"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Malta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Malta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Nisan 09, 2010

Carissa macrocarpa (Natal Plum)

Beyaz çiçek

Hayatımda bundan daha fotojenik bir çiçek görmedim.
Fotoğrafını iki arada bir derede, aceleyle çektim her seferinde. Böyle özene bezene çekmişim gibi çıktı hep.
Malta'da cadde kenarlarında veya iki şerit ortasında çevre düzenlemesi amaçlı yetiştiriliyordu zaten. Uzun uzadıya poz vermesine trafik uygun değildi.

Adını arayıp bulmamın özel bir hikayesi yok.
Latince adı Carissa macrocarpa.
İngilizce adı Natal Plum. Aslen bir Güney Afrika bitkisiymiş ve tuzlu rüzgarlarla başa çıkmada üstüne yokmuş. Malta'daki varlığı tesadüfi değil yani. Ilgın ve Lagunaria gibi bilerek, özenle seçilmiş olmalı.

agaclar.net'te hakkında oldukça detaylı bilgiler içeren bir giriş var. Meyveli halini görmemiştim, ona da Google aramasında rastladım. Ne güzel, değil mi? Yeniyormuş da üstelik bu meyveler :)

Fotograf: nautical2k

Salı, Mart 02, 2010

Evet, takıntılıyım, n'olmuş?

Bir yildir ne oldugunu arayip durdugum bir bitki vardi. Gecen yil Valletta'da Lower Barakka Garden'da ve Malta'nin baska bir kac yerinde daha görmüstüm. Bitkisel yapbozumun siradaki parcasiydi. Bulamadim. Bulamadim. Bulamadim. Canim onu bir kenara koyup siradaki parcayi aramak da istemedi. Öylece kaldi.

Sonra gecen ay bir yazismamizda Beste'ye bahsettim bundan. Bir de fotografini gönderdim hatta. Bir saat kadar sonra kisacik bir not düstü posta kutuma:

"golden dewdrop duranta repens'e benziyor eger cicekleri leylak/mavi arasi bir renk ise:)"

Beste, sen her ne kadar "ilk aradigim yerde cikiverdi karsima, sans iste" falan da desen; önünde saygiyla egiliyorum.

Buyurunuz, meyvesiyle aliyla, cicegiyle daliyla,  Golden dewdrop (Duranta repens) ile basbasa birakiyorum sizleri:


Golden dewdrop - agac


Golden dewdrop - meyve

Golden dewdrop - meyve


Flickr'daki fotograflarina da bakmanizi öneririm hararetle.

Simdi huzurla yapbozun bir sonraki parcasina gecebilirim iste :)

Pazar, Mayıs 10, 2009

Malta: Valletta sokaklarında / ...ve bahçelerinde ;)


Valletta'nın çeşitli köşelerinden gözüme takılmış kareler:

IMG_1711


Bu mobilya fabrikası (aslında çapına bakılırsa bir atölye sanırım) Sliema'dan gelen teknenin yolcu indirdiği iskeleden ana caddeye (Republic Street) çıkarken...

IMG_1510


Lower Barrakka Garden'ı ararken yanından geçtiğimiz bir evin kapısı. Yeşillenmiş yeşil kapı :)

IMG_1531


Daha önce Upper Barrakka Garden'ın fotoğraflarını yayınlamıştım. Lower Barrakka Garden ondan daha küçük ve daha sakin bir park. Biz daha çok sevdik. Bir süre sonra Valletta gezilerimiz sokaklarda gezinme, güvendiğimiz bir kafede kahve molası ve sandviç tedarikinin ardından daima bu parkta sonlanır oldu. Diğerinden daha aşağıda olabilir ama bu park bile baş döndürecek kadar yüksekte. Bu fotoğraf aşağıya -yola ve denize- bakışımın, "yok, yok, ben en iyisi karşıya bakayım" deyişim fotoğrafıdır. Bir de ne olduğunu merak ettiğim, karşılıklı iki yaprak vererek büyüyen o sarmaşık bitkinin...

IMG_1717

Peki, peki, gözümüzü karartıp şu agaveye benzeyen bitkinin de bir fotoğrafını çekelim. Bir gün ne olduğunu bulup çıkarırız belki...

IMG_1541

Karşıya baktığımızda ise deniz, gök ve ikisinin arasında da Three Cities'in bir kısmı görülüyor :) Başımızın üstünde zeytin ağacını da unutmayalım...


IMG_1723

Lower Barrakka Garden'dan geri dönerken gördüm bu kapıyı. Boyuna bakılırsa bir depo girişi olmalı...

IMG_1724

Bu ve takip eden fotoğraflardaki evler de Lower Barrakka ile Upper Barrakka arasındaki caddeden. İlginçtir ki cadde ikisini birbirine bağlamıyor. En azından bebek arabasıyla gidenler için. Yayalar yine de bir geçiş bulabilir belki. Batan güneşin penceredeki yansıması hoşuma gitti. Fotoğrafta onu engellemek için özellikle uğraşmadım.

IMG_1725

Bu evlerden birinin önünde, ama aslında binaya değil de, daha çok sokağa ait gibi duran betondan iki dikdörtgen saksının içinde bir baharat bahçesi gördüm desem? Nane, biberiye, kekik ve benzeri Akdeniz otları yetiştiriyordu birisi. Çok güzel, çok canlı, çok sağlıklıydılar. Ama daha da hoşuma gideni sokaktan geçen kimsenin bozmaması ve yağmalamamasıydı. Bahçeye ve bahçıvana saygıdan...

IMG_1726

Akdeniz'e bakan yaşlı ama güzel bir ev olmak ne güzel :)
Valletta hoşçakal!

Perşembe, Nisan 30, 2009

Malta: Gzira ve Sliema sokaklarında

Uzun zamandır Malta sokaklarında bir tur atmamıştık, öyle değil mi? Bugün Gzira ve Sliema sokaklarındayız...


