"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




ellerimle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ellerimle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ağustos 18, 2012

Bu ay ben ellerimle - Agustos 2012

Genel degil ama israrli istek üzerine :)
Geç ama güç değil :)


Çarşamba, Temmuz 04, 2012

Bu ay ben ellerimle - Temmuz 2012

Fazla söze gerek yok :) Bilmeyenler  icin projenin baslangic yazisi burada.
Asagidaki listenin calisma mantigi burada.
Gecmis aylarin listeleri ve ellerimle yaptigim kimi seyler Ellerimle kategorisi altinda.

Buyrunuz Temmuz 2012 listesine:



Not: Henüz okumadiysaniz, lütfen bir önceki yazidaki iki duyuruya da göz atmayi unutmayin.

Pazartesi, Haziran 18, 2012

Kurutulmus bitkiler defteri

Ormandan alip kuruttugum Cezayir meneksesi
Kötü bir fotograf ama seviyorum.


Bugünlerde yeni bir yaprak defteri hazirliyorum.
Bu seferki yaprak baskisi degil, kurutulmus gercek yapraklardan olusuyor.
Bir tür amatör herbarium olacak sonucta.
Bugüne dek yaptiklarimin en genis caplisi olmasina karar verdim.
Arasinda yaprak kuruttugum bütün kitaplari, telefon rehberlerini ve dergileri ortaya cikarttim.
Hazinemdeki :) bütün yapraklardan ve bütün kurutulmus kir ciceklerinden birer örnek aldim.
Bazilari elimdeki tek örnek. Cömert doga ananin  bana onlardan yine vereceginden eminim.

Persembe günü oturup bu is icin satin aldigim cizgili deftere yapistirmaya basladim.
Aslinda sincapla beraber yapmak istemistim.
Fakat o pek istek göstermedi; ben de zorlamadim.
Zaten sonra farkettim ki gayet ince ve dikkatle calisilmasi gereken bir is. Bazi yerlerde incecik bir yapistirici tabakasiyle ve kürdanla calisiyorum.
Sincapla artik kendi herbaryumunu yapariz bir ara :)

Yapraklari ve kir ciceklerini yapistirma isi bitince her birinin arkasina Türkce ve Latince adlarini yazacagim.
Her birinde aklima gelen kücük notlar da var; onlari ekleyecegim. Özellikle kursun kalemle yaziyorum bunlari, sayfanin önünden görünmesin diye. Böylece ayni zamanda kücük bir bilmeceye dönüsüyor her sayfa. Önde soru, arkada yanit :)

Calisirken bir yandan müzik dinledim. Bazen Sting, bazen Beirut, bazen eskilerden Black... Öyle seyler iste.

Yapraklari secip yapistirirken nasil huzur buldugumu, nasil mutlulukla calistigimi anlatamam. Bir tür tazelenme.

Gecen gün insan olmak üzerine yeni bir iki sey ögrendim.
Insan olmak durdugu yerden ileriye bakip umut duyabilmekmis.
Insan olmak, -cocuklarin kimse ögretmeden duyma becerisinde oldugu- o sebepsiz mutluluk ve huzur duygusunu icinde duyma ve bunun farkinda olma ve bu duyguyu koruyup yasatabilme becerisiymis.

Defteri hazirlarken sebepsiz yere mutluluk ve umut doluydum. Ve bunun farkindaydim.

Günlerden bir gün, herseyin kötü bir rüyadaki gibi aksi gittigi bir gün, kulagima "Sen degisirsen dünya degisir" diye fisildamistin; ben de anlamadan inanmistim dedigine. Gecen zamanda insan olmak üzerine ne cok sey ögrendim. Sadece sincap büyümedi, ben de büyüdüm.

Pazartesi, Haziran 11, 2012

Bu ay ben ellerimle - Haziran 2012



"Bu ay ne yapsam?" diye düsünüp fikir arayanlar icin islevsel ve basit bir fikir bugün bir ara burada...:


Mutfakta erzak saklamak icin kullanmak üzere bez torbalar...
Herkes yapabilir...
Bulabildigin en dogal kumasi al, cesitli büyüklüklerde torba seklinde katla kes, bildigin en sıkı dikisle dik.
Yıka yıka kullan...
Plastikten bir adim daha uzaklas...

Salı, Mayıs 22, 2012

Bir davetiye, bir hazine kutusu, kahve ve kek: Gitmez miyim!

