"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Pazartesi, Mayıs 05, 2008

Brand eins

Okumayı sevdiğim sanal dergilerden birisi Brand Eins. Tasarımı sade, bütün eski sayılarına hoş bir arşivden ulaşmak mümkün. Her ay belli bir tema üzerine yazılar yayınlanıyor. Kendini bir pazarlama ve iş dünyası dergisi olarak tanımlasa da sık sık basit yaşamı ilgilendiren konular seçiliyor aylık tema olarak. Karar vericileri arasında basit yaşam felsefesini benimsemiş birileri olduğundan şüpheleniyorum. İçeride adamımız var yani :)))

Mart 2008 sayısının konusu: Tempo (Hız). Editörün yazısından bir alıntı:

"Bir önceki yıl, ulaşım bilgi hizmeti veren İngiliz kuruluşu Keepmoving Avrupa şehirlerinde bir hız araştırması gerçekleştirdi. Otomobil veya kamu ulaşım araçlarıyla bu şehirlerde ne hızla ilerlenebiliyor? Buna göre Avrupa'nın en yavaş ilerlenen kenti Londra... İngiliz başkentinde saatte 19 km. hızla yol alınabiliyor. Hemen ardından: Berlin. Orada ortalama hız saatte 24 km. 19. yüzyılın posta arabaları da işte o kadar hızlıydı. Çok yaşa ilerleme."

Şubat 2008 sayısının konusu: Marketing. Was machen eigentlich Marketingleute?" adlı yazıdan alıntı:

"İyi pazarlamacılar bir ürün veya hizmete dair mesajı 3 anlaşılır sözcükle formule eder ve bunu yaratıcı bir şekilde iletirler. Kötü pazarlamacılar konuşurlar, konuşurlar, konuşurlar..."
Ben kötü bir pazarlamacı olurdum kesin!

Ocak 2008 sayısının konusu: Extreme (Aşırı). Abartma, dogmatizm, fanatizm, sınırları zorlama... Aşırılığın her hali üzerine yazılar.

Aralık 2008 sayısının konusu: Design. Schönheit hilft (Güzellik yardım eder) adlı yazı şöyle başlıyor:"İyi görünen, her şeye daha kolay sahip olur. Okulda. Mahkemede. Ücret pazarlığında. Hatta bebekken."

"Dış görünüş önemsizdir, önemli olan ruh güzelliği" diyen yaygın görüşe -ki basit yaşama ilişkin yazılarda da sık sık rastlanır ve vurgulanır- bilimsel verilerle karşı duran bir röportaj bu. Karşı tezleri sevenlere...


Temmuz 2007 sayısının konusu: Zu viel! (Çok fazla). Sie haben Ablenkung adlı yazının neresinden alıntı yapsam bilemiyorum. Okuyabilen baştan sona okusun, ben giriş cümlelerini paylaşayım:

" E-mail, cep telefonu ve cep bilgisayarı ile elektronik iletişim bir kaç yıl içinde patladı. İnsanoğlu yeni oyuncaklarını sevdi. Ama ne yazık ki onları nasıl verimli kullanacağını öğrenemedi."

Aralık 2006 sayısının konusu: Luxus/Minimum. Das Ideal adlı yazı "Ne gerekli, ne fazlalıktır? İnsanoğlu neye gereksinim duyar?" diye sorarak başlıyor.

Temmuz 2006 sayısının konusu: Sparwahn (Tassarruf çılgınlığı). Spar dir das adlı yazı şöyle açıklıyor bu çılgınlığı: "Yapabildiğin her alanda tasarruf yap, ki her şey iyi olsun. Harcamaları kıs. Tüketimini kısıtla. Ucuz şeyler al. Cimri ol. Tasarrufa katılmayan çılgın sayılır."
Basit yaşam ve çevre politikaları ekonomiyi baltalar, durgunluğa sürükler diyen bir görüş var. Bir ara kafamı toparlayıp yazmak istiyorum bu konuyu. Aklımın bir köşesinde basit yaşam felsefesinin anahtar kelimelerini sıralarken (arı, duru, az, öz, sade, basit, net, açık, uyumlu, vb, vb) hep "denge" sözcüğü de ekleniyor onlara. Aşırı uçlardan kaçınmak anlamında. Öyleyse çılgıncasına tüketimi savunmadığı gibi çılgıncasına tasarrufu da savunamaz bu dünya görüşü.