IMG_1583


Orpheum Theatre'ı ilk kez geçen Aralık ayında ana caddede yürümek yerine Gzira'nın ara sokaklarına dalmaya karar verdiğim bir gün keşfettim. Köşebaşında, eski ve güzel bir bina. İçeri girip gezmek isterdim ama her zamanki gibi merdivenler bize( yani bebek arabasına) engel oldu. Girişte gayet gişe görünümlü bir bölmede oturan gayet gişeci görünümlü bir kadın vardı sadece. Daha sonra internette araştırdım da dünyanın değişik yerlerinde bu ismi taşıyan bir sürü başka tiyatro varmış. Orpheum "Orpheus'ye adanmış" demekmiş. Bugünlerde sinema olarak kullanıldığını ve bazı toplantılara evsahipliği ettiğini de okudum. Binanın benim çektiğimden daha güzel bir fotoğrafı burada. İçinin neye benzediği de şurada, şurada ve şurada görülebilir.



IMG_1585




Bu bina ise Orpheum Tiyatrosunun tam karşısındaydı.


IMG_1589



Malta'da bazı dükkânların ne kadar hoşuma gittiğinden bahsetmiştim, değil mi? Bu da onlardan biri...



IMG_1660

Bu da bir diğeri. Dükkânda, vitrininde bir numara yok aslında. Burada bulunması tamamen nostaljik sebeplerden. Çocukluğumuzun mahallelerinde "köşebaşındaki kasap dükkanı" da böyle değil miydi? Kasap dükkânlarının dikkat çekmeye ihtiyacı mı var?


IMG_1590



Sarı-krem kesme taşları, mavi ahşap kapısı ve cumbasıyla tipik Malta evlerinden biri... Tek eksikliği bir saksı sardunya.






IMG_1591



Bu evlerin garaj girişleri bile böyle!


IMG_1594



Bu da çok sevdiğim evlerden biri...


IMG_1597



Köşebaşında yeşil pancurlu bir ev...


IMG_1598

Bu köşebaşına ise maviler hakim yine...


IMG_1658


IMG_1659

Bu iki yeşil kapı Sliema'nın farklı sokaklarından...



Sea Water Distilling - Tigne Seafront

Bu bina Sliema'da, (daha önce bahsettiğim Tigne Seafront'ta) adeta kıyıdaki ana yol üzerinde kalmış eski bir bina. Üzerindeki yazılara bakılırsa Malta'da tuzlu suyun arıtılarak kullanılması uygulaması en azından 1800'lerin sonuna kadar gidiyor. Bugün de adada kullanılan suyun yarıdan çoğu denizden elde ediliyor. (İlgili firmanın web sayfasında yazdığına göre ada(lar)da kullanılan suyun %57'si denizden reverse osmosis yöntemiyle elde ediliyor, geri kalanı yeraltı sularından kazanılıyor).Bu yüzden üretiminde petrol kullanılan elektrik gibi o da çok pahalı.

Hoşçakal Gzira! Hoşçakal Sliema!

Cumartesi, Nisan 25, 2009

Malta: Karabağlı?

Bu yazının başlığı Malta: Her sakallıyı deden sanma da olabilirdi.

"Karabağlı" çorbasına ilk kez Malta'ya gelmeden önce internette araştırma yaparken rastladım. Malta mutfağıyla ilgili bir sitedeydi. Qarabaghli Soup: Kabakla yapılan bir tür vejeteryan çorba.

Arapça'nın Malta dilindeki yerini, Malta tarihini falan biraz öğrenmiştim ya, bu Qarabaghli fazlasıyla Türkçe duruyordu. "Kabak çorbası mı?" diye düşünmüştüm, "Bu pek bize özgü de durmuyor ama... "
Daha sonra Malta'da biraz daha araştırdım bu Qarabaghli çorbasını. Internetten bulabildiğim kadarıyla işin aslı şu:

Çorbanın adı Malta dilinde aslında şöyle yazılıyor: qargħa bagħli . Google Translate sitesine bakılırsa bunun İngilizce karşılığı courgettes, başka sitelerde de baby pumpkin olarak geçiyor. Ayrıca qargħa hamra var ki o da pumpkin , red gourd anlamına geliyormuş. Tek tek bakılırsa qargħa pumpkin demekmiş, bagħli ise unirrigated. Özetle qargħa bagħli veya qarabaghli aslında bildiğimiz kabağa veya bir benzerine Malta'da verilen isim.

Bu kabakla yapılan yemekler de sadece çorbayla sınırlı değil. Bizdeki etli kabak dolmasına benzeyen Qarabaghli mimli bil-laham var mesela.

Büyük Kuşatma sonrasında Malta'da kalan Karabağlı lakaplı bir Türk'ten, veya çok sonraları Malta'ya sürgüne gönderilen Türkler'den birinden falan almıyor bu kabak çorbası adını.

Öylesi yüreğinizi daha mı çok okşardı? Ne yapalım, hayat böyle. Dünya her zaman bizim etrafımızda dönmüyor :)

Pazartesi, Nisan 20, 2009

Malta: Posta

Malta'nın dört bir yanında İngiliz sömürge döneminin izlerini görmek mümkün. En çok rastlanan örneklerden biri posta kutuları. İngiltere'de görmeye alışkın olduğunuz türden kırmızı posta kutularına her yerde rastlamak olası. Eskiler yuvarlak klasik tarzda, yeniler yeni olduğu her halinden belli, yerel ve uluslararası posta için ayrılmış iki gözleri olan, ama yine aynı kırmızı tonda.


