"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




kimyonun maceraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kimyonun maceraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Kasım 08, 2010

Kimyonun maceralari - 8.11.2010

Tuhaf bir sey denedi kimyon bu sabah. Bir kücük zarfin icine koca bir meydani, orta boy bir katedrali, hepsi 1 Euro'dan kiralik bir sürü evi yerlestirdi önce. Yanlarina dünyanin bilinen en yasli agaclarindan birini, bir de sarmasik seklinde boylanan bir cicegi koydu. Agacin dallarina asili hayranlik, sarmasikta ise merak ve umut vardi, ben de gördüm. Onlar da girdi zarfin icine. Bakti ki daha yer var; bir topac, bir de topac kurulum kilavuzu ekledi kimyon zarfa. Hatta zorlasa sanirim bir kac sey daha sigardi. Bugün yola cikacakmis hepsi, bir iki günde varirmis adresine. Hadi bakalim.

Salı, Ağustos 10, 2010

Kimyonun -resimli- maceralari / 10.08.2010

Kahvalti ediyorduk. "Biliyor musun, mutluluk yazın erken kalkmaktır..." dedi kimyon birdenbire.
"... ve sabah serinliğinde kahvaltı niyetine taze pişmiş ev ekmegine bal sürmektir".
"Kapının çalmasıdır sonra..." diye devam etti.
"...Postacının geldigini kapıyı açmadan bilmektir.
Ne getirdigini de...
Paketi merakla açmaktır.
Kitaba şaşkınlıkla bakmaktır.
Zaten okuma listende olan bir kitabın armağan edilmiş olması değildir mutluluk.
O kitabın 'okumak istediklerim' listesinin başında durduğunu bilmeden hissedecek bir arkadaşa sahip olmaktır.


Bir cocugun bir papatya resmine bakmasi ve  'ben de böyle bir resim yapmak istiyorum' demesidir.


Hı hı, evet, yaklaşık böyle bir şeydir mutluluk."

Çarşamba, Aralık 09, 2009

Kimyonun maceraları 09/12/2009

"Öğlen öğlen vişne reçeli yedim, huzur buldum" dedi kimyon; "ah bi de içinde pektin olmasaydı..."

Cuma, Haziran 19, 2009

Kimyonun maceralari 19/06/2009

"Bir iki...Bir iki...Yürü, yürü, yürü, yürü.
Gözlerini kapa, burnunu ac.
Mürver ve ihlamurda cicek zamani.
Derin bir nefes al, sölene katil"

Ama gözlerimi kapayamam ben kimyon. Cilekleri göremem o zaman ve frenk üzümlerini...

Çarşamba, Kasım 26, 2008

kimyonun maceraları 26/11/2008

Kimyonun bi eski dostla hâlleşmesidir:

...veya bir ses, bir söz olacaksa ille de, seninki olsun kara kuş.

Hadi sen yine pencerenin kenarına gel karlı bir kış günü. Ben seni bi küçük karga sanayım. Aklımı karıştıran şeyleri sana sorayım.

Sonra bahar gelsin, daha güneş doğmadan başla sen şarkına. Ben dünyanın ne parlak, ne olağanüstü bir yer olduğunu anlayayım bir daha. Sesinin sahibini merak edeyim.

İlkyazın ılık akşamüstlerinde yorgun argın eve dönerken seslen bana. Batmak bilmeyen güneşe övgüler yağdır. Bir an durup dikileyim sokakta. Neden sonra yaşlı bir akçaağacın dalında göreyim seni. "O güzel şarkıyı söyleyen sen misin, çirkin şey?" diyeyim.

Sonra...
Çook çok zaman sonra...

Lafın lafı açtığı bir öğleden sonra, aralarında en güzel olan, "Kara kuşu unuttun mu? Bahçelerde öteni unuttun mu? Aşkolsun!" desin bana. Yeniden peşine düşeyim.

Kara kuş, Turdus merula, eski dost!

İşte böylece
yeni baştan
tanışalım seninle.

Cuma, Kasım 21, 2008

kimyonun (resimli) maceraları 21/11/2008

Güvercinler


kelimeler bazen çok geliyor,
kelimeler bazen üstüne geliyor.

o zaman ufka bakan bir güvercinin kanadındaki sessizlik olmayı diliyor kimyon.

Cuma, Nisan 18, 2008

Kimyonun (resimli) maceraları 18/04/2008

Sardunyalı Pencere

Yokuşun başından bakınca görünen turkuaz deniz, ak deniz. Amber sokak sakin, huzurlu, neredeyse uykuda. Kıpır da öyle... Öğleden sonra sessizliğinde bir tek kimyon uyanık sanki, bir de karşı evin penceresi. Pencere sokağa bakan canlı, meraklı bir göz gibi. "Aşağıda, turkuaz denizin kıyısındakilere inat ben hep böyle kalacağım ve güzel, hep çok güzel olacağım" der gibi. Üstüne üstlük bir de pembe, bir de yeşil, bir de sardunya...

