"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




müdüriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müdüriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 20, 2012

"Tatil"e çıkıyorum.
Uzaklara gidiyorum.
Yakinlara geliyorum.
Bir süre yazacagimi sanmiyorum.
Gerekirse bir mail atarsin, ya da bir yorum.
Firsat bulunca mutlaka yanitlarim.

Canın sıkılırsa, sagda 'Rastgele' linki var."Aradigim beni bulur" diyenler icin...
Arsiv var, kronolojik gitmeyi sevenler icin...
Bulut var, temasal yaklasimlar icin...
Arama kutucugu var, "her sey bir sözcükle baslar" diyenler icin...
Baska agaclarin meyveleri var, döneniyle duraniyla; atlamayi sevenler icin...

Simdi gidip bavullari yerlestirmeye devam edecegim.
Bolca kendime söylenecegim.
Yolculukta olabilecek bütün olumsuzluklari hesaplayip,
onlara göre tek tek önlem alan zihnime sasacagim.
Yol-culuk, gerginlik, gereklilik, tekrar tekrar gectigim yollar üzerine düsünecegim.

 Saglicakla kal hep, hepimize iyi yolculuklar.

Salı, Temmuz 03, 2012

Haseki küpesi kardeşliği

Photo by Alwyn Ladell
Haseki küpelerinde tohum zamani.
Ben de buldugum yerlerde topluyorum hep.
Ne yazik ki tohuma gectiklerinde artik hangisinin ciceginin ne renk oldugu belli olmuyor. Ben de  cicek actiklari sira onlari izlerken pek aklimda tutmamisim. O yüzden buldugum bütün tohumlari tek bir kese kagidi icinde biriktiriyorum. Icinden biraz alip serpilince belli bir yerde üc-dört ayri renkte haseki küpesi büyüyecegini düsünmek hosuma gidiyor :)

Ve bir fikir gelistiriyorum kafamda. Gerci su ana kadar fazla tohum toplayamadim. 3-4 kisilik kadar. Fakat toplamaya devam edecegim.

Bir haseki küpesi kardesligine var misin? Tohumlari saçıp gelecek yilki gelismelerini izleyebilecegin, cimleri düzenli bicilmeyen,  ufacik da olsa bir toprak parcasi var mi? Yorum ya da e-mail yazarsan, gelis sirasina göre elimdeki tohumlardan yettigi kadarini göndermek istiyorum. Ayni sehirde yasayanlar varsa, tercihen birine gönderecegim, kendi aralarinda posta ya da sahsen ulastirarak paylasmak üzere...

Bu arada ikinci duyuru: Elinde kendi cektigi akcaagac fotograflari olan (her acidan, her detaydan, yaz hali, kis hali, cicek, yaprak, tohum, vb... olabilir) varsa benimle paylasabilir mi? Paylasirken de yanina bir blog yazisinda kullanip kullanamayacagimi not düsebilir mi lütfen? Tesekkürler...

Cuma, Mayıs 11, 2012

Soru cevap bölümüne geciyoruz...

Yazacak o kadar cok konu var ki, bir tür felc durumuna sokuyor beni. Hangisini yazayim diye düsünmekten ve uzun uzadiya hazirlanan yazilara girisemedigimden hicbirini yazamaz durumdayim.

En iyisi ya sen sor ben bir seyler anlatayim. Ya da ben sorayim, sen bir seyler anlat.
Hangimiz baslayalim?

Salı, Mayıs 08, 2012

Kategorize et!

Tabii beni kategorize etme, ama blogu kategorize edebilirsin :)

Blogda biraz bahar temizligi yapasim var. Öncelikle etiketlere el atmak istiyorum. Bazi yazilari yayinlarken etiketlememisim. Bazi etikletlerin gerekliliginden süpheliyim. Belki bazi yeni etiketler de ise yarayabilir.

Sen ne nersin?

"Su yazi su etiketin altinda olmaliydi."
"X etiketi gereksiz"
"Yeni bir etiket önerim var"

diyorsan lütfen bu hafta icinde yaz, degerlendireyim.

