"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




küçük mutluluklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küçük mutluluklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Mayıs 23, 2012

Lavandula stoechas, nam-ı diğer karabaş otu

Elim lavanta tohumu paketine her gittiginde
"Acaba olur mu? Becerebilir miyim? Pencere kenarinda saksida lavanta yetistirebilir miyim?" dedigim ve
elimi geri cekip paketi satin almaktan vazgectigim
yillarima yanarim.

Cicek verir mi, vermez mi bilmem.
Vermezse de ne gam,  ilk yapraklari cayimiza coktan kattik bile :)

Pazartesi, Nisan 02, 2012

Merak ediyorum

Bugün sincap evde, sabah doktora götürdüm. Icimde sincabin nekahat dönemlerine özgü bir huzur var.
Eve dönerken, tam ögle saati sokaklarda bir sessizlik vardi. Ne tuhaf, cocuklugumdan, Ankara'nin bir tasra kasabasindan, 1970'lerden kalma, sonrasinda bu sehirden baska hicbir yerde rastlayamadigim türden bir sessizlik. Insan böylesi huzur dolu bir sessizlige tekrar gömülebilmek icin kac diploma yakabilir, merak ediyorum? Huzur benim icimde mi, disimda mi; simdi kalkip baska bir yere gitsem, takilip pesime benimle gelir mi merak ediyorum.

Yol üstündeki calilarin arasina takilmis o Gerbera, hani o sincapla buldugumuz, hani eve getirip lalelerin oldugu vazoya ekledigimiz, hani belli ki birinin birakip gittigi cicek, tesadüfen mi bulduk yoksa zaten bize mi birakilmisti aslinda, merak ediyorum?

Sincap dükkanda yaris pisti trafik isaretlerinden olusan uyduruk plastikten bir oyuncak begendi. "Ona param yetmez, buna yeter" diye yalan atarak kücük bir sulama kovasi almayi önerdim; kabul etti. Yol boyunca kovasini kendi tasidi. Eve gelir gelmez de, evde ne kadar cicek varsa hepsini bir hevesle suladi. Büyüyünce de böyle seylere merakli olur mu? Yoksa kizlarin prenses satosu, erkeklerin yaris arabasi sevdigi bir dünyaya olan inancini mi devam ettirir, merak ediyorum?

Ögle yemeginden sonra cay demledim; cayin icinde kurutulmus ayni safa cicekleri ekledim. Su an icime yayilmis huzur duygusunda etkisi yüzde kactir, merak ediyorum.

Bütün bunlarin fotografini cekmeyi denedim. Sokaktaki sessiz huzurunkini zaten cekemezdim. Fotograflanmaz, yasanir türdendi. Aksi gibi öyle günesli bir gün ki, benim melankoli sever fotograf makinesi reddetti olan biteni ölümsüzlestirmeyi. Asagidaki fotograflar sana benim günümü ne kadar tasir, merak ediyorum?

photo by thecookebox

Photo by baerchen57

Photo by zero-X

photo by tin-g

Haa, bir de son olarak... Bugün bir mail aldim. Birisi mutsuzluk denizinin ortasindaki mutlulugundan bahsetmis ve "Hayatta bir sorun yok ama insanlar neden değişiyor?" diye sormus. Ben  kendimce bir seyler yazdim yanit olarak. Sen nasil yanitlardin merak ediyorum?

Salı, Aralık 13, 2011

Çarşamba, Ağustos 10, 2011

Unutmak istemedigim anlar - No:712.524

Rüzgar
Irmak
Işık
Döne döne düşen kanatlı ıhlamur tohumunun
Suya dokundugu
An

Çarşamba, Haziran 22, 2011

Küçük mutluluklar: Lavanta


Sincabın anaokulunun yakınındaki iş merkezinin bahçesinde dün budama günüydü. Neden bilmem lavantaları da budadılar ve neden bilmem orada öylece bırakıp gittiler. Ben bırakmadım tabii. Alabildiğim kadarını alıp eve getirdim.

Vazoda lavantalar...
Bugünün küçük mutluluğu bu.

