkinda olmadan. Bu yil ne eksem diye tohumlari toplayip bir araya getirdigimde farkettim durumu. Ingilizler'in "kitchen garden" dedigi türden bir yenilebilir, sifali otlar bahcesi yapmaya karar vermisim de haberim yokmus.

    Gecen hafta toprak isini hallettim. Normal saksi topragiyla karistirmak üzere biraz da bu tür bitkiler icin özel olanindan aldim. Bir de kullanabilecegim saksi ve kaplari bir araya getirdim.

    Haftasonu eve gelen boyaci ustasi balkondaki meshur asbestli parmakligimiza bakti ve hicbir sorun, hicbir asinma olmadigina dair garanti verdi. Esim hala süpheli ama yagma yok, bu yaz balkona yayiliyorum ben :)

    Ve bu gün de mutfagin ortasina gazete kagitlari yayip basladim calismaya. Tohumlar, saksilar ve topraklar ortaya cikti. Youtube'dan enerji ve motivasyon kanalina gecildi. Bu kez hatta gercek bir bahcivan gibi eldiven bile taktim :)

    Sana olay mahallinden bir kac fotograf sunmak isterdim; fakat sadece su asagidaki net cikmis. O da topragin koyu rengi sayesinde:


    Bu kez tohum paketlerinin üzerinden ayirt edici resim veya seritler kesip saksiya ilistirdim. "Hangi saksiya ne ekmistim?" problematigini de böylece cözmüs oldum.

    Ektiklerim:
    Nane (tohumdan cok zor yetisir derler, riske girdim :))
    Karabas (Bir tür lavanta)
    Feslegen (Anneanne feslegeni türünden)
    Feslegen - 2 (Limon feslegeni - Zitronenbasilikum. Tür cesitliligini destekleyen bir kampanyadan aldim, arilari da desteklemek adina)
    Maydonoz
    Dereotu
    Frenk sogani (Almanlar'in meshur Schnittlauch'u yani)
    Tere (Hani su üc günde ve pamukta bile yetisen türünden)
    Latin cicegi (Eski bir tohum. Ama ya cikarsa? :))
    Melisa (Ogul otu olarak da bilinen ot. Melissa officinalis)
    Limon otu (Asyali olan)
    Limon otu (Avrupali olan) (Asyali ve Avrupali diye ayirim bana ait. Aslinda gayet farkli iki bitki fakat nedense ikisi  de limon otu diye biliniyor.)
    Kirmizi ve yesil biber (Satin aldigimiz biberlerden. Belki cok tercih edilir tohumlar degil ama yine de...)
    Dört yaprakli yonca, Oxalis deppei (E, bu kadar ekim dikim isine bir nazar boncugu gerekmez mi? :)

    Gördügün gibi bu yil gayet riskli bir ise girisip tohumdan yetismesi güc, günesi ve bahceleri seven bitkiler ektim. Fakat ne gam, ben ne yaptigimi bilmez miyim?
    Bütün o saksilara umut ektim ben.

    Salı, Mart 13, 2012

    Havuç


    Bu fotograf bütün salata-yaparken-ayikladigi-havucun-alt-kismini-atmayip-topraga-ekme-meraklisi-"frugal"-bahcivanlar icin gelsin :))

    Hatta bunu sevdiysen, şunu neden sevmeyesin?

    Dipnot: "Saksi", kütüphanedeki makineden ictigim suyun atmayip eve getirdigim bardagi aslen. Frugal dediysek, yani gercekten...

    Çarşamba, Şubat 08, 2012

    Bir sana, bir bana aldim.



    Gecen yil bir daha suda sümbül yetistirmeyecegim demistim.
    Cicek actiktan sonra topraga kavusturamamak, dogasina aykiri bir sey yapiyormus hissine kapilmak rahatsiz ediyordu.
    Bu sonbaharda bir gün kendimi bir bahce markette buldum. Birisi beni resmen eliyle kapisindan iceri itti. Abartmiyorum.
    Aslinda minik sukkulentler alacaktim, bulamadim.
    Bunlari aldim.
    Bir sana, bir bana aldim.
    Bu yil özellikle bu renk aldim.

    Bazen topragindan uzaktayken cicek acmak zor geliyor.
    Bazen cicek aciyorsun, onu da birakip gitmek gerekiyor.
    Sümbüller öyle zamanlarda güc veriyor.
    Bunlara dair uzun uzun yazmak vardi.
    Ama sincap evde bugün ve uyandi simdi.
    Sümbülleri gösterecegim ona, burnuna dayacagim hatta kokusunu icine ceksin diye
    ve gecikmis güzel bir kahvalti yapacagim onunla :)

    Salı, Ocak 31, 2012

    Fakat cok gizli bir hayraninizim.