Cuma, Aralık 30, 2011

Hakkimda...

Đëjάώυ'cugum :)
Hakkimda daha önce anlattiklarim ile bir blog dolusu ettigim laf bir yana,



1)Seviyorum:
annelik sapkasini takabilmek icin basindaki diger tüm sapkalari cikarmasi gerekmedigini bilen anneleri seviyorum
emzirme sorunlarini anlatirken araya dünya ahvali postu sıkıstırabilen blog annelerini...
hatta cocuk sahibi oldugunu üc bes yazi sonra ancak farkettigim blog annelerini...
"ben senden önce bir hictim evladim, yasamim seninle bir anlam buldu" demeyen anneleri...
seviyorum hepsini.
(  itiraf ediyorum 3-4 ay önce bir sosyal mecrada paylasmistim bu fikirlerimi. simdi kopyala-yapistir yapiyorum ;)  )

2)Şaşırıyorum:
Sokakta, bakkalda, kuaförde kendi aralarinda Türkce konusurken araya "Ah soo!" sıkıştıran, konusmanin sonunda "Tschüsss!" diyerek vedalasan Türklere rast gelince şaşırıyorum. "Öyle mi?" ve "Hoscakal"i hangi derede suya düsürdüler merak ediyorum. Bunun burada fazla yasamislikla ilgisi yok. Türkiye'den geleli üc hafta olmuslar da yapiyor; 30 yildir burada yasayip, üc kelime Almanca ögrenmek icin ugrasmamislar da... Ilginc bir bilingual fenomen oldugunu düsünüyorum.
("Hangi derede suya düsürdüler" diye bir deyim var mi? Galiba ben uydurdum bunu simdi...)

3)Mutlu oluyorum:
Oglum yaptigim herhangi bir palyacoluktan hoslanip kıkır kıkır gülmeye basladi mi, cok mutlu oluyorum. Icim hafifliyor, sanki bir anda gökler aciliyor, ben hafifleyip elli metre yükseliyorum :) O zaman daha da cok gülsün diye onu gidiklamaya basliyorum. Gidiklarken bir taraftan "neşe küpüm benim,  neşe küpüm benim" diyorum :)

4)Soruyorum:
Dogdugundan beri aksatmadan belli araliklarla "Söyle bakalim, neden bu kadar tatlisin sen?" diye soruyorum. Baslarda tabii sadece yüzüme bakardi. Konusmayi ilk ögrendigi siralar ellerini acar "bilmiyorum ki" derdi. Simdilerde ne zaman sorsam "cünkü tatli seyler yemeyi seviyorum" diyor. On, yirmi sene sonra sorsam ne yanit verir, merak ediyorum :))

5)Bilmiyorum
Telefon caliyor. Basina gidip arayan numaraya bakiyorum. Kimin aradigini anliyorum. Yine de telefonu "merhaba X..." diye degil; "Alo ??" diye aciyorum. Niye böyle yaptigimi bilmiyorum :)

6)Okuyorum:
Ne zaman kendimi kötü hissetsem ya bir doga/bitki kilavuzu ya da Robert Fulghum okuyorum.

7)Merak ediyorum:
Ankara'da büyüdüm. Ankara'yi seviyorum. Istanbul'un en cok Ankara'ya dönüsünü severim. (Bu arada bir iddiyaya göre bu lafin orijinali Brecht'e aittir ve tabii ki Istanbul ve Ankara'dan bahsetmiyordur.) Her yil büyük bir mutlulukla gidiyorum Ankara'ya. Ama benim Ankara'mi bulamiyorum. Oraya bakiyorum, buraya bakiyorum, yok her sey degismis, bulamiyorum. Nereye gitmis merak ediyorum. Ben nereliyim, nereye aitim, merak ediyorum. 

Ikinci mimde yeni yildan 12 dilekte mi bulunacaktik? Tuhaf ki, aklima klasik "saglik, mutluluk, huzur, vb"dan baska bir sey gelmiyor. Buyursun nasil olmasi gerekiyorsa öyle gelsin, basimin üstünde yeri var.