Pazar, Ocak 16, 2011

Dün...

...nehir öylesine hizli, öylesine deli akiyordu ki, bütün Alpler karlarindan bosanmis olmali diye düsündüm.
...gökyüzü mavi, bulutlar pembe ve bati ufku tarifi zor bir kizildi. Resimli bir cocuk kitabinda böyle bir gökyüzü görsem gülümser, "eh, hos ama biraz abartmislar" diye düsünürdüm. Dünya bazen cocuk kitaplarindan bile renkli olabiliyor.
...sanki bütün ömrü acik gögün altinda gecmis biri gibi, gökyüzünün renklerine bakip "yarin hava acik olacak" dedim. Bugün hava ilik ve bol  günesli :) Ya acemi sansi ya da bir yerlerde duyup icsellestirdigim bir bilgi :)
...sebze sepetini temizlerken dibinde buldugum sürmüs ve pörsümüs patatesi kücük bir saksiya ektim. Günesle beraber icimde uyanan bahcivanin önüne ilk ne ciksa toprakla bulusturacakti zaten. Sans patatese güldü.
...fotograf makinesinde durumun o kadar da kritik olmadigini farkettim; kitapsa beni bayram öncesi rugan ayakkabilar edinmis bir kiz cocugu gibi mutlu ediyor:


Salı, Aralık 21, 2010

Kargalar, buzdan yapraklar, paramin oy gücü ve diger seyler...

Sabah anaokuluna gitmek icin ciktigimizda, gökyüzünde dönüp duran bir karga sürüsü vardi. "Bak, ne yapiyor kargalar?" diye sordum sincaba. Cocuk direkligiyle yanitladi : "Ucuyorlar!". "Dogru, yiyecek ariyorlar galiba" dedim. Kargalari sevmekle sevmemek arasinda kararsizim. Her canli gibi kendi dogalarini yasayip gidiyorlar. Baska türlü olmadiklari icin onlari sevmemek ne kadar dogru? Öte yandan bu cografyada savas yillarinin kislarindan kalma bir sevgisizlik oldugunu da duyuyor ve okuyorum kargalara karsi.

Bu yil bol yagmurlu bir yaz gününde nehir kenarinda gördügüm kizilgerdandan beri gözümü kuslara daha cok actim. Bastankara oldugunu tahmin ettigim, ama bir türlü emin olamadigim bir kusu daha sürekli görüyorum sabahlari. Onlar da ekmek derdinde.

Bu sabah dünkü ilik ve yagmurlu havanin yerini soguk almisti tekrar. Sabaha karsi gelen soguk, suyu buldugu heryerde ve ilginc sekillerde dondurmus. Araba sahipleri trafige cikabilmek icin camlarda donan suyun olusturdugu harika yaprak sekillerini kazimaya ugrasiyordu. Bir arabam olmadigina, camindaki güzelim sekilleri kazimak icin ugrasip durmadigima, tersine yürüyerek yanindan gecip gittigim arabalarin camlarinda doganin actigi resim sergisini seyretme özgürlügüm olmasina sevindim :) 

Bugün sincab ve arkadaslari kücük, mütevazi bir brunch ile Noel'i kutluyor. Getirilecekler listesinden bize 5 breze düstü. Yol üstünde breze alabilecegim iki yer var. Biri bir marketin girisinde, bir pastane/firin( bäckerei) zincirinin subelerinden biri. Digeri ise kösede, kücük, bakkalla ayaküstü cafe karisimi bir dükkan. Adi bile dükkan'cik :)   Sahibi güleryüzlü, hos bir hanim. Kücük isletme anlayacaginiz. Bu yil icinde bu cevrede pek cok kücük isletme kapandi. Bu dükkanin ayakta kalma basarisi hosuma gidiyor. En iyi oy aracinin para oldugunu; yaptigim her alisveriste savundugum yasam felsefesinin lehinde (ya da aleyhinde) oy kullandigimi biliyorum. Bu kez 5 breze parasi ( € 2,50 ediyor tutari) kadar, her sabah karda kista dükkanini azimle acan ve öglenleri dinlenme hakkini kullanarak dükkani kapatan kücük isletmeci, güleryüzlü hanimdan yana kullandim oyumu.