Fotoğraf:foxypar4


Posta kutuları ve onları kullanmak bana çocukluğumu anımsatıyor. Malta'da her bahaneyle tanıdıklara kart atmamın, gönderilecek postaların sorumluluğunu üzerime almamın sebeplerinden biri bu sanırım. Postaneye gitseniz bile -zarfınız çok büyük değilse- size uygun fiyatta pul satıp kapının hemen çıkışındaki posta kutusuna yönlendiriyorlar. Posta ücretleri gayet uygun. Yerel posta 19 cent, Avrupa (ki buna Türkiye de dahil) 38 cent, dünyanın en uzak köşesi bile 1 avroyu bulmuyor. Tabii ki bu söylediğim 20 gr.ı geçmeyen kart ve mektuplar için geçerli. Postaneler genellikle* sadece öğleye dek açık ama gazete-dergi satan bir çok dükkan aynı zamanda kart, zarf ve pul da satıyor. Benim favorim Gzira'daki Book Bites Café. Orada kartlarınızı ve pulları aldıktan sonra bir fincan kahve ve bir dilim çikolatalı kek eşliğinde yazabilir, sıcakkanlı personelden en yakın posta kutusunun nerede olduğunu öğrenebilirsiniz :)

Malta'dan sevdiklerinize eski usul bir kartpostal yazmadan, güneşli bir Akdeniz selamı göndermeden dönmeyin :)

*Valletta'daki iki postaneden biri öğleden sonra 2'ye, diğeri 3'e kadar açık.

Çarşamba, Nisan 15, 2009

Malta: Tigné / Dragut Point

Yolunuz bir gün Malta'ya düşerse, büyük ihtimalle Sliema'ya da düşecek. Eğer Osmanlı tarihine ve özellikle Türk denizcilik tarihine meraklıysanız, Sliema'da alışveriş ve yemekten biraz vakit ayırın ve Tigne Point'e uğramadan geçmeyin. Tigne Point Sliema'da, ucu Valletta'ya, bir yüzü Manoel adacığına, diğer yüzü açık denize bakan bir burun. (Daha anlaşılır olması için şu haritaya bakabilirsiniz. Haritada sağ alt köşede.) Malta tarihine pek girmek istemiyorum, çünkü aslen bilgisiz olduğum bir alanda bölük pörçük bilgilerle ahkâm kesmem anlamına gelecek. Ama kısaca anlatmak gerekirse, 1565'deki Büyük Kuşatma sırasında Turgut Reis bugün Tigne Point olarak bilinen bu burnu ele geçiriyor. Tigne Point Valletta'nın kuzeyindeki Marsamxett_Limanı'na baktığı için önemli. Turgut Reis bu burundan Valletta'nın en önemli istihkâmlarından sayılan St.Elmo'yu hedef alıyor. St.Elmo'nun düşmesi, Osmanlı donanmasını başarıya götüren en büyük adımlardan biri sayılacak. St. Elmo yoğun top ateşi altında düşmesine düşüyor ama bu arada Turgut Reis de bir karşı top ateşinde yaralanarak ölüyor. Hikayenin sonunu tarih kitaplarından okumak mümkün.



Resim: Malta Kuşatması - Türk donanmasının adaya varışı
Matteo Perez d'Aleccio
Kaynak: Wikipedia

Bugün bu burunun en uç noktası hâlâ Dragut (Turgut) Point olarak biliniyor. Tigne Point'in açık denize bakan kısmına Qui-si-Sana deniyor ve buraya açılan sokaklardan birinin adı da Triq Dragut. Qui-si-Sana'da son derece sakin ve kendi halinde bir park var. Sükunetle kitabınızı okuyabileceğiniz veya Akdeniz'i seyredebileceğiniz bir huzur köşesi. Tavsiye ederim.

Sözkonusu burun "Tigné" adını çok daha sonra alıyor. 1792 yılında şövalye Tigné adında biri burada bir kale inşa ediyor. Kale ve çevresi de bu kişinin adıyla anılmaya başlıyor. Kale, St. John şövalyelerinin son girişimlerinden biri ve Malta'daki en küçük kale olarak Dragut Noktası'nda Marsamxett Limanı'nın girişine inşa ediliyor. 1798'deki Fransız işgali sırasında da önemli bir direniş noktası haline geliyor. İngiliz sömürge döneminde aynı noktaya bir askeri kışla kuruluyor. Malta'nın bağımsızlığını kazanmasından sonra bu yapılar önemini tamamen kaybedip ilgisizliğe terkediliyor.

Bugün Tigné Point'e gittiğinizde ne bulacaksınız peki? Bir kere en azından önümüzdeki bir kaç yıl ne yazık ki Dragut Noktasına erişemeyeceksiniz. Ama Ix-xatt ta 'Tigné (Tigné Seafront) denen kıyıdaki yürüyüş yolunda güzel bir yürüyüş yapabilir, banklarda oturup Manoel adacığını seyredebilirsiniz. Peki Dragut noktasına ne olmuş? Bu bölge 2002 yılında başlayan ve hâlâ devam eden bir yerleşim ve alışveriş merkezi projesinin inşa alanı haline gelmiş. Kışla yıkılmış, bölgeye girişe izin verilmiyor (yukarıdaki fotoğraf kışlanın 2001'de yıkılmadan önceki hali, kaynak Wikipedia). Tahminen 2012'de bittiğinde harika açık deniz ve Valletta manzaralı süper lüx daireler, alışveriş ve iş merkezi, restoranlar, bir otel, bir sinema ve benzerleri bulunacakmış bu bölgede. Manzara açısından bakıldığında aynı şey Valletta'da oturanlar için söylenemeyecek. Oradan bakınca Tigné Point'in şimdiden devasa ve çirkin binalardan oluşan berbat bir görüntüsü var çünkü.