Perşembe, Nisan 10, 2008

Kimyonun (resimli) maceraları 10/04/2008

Bahar dalı
Kedili bahçeden pembe bahar dalının karşı binaya attığı lafı kimyon geçerken duymuş. Şöyle diyormuş:

Sen durduğun yerde beton beton dur bakalım.
Ben şimdi çiçek...
sonra yaprak olacağım.
Zamanı gelince de...
meyveye duracağım.

Perşembe, Şubat 07, 2008

Kimyonun maceraları 07/02/2008

Yaşlı, güzel bir Akdeniz evinin kimyona anlattıklarıdır:

"Ne günler gördüm ve her gün neler görürüm, bir bilsen. Denizi seyrederim çokça. Yorgun mu, öfkeli mi, neşeli mi, huzurlu mu... Her halini bilirim. Çok uzaklardan geçen devasa yolcu ve yük gemilerini, güzel havalarda şu burnun biraz ötesinde süzülen beyaz yelkenli tekneleri, her sabah ekmeğini aramaya açık denize çıkan küçük balıkçı teknelerini seyrederim. Gökyüzü bazen pamuk pamuk bulutla dolar. Pamuk pamuk akıp giderler bütün gün gözümün önünden. Bir an gelir; ada mı akıp gidiyor, bulutlar mı bilemem. Bazen de denize batırıp sanki fırçasını, pürüzsüz bir maviye boyar titiz bir ressam tüm gökyüzünü. Yolun karşısında, kıyıda dolaşan insanları seyrederim sonra... Koşucuları, bebeği ile gezmeye çıkmış anneleri, banklara oturmuş laflayan yaşlıları seyrederim. Hızlı hızlı gidenleri, yavaş yavaş gidenleri, düşünenleri, oturanları, dikilenleri, seyredenleri... Halimden pek şikayetçi sayılmam. Bir de şu iki yanıma diktikleri iki beton yığınını görmese gözüm, güneşimi kesmeseler sağlı sollu, keyfime diyecek olmaz çoğu gün."

Salı, Ekim 09, 2007

Kimyonun maceraları 09/10/2007


Gün batarken parktaki büyük ağaçların her biri yaşlı birer bilgeye dönüşmüşler. Kimyon hiç bir ağacın da hiç bir insan gibi birbirine benzemediğini ilk o zaman farketmiş. Her bir kayın, her bir meşe yılların gövdelerinde bıraktığı izlerle, başka yönlere uzanmış, başka şekiller almış dallarıyla farklı farklıymış. Ama yanından geçtiği her bilge ağaç bir şey fısıldar gibiymiş. Yaşlı kayın "olabiliyorsan duru ol" demiş, "herkesten önce de kendine". Kollarından birini kimyona doğru uzatan ulu kestane "yaşamındaki herşeyde dengeyi gözet" diye tembihlemiş. Bir meşe "her daim uyum içinde olanlarla, doğayla, uyum içinde ol" diye fısıldamış. "Başka?" diye sormuş kimyon yanından geçtiği bir diğer kayının sessiz kalışına şaşarak. "Fazlalık şaşırtır" demiş o, "şimdilik bunlar üzerinde düşün". Kimyon eve dönerken yaşlı bilgelerin üzerinde güzel mi güzel bir ay yükselmekteymiş.

Pazartesi, Eylül 10, 2007

Kimyonun (resimli) maceraları 10/09/2007


"Gülün meyvesine ne denir?" diye sordu kimyon. "Gülün meyvesi olmaz!" diye kestirip attım. Çok meşgulüm şimdi ben, çok. "Bal gibi olur" dedi kimyon. Kıpırla gezmeye gitmişler. Dünya öyle güzelmiş ki, kıpır bile kıpırdanmayı unutup etrafı seyre dalmış. Yaprakların ardından utangaçça bakan palamutlar görmüşler. Olgunluktan başını eğmiş mürverler görmüşler. Bir de işte çiçeği geçmiş yabani gül dallarında mini mini "domatescikler"... "Ama onlar kuşlar için" dedim. "Bir de aylak gözler için" diye ekledi kimyon. "Hımmm" diye onayladım ben üzerinde düşünmeden. Çok işim var benim şimdi, çoook.