Sincabi anaokuluna birakip doktora gittim sonra. Yol üstündeki bütün agaclarin, calilarin, bitkilerin üzerinde, yasamin tomurcuk adinda hazir ve nazir bahari bekledigini gördüm. Ne mutluluk :) Bugünlerde cocuklar icin yazilmis, harika resimli bir doga kitabi okudum. Icimi isitan ve beni neseye bogan bir kitapti. Bitkilere dair pek cok ilginc sey yaninda, nasil olup da yazsonunda topraga düsen bir tohumun ya da dallardaki tomurcuklarin filizlenmek ve büyümek zamanini bu kadar iyi bildiklerine, nasil olup da ilik gecen sonbahar ve kislarda büyümeye kalkmadiklarina ve soguk gecen baharlarda büyümeyi unutmadiklarina dair, kücük bir de sır ögrendim.  

Doktorda okudugum kitap baskaydi ama. Kütüphaneden alip, okumayi durmadan erteledigim kitapti. Adi Zur Lage der Welt 2010: Einfach besser leben: Nachhaltigkeit als neuer Lebensstil  (Dünyanin Durumu Hakkinda 2010: Basitce daha iyi yasamak: Yeni bir yasam tarzi olarak sürdürülebilirlik) Worldwatch Institute, Heinrich Böll Vakfi ve GermanWatch'in ortak yayinladigi bir kitapmis. Sanirim Ingilizce'si de var ama tam adina ulasamadim. Bulunca yazarim. Bu türden kitaplar bir tür cross-check'e sebep oluyor bende. Bazen yazdiklarim fazla mi radikal, fazla mi felaket tellalligi gibi diyorum, sonra bunlari okuyunca az bile yazdigimi farkediyorum. Paltomun cebinde bir kücük katalog var. Benim de zaman zaman alisveris ettigim ve haftalik kampanyalarini takip ettigim bir magazaya ait. Türkiye'de subeleri adeta yagmalaniyormus duydum ki, ne tuhaf. Cebimdeki katalogda dijital göstergeli ölcme kasiklari (bir kasik un kac gramdir diye düsünüp durmayin diye) ve icindeki suyun isisina göre renk degistiren su isiticilar (mutfagin öbür ucundan baktiginizda su 75 derece olmus mu bilin diye) gibi ilginc ürünler var. Gelecegin mutfagi gercekten renkli ve eglenceli bir yer olacak. Bir de icmeye su bulabilseydik...

Cuma, Kasım 26, 2010

Kayıtlara geçile...

Bugün yilin ilk gerçek kari yagdi! Sabah sincap ben ortaligi toplayip hazirlanirken mutfak penceresinden yağan kari seyretti ve "çatılar da kar olmuuuşşş, arabalar da kar olmuuuşşş" diye raporladi bana. Bugün ilk kez yolda "ben anonolu sevmiyorum, ben seni seviyorum ama" demedi :)
Kayıtlara böyle geçile...

Pazartesi, Kasım 15, 2010

Tak..tak..tak.. Günaydin!

Fotograf: Steve's Wildlife
Ilk kez Anitkabir'de gördüm. Güvercin ve sercelerin sehrinde benim icin bir ilkti. Sonra gözlerim acildi, hep görür oldum. Üniversite yillarinda bir arkadasim kargagillerden oldugunu söyledi. Nedense bir hayalkirikligi duydum. Adini bilmiyordum. Oglumun kitaplarindan ögrendim. Keske benim cocuklugumda da dogayi böylesi gercekci ve canli resmeden kitaplar olsaydi diye hayiflandim. Özellikle kisin karsi catiya konuyor sürekli. Bacalarla bir derdi var. Coktandir aklimi kus seslerini ayirt edebilmeye taktim. Bizimki söyle keskin, yüksek perdeden bir "tak..tak..tak" sesi cikarirmis bazen. Aklima yazdim. 