İdeali sanırım bu bölgeyi kamunun erişimine açık, büyük bir yeşil alan haline getirmek olurdu. Kışla binaları korunur ve restore edilir, Turgut Reis ve Büyük Kuşatma'yla ilgili bir iki bilgilendirici tabela konur, insanların nefes alabileceği bir mekân yaratılırdı. O zaman Sliema da adının anlamına (Arapça'da Selam kelimesiyle aynı kökten gelmek üzere barış, huzur anlamında) yakışan bir köşeye sahip olurdu. Fakat bana fikrimi soran yok tabii. Kaldı ki güzelim tarihi binaların ya otel, ya da kebap sarayına dönüştüğü bir ülkeden geliyorum ben. Sormamalarına şaşmamak gerek...

Cuma, Nisan 10, 2009

Malta: Malta Haçı (Maltese Cross)

Malta haçı, tarihte Malta şövalyelerinin simgesiyken bugün ulusal bir simgeye dönüşmüş. Adaya ilk vardığınızda Malta ticari flamasında (?, denizcilikte kullanılan ulusal bayrak -civil ensign) , Malta'ya ait 1 ve 2 Euro'ların arkalarında, Air Malta'nın logosunda gözünüze çarpabilir. Biraz gözünüzü açarsanız göreceksiniz ki, Malta haçı duvar kabartmalarında, tarihi binaların, kiliselerin girişlerinde, şövalye zırhlarında, balıkçı teknelerinde, hediyelik eşya dükkanlarında satılan türlü çeşit nesnede, velakin her yerde. Bizim için ay-yıldız neyse, Maltalılar için Malta haçı o. Uçlarından birbirine dokunan 4 V harfini andıran 8 uçlu bir haç. 8 ucun sadakat, cesaret, dürüstlük, kiliseye saygı gibi şövalyelerin sahip olması gereken 8 özelliği simgelediği söyleniyor. Aslen 11. yüzyıla ait küçük bir İtalyan krallığının (Amalfi) simgesiymiş. Sonra 1530'da adaya gelen St. John şövalyeleri tarafından kullanılmaya başlamış.

Bugünkü resmi Malta bayrağındaki haç ise bir istisna olarak Malta haçı değil. Adaya İngiliz Kralı 6.George tarafından 1942 yılında II. Dünya Savaşındaki büyük kuşatma sırasındaki kahramanlıklar sebebiyle armağan edilmiş George Haçı.

Kaynaklar:
Wikipedia-Maltese Cross
Guide to Malta- Maltese Cross



Fotoğraflar:
balzamina
Pieter Musterd

Pazar, Nisan 05, 2009

Malta: Lampuki


Lampuki Malta'nın efsanevi balığı. Malta mutfağında da, Maltalılar'ın gönlünde de özel yeri var. İngilizce adı Dolphin fish; Sicilya'da Lampugi adıyla biliniyormuş. Dünyanın başka taraflarında ise mahi-mahi, doradao gibi adları var. Çok merak ettiğim halde Türkçe'sini bulamadım. Sanırım bizim kıyılarda gezen bir balık değil. Sonbaharda lampuki akınına uğrayan Malta'da, Ağustos ayında başlayan av mevsimi Kasım-Aralık aylarına dek devam ediyor. Av mevsimi genellikle Marsaxxlokk'da(adanın balıkçılıkla ünlü kasabası) balıkçı teknelerinin din adamlarınca kutsandığı bir tür ayin ile başlıyormuş. Aslen başka mesleklerde çalışanlar bile av mevsiminde bir balıkçı teknesinde bir iki gün olsun -ücret almadan- çalışmayı bir gurur kaynağı sayıyorlarmış.

Maltalılar Roma döneminden beri fazla değişmemiş lampuki avlama yöntemleriyle övünüyorlar. Uzun, büyük palmiye yaprakları ahşap sallar üzerine döşeniyor ve bu düzenek denize bırakılıyor. Öğle vakti güneşten korunmak için bu "şemsiye"nin altına toplanan lampukiler, balıkçılar tarafından geniş ağlarla yakalanıyor. Maltalılar'ın en büyük şikayeti, bu av tekniğinin Akdeniz'deki diğer ülkelerin balıkçıları tarafından taklit edilmesi sebebiyle lampuki avcılığının yaygınlaşması ve balık sayısının azalması... Lampukiyi marketlerde bulmak mümkün değil. Orada -daha önce dedim ya - Estonya'dan gelme okyanus balığı satılıyor! Yeni tutulmuş lampuki alıp yiyebilmek için arabalı seyyar balık satıcılarının uğradığı yerleri bilmek ve sabahın çok erken saatlerinde (6 civarı falan) yola düşmek gerekiyor. Diğer alternatif ise dört bir yandaki turistik lokantaların menülerini takip etmek.

Bir de Lampuki pie var. Maltaca adı Torta Tal-Lampuki. Lampuki ve ıspanak, karnıbahar gibi çeşitli sebzelerle yapılan bir tür tart. (Tarifi şurada) Bir dergide lampukinin klasik balık pişirme usulleriyle pişirildiğinde son derece yavan bir tadı olduğunu ama bu usulle pişirildiğinde efsanevi tadına ulaştığını okudum. Bilmem ki, aksi yönde görüş bildirenler de var.

Lampuki avcılığı ve lampukiyle yapılan değişik Malta yemekleri için şu linke de göz atabilirsiniz: http://www.geocities.com/frans311/lampuki.html


Fotoğraf: Malta Ministry for Resources and Rural Affairs


Pazartesi, Mart 02, 2009

Malta: Plastik poşetler

Ben alışverişe bez-torba-elimizde-yedek-torba-cebimizde giderler soyundan olduğumdan farketmemişim. Malta'da Ocak ayı başında uygulanmaya başlanan yeni bir düzenlemeye göre bütün işletmelerde plastik poşetler müşterilere sadece ücret karşılığı satılmaya başlamış. Eskiden marketlerde bedavaya verilen ve herkesin üçer beşer kullandığı poşetlerin her biri şimdi 18-20 cent civarında bir ücret karşılığı satılıyor. Özetle; ister öde, ister poşetini evden getir! Kanuni düzenleme aslında poşet başına 15 cent çevre vergisi + KDV şeklindeymiş. Ama uygulamada verginizi hemen alışveriş sonunda kullandığınız poşet kadar peşinen ödemiş oluyorsunuz ;-P

Darısı ülkemin başına.

