Tüm yayin burada .
Özetler, dikkat cekici ifadeler:
- "Zaman kazanmak" : Güzel kavram ama dogru degil. Hizlandirilmis bir toplumda yasadigimiz dogru ama hizlanmak zaman kazandirmiyor.
- Toplumsal yasamda göreceli zaman algisi. Günler ve geceler bir yüzyil öncekiyle ayni uzunlukta. Ama modern yasamin frekansi gecmistekinden farkli.
- "Zaman paradir. Paraysa güc" (Hindibanin notu: Sahi neden tartismadan dogru kabul ediyoruz bu cümleyi hep?)
- Zamanimiz azalmiyor, arz edilen seyler artiyor. Arz edilen herseyi yapmak isteyen icin cözüm: Multitasking mecburiyeti.
- Goethe ve Thoreau'un kendilerince cevrelerindeki toplumsal yasamda hizlanmadan sikayet ettigi 18. -19. yüzyildan bu yana ulasim, iletisim ve üretim süreclerinden sürekli bir hizlanma var. Hizlanma algisi da zaman algisi gibi göreceli. (Hindibanin notu: Thoreau trenlerden ve telgraf tellerinden sikayet ediyor. Ben ve cagdaslarim trenlerin ve telgraflarin hizina geri dönsek memnun olacagiz :) )
- Kitlesel baski, herkes hizliyken yavas oldugunda "bir sey kaciriyor olma" endisesi. Bu bazen ekonomik endiselerden bile ön planda.
- Toplumsal saat- Dis saat- Ic (biyolojik) saat. Nüfusun belli bir kismi gec uyuyanlardan, bir kismi ise erken uyuyanlardan olusuyor. Bundan bagismiz olarak bir kismi "az uyurlar", bir kismi "cok uyurlar". Bu ic saat ve bireysel egilimler dis saatle (günes ve doganin belirledigi) senkronize ediliyor. Toplumsal saat sorunlu. Nüfusun en az %20'si meslekleri icabi ic saatleri geregi dinlenme ve uykuya ayrilmasi gereken saatlerde calisiyorlar. Bu fenomene "sosyal jetlag" deniyormus. Bedensel ve ruhsal bir cok rahatsizligin sebebi oldugu kabul ediliyor ya da tahmin ediliyor (Kanser, diyabet, burn-out,depresyon, vb) . Gece vardiyalarinda hata yapma olasiligi da daha fazlaymis. Bu konu genel olarak Kronobiyoloji denen bilimin inceleme konusuymus. Bir uzmana göre toplumsal yasam ve is hayati bireylerin biyolojik saatleri göz önüne alinarak organize edilmeli. Bir digerine göre bu zor cünkü büyük senkronizasyon baskisini beraberinde getirir.
- Calisma zamaninin biyolojik saate ters olmasina ek olarak modern iletisim teknolojileri sebebiyle "sürekli erisilebilir olma" da bir diger sorun. Su anda calisan nüfusun ücte biri amirleri tarafindan 24 saat erisilebilir durumda. (Hindibanin notu: Böyle bir iste bir süre calistim. Berbat bir deneyimdi. Bugün yeniden calisacak olsam, elimden gelen her sekilde mesai saatleri disinda erisilebilir olmaya direnirim. Türkiye'de henüz herkesin cep telefonu olmayan yillarda belli pozisyondaki calisanlarini cep telefonu yok diye asagilayan ve sürekli erisilebilirlik icin bir tane edinmesi gerektigini ima ya da acikca ifade eden amirler biliyorum. Bu düsünce tarzini tartisabiliyor olmaliyiz)
- Mekanik saatin icadina dek, zaman öylesine dogayla örtüsen bir kavramdi ki, bazi eski dillerde zaman(time) ve hava (weather) ayni sözcükle ifade ediliyordu. Mekanik saatin icadiyla zaman soyut ve boslukla özdeslesen bir anlama büründü. (Hindibanin notu: Güncel Türkce'de zamana ya da zaman birimlerine karsilik gelen bütün sözcüklerin baska dillerden ödünc alinmis olmasina ne demeli? Bu konu uzun zamandir aklimi mesgul ediyor. Önüme dilden biraz anlayan kim ciksa sorarim :) Yil ve ay sözcüklerini haric tutarsak, "Zaman", "vakit", "mevsim" hafta", "saat", "dakika", "saniye" ve hatta "an". Bu sözcüklerin hicbiri Türkce degil ve örnekler cogaltilabilir. Türkler Arap-Fars kültürüyle tanismadan önce zamana dair meramlarini nasil anlatiyordu? Dil düsünce seklinin canli bir yansimasidir. Zaman eski Türk kültüründe bir tema degil miydi???)
- Zaman elestirisi ayni zamanda sistem elestirisidir. Kapitalist sistem hizdan ayri düsünülemez. Hizla üretilmeli, hizla tüketilmeli, tüketimi hizlanidrmak icin hizla yeni ve gercek olmayan ihtiyac duygusu yaratilmalidir.