Bugün edinmek istedigim yeni bir aliskanligin ilk günüydü. Uykusuz gecen bir gecenin ardindan sabah 6'da kendimi  yataktan söktüm. Cay icerken dikkatimi disarinin seslerine verdim mi, vermedim mi emin degilim. Ama birden iste o beklenen "tak..tak..tak" i duydum. Görmedim, hava henüz alacakaranlikti. Ama bildim. Saksagan, büyük olasilikla Avrupali olani. Pica pica 

Sabah erken kalkmanin ilk meyvesini aldim.

Çarşamba, Kasım 03, 2010

Ben de...


Fotograf: imago



Bugün sincapla kanala cinar yapraklari atip yüzmelerini izledik. Ördek ve martilara ekmek verdik. Martilar üstümüze üstümüze ucuyordu. Korktum, sincaba belli etmedim. Kayin ve kiraz yapraklari topladik. Dün de akcaagac yapraklari getirmistik eve. Bilegimize kadar gelen bir yaprak havuzunda ayaklarimizi süre süre yürüdük. Rüzgar esti, üstümüze hus yapraklari yagdi. Sincap "cok komik, cok eglenceli" dedi. Gecen sene korkuyordu kuru yapraklardan. Her yil daha komik, daha eglenceli olsun yasam onun icin...

Himm, fena degil. Daha sade, Emre gibi yazabilmeyi becerebilirim sanirim bir gün.


Pazartesi, Ekim 11, 2010

Kayın güzellemesi


Ne zaman bir kayin agacinin yanindan gecsem bir sey oluyor. Ürperiyorum. Daha görmeden kadim ve cok degerli bir seyin yakininda oldugumu anliyorum. Susmam, kafamin icinde bile susmam gerektigini hissediyorum.

Topraktan pürüzsüzce fiskiran gövdesi mi?
Havada asili duruyormus gibi titresen dallari mi?
Sonbaharda ölmeyip, basbayagi yeniden dogan yapraklari mi?
Bilmiyorum.

Gecen sonbahar ilk kez bir kayin tohumu buldum ve bütün bir mevsim boyunca cebimde tasidim. Bir mendil, anahtar ya da bozuk para bulmak icin elimi cebime her atisimda onunla karsilasmak mutluluk vericiydi. Insan cebinde her daim bir tohum tasimali... Ve bir kayin agacina dokunmadan ve altinda durup yüzünü göge cevirmeden ve gökyüzüne bir kayin agacinin cercevesinden bakmadan ölmemeli.

Eger agaclarin gercekten ruhu varsa, benimki kayin agacininkiyle kontakta.
Belki bir gün ne anlattigini da duyabilirim.

Perşembe, Temmuz 22, 2010


Bunlar da dün "toplananlar". Kozalaklari gündüz birlikte nehir kenarindan dönerken aldi geldi. Tas ve cicek ise aksam gezintisinden. "Bak, ne getirdim!" dedi yine kapidan girince. "Aaaa, cok sevindim, sen bu cicegin adini biliyor musun?" dedim. Bilmiyormus, "ne o?" diye sordu. "Civanpercemi" dedim. Yüzü aydinlandi birden, güldü. "Cüyeellll" dedi; güzel anlaminda ;) Dünkü papatyayi bir kitabin arasina koydum, kurusun diye. Civanpercemini de ona arkadas edecegim galiba. Hatta diyorum ki bir karton kutu edineyim. Ne toplayip getiriyorsa icine koyayim. Hatira olsun minik toplayicinin cocuklugundan yetiskinligine. Adi da "sincabin topladiklari" olsun; daha da iyisi "sincabin gizli hazinesi"...

Çarşamba, Temmuz 21, 2010

Su fotograf hemen araya girsin lütfen:

Bu kozalakla papatyayi dün aksam yemeginden sonra babasiyla ciktigi gezintiden getirdi. Her seferinde "anne, ben geldim!" diye haber verir kapidan iceri girerken. Sanki görmemisim gibi, sanki ondan baskasi gelebilirmis gibi. Bu kez ek olarak "bak, ne getirdim" diyerek uzatti ellerini. Bir elinde kozalak, digerinde papatya. "Oooo, sen de bir sehir toplayicisi olmak yolunda ilerliyorsun emin adimlarla" dedim. O anlamadi ama ben coook mutlu oldum.  Eger fotograftaki kitabi bitirip burada biraz anlatma olanagim olursa, daha da iyi anlayabilirsin neden bu kadar mutlu oldugumu degerli okuyucu.