Salı, Şubat 17, 2009

Malta: Burayı sevdiniz mi?

Çok şikayet eder gibi durduğundan yayınlamak konusunda kararsız olduğum bu yazı bana yeni Malta yazısı soran Minik Serçe için gelsin:

Ne zaman bir Malta'lıyla 3 cümleden fazla konuşma ortamı oluşsa ve ne zaman aslında Maltalı olmadığımız ama burada yaşadığımız ortaya çıksa aynı soruyla karşılaşıyoruz:


"Burayı sevdiniz mi?"

...veya benzerleri geliyor:


"Nasıl buldunuz Malta'yı?"
"Burada yaşamaktan memnun musunuz?"
"Malta güzel mi?"
...


Soruya fazlasıyla aşinayım aslında. "Dışarı"dan gelenin "bura"yı, "bizi" nasıl bulduğunu kafasına fazlasıyla takan bir başka kültürden geliyorum çünkü. Tuhafıma giden sorunun ters tarafında bulunmak. Soruyu soran değil, yanıtlaması gereken taraf olmak... Her seferinde afallıyorum işte bu yüzden. Bir an duraksıyorum, sonra kafamı toplayıp "evet, çok güzel, pek hoş" gibi bir şeyler diyorum. Konu genellikle kapanıyor böylece...


- Kucağımda 39 derece ateşli sincapla 35+ derece öğle sıcağında, tek bir arabanın bile geçmediği ıssız bir sokakta, bir özel kliniğin önünde 45 dakika beklerken (meğer onlar bile 12-16 arası siesta yaparmış!) "Bu Allah'ın unuttuğu adada, bu Allah'ın unuttuğu sokakta, bu öğle sıcağında NE İŞİM var benim???!!!" diye söylendiğim günden hiç bahsetmiyorum onlara.

- Festa kutlamalarında ne akla hizmet gündüz saat 12 de havai fişek patlatmaya başladıklarını hiç sormuyorum.

- Eninde sonunda herkesi (ve hatta yerlileri bile) sarıp sarmalayan o tuhaf, depressif, izolasyon duygusundan laf etmiyorum.

-"Ben aslında bu kadar sıcak iklimden hiç hazzetmem" türü cümleler kurmuyorum (O zaman Türkiye'nin her tarafında sub-tropikal iklim hüküm sürmediğini, bazı yerlerinde adamakıllı soğuk kışlar yaşandığını, benim de aslen oralardan geldiğimi falan anlatmak gerekecek uzun uzun)

-Daracık, yokuşlu sokaklarda bebek arabası ile ilerlemek zaten yeterince güçken, kapı kenarlarına bırakılmış çöp yığınlarının, inşaat malzemelerinin, köşebaşlarına parkedilmiş arabaların benim için bazen içinden çıkılmaz bilmecelere dönüştüğünü (haydi bakalım, nerden geçeceğiz şimdi?!) anlatmıyorum.

- Gözlerimin deli gibi yeşil aradığını, bu kadar çok binayı aşırı bulduğumu söylemiyorum. Sonuçta dünyanın en yoğun nüfuslu yerlerinden biri burası. Özellikle kıyılarda yer bulunamayan tek şey yeşil.

-Marketlerde satılan sebzeleri Türkiye'de satmaya kalkışsanız müşterinin "sen benimle dalga mı geçiyorsun" deyip satıcıyı dövmeye girişeceğini söylemiyorum.

-Akdeniz ortasında bir adada yaşayıp Estonya'dan gelme okyanus balığı yemenin tuhaflığını sorgulamıyorum.

-Her ricamıza "Tabi, tabi, hallederiz" diyen (ama halletmeyen) evsahibinden; kaybolan paketimizi sorduğumuzda "biz sizi ararız, biz sizi ararız" şarkısını söyleyen posta görevlilerinden söz açmıyorum.

-Ada genelinde neden 36 ayrı "Santa Marija" sokağı olduğu bir yana, ne demeye aynı sokak isminden aynı semtte iki tane bulunduğunu hiç sormuyorum. (Paketimizin kaybolma sebebi bu)

Aklıma Türkiye'de aynı soruyu "ra-ki, sis ke-bap, deniz, yine gelecek ben" diye yanıtlayan turistler geliyor. Aklıma takılıyor: Aslında onlar nasıl yanıtlardı bu soruyu?


Ama durun bir dakika! Yine de o kadar dramatik değil durum.

-Bazen bir ara sokakta bir begonvil (veya turkuaz mavisi bir ahşap kapı, veya bir keçiboynuzu ağacı, veya çocukluğumdan fırlama bir tuhafiye dükkânı...) görünce...

-"Haydi bakalım, nasıl geçeceğiz buradan bebek arabasıyla" dediğim anda yetişen herhangi biri, kaldırımdaki kocaman mermer blokları geçebilelim diye yana çekiverince...

-Yolda gördüğü herkese el sallamaya meraklı oğlum aynı sıcaklıkla karşılık alınca...

-Ocak ortasında güneşli, ılık bir günde Lower Barakka Garden'da bir zeytin ağacının altında denizi ve gökyüzünü seyredip "Hangisinin mavisi daha güzel?" diye düşünürken...

-Mevsimi geldiğinde enginara, baklaya doyunca; markette taze adaçayı ve defne bulunca...

-Ev yapımı ravyoli veya bana Türk pidelerini anımsatan dört peynirli gerçek İtalyan pizzası yiyince...