Ocak 2006 sayısının konusu: Komplexitaet. Einfach Mehr adlı yazı beni basitin karşıtı olarak çeşitlilik, kapsamlılık, karmaşa, karışıklık kavramları hakkında düşündürüyor. Sanki complexity sözcüğünün tam bulamadığım bir Türkçe karşılığı var ve o karşılık her neyse o kadar da kötü, o kadar da öcü değil. Sadece onunla nasıl başa çıkmak gerektiğini bilmek gerek. Bu anlamda John Maeda'nın 4. ve 5. kuralı ile mutabığım.
(Kural 4: Öğren: "Bilgi herşeyi basitleştirir."
Kural 5: Farklar: "Basitlik ve "Karmaşa" birbirine ihtiyaç duyar")


Hımmm, biraz kendimle konuşur gibi oldu bu yazı. Kafanızı mı karştırdım? Şu güzelim kahkaha çiçekleri (öyle derdik biz çocukken) bütün bu soruların yanıtını bilir gibi. Öyle pervasız, öyle neşeli ki objektife bakışları...

Kahkaha

5 yorum:

  1. Evreen ne güzel bir yazi olmus bu! :) Dönünce evime doya doya ve bastan okuyacagim yoklugumda yazdiklarini. Malesef icinde oldugum tatli ve eglenceli hengame icinde bilgisayar/internet basinda zaman gecirmem pek mümkün olmuyor. Bu dergiyi ben de takip etmeye calisacagim.
    Fotografini koydugun cicekler icin pervasiz ve neseli tanimlamalarina bayildim.Sahiden de öyleler! :)

    YanıtlayınSil
  2. Bir gün kendi basit yaşam felsefeni yazıp buradan paylaşmayı düşünür müsün? Senin kalemindn olduğu zaman çok daha basit ve anlaşılır olacağını düşünüyorum. Bu konuda ne düşündüğünü ve nasıl hayata geçirdiğini bilmek isterdim doğrusu.

    "Basit bir yaşam" sürdürebilmenin adı gibi basit olmadığını herkes bilmiyor. Bilse de hayata geçiremiyor diye düşünüyorum.

    YanıtlayınSil
  3. evet yazı gerçekten çok güzel evren ve senin kattığın bilgiler de bana güzel bi kaynak oldu bu konuda.. teşşekkür borçluyum sana...bu siteyi keşfimle başladı benim de yolculuğum... öğrendikçe ve araştırdıkça uygulamamak mümkün değil zaten anlatılanları... benim de yaşamım çok değişti sayende... cep telefonu ve kredi kartı kullanmıyordum zaten ama örneğin arapsabunu mucizesiyle senin sayende tanıştım , bütün deterjanları çöpe attım ,yediklerimize daha çok dikkat eder oldum ve hatta et yemeyi bile bıraktım uzun zamandır, ekmeğimi ve yoğurdumu evde yamaya başladım...kefir denemem de olucak bu akşam... aslında bu basit bir yaşam değil çok zengin, dinginleştirici, tazeleyici ve çok zengin bi yaşam... evren teşşekkür etmişmiydim sana :)

    YanıtlayınSil
  4. Demet,
    Boşver sen oradaki hengamenin tadını çıkarmaya bak, yazılar bir yere kaçmıyor nasılsa :)

    Sanem,
    Aslında her yazıda basit yaşamdan ne anladığımı da araya sıkıştırmaya çalışıyorum. Ama detaylar arasında kayboluyor tabii ki. Bir ara sadece bu konu üzerine yazmayı bir denerim. Basit yaşamın "basit" olmadığı konusunda hemfikirim.

    Funda,
    Yaşamında seni mutlu eden gelişmeler varsa ve bunda benim de bir parça tuzum bulunuyorsa ne mutlu bana. Kefirle ilgili gelişmeleri bildirirsin umarım. İlk denemeler başarısız olursa vazgeçme. Ben mayayla hiç dene(ye)medim ama okuduğum kadarıyla biraz nazlı bir şey kefir. İlkinde olmazsa bile sonrakilerde oluyor.

    YanıtlayınSil
  5. Kelimeleri cok dogru secerek, yazilarin ana hatlarini öyle güzel özetlemissin ki, okuyamayacak olanlar bile (ben dahil:) kisa aciklamalarindan yola cikarak kendi kafalarinda yazabilirler devami. Eline saglik!

    YanıtlayınSil