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

Anasinin oglu


Iki gün önce ögle uykusundan "Anneeeeeee!" diye bagirarak uyandi. Endiseyle kosarak yanina gittim. Pencereyi, yari aralik perdeden disariyi göstererek "Bulut, bulut!" dedi. Uyanmis ve  pencereden disariyi seyre dalip, bulutlari farketmis. Güldüm, gidip perdeyi iyice actim, birlikte seyrettik bulutlari biraz da.

"Aaaa, bubabac (kocaman) bulut" dedi biraz sonra.
Durdu, düsündü.
"Aama (araba) bi sey bu bulut" dedi ardindan. Dört tekerlek üzerinde giden her seye deli oldugu icin arabadan baska bir seye benzetmesi beklenemezdi tabii.

Nasil oldu bilmiyorum ama, göge bakan bir oglum var benim :)

Fotograf: turtlemom4bacon

Cuma, Şubat 26, 2010

Bak!


Dün güzel bir gündü.
Hava güzeldi herseyden önce. Gezmeye gittik.

Yosunlu bir duvarin üstünde bir ugurböcegi gördüm. Sincaba da gösterdim hemen. Cünkü bütün bir kis resimli kitaplarinda gördü ugurböcegini. "U.u bis" dedi hep. Istedim ki gercegi ile tanissin. Gözlerinin saskinlik ve mutlulukla acilisini görmek güzeldi.

Nehir kenarinda yürüdük. Agaclara sarili sarmasiklari gösterdim. "Bak, orman sarmasigi! Meyveleri de var üstünde gördün mü?". Cünkü istiyorum ki, bitkileri en basindan adiyla ögrensin. "Bak, cicek, bak agac" demesin. "Bak anne mese agaci bu, bak bu da kara hindiba" desin. Adini bilmeden gecip gitmesin bu güzel seylerin yanindan. Cünkü "insan ancak bilgisince sever"*.


Karakuslarin ötüslerini dinledik sonra, nerede saklandiklarini bulduk. "Bak, karakus!" dedik birbirimize.
Suya tas attik, halkalarini izledik. Ördeklere "Merhaba, ne soguk bir kisti degil mi? Ama bulustuk iste yeniden" dedik.

Yürüdük, eve geldik.

Güzel bir gündü dün.
Böyle gecile kayitlara..

Fotograflar: 

Çarşamba, Eylül 16, 2009

Kücük mutluluklar: Anlatması zor

Mutfağa bir şey almak için girdim. Masaya baktım. Durup bir daha baktım. Şaşırdığımdan değil. Yeni pişmiş ekmekleri yarım saat önce fırından çıkarıp, soğusunlar diye masaya bırakan zaten bendim. Kücük otobüs o sırada orada mıydı, yoksa sonradan mı gelip park etti oraya, hatırlayamadım. Ama ona da şaşırmış değilim; evin içinde park etmediği bir yer kalmadı ki! Mutlu oldum; çok mutlu oldum sadece. Sebebini anlatması zor. Ne için geldiğimi unuttum. Bu fotoğrafı çektim. Mutfaktan çıktım.

Cumartesi, Temmuz 11, 2009

Kücük mutluluklar: Bi daha kereviz

Dün kereviz aldik. Kökünü bir soydum, bir soydum; ellerim kereviz koktu. Yapraklarin birazi yemegin icine, cogu da salataya ve cig yemeye ayrildi . Saplari sincap oglumla tavsan arkadasinin eline "saglikli abur cubur, örnek no:1" adi altinda verildi. Tavsanin disleri cikiyor bu arada. "Al sana ftalatsiz dis kasiyicisi" denildi.

Simdi durmadan ellerimi kokluyorum. Kerevizin adini mutluluk, mutlulugun adini kereviz koyuyorum.