...işte o zaman hiç de şikayetçi olmuyorum halimden :)

Malta mı?
Sevdik.
Acısıyla tatlısıyla her ülke gibi bir ülke...

Cuma, Şubat 06, 2009

Malta: Nerden çıktı bu Lampedusa?

Malta'daysanız, Avrupa'nın en güney ucundasınız demektir. Sicilya'nın 93 km. güneyindeki Malta takımadaları Avrupa Birliği'nin güney sınırını oluşturur. Bu güney uç coğrafyanın tuhaf bir cilvesiyle Afrika'nın en kuzey ucundan da daha güneydedir.

Böyle biliyorduk. Afrika'dan önceki son durak olmak, hatta bir nebze Afrika'nın kucağında olmak ilginç geliyordu.

Akşam haberlerinden öğrendik ki öyle değilmiş tam.
Lampedusa varmış bir de.

Harita: BBC


Lampedusa, Sicilya'nın 205 km. güneyinde, 25,5 km2 büyüklüğünde ve yaklaşık 6025 kişinin yaşadığı bir ada(cık). Politik ve idari açıdan İtalya'ya aitmiş. Afrika'ya yakınlığı sebebiyle bir çok Afrikalı kaçak göçmen için bir atlama tahtası işlevi görüyor.Bu yüzden yaşanan sorunla da akşam haberlerimize konuk oluyor. Daha düzgün bir harita yayınlamak isterdim ama Malta bile genel ölçekli haritalarda gösterilemeyecek kadar küçükken Sicilya, Malta ve Lampedusa'yı net olarak gösteren bir harita bulmak neredeyse imkansız.

İdari açıdan İtalya'nın elinde olsa da, tektonik olarak Afrika kıtasının bir devamı sayılıyor Lampedusa . Yani politik açıdan Avrupalı olsa da, aslen Afrikalı. Belki sorun da tam burada çıkıyor. Bize gelince... Afrika hâlâ sadece güneyimizde değil, batımızda da dikilmeye devam ediyor. Kim demiş coğrafya sıkıcıdır diye?



"He he, ne Malta'sı? En güneyde Kıbrıs var" diyen okuyucuya not: Bu yazı için araştırırken öğrendim ki Avrupa Birliği'nin en güneyinde olmak ayrıcalığı(!) ne Malta'nın, ne Lampedusa'nın, ne de Kıbrıs'ın. O onur bir Yunan adası olan Gavdos'a ait!

"Çok mu önemli şimdi bu?" diyen okuyucuya not: Hımm, belki de haklısın...

Cuma, Aralık 12, 2008

Malta: Dil

Malta'ya geldiğimizden beri yazdığım yazılarda dilden de az çok bahsettim. Ancak Maltaca öylesine kendine özgü bir dil ki hakkında ayrıca bir yazıyı hak ediyor.

Öncelikle dilin kökenine bir göz atalım. Pek çok kaynakta Maltaca'nın kaynağının Arapça veya Arapça'nın Sicilya'da gelişmiş bir lehçesi olduğu söyleniyor. Kimi kaynaklarda dilin bundan da öte Fenike diline dayandığı savunulsa da, sanırım bu adadaki bazı yer isimlerinin kökeninin Fenike dilinde olmasından kaynaklanıyormuş. Her durumda Maltaca Avrupa'nın Sami dil ailesinden gelen tek dili ve aynı zamanda bu ailenin Latin alfabesiyle yazılan tek üyesi. Özellikle temel kavramlar ve dilbilgisi kuralları Arapça'dan geliyor. Pek çok sözcük ise İtalyanca ve İngilizce'den ödünç alınmış. Aquilina'nın Maltaca-İngilizce sözlüğündeki 41.000 sözcüğün kökeni üzerinde yapılan bir çalışma, Maltaca söz varlığının %32.41'nin Arapça, %52.46'sının İtalyanca ve özellikle Sicilya, %6.12'sinin ise İngilizce kaynaklı olduğunu göstermiş. Bu haliyle Maltaca yoğun olarak sözcük ödünç alan dillerden sayılıyor. Ancak belki de adanın tarihi göz önüne alındığında dilin bugünkü durumu eleştirilmeyi değil, takdir edip ders almayı gerektiriyor.

Malta 10. yüzyılda Arap hakimiyetine geçiyor ve uzunca bir süre de böyle kalıyor. Günlük konuşmada çok rastlanan pek çok Arapça sözcük bu dönemden kalma. Kbir( büyük), triq (yol), xemx (güneş), dar(ev), sayf (yaz), sabiha (güzel), bahar (deniz), leyl (gece) gibi. Malta'da günlük konuşmalara kulak misafiri olmak bana kendi dilimizde de kökeninden habersiz olduğumuz ne çok Arapça sözcük olduğunu farkettirdi.

16. yüzyılda ada St. John şövalyeleri hakimiyetine girdiğinde resmi dil olarak İtalyanca kullanılmaya başlıyor. Hakim sınıf İtalyanca konuşup yazışadursun, balıkçı ve çiftçilerden oluşan yerel halk kendi dilini kullanmaya devam ediyor. Fakat İtalyanca bugün sadece idari yapıda değil, pek çok alanda dile yerleşmiş durumda.