Senin hakkinda bilmem gereken seyler nelerdir?
"Sana" diyorum, evet :)
Ister blogunda yaz, ister yorumlarda :)
Ister mail yaz, ister mektup :)
Beklerim.

Perşembe, Haziran 09, 2011

Ara tara

Eski yazilarimdan herhangi birini bulmak icin gittikce cok Google aramasina basvurur olmustum.
Hep yapmak istedigim seydi.
Istek üzerine yaptim gitti :)
Sag tarafta "Ara Tara" basligi altinda blog ici Google aramasi yapmak artik mümkün :)

Pazar, Aralık 26, 2010

Bu blog karşı görüşe açık

Aslinda her zaman öyleydi. Ama bugün itibariyle bu blog resmi olarak da "karşı görüşe ve eleştiriye açık blog"dur.

Neden?

-  "Her ne kadar kendi fikirlerim pek hoşuma gidiyorsa da sanırım ki, başkalarının da kendi hoşlarına giden böyle fikirleri vardır" 1  ve ben onlarin ne oldugunu cok merak ediyorum.

- "Akıllılar, zayıf yanlarını bildiklerinden, yanılmayacaklarını ileri sürmezler"2 ve de "Dünyayla ilgili tüm problem aptallarin ve fanatiklerin daima kendilerinden bu kadar emin ve akillilarin daima bu kadar süphe dolu olmalaridir" 3. Akilli oldugumu iddia etmiyorum ama mümkünse aptal ya da fanatik olmamak icin elimden geleni yapmayi tercih ederim.

- Ayrica "Bende hatalı olan hiç bir şey yoksa, evrenle ilgili yanlış giden bir şeyler var demektir"4 ve hatta "belki yanılıyor olabilirim"5

-Tabii bir de "Elestiri, hicbir sey söylemezsek, hicbir sey yapmazsak ve hatta hicbir sey olmazsak kolaylikla kacinabilecegimiz bir seydir"6. Ama iste tüm bunlari yapmadan duramiyorum.

- Sık sık bir yaziyi yazarken kendimi, kendi yazdiklarima anti tez gelistirirken buluyorum. Yaziyi uzatmamak icin onlardan bahsetmiyor, "Nasil olsa birileri yorum birakir, söyler, tartisma ortami olusur, ben de bunun üzerine aciklarim fikrimi" diyorum. Ama o karsi görüslü yorum hemen hic gelmiyor ve ben buna cok sasiriyorum!

- Alkışı, sırt sıvazlamayı imzali, yergiyi anonymous yapan; bir de karşı görüşü anonymous bildirmeye zorlayan zihniyeti anlamakta güclük cekiyorum.

- Üstelik gecen gün bir yerde şeytanın avukatıyla karşılaştım. Hiç de fena birine benzemiyordu.

Özetle;
- Genel kabul görmüs nezaket ve tartisma kurallari cercevesinde,
- bana veya ücüncü sahislara karsi hakaret, siddet ve alay icermeyen,
- alti imzali 

görüslerinize benimkilerin aksi yönde de olsa acigim. Kizmam, kirilmam, darilmam, bozulmam. Anlamaya calisirim, üzerinde düsünürüm, gerekirse biraz daha okur arastiririm. Anlamli gelirse kabul ederim ama sonunda her zaman sizin dediginizin olacagina söz veremem :)

Arsivin karanliklarinda kaybolmasin diye her iki blogumda sag sütundan bu yaziya sabit bir link verecegim. Elinden cizim gelen birileri okur, benim icin bir de icinden geldigi gibi bir logo cizer, konuya görsellik katarsa pek memnun olur, sükran duyarim. Bir gün ziyaret ettigim bir blogun saginda solunda bir kösede ayni logoyu görür de, evimde gibi rahat konusabilecegim, "ama ben farkli düsünüyorum" diyebilecegim bir yer oldugunu anlarsam daha da mutlu olurum.

Alintilar:
1Descartes,
2Thomas Jefferson,
3Bertrand Russell
4Anonim,
5Robert Fulghum,
6Aristotle

Perşembe, Haziran 17, 2010

Eylemsizlik


Eylemsizlik kurali yazarken de gecerli sanirim. Yazdikca yaziyordum; bir süre yazmayinca, bir süre daha yazmayasim geldi. Elimin altinda internet oldugu halde... Bakalim, ne kadar devam edecek bu hal...