- Küresel ekonominin islem hizi (özellikle finans sektöründe) baska alanlarda baski yaratiyor. Politikanin ekonomi kadar hizli olamadigini ve hatta demokrasinin tanimi geregi totaliter rejimlere göre (karar alma sürecinin hizi acisindan) dezavantajli oldugunu düsünenler var. Egitim sürecini ekonominin hizina uydurmak gerektigini düsünenler de.
- 2008 yilinda Isvicre Borsasi saniyedeki islem sayisini 3000 olarak acikladi. Daha 1996 yilinda saniyedeki islem sayisi sadece 45'di.
- Test edilmeden hizla piyasaya sürülmüs finans ürünleri krize yol acti. Ilac ve otomobil sanayilerinde gittikce daha cok ürünün üretim hatalari sebebiyle geri cagrilmasi da ayni sebepten.
- Einstein'den beri bilinen bilimsel gercek, zamanin göreceli oldugu. Günlük yasayisimizdaki zaman algilamamiz da öyle. Acelemiz varsa hizli akabiliyor, beklememiz gerekiyorsa yavas akiyor. Cocuklar zamanin yavas aktigi algisina sahip, yaslilar ise cok hizli aktigindan sikayet ediyor. Bilinen su ki, zamani dogrudan algilayan bir duyu organimiz yok. Zaman beyinde "insa ediliyor". Beyin bize zamanin belli bir yönde, degisen hizlarda, sürekli aktigi "illüzyonunu" sunuyor. (Hindibanin notu: Pek cok bilgelik gelenekleri de ayni seyi söyler.)
Ondan özetler:
- Iletisim hizimiz büyük anne-babalarimizdan yüz kat daha hizli. Ulasim hizimizdaki artis ise yüz kattan bile fazla (Hindibanin notu: Bu cümleler bana henüz cok taze okudugum bir Ayse Kulin röportajindan su cümleleri animsatiyor: "Ben anneannemin annesi olan Behice hanımı da, babası Maliye Nazırı Ahmet Reşat'ı da gördüm. Ahmet Reşat öldüğü zaman 8-9 yaşındaydım, Behice hanım öldüğünde de orta 3'üncü sınıftaydım. Çok net algılarım var. Bir çağ farkını onlara bakınca hissediyordunuz. Sanki her şey biraz daha yavaşlıyor, dil başka, kıyafetler başka, edalar başka. Yani başka bir dünyanın insanları. Şuraya uzaylılar inse adeta onlar gibiydiler ". Carpici ve üzerinde düsünmelik.)
- Endüstri ve bilimin tek amaci herseyi daha hizli yapabilmek ve zaman kazanmak gibi.
- Hizlanmak, islerin daha hizli akmasini saglayabilmek bizlere bir güc ve otonomluk hissi veriyor. Sorun su ki bazen belli bir amaca hicmet etmeden, bir hedefe yönelmeden de hizlanabiliyoruz.
- Bilimsel calismalara göre modern insanin "ulasim icin ayirdigi zaman bütcesi" (böyle bir bilimsel ölcü varmis) bir saatten biraz az.Ilginc olan su ki, bu süre zaten binyillardir yaklasik sabit. Bir saatten eksisiyle artisiyla biraz az. Burdan anliyoruz ki, ulasim araclarindaki hizlanmayi zaman kazanmak, daha cok bos zaman sahibi olmak, yollarda daha az zaman gecirmek icin kullanmiyoruz, buradan kazandigimiz zamani tekrar daha uzaklara seyahat edebilmek icin kullaniyoruz. (Hindibanin notu: Evimizle isimiz arasindaki mesafe gittikce büyüyor örnegin. Gittikce daha uzaklara tatile gidiyoruz örnegin.)
- Modern caglarin sorunu: Kalabaklar icinde kesintiye ugramadan hizla hareket etmek. (Gecen haftasonu büyük sehirdeydim. 250.000'den fazla nüfuslu sehirlerde yasayamanin bir lüks degil, eziyet oldugunu farkettim. Özellikle herkesin ayni anda ayni yerde hareket ettigi durumlarda). Bu isin de bilimi var ve insan kalabaliklarinin hizi konusunda bir sinir oldugunu belirlemisler. Fiziksel olmaktan cok psikolojik bir hiz. Bazen iki kati yürüyerek cikmak (bekleme süreleri de göz önüne alinirsa) asansörler cikmaktan daha hizli.
Sen ne dersin bu islere? Tecrübelerin,duygu ve düsüncelerin ne yönde?
"Neden daha hizli olmasin?" diyenlerden misin, yoksa tam tersi "neden bu kadar hizli olsun ki?" diyenlerden mi?
Acelemiz yok :) Zamanin olunca yaz :)