Bu ay aklim daha cok bahar temizligi ile mesgul oldugundan ellerim daha az calisiyor. 3 yil önce bence gayet sade yerlestirmis oldugum oturma odasindaki dolap infilak etmeye hazir bir canavara dönüsmüstü, onu elden gecirdim örnegin. Giysi dolaplarini, bazi cekmeceleri de... Bir de eski not defterlerini, oraya buraya alinmis kücük notlari gözden gecirdim/geciriyorum. Yeni yazilar cikacak bazilarindan, bazilari icinde oturduklari defterler bir yana, zihnimi de coktan terkederek kagit cöpünü boyladi :)

Bu ay sincap ellerini benden daha cok calistiriyor. Normalde Anneler Günü kutlamiyorum bildigin üzere. Fakat zarfini elleriyle süsledigi, "anne" sözcügünü ve en alta adini ögretmeninin yardimiyla kendi yazdigi söyle hos bir davetiye aldim oglumdan; reddetmem imkansizdi :



Böylece yasamimin ilk Anneler Günü kutlamasina katildim. Birbirinden güzel cocuklarin hazirladigi kücük tiyatrolu, sarkili bir gösterinin ardindan oglumun hem bir gün önce hazirlanmasina katkida bulundugu, hem de ikramina yardim ettigi pastadan yedim :) Yine elleriyle hazirladigi su harika hazine kutusunu armagan etti bana :


Anaokulunun günlük raporlarindan biliyorduk hummali bir armagan hazirliginda olduklarini. Ne oldugu bir sürprizdi. Sincabin pembeye boyali ellerle eve geldigi gün agzindan kacirdigi bir sürpriz ;)

Cocuklar, bu dünyanin kendileri kücük, yürekleri büyük bilim insanlari her daim elleriyle kesfetmeliler yasami. Bazen evde sincabi bu acidan istedigimden daha az tesvik edebildigim hissine kapiliyorum. Neyse ki anaokulu var. Anaokulu ögretmenleri olmasaydi ne yapardik?...

Asagidaki film elleri kullanmak ve özel olarak cocuklarin elleri kullanmasi hakkinda...

Cumartesi, Mayıs 05, 2012

Bu ay ben ellerimle - Mayis 2012

Ellerini calistirmak  isteyenler icin Mayis ayi listesi :

Bazen sen de "Burada ne yapiyorduk biz? Neden calistiriyoruz ellerimizi?" duygusuna kapiliyor musun? Hatirlatma icin:

"Gandi'nin söylemis oldugu gibi, dünyadaki yoksullara yardim edecek olan kitlesel üretim degil, kitlelerin üretimidir. Ileri düzeyde, cok sermaye-yogun, yüksek ölcüde enerji girdisine bagli ve insan emeginden tasarruf saglayici teknoloji üzerine kurulu olan kitlesel üretim teknigi, tek bir isyerinin meydana getirilmesi icin büyük sermaye yatirimi gereksindiginden önceden bir varlik birikiminin oldugunu varsaymak gereklidir. Kitleler tarafindan üretim sistemi ise tüm insanlarda bulunan paha bicilmez kaynaklari, zeka dolu beyinleri ve ustalikli elleri harekete gecirerek onlari birinci sinif aletlerle destekler. Kitlesel üretim teknolojisi ic bünyesi bakimindan zorba, cevreyi yipratici, yenilenemez kaynaklar bakimindan kendi amacina aykiri düsen ve insan kisiligini felce ugratan bir nitelik tasir. Kitlelerin üretimi teknolojisi ise, cagdas bilgi ve deneyimlerden en cok yarari sagladigi gibi, ademi merkeziyetcilige acik, cevrebilim yasalarina uygun, kit kaynaklarin kullaniminda dikkatli ve insani makinelerin usagi kilacak yerde ona hizmet etmeye yöneliktir." (E.F. Schumacher, Kücük Güzeldir)

Çarşamba, Mayıs 02, 2012

Yapraklarini ve adreslerini bulan kartlar

Bu kartlari gecen hafta yaptim.Yapraklarin cogunu gecen sonbahar toplayip kurutmustum. Kartlari da kendim kesmek niyetindeydim. Fakat akla gelebilecek her türden kirtasiye ve elisi malzemesi satan dükkanda indirimde buldum bunlari. Tam aradigim seydi; beni kartlari muhtemelen egri bügrü kesip sonra hayiflanmak derdinden kurtardi :)




Bana kartlari ve yapraklari bir araya getirmek, bir yandan da müzik dinleyip cay icmek kaldi :) Güzel bir ögleden sonraydi.

Biri haric, digerlerinin adresleri belli degil. Fikrimce kartlarla adreslerin birbirini bulusunu izlemek de hos olacak.

Cuma, Nisan 27, 2012

Sevcan'in Mart ayinda yaptiklari

Sevcan Mart ayinda bos durmamis, gectigimiz günlerde yine dopdolu bir dosya gönderdi bana :) Lafi hic uzatmayip ona ve eserlerine birakiyorum:

Peri kizi:



Peri kizi mi melek mi bilmiyorum ama arkadasimin kizinin hosuna gidecegini dusunerek, dogumgunu hediyesi olarak yaptigim bir isleme pano. Isleme yapmak gercekten cok eglenceli ve kolay. Hani Evren’in parmaklari calistirmakla ilgili yazisi var ya, tam da oradaki fikirle ortusen yerinde bir calisma bence. Yaptikca kendimi daha iyi hissettigim de gercek.