    Itiraf edeyim, öyle cok fotojenik sayilmazsiniz.
    E, bendeki fotograf makinesi de makine degil.
    Fakat cok gizli bir hayraninizim.
    Ondandir böyle günlerdir boy boy, poz poz fotograflarinizi cekisim.
    Ondandir diğer bloglardaki kar, kış postlarına inat, müjdelediginiz bahari konu edisim.
    Minik ellerinizden öper, Barbara'ya selam ederim.






    Pazartesi, Temmuz 11, 2011

    Bu haftanin dondurmalari

    Hizimi alamiyorum! Evdeki bir dondurma bitmeden aklima bir kac yeni dondurma fikri daha geliyor. Bu hafta avokadolu dondurma ve kakaolu-cevizli dondurma yaptim. Avokadolu dondurmayi özellikle denedim; cünkü meyvenin kremsi dokusu ve icerdigi yüksek yag orani sebebiyle dondurmanin kivamina katkisi olacagini tahmin ediyordum. Nitekim  öyle de oldu ve evde cok begenildi. Fakat yerel bir meyve olmaması sebebiyle sık sık yapılacak dondurmalar listemde olamayacak. Zaten avokadoyu cok sevdigim halde, elim üc dört kez gidiyorsa bir kez aliyordum. Fakat Türkiye'de durum belki farkli olabilir. En azindan güney illeri acisindan. Tijen hem kitaplarinda hem de blogunda Antalya'da yerli avokado yetistirildigini ve satildigini söylemisti gibi animsiyorum. Antalyalilar'a özellikle öneririm öyleyse :)

    Tarif söyle:
    Avokadolu dondurma:
    200 ml. krema
    1 avokado
    1 bardak süt
    1 cay kasigi guar cekirdegi tozu (guar ve alternatifleri icin bu yaziya bakiniz)
    5 yemek kasigi seker

    Avokado soyulup küp küp dograniyor. Guar tozu bir bardak soguk sütte eritiliyor ve orta isida bir ocakta kivamlanana kadar karistiriliyor. Tüm malzeme birlestirilip blender'dan geciriliyor. Buzluga konuyor. Her yarim saatte bir cikarip karistiriliyor ve tekrar buzluga konuyor. 4-5 saat sonra hazir.

    Avokadolu dondurma cok cabuk tükendigi icin modellik yapmaya firsati olamadi. Onun yerine evdeki avokado bitkimizin son durumunu gösteren bir fotograf ekliyorum. Dondurmasini yaptiginiz avokadonun cekirdeginden avokado yetistirmenin detaylari icin buraya. Öylesine hizli büyüyor ki, yaz ortasinda saksisini degistirsem mi, sonbahari beklesem cok mu gec olur diye düsünmekteyim su anda:




    Gelelim diger dondurmaya. Kakaolu dondurma, her dondurma lafi acildiginda bu yöndeki talebini belli eden sincap icin yapildi. Icine ekledigim ögütülmüs cevizlerden biri büyükce kaldigi icin dilinde hissedince pek hosuna gitmedi ve hemen dondurma kasesini eliyle itiverdi. Nitekim diger dondurmalari da hep azar azar yemisti. Ama önemli degil. Önemli olan sincapta bir "ev yapimi dondurma" hafizasi ve damaginin gelisiyor olmasi.

    Kakaolu-Cevizli Dondurma:
    200 ml.den biraz fazla krema
    1,5 bardak süt
    2 cay kasigi guar cekirdegi tozu
    1 avuc ceviz
    2 yemek kasigi kakao (sekersiz, saf kakao)
    5 yemek kasigi seker

    Guar cekirdegi tozu yine soguk süte ekleniyor ve orta isida ocakta karistirarak cok az (belirgin bir kivam alana dek) isitiliyor. Ceviz döverek ya da blender'dan gecirilerek incecik ögütülüyor. Tüm malzeme birlestiriliyor. Kasik ya da cirpma teli  ile iyice karistiriliyor. Buzluga konuyor. Her yarim saatte bir cikarip karistiriliyor ve tekrar buzluga konuyor. 4-5 saat sonra hazir. 

    Bana kalirsa hem renk, hem tat olarak gayet kakaolu bir dondurmaydi ama esim daha yogun, aci cikolatayi andiran bir kakao tadi istiyormus. Bir dahaki sefer icin not aliyor ve yogun cikolata tadi sevenlere de daha fazla kakao katmalarini tavsiye ediyorum.