Cumartesi, Mart 21, 2009

Bugünlerde


  • ...en çok bulutları seyretmeyi seviyorum. Günlük koşturmacanın ortasında bir an pencerenin karşısındaki koltukta buluyorum kendimi. Bulutlar ya batıdan doğuya, ya da doğudan batıya akıp duruyorlar. Bazen yavaş, bazen hızlı. Bazen bir bulut kütlesinin pencere çerçevesinden çıkıp gitmesi dakikalar sürüyor. Hiç sıkılmıyorum buna rağmen. Televizyonda dakikalarca özel bir gelişmenin olmadığı sahneler nasıl da sıkar bizi. Hemen kanal değiştirmeye kalkarız. Gerçek yaşam böyle değil. Gerçek yaşamın daha yavaş ama daha heyecanlı bir ritmi var. Bunu farketmeme olanak verdiği için seviyorum bulutları. Şekillerini bir şeye benzetmeye falan da uğraşmıyorum hiç. Asıl ilgimi çeken, ruhuma huzur veren ve beni derin düşüncelere boğan, akıp gitmeleri. Yine de bazen bembeyaz çarşaflı yatağına uzanmış tatlı uykusunda bir dev gördüğüm oluyor; veya bir filin hortumuna konmuş telaşlı bir serçe. Bonus olarak ;) Tavsiye ederim.


  • ...Sliema Strand'de sıkış tıkış binaların arasında kırmızı bir kapı keşfettim. Hep yanından gelip geçerdim ve diğer Malta evleri gibi bir evin kapısı sanıyordum. Meğerse dünyalar güzeli, gölgeli bir bahçenin kapısıymış o. Benim eve ait sandığım duvarlar da bu beton çölündeki vahanın yüksek duvarlarıymış. Daha önce gördüğüm bir kaç başka bahçe gibi içeriye doğru uzanıp giden dar bir yolun iki tarafında saksılar dolusu bitki de var ağaçlara ek olarak. Asıl ev onların gerisinde. Bu konuda belki de haksızlık ettim Maltalılara. Gözümden kaçmış daha ne mahrem bahçeler var kimbilir. Artık en büyük keyiflerimden biri yanından geçerken o kırmızı kapıya bir göz kırpmak. Sanki biz kimsenin bilmediği gizli bir sırrı paylaşan iki kafadarmışız gibi...


  • ...son iki aydır büyük bir durgunluğa giren bahçeye bir haller oldu. Önce bulutlar dağıldı. "Bahar geliyor nihayet galiba" diye konuştuk kendi aramızda. Bahçe bunu mu duydu bilmiyorum. Yoksa pencereyle arasında en az 4-5 metre olmasına rağmen güneş ışığındaki farklılığı mı hissetti? Bu konuşmadan sadece iki gün sonra liçi, keçiboynuzu ve mandalina yeni yapraklarını verdiler. Hepsi birden, aynı gün! Bahar resmi olarak gelmiş demektir. Onlardan iyi mi bileceğim?


  • ...yol kenarında büyük bir saksının içinde küçük bir limon ağacı gördüm. Bakımsız, toz toprak içinde, çoğu yaprağını dökmüş... Velakin çiçekler açmış, çiçekler! Hatta çiçeklerden birinin ucunda ileride limon olacak küçücük, parlak yeşil bebecik de duruyor. "Seni güzel bebek şey, büyüyecek misin sen? Limon mu olacaksın?" diye sevdim onu. Sonra farkettim yükses sesle sevdiğimi. Etrafta kimse yoktu neyse ki...

Cuma, Şubat 06, 2009

Senin adın umut olsun mandalina bebeği...

Mandalina

Ekim Tarihi: 20 Aralık 2008
Doğum Tarihi: 17 Ocak 2009

Çarşamba, Aralık 17, 2008

Küçük mutluluklar: Üstelik brokoli...

Evet, üstelik brokoliyi de çok seviyor bu çocuk.

Bu akşam yemekte brokoli yerken, lokması biraz gecikince, kendi uzanıp almaya girişti de masanın üstünü birbirine kattı.

Başım göklere erecek bu gidişle :)