Perşembe, Ekim 29, 2009

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın.

Cumartesi, Ekim 03, 2009

Yeni seyler okumak lazim...

"Kaynaklar ve yolu yolumla kesisen günlükler" bölümünü güncelleyecegim bu hafta sonu. Oraya eklenmek üzere bana önerebileceginiz yeni "yesil", "sade", "dogal", "sürdürülebilir", "cevre dostu", "..." siteler, web günlükleri var mi?

Cumartesi, Haziran 06, 2009

Yeniden...

Füf..füf..
See...see...
Ses kontrol...Ses kontrol...

Sesimi duyan var mi?
Orda hala birileri var mi?

Yeniden diyerek gecici olarak veda etmistim,
yeniden merhaba demek istiyorum.

Anlatacak sey cok ama vakit az. Ilk vakit buldugumda murverlerden, cileklerden, asbestten ve baska seylerden bahsedecegim. Ama simdilik uzun yazamiyorum. Oglum kultur soku yasiyor, kucuk bir kanguru yavrusuna donustu. Bir saniye yanimdan ayrilmak istemiyor. Bu da bilgisayar basinda daha az zaman demek. Daha uzun araliklarla da olsa yazmaya calisacagim.

Son iki aydir yorumlariniza, ozellikle sorulara yanit veremedigim icin cok uzgunum. Zamanla ama mutlaka hepsi yanitlanacak.

Çarşamba, Nisan 01, 2009

Yeniden... (Dikkat! Bu bir bant kaydıdır)

Bugün itibariyle yollardayız yeniden.
Malta'dan ayrılıyoruz.
Durmadan akıp giden bulutları, güneşi, denizi, zeytin ağacını gerimizde bırakıyoruz.


Anakaraya geri dönüyoruz.
İçinde kendimi kaybedeceğim kütüphanelere...
Koyu ve çok yeşile...
Ihlamura, meşeye, ırmağa...
Asılı, gri bulutlara...
Geri dönüyoruz.


Yeniden bavulları, kutuları hazırladık.
Yeniden safra attık, gereksizlerden kurtulduk.


Kimbilir ne kadar zaman internet bağlantım olmayacak.
Bir bilgisayarın başına oturmaya zaman da olmayacak sanırım.

Bir süre ortalarda olmayacağım.

Daha Malta'yla ilgili anlatacaklarım bitmemişti oysa.
Ben de düşündüm ki ben yokken otomatik yayınlanacak bir kaç Malta yazısı fena olmaz. Önümüzdeki günlerde onlar gelecek.


Değerli okuyucu;
Tekrar buluşana dek sağlıklı, mutlu, huzurlu günler sana...

Cuma, Şubat 27, 2009

Sevdiklerim

Akvaryumda İki Balık ve Kitubi, Basit Bir Yaşam'ı sevdikleri bloglar arasında saymışlar. Sevindim, onur ve mutluluk duydum. Bu mim gereği benim de sevdiğim bloglardan 7 tanesini saymam gerekiyor. Aslında biraz kaytarmak eğilimindeyim. Hatta daha önce Işıl benzer bir mim gereği adımı andığında kaytarmıştım bile. Sevdiklerim arasında seçim yapmayı sevmiyorum çünkü.
Sonra başka blog yazarlarının yaptığı gibi blog linklerime referans vermeyi düşündüm. Blog yazılarımın altında sevdiğim ve günlük olarak takip ettiğim blogların bir listesi var. Listedeki hiç bir blog benim isteğim dışında, kendimi mecbur hissettiğim için durmuyor orada. Hepsini seviyorum. Sonra sağ tarafta yolu yolumla kesişen bloglar var; onları da severek ve çok şey öğrenerek okuyorum. Ayrıca başka ağaçların meyveleri var. Herhangi bir blogda basit yaşam felsefesiyle ilgili severek okuduğum bir yazıya rastlarsam, linkini orada veriyorum. Sevmekten öte imrendiğim, keşke ben yazsaydım dediğim yazılar onlar biraz.
Kısaca mutlak olarak diğerlerinin önüne çıkan 7 tane blog yok benim için. Kimse için de yok sanırım. Ama yine de bir kaç blogu anmak istiyorum bu yazıda. Çünkü -dedim ya- ben bu mim çerçevesinde bir blog yazısında kendi adımı anılmış görmekten mutluluk duydum. Bence bu türden bir mutluluğu her blog yazarı hak eder. Ayrıca Kitubi'de Damla'nın söylediğine katılıyorum. Beğendiğimiz bloglara ve blog yazılarına her fırsatta link vererek onların arama motorlarında üst sıralara yükselmelerine destek olmalıyız.
Böylece bu mim konusunu evirip çeviriyor ve bugünlerde hoşuma giden bir kaç blog içeriğine getiriyorum sözü. Evet, bir fikir, bir fotoğraf, bir tarif, bir gözlemle bazen hatta sadece tek bir cümleyle günümü aydınlatan blog yazıları (ve yazarları) var.