1798'de ada Fransızlar tarafından ele geçiriliyor. Ancak Fransızlar hem adayı ele geçirme şekilleri, hem de dine bakışları yüzünden Malta'da sevilmiyorlar ve varlıkları da fazla uzun ömürlü olmuyor. O günlerden kalan bir iki Fransızca sözcük var sanırım; Bongu (Günaydın) onlardan biri. 1800 yılında Malta 20. yüzyılın ortalarına dek sürmek üzere İngiliz hakimiyetine geçiyor. Bütün bu anlatılan dönemler boyunca Maltaca yerel halkın sözlü iletişimde kullandığı, yazılı şekli bulunmayan bir dil. Söylendiğine göre küfretmeye de son derece müsaitmiş. İklim, coğrafya, toprak ve tarih göz önüne alındığında halkın küfredecek çok şeyi olduğu aşikar :D İlk kez geçen yüzyılın başında Latin alfabesi ile yazılmaya başlanıyor, dilin kurallarını belirleyen ilk dilbilgisi kitabı da yaklaşık o zaman yazılıyor. Sömürge döneminde halkın İngilizce öğrenmesi eğitim ile teşvik ediliyor. Bu sırada İtalyanca ikinci önemli dil. Ancak 1934'de Maltaca adada resmi dil olarak tanınıyor.

1964'de bağımsızlığını kazanan Malta'da bir dönem Maltaca'nın tamamen terkedilmesi ve İtalyanca'nın tek resmi dil olması da tartışılmış, fakat kabul görmemiş. Bugün İngilizce ve Maltaca birlikte bu ada devletinin resmi dili. Tüm resmi dökümanlar ve web sayfaları her iki dilde hazırlanıyor. En çok okunan iki gazete (Times of Malta ve The Independent) İngilizce, ancak Maltaca gazeteler de var sanırım. Maltaca aynı zamanda Avrupa Birliği'nin de resmi dillerinden birisi. Çünkü bugün (dünyanın dört bir yanında yaşayan Maltalı göçmenleri saymazsak) sadece 400.000 kişinin konuştuğu bir dile sahip olmasına rağmen, AB'ne giriş sırasında Malta diline sahip çıkmış. Birliğe geçiş aşamasında binlerce sayfadan oluşan bütün kanunlar, kanun taslakları, antlaşmalar ve benzeri dökümanların karşılıklı olarak çevrilmesi gerekmiş. Çevirmenler çoğu zaman sadece metni bire bir çevirmek değil, yeni sözcükler türetmek ve dili yeni baştan şekillendirmek görevini de üstlenmişler. Field (tarla) sözcüğünün Maltaca karşılığının pek çok dilde olduğu gibi daha soyut anlamlarda kullanılması (alan gibi) buna verilen örneklerden biri. Bu aşamada dil özellikle soyut kavramlara yönelik pek çok yeni sözcük kazanmış. Pek çok bilimsel , teknolojik ve soyut kavram da diğer dillerde olduğu gibi doğrudan İngilizce'den ödünç alınmaya devam etmiş ve ediyor elbette. İlginç olan Maltalıların bazı İngilizce sözcükleri İtalyanca'ya ve hatta onun Sicilya diyalektine benzeterek, İtalyanca'da bile olmayan özgün sözcükler türetmesi. Bunun için Wikipedia'da verilen örnekler evalwazzjoni("evaluation"), azzjoni industrjali ("industrial action") ve armamenti kemikali ("chemical armaments"). Sıkça rastlanan Kunsil Lokali ifadesi(Yerel idari birim- belediye) de sanırım bunun bir diğer örneği.

Kitapçılarda rast geldiğim kadarıyla Maltaca yazılmış epeyce bir kitap ve kendince bir de edebiyatı var bu dilin. Sokaktaki insanların çoğunun kendi aralarında dahi İngilizce konuştuğuna dair bir gözlemim vardı başlarda. Ancak yanılıyor olabilirim. Alışverişte, hastanede, sokakta pek çok Maltalı beni de Maltalı zannettiklerinden kendi dillerinde başlıyorlar çünkü söze. Bu kendi dillerini konuşma konusunda hiç de isteksiz olmadıklarını gösteriyor. Çoğu zaman şaşkın bir "Efendim ?!" işe yarıyor, ama bazen açıkça "Maltalı değilim, dilinizi bilmiyorum" demem gerekiyor :) O zaman anında İngilizce'ye geçiyorlar. Kendilerine has bir aksanları da olsa hemen her Maltalı akıcı olarak konuşuyor İngilizce'yi. Çat pat konuşan, derdini zar zor anlatan sadece bir iki kişiye denk geldim. Çocuklar İtalyanca televizyon yayınları nedeniyle bu dili de kendiliğinden kolayca öğreniyorlarmış. Sanırım İtalyanca zaten seçmeli yabancı dil Malta okullarında. Söylendiğine göre gençler arasında "Maltenglish" denen tuhaf bir dil yaygınlaşmaktaymış. "Thank you hafna" nın "Grazzi hafna" nın (çok teşekkürler) yerini aldığından şikayetçiymiş yaşlılar. Benzer dil karışımlarına Almanya'daki genç Türkler arasında rastlamak da olası. (Örnek: Ders çıkışında "Seni bugün kim abholen yapacak?" - "Kim gelip alacak" anlamında!) Üstelik iki dil bilindiğini değil, her iki dile de yeterince hakim olunamadığını gösteriyor bu çoğu kez. Ama iğneyi kendimize batıralım hadi. "Çok mersi" diyen de biz değil miyiz?

Diyeceğim o ki, Maltalıların yüzyıllardır sıkı sıkıya tutundukları üç faktör varsa birincisi tarih(Büyük Kuşatma), ikinci din ve üçüncüsü de dil gibi görünüyor. Şartlar gözönüne alındığında çoktan sahneden silinip gitmiş olması beklenen bir dilin hâlâ yaşaması başka nasıl açıklanabilir ki? Peki, tarihin ona hazırladığı çok başka şartlara rağmen Türkçe'nin bugünkü durumu neyle açıklanabilir?