Cumartesi, Haziran 09, 2007

kimyonun maceraları 09/06/2007

Bazen gecenin karanlığında uyanıveriyor kimyon.
Ne sımsıkı kapalı perdeler, ne de karanlıkta dilsizleşen kol saati ele veriyor zamanı.
Gecenin ortası mı, yoksa gün ağarmasından az önce mi?
Sonra kuşların sesini duyuyor bazen.
Kopkoyu karanlıkta söyledikleri şarkı öyle canlı, öyle yaşam dolu ki gün doğumuna az kala olduğunu anlıyor.
Avuç içi kadar canlıların karanlığı delen yaşama cesaretini ve isteğini şaşkınlıkla dinliyor...
... ve aynısını kendine de diliyor bir taraftan.
Diğer taraftan da şunu düşünüyor:
Dinlemesini ve görmesini bilenlere doğa daha neler neler anlatıyor kim bilir.
Ve biz gözlerimiz televizyon ve bilgisayara dikilmiş, kulaklarımız çalar saat ve cep telefonuna kabartılmış, kaçırıyoruz durmadan onun anlattıklarını...

Perşembe, Ekim 26, 2006

kimyonun maceraları 26/10/2006

seni patikanın kenarında ilk gördüğümüzde biraz şaşırmamızı garipseme. "dağlar kızı reyhan" bilirdik, güneşli bahçelerden bilirdik seni. bu mevsimde, bu nemli ve sık ormanın bir köşesinde rastlayacağımızı hiç düşünmemiştik. "global ısınmadandır" dedi kimyon. "yakınlardaki bahçelerden rüzgar getirmiştir tohumu. ya da bir gerilla bahçıvanın işidir" dedim ben. ilk şaşkınlık geçince eğilip yapraklarını kokladı kimyon. "evet, reyhan bu!" demesi eski ve çok özlenmiş bir dosta yeniden kavuşmak gibiydi. bu kadar narin olmasan sımsıkı sarılacaktık vallahi. ve bu kadar narin olmasan önümüzdeki yolun uzunluğuna aldırmayıp bir dalını evde köklendirmek için ödünç alacaktık. bir dahaki sefere bir küçük makas ve su dolu bir pet şişe ile gelsek verir misin? bir dalınla da olsa evimize konuk olur musun? çok özledik, biraz akdeniz getirir misin?

Cumartesi, Ekim 14, 2006

kimyonun maceraları 14/10/2006

"var mısın bir yıldönümü şölenine?" diye sordum kimyona.
"neyin yıldönümü?" diye sordu şaşkınca.
bir yıl önce bugünlerde "vakit buldukça..." diyerek başlamıştık kendi ekmeğimizi pişirmeye. en yoğun günde bile vakit bulundu sonra. bir yıldır bu eve dışarıdan hiç ekmek girmedi. haftada bir kez üç büyük somun pişti fırında. biri esmer, biri beyaz, biri melez. bazen susamlı, bazen cevizli, bazen sade. en kızgın, en yorgun günde bile pişirildi. kızgın günde sakinleştirdi, yorgun günde dinlendirdi. başta biraz acemiydik ya, sonra öğrendik: sadece maya ve su değil, sevgi ve sabır da katmalı una... sonunda yine de çıraktık gerçi, binyılların ustaları yanında... bundan mı kabul etmedi kimyon, bilmem...

"ayrıca kutlamaya ne gerek var?" deyip geçti. "ekmeğin kendisi şölen zaten..."

Pazartesi, Ekim 09, 2006

kimyonun maceraları 09/10/2006

başını eğmiş düşüncelerle yürürken, altından geçtiği her ağacı görmeden bildiğini farketmiş kimyon. yerlere yayılmış türlü renkte, türlü şekilde yapraklar, palamutlar, kestaneler ve diğerleri konuşmaya başlıyormuş çünkü bir süre sonra.
"işte şimdi bir meşe ağacının yanından geçiyorum..."
"bu da bir kayın ağacı... hem de oldukça büyük bir tanesi..."
"şimdiki bir kavak, hemen yanında da ufak bir akasya var..."
diyormuş kimyon kendi kendine.
beton kaldırımların sadece ağaçları yansıtan büyülü bir aynaya dönüştüğü bu mevsimi yeniden keşfetmek hoşuna gidiyormuş...