Sardunya geçenlerde kendi blog güzellemesini yazarken birisinden "Anne olunca da aktivite annesi olmadığı için bile başımın üstünde yeri kocaman" diye bahsediyordu mesela. Hoşuma gitti, olmaya çok heveslendiğim halde bir "aktivite annesi" olamadığımdandır, içimi rahatlattığındandır belki. Bu cümlenin de benim başımın üstünde yeri var.
Mesimlerden Roma'da sağlıklı kilo vermek ve beslenme alışkanlıklarımız üzerine bir dizi yazı yayınlandı bugünlerde. İlk yazıda bir cümlesi var Mehtap Hanım'ın yürekten katıldığım: "Elinize sadece kalbi alip, karacigeri kenara koyarak, bobrekleri hice sayarak, onu anlamak, degistirmek ya da tedavi etmek mumkun degildir..". Bu hatayı sadece beslenmede değil, sadece vücudumuzla ilgili değil, yaşamın her alanında ve dünyanın her köşesinde yaptığımıza inanıyorum üstelik. Elimize sadece Afganistan'ı alıp, sadece karbondioksit salımını alıp, sadece iflas eden bankaları alıp "hadi bunu çözelim" diyoruz mesela.

Bunun gibi bir cümleyle yüreğimi çalan blogger çok. Bu ikisi şu an aklımda olan iki örnek...

Burcu'nun blogunda sağ üst köşedeki Son Zamanlarda bölümünü alıntı yapamayacak kadar baştan sona seviyorum. Hani neredeyse "keşke bu bölüme yorum bırakabilme imkanı olsa da ben her seferinde bir şeyler yazabilsem" diyecek kadar...

Kitubi'de Ayk budur! serisi pek hoşuma gidiyor. Yenilerini merakla bekliyorum.

Keşke daha sık yazsa dediğim, ama dokunmaya kıyamadığım blog yazarları var: Yaban gibi, Demet gibi...

Keşke yeniden yazsalar dediğim blog yazarları var: Nane ve Limon gibi, Ehlikeyif Bahçe gibi...

Oğluma bugünlerde en çok hangi bloglar dikkatini çekiyor diye sordum. Defne, Ares ve Bulut dedi! Şaşmamalı; çocukları, köpekleri ve kedileri çoook seviyor. İlgisini fotoğrafları işaret edip gülerek "aaaaa!" demesinden anlıyorum :)

Sizin adını herhangi bir sebeple anmaya değer bulduğunuz bloglar hangileri?
İsterseniz kendi blogunuzda, isterseniz bu yazının yorum bölümünde yazın.

Pazar, Ekim 26, 2008

Paralel yayına geçiyorum.