Sokak ortasında elini kolunu sallayarak Maltaca konuşan iki kişiyi gören her yabancı -ben dahil- ilk başta kavga ettiklerini sanıyor. Hayır, kavga etmiyorlar, sadece "coşkuyla" dillerini konuşuyorlar :)

Bu yazıda faydalanılan kaynaklar:
1) Kif inti? -Tajjeb! (Die Zeit)
2) Maltese - an unusual formula (MED Magazine)
3) Wikipedia - Maltese Language ve Malta girişleri
4) Wikipedia Maltesische Sprache girişi
5) Wikipedia Maltaca girişi



Salı, Kasım 18, 2008

Malta: mimari renkler

Mimariden pek anlamıyor olsam da, Malta'nın korunması az çok başarılmış eski taş evlerini, dar sokaklarını, orada burada karşıma çıkan detayları ve bunların bana çağrıştırdıklarını seviyorum. Buraya özgü krem renkli, işlemesi kolay bir taş kullanılırmış eski evlerde. Dış kapılar ve pencerelerde kullanılan ahşapla kesme taşın sade dostluğu, yalnızca Akdeniz değil biraz Kuzey Afrika, biraz Ortadoğu tadı veren sokaklar, yüksek duvarlı mahrem bahçeler, bina köşelerinde ermiş heykelleri hoşuma giden detaylardan. Küçük bir fotoğraf gezisine var mısınız?

Bu fotoğrafı nerede çektiğimi çoktan unuttum. Sanırım ara sokakların birinde kaybolmuşken denk gelmiştim. Tipik bir Malta sokağı işte böyle bir şey denebilir:

IMG_0450


Bu da bir diğeri. Yanılmıyorsam Sliema'dan. Soldaki binada görüldüğü gibi bazı yeni binalarda eski tarzı devam ettirdikleri söylenebilir. Ama hepsinde değil :(


Evler

Daracık sokaklarda yürürken insan başını arada bir de olsa yukarı kaldırmayı ihmal etmemeli :) Orada küçük hazineler bekliyor bizi...

Malta evi - detay

Bu mavili ev benim en çok sevdiklerimden. Daha önce de yayınlamış olabilirim bu fotoğrafı:



IMG_0451


Bu da başka bir evin soluk mavi panjurlu penceresi. Sliema-St.Julians arasında, ana yol üzerinde:

Pencere


Yüksek apartmanların arasına sıkışmış, neredeyse yıkılmayı bekleyen bu ve benzeri evler ise üzüyor beni:



Eski ev


Bu sokak Valletta'dan. Daha önceki bir yazının yorum bölümünde bahsettiğim su gibi akan öğle-buz çiçeği de bu karede:

Öğle-buz çiçekli balkon


Valletta'nın merdivenli, cumbalı sokaklarından biri:

sokak


Ve yine Valletta'dan küçük biblolar, noel süsleri, kırtasiye, kartpostallar ve benzeri ıvır zıvır satan bir dükkan. Bana çocukluğumun taşra dükkanlarını hatırlatıyor vitrini. Eğer bir gün Malta: Dükkanlar başlıklı bir foto-yazı yayınlarsam bu fotoğrafı orada da göreceksiniz, emin olun :) Soldaki kapıya ve sağda köşebaşındaki sırtı dönük ermiş heykeline de dikkatinizi çekmek isterim:

Dükkan


Vee... Messina Palace. Valletta'nın insanda terkedilmişlik hissi uyandıran bir çok sokağına karşılık, Cumhuriyet Caddesi ile S. Kristofru Sokağı'nın köşesinde bulunan bu ev iyi bakılmışlardan. Bugün bir tür Alman-Malta kültür derneği olan German-Maltese Circle'a ev sahipliği yapıyor. Adındaki iddialı "Palace" sözcüğüne bakmayın. Burada vaktiyle hali vakti yerinde olan ailelerin yaptırdığı, bugün müze vb. amaçla korunan ve kullanılan pek çok "Palace" veya "Palazzo" var.


German-Maltese Circle (Messina Palace)


Kelimenin her iki anlamıyla da yeşil olan bu pencerelere ne demeli?

Yeşil pencereler


Bu da bir binanın köşesinde azimle sokağı koruma görevini ifa eden ermiş:

Sokağı koruyan ermiş


Son olarak bu turuncu kapılar da Ayça için. Uzun zaman önce verilmiş bir söze istinaden :)

Turuncu kapılar


Burada da aynı evin daha genel bir görünüşü. Baştan aşağı turuncu :)

Turuncu - genel


Malta sokaklarından şimdilik bu kadar :)
Sahha!

Pazartesi, Kasım 17, 2008

Malta: renk renk

Hibiscus rosa-sinensis (nam-ı diğer Çin gülü) Malta'da çok sevilen süs bitkilerinden biri. Aslen kırmızı çiçekleri olmasına rağmen benim çok da anlayamadığım genetik bir sebeple bu çiçeği çaprazlamak ve her defasında bir birinden farklı renk ve şekillerde yeni varyasyonlar üretmek mümkünmüş. Aslen doğu Asyalı ve herdem yeşilmiş. Balkonlarda, kapı önlerinde saksı içinde yetişenlerini de görmek mümkün, bahçelerde ağaç şeklinde yetişenlerini de. Bunlar da benim burada görüp fotoğrafladıklarım:

Kırmızı:

Kırmızı Japon gülü



Pembe ve kat kat:

Pembe



Pembe ve yalın kat:

IMG_146Pembe, Lantana ile



Sarı:

Sarı

Bir de fotoğraflamaya vakit bulamadan açıp solan krem-beyaz renkli bir tane var. Kırmızısı bir yana sanırım en sevdiğim ikinci sıradaki pembe renkli olan. Taç yapraklarının grapon kağıdından yapılmışcasına gerçeküstü bir duruşu var. Siz bahçenizde hangisine yer açardınız?

21 Aralık - Güncelleme:Bir de ara sokaklarda bir evin kapısı dibinde şu sarı, katmerli Çin Gülü'ne rastladım:

Çin gülü - sarı , katmerli