Salı, Ekim 03, 2006

kimyonun maceraları 03/10/2006

"'yaşamınızdan dağınıklığı çıkarın. dağınıklıktan kurtulmak sağaltıcıdır.' yazıyor burada" dedim kimyona.
"evet, çalışma masandan başla" dedi başıyla işaret ederek.
masada hüküm süren karışıklığa göz atarak "söylemesi kolay! dedim. "sen olsan nasıl yapardın?"
" her çalışmadan sonra masadan bilgisayar, bir kalem ve bir kağıt dışında kalan herşeyi kaldırır ve ilgili klasör ya da çekmeceye yerleştirirdim." dedi. "eğer her gün yapamıyorsan en azından haftada bir kez yap bunu."
"bir kağıt, bir kalem ve bilgisayar...başka hiç bir şey olmayacak mı masada?"
"belki bir vazo ya da saksı içinde çiçekler olabilir." dedi. "çalışırken güzel şeyler görmek iyidir."

Perşembe, Eylül 28, 2006

kimyonun maceraları 28/09/2006

kimyonun hafta sonu diline doladığı uyduruk günebakan tekerlemesidir:

bahçe çitinin üzerinden başını uzatmış
gelene bakan, gidene bakan.
arabalara...
okul çocuklarına...
telaşı iş edinmişlere bakan.
yüzünü çevirmiş hafifçe güneşe
e, adı üstünde : "günebakan"
gün bitince aya,
ay batınca göğe bakan.
hiç gözü olmadan bin gözle bakan.
biraz gizemle, çokça merakla, hep sessizce bakan.
keşke senin gibi olsa her bakan!

Cuma, Eylül 22, 2006

kimyonun maceraları 22/09/2006

şehrin en merkezi yerlerinden birinde bir adam yüksekçe bir taşın üzerine çıkmış, elinde sıkıca tuttuğu kitabı sallayarak bağırıyor: "herşeyin bir zamanı var! herşeyin bir zamanı var!"
"bazen en basit gerçekleri akıllara yerleştirmek için böyle yüksek bir yere çıkıp adamakıllı bağırmak gerekiyor" dedi kimyon, "oysa doğa sessizce zaten söyler bunları... sadece başını çevirip bakmak yeterli."
doğru söze ne denir?
meşe ağacında önce parlak ve yeşil yaprakların zamanıydı, şimdi palamutun...
atkestanesinde önce beyaz-pembe çiçekler hüküm sürmüştü, şimdi yeşil dikenli kabuğuna sarınmış parlak kestaneler keyif sürmekte...
ıhlamuru süsleyen minik ve mis kokulu çiçeklerdi önce, şimdi ise yeşil ve sevimli toplar...
papazkülahının ilk misafirleri dikkatimizi çekmemişti bile, nar kırmızısı bir kabuktan "ben buradayım!" dercesine göz kırpan turuncu meyvacıkların zamanı ise şimdi...
bir süre sonra kurumuş yaprakların zamanı gelecek ve rüzgar ele geçirecek huşu. sonra beyaz...


not: "bu seferki macerayı biraz uzun tuttuk" dedim ya, kimyon yine de ısrarlı. papazkülahı meyvalarının zehirli olduğunu mutlaka ilave etmeliymişiz. güzel, güneşli bir sonbahar günü bir papazkülahı ağacına denk gelirseniz albenili meyvalarına kapılmayın ve sadece seyirlik olduğunu hatırlayın diye...

Perşembe, Eylül 14, 2006

kimyonun maceraları 14/09/2006

kimyonla yolda karşılaştık bugün. yağmur altında, ıssız sokakta erkenci birer sabah kuşuyduk ikimiz. konuştuk biraz yürürken. güneşin soğuyan yüzünden bahsettik. yine de keyifliydi kimyon. "söyle bakalım!" dedi, "bir akçaağaç tohumundan daha güzel olan şey nedir?". sohbet boyunca içinde değerli bir şey saklar gibi kapalı tuttuğu sağ avucunu gösterdim.
"avucundaki mi?"
"çok dikkatlisin!" dedi yavaşça açarken elini. avucunda sonbaharın en parlak, en kızıl tonunda bir akçaağaç tohumu duruyordu. işte o zaman farkettim: içinden geçtiğimiz sokak sağlı sollu kızıl akçaağaçlarla doluydu...

Perşembe, Eylül 07, 2006

kimyonun maceraları 07/09/2006

"ekmek mayası olarak bildiğimiz tek hücreli canlının tam 6300 genden oluştuğu belirlenmiş. buna ne dersin?" diye sordum kahvemi yudumlarken.
"demek ki en basit görülen yapıların arkasında bile karmaşık bir mimari bulunabilir." dedi kimyon.
"insan genlerinin toplam sayısı ise sadece 30000. mayaya oranla 5 kat bile değil." diye ekledim.
"demek ki son derece basit yapı taşları ile bile karmaşık bir yapı kurmak mümkün." dedi.
"çelişkili görünüyor" dedim.
"gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, siyah ve beyaz gibi..." dedi kimyon "...güzel görünüyor."