* E, bi güncelleme daha: Elektra'nın verdiği linklerden turk.internet.com'dakini okuyordum da...
Bir uzman, blog açan herkesten vatandaşlık numarası falan alınmasını ve telefonla kimliğinin teyit edilmesini ve blogun bunu takiben açılmasını öneriyor...
...mu, yoksa ben hayal mi gördüm? veya yanlış mı anladım okuduklarımı?
yok, yok, bu "uzman" kesin konuyla kendi şahsi dalgasını geçiyor!
*
Güncelleme: Beklediğim Serdar Kuzuloğlu yazısı geldi.
*
Erişim yasağı kalkana dek...

basitbiryasam.blogspot.com 'un ulaşamadığı koordinatlara
basitbiryasam.wordpress.com erişecek.

Dünya'dan Mars'a...
Dünya'dan Mars'a...

beni duyuyor musunuz?

Çarşamba, Temmuz 23, 2008

Radyo Hindiba Version 1.0

Hindiba usulü blog radyosu Radyo Hindiba'da gelişmeler var. Bundan sonra eğer >> işaretini görürseniz şarkıyı içinizden söylemekle kalmayıp ve de "hangi şarkıydı ya bu?" diye düşünmenize gerek olmayıp şarkıyı dinleyebilirsiniz de...

Nasıl?

>> işaretine tıklayarak tabii ki...

Her şarkıya link vermemi beklemeyin.
Günlüğümün ana fikrine uymuyor.
Hem hepsinin videosu bulunmuyor.
Ayrıca bulunanlar da kaliteli olmayabiliyor.
Üstelik de tembelim.

İşleyişte bir tuhaflık görürseniz haber verirsiniz, değil mi?

Pazartesi, Haziran 23, 2008

Döndük. Malum uçuş korkuma rağmen bir güne aslanlar gibi iki uçuşu sığdırdığım, Malta'ya iniş sırasında kendi kendime "A ha ha! O nasıl manevra yahu, ben bile pisti daha iyi tuttururdum" şeklinde espriler bile yapabildiğim muhteşem dönüş yolculuğundan bahsedecektim ki... oğlum ve ben aynı anda hastalandık. Hava değişikliğinden galiba. Ben atlattım, o hala biraz öksürüyor. Geçen hafta hiç keyifli değildi. Yüksek ateşle mücadele ve adanın muhtelif yerlerindeki klinikleri öğrenmekle meşguldük. Malta'yı bıraktığımızdan daha sıcak ve daha turistik bulduk. Tatil öncesinden birikmiş bir dolu konu, tatilden toplayıp geldiğim bir çok ilginç şey var. Fakat internetsiz günlere epeyce alıştım. Oğlum da gittikçe daha çok hareketleniyor ve ilgi bekliyor. Ve de iklim Akdeniz usulü öğleden sonrası siestasını neredeyse mecburi kılıyor. Sanal yaşamı biraz rölantiye almayı, yazılarımı biraz seyreltmeyi düşünüyorum. Ama yine de...

Önümüzdeki günlerde Walden gölcüğünde Thoreau ile sohbete devam edeceğim.
Liçi raporlarına devam edeceğim. 5. yaprağı hiç sormayın, o hazin bir hikaye...
Somon renkli bir latin çiçeğinin heyecanına bulanmış bir yazı yazacağım.
Bana türlü oyunlar eden yaramaz bir kefir mayasından bahsedeceğim.
Günlük dile yerleşmiş gereksiz sözcüklere çatacağım.
Sukkulentleri ve onların yeme-de-yanında-yat bir üyesini anlatmaya çalışacağım.
Yaşam kalitemizi arttıran basit ama olağanüstü şeylerden bahsedeceğim.
E-mail selini azaltmak ve posta kutumu bir düzene koymak için denediklerimi sayacağım.
Suya sabuna, biraz sirkeye dokunacağım.
Küresel gıda ve enerji krizini, ekonomik durgunlukları aşmanın sihirli(!) formülünü, ekonomiyi gölgeleyen basit yaşamı araştırıp dilim döndüğünce anlatacağım.
Çocukluğumun eğlenceli oyunlarını hatırlayacağım.
Takılmış plağa dönen zavallı Radyo Hindiba'yı biraz güncelleyeceğim.
Ve elbette günlerin getirip önüme attığı şeylerden dem vurmaya devam edeceğim.