Islemede usta biri degilim oncelikle onu soylemek isterim. Yazacagim seyler nacizane ordan burdan ogrendigim, deneyerek memnun kaldigim ya da kalmadigim hususlar olacak.

Oncelikle birkac cesit sema transfer sekli var. Ben ikisini kullaniyorum genelde. Eger gunduz ise, semanin kagida ciktisini alip cama yapistiriyorum. Transfer edecegim kumasi da uzerine yapistirarak
kumas kalemi (veya kursun kalem) ile transferi gerceklestiriyorum. Ikincisi utu kalemi yontemi. Aksam saatlerinde ve seklin durusu fark etmeyecekse bu yontemi kullaniyorum. Cunku utu
transferinde sekil terse donuyor. Bunda da bilgisayar ekrani ya da kagittaki semayi sablon kagidina
aktarip ordan da utu ile birkac dakika ustunden gecerek kumasa geciriyorum.

Peri kizinda makina dikisi (back stitch olarak biliyorum, burda ogrendigim icin nakisi. Saniyorum
Turkce adi bu) kullandim. Zaten cerceve dikisi olarak genelde igne arkasi (stem stitch) ya da makina
dikisi (back stitch) kullaniliyor. Igne arkasi daha kabarik durdugundan makina dikisini tercih ettim
bunda.

Isteyen iclerini dolgu dikisle (satin stitch) doldurabilir. Ancak ben boya teknigini daha kolay ve guzel
buluyorum. Hehangi bir pastel boya ile iclerini boyadiktan sonra beyaz bir kagidi uzerine kapatip utu
ile birkac dakika uzerinden geciyorsunuz. Bu sekilde hem boyanin tortusu ortadan kalkmis oluyor
hem de boya kalici hale geliyor. Tabi bu islem islemeye baslamadan once yapiliyor.






Cerceve olarak kasnagi kullandim. Daha once aldigim bir pijamanin paketi olan pembe kurdeleyi
kasnagin etrafina silicon tabancasi ile yapistirdim. Burda her iki-uc sarmada bir silicon sıkmak gerekti kurdelenin kaygan olusundan oturu. Isleme bittikten sonra kumasi etrafindan, yuvarlak olacak sekilde kestim ve igne ile tegel yapar gibi etrafindan gectim. Sonra ipi cekerek ortada buzdurdum. Kasnagin olcusunde kestigim keceyi arkasina dikerek cercevenin arkasini kapattim. Yine kurdele ile takmak icin bir kulp yaparak bitirdim.


Araba:



Bu da yine bir dogumgunu hediyesi. Peri kizindaki asamalarin aynisini bunda da uyguladim. Asagida
semanin linki ile siz de istediginiz bir yere uygulayabilirsiniz. Hatta kendi istediginiz cizimleri de bu
yontemle islemeye cevirebilirsiniz. Benim cizimim cok iyi olmadigindan genelde sema kullaniyorum.
Ama eminim pek cok insan bundan daha guzel arabalar cizebilir

Sema icin; http://dl.dropbox.com/u/27867175/free%20patterns/vroom%20vroom%20pattern.pdf




Tisört yenileme:




Oglum son zamanlarda uzaya cok ilgi duymaya baslayinca ve bu ilgi benim de islemeye ilgi duyma
zamanimla kesisince bu cikti ortaya . Yine ayni yontem aktarma, ardindan igne arkasi dikis ile sekli
isleme. Semada olmayan birkac da yildiz sekli cizdim saga sola ve oglum bunu cok begendi.








Paskalya keseleri:






Easter’da hem kendime bir ugras olsun hem de cocuklar sevinsinler diye bir proje baslattim. Proje
diyince de sanki uluslararasi bir insanlik hareketi gibi durdu fakat o kadar buyuk degildi projem.
Kumaslari belirledigim olculerde (15cm-15cm olarak) kestim. Uzerlerine asagida kaynak olarak
verecegim blogda buldugum yumurta desenlerini cizip isledim. Sonra bunlari elimde dikerek
keseler haline getirdim. Tigla zincir cekerek yaptigim iple de agizlarini sararak bitirdim. Iclerine ne
koydugumu soylemek istemiyorum. Cunku pek de gurur duymuyorum bununla. Gecen yil saglikli
alternatif denememden sonra aldigim reaksiyon bu yil beni pes ettirdi. Ama onumuzdeki yil yine
saglikli alternative sunacagim cocuklara.

Desenler degistirildiginde dogumgunlerinde gelen misafirlere dagitilmak uzere de kullanilabilir.






Bunlari islerken oglum da cok eglendi. Kucuk bir kasnakta onun icin de bir sekil hazirladim ve eline
igneyi verdim. (Evet 3.5 yasindaki cocugun eline igne verdim.) Onu kullanirken ve cizgiden