Buralarda olursunuz umarım :)

Cuma, Nisan 04, 2008

Çocuk İstismarını Durdurun!

Sobelendim fakat bu kez konu ciddi, görev ağır. Bazı şeyler hakkında konuşmak ve yazmak zor. Üstelik kendimi yetersiz hissediyorsam daha da zor. Konumuz çocuk istismarı ve ihmali. Sorun ciddi boyutlarda. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ayrımı yok. En çirkin haliyle internete de sıçramış durumda. Diyorum ki ben sussam, biri bir şarkı söylese, hep beraber biraz düşünsek görevimi yeterince yerine getirmiş olur muyum? Ne dersin Yaban?



She walks to school with the lunch she packed
Nobody knows what she's holdin' back
Wearin' the same dress she wore yesterday
She hides the bruises with linen and lace

The teacher wonders but she doesn't ask
It's hard to see the pain behind the mask
Bearing the burden of a secret storm
Sometimes she wishes she was never born

Through the wind and the rain
She stands hard as a stone
In a world that she can't rise above
But her dreams give her wings
And she flies to a place where she's loved
Concrete angel

Somebody cries in the middle of the night
The neighbors hear, but they turn out the lights
A fragile soul caught in the hands of fate
When morning comes it'll be too late

A statue stands in a shaded place
An angel girl with an upturned face
A name is written on a polished rock
A broken heart that the world forgot



Çocukluk şarkıma gelince...
Hatırladığım en eski şarkı sanırım annemin güzel sesiyle söylediği (Bütün annelerin sesi güzeldir!) "Bir küçücük aslancık" şarkısı. Ama bu şarkının "Baba aslan harpte vurulmuş, küçük aslan ağlar dururmuş" kısmını hiç sevmezdim. Babamın mesleğinden ötürü çok gerçekçi gelirdi, her defasında ağlamak isterdim. Ne kederli milletiz biz, çocuk şarkılarımız bile böyle. Şimdiki aklım olsa anneme "sus, söyleme o kısmı" diyeceğim ama o zamanlar aklıma gelmiyor tabii. Şimdi bu şarkıyı oğluma şöyle değiştirip söylüyorum:
"Baba aslan çarşıya gitmiş,
Küçüğüme neler getirmiş,
Meyve getirmiş, balık getirmiş,
Oğlum onları yer dururmuş, oğlum onları yer büyürmüş"

Oğlumun bakışları "Sen istediğin kadar uğraş; ben kızarmış patates-hamburger çocuğu olacağım" tadında...

Bir de ilkokul öğretmenimin öğrettiği ve başka hiç bir yerde duymadığım bir şarkı var. "Nar gibi domatesle peyaz peynir, bir parça ekmekle ne güzel yenir" diye başlayan... Başka bilen var mı bu şarkıyı? Bilen kimse onu sobeliyorum!

Çocuk İstismarı ve İhmali konusunda bilgilenmek isteyenler için linkler:
Mimi başlatan yazı Bu yazıdan başlayarak ileri veya Yaban'ın yazısından başlayarak geri giderseniz konu hakkında bir çok bilgilendirici blog-mim yazısına rastlayacaksınız.
Vikipedi (Burada zengin bir link listesi de var)
Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği

Cuma, Ocak 04, 2008

Hakkımdaki gerçekler...

Ayçobanı beni ebeleyip sobeledi. "Hakkındaki gerçekleri biiiiir bir sayıp dök bakalım" dedi.
"Peki" dedim ben de.

Buyrun :

1. Hakkımdaki ilk gerçek: Annemin verdiği bilgilere göre çok erken yürüyüp biraz geç konuşmuşum. O zamandan beridir çok yürür, az konuşurum.

2.Hakkımdaki aleni gerçek: Evliyim, şimdilik evdeyim, "dünyalardan tatlı"nın annesiyim :)

3.Hakkımdaki gizli gerçek: Evet,itiraf ediyorum, o müzik setini bozan da bendim. Çocukluğum kırıp döktüklerimi saklamak, ortaya çıkanlarda kendimi savunmak ve lakin başarılı olamamakla geçti. N'apıyım, sakarım işte...

4.Hakkımdaki tuhaf gerçek: Katmerli gurbette yaşamama rağmen deli gibi uçuş korkum vardır. Mümkün olsa uçağa hiç binmemeyi tercih ederdim. Uçağın sağ salim yere inmesi için biricik şartın; benim yol boyunca korku içinde, hiç gevşemeden oturduğum koltuğa yapışmam olduğuna dair tuhaf bir fikrim vardır. Uçak kazalarına ait haberleri okumam, izlemem, dinlemem. Yanımda anlatanı sustururum.

5. Hakkımdaki acı gerçek: Mutfakta vakit geçirmeyi ve yeni şeyler denemeyi çok sevmeme rağmen berbat bir aşçıyımdır. Yaptığım bir şey lezzetli olursa ben bile şaşırırım. O derece yani...

6. Hakkımdaki sevmediğim gerçek: Bir şeyi aklıma geldiği anda yapmamak için kendimi güç tutarım. Gece yarısı olsa dahi... Biraz dur, bi soluklan, bi daha düşün, belki aklına bi şey daha gelir, değil mi? Nerdeeeee....( 6.5 Hakkımdaki sevdiğim gerçek: Bununla biraz çelişse de, bir kez karar verip işe girişince yavaaaaş yavaaaaş çalışmayı severim. Aceleye, germeye ne gerek var? Şöyle sakin sakin, koşturmadan...)

7. Hakkımdaki son gerçek: Çok soru sorarım. Bazen yanıtını bildiğim halde sorarım. Bazen insana bildiğini unutturacak türden sorarım. Bazen bayıltana kadar sorarım. Eşime sorabilirsiniz :))) (Bu yedinciydi, değil mi; bitti yani şimdi, değil mi? Şimdi n'apıcaktık?)

Haaa! Hatırladım...
Mrl'ciğim, senin hakkındaki gerçekleri dinlemiş miydik?

Çarşamba, Ağustos 16, 2006

şöyle başladı...

ben aslında sadece bana zaman kazandıracak parlak ve mucizevi bir kaç ipucu arıyordum. zaman en çok eksikliğini çektiğim şeydi o zamanlar... günde 3-4 saati yolda geçirmeler, bolca okumalar, çokça yazmalar, sıkça alışverişler, bir evi ayakta ve sağ ve salim tutmalar... 24 saat yetmeyecek diye korkuyordum. arama motorlarına "time management tips" yazmam ondandı.

bu işin üç cümlede ifade edilmiş kolaycı yöntemleri yoktur oysaki.
kökten değişiklikler ister yaşam tarzında...

simple living.
dolaştığım sitelerden birinde karşıma çıkıverdi. sağ taraftaki menüde öylesine duran herhangi iki kelimeydi. hoşuma gitti. "basit bir yaşam" fikri yani. verilen linke tıkladım. açılan sayfada da bir diğerine. söylenen şeyler tümüyle yepyeni fikirler değildi aslında. bir kısmı zaten bir süredir etrafında dolaşıp durduğum şeylerdi. sanki bir başkasının ağzından (ya da klavyesinden) dökülünce daha elle tutulur, daha kabul edilir oluyorlardı sadece.

mucizevi zaman yaratma formüllerini bulamadım o gün.
ama aradığımı buldum sanırım.
belki de sadece doğru zamandı. öyle ya da böyle başlayacaktı.
böyle başladı.

Salı, Ağustos 15, 2006

bu blog basit şeyler üstüne...

Bu blog...

yol güncesi...
herşeyden önce karmaşadan, koşturmadan, modern zamanların fazlalıklarından kurtulmaya çalışan bir gönüllünün yol güncesi olarak düşünüldü.

not defteri...
basit bir yaşam kurmak için alınmış notları, denenmiş şeyleri ve bazı fikirleri bir araya toplayan bir not defteri aynı zamanda...

ve hikayeler...
içinde yolda yürürken görülmüş güzelliklerin, küçük mutlulukların ve sade insanların hikayeleri de eksik olmayacak...


başlayalım mı?
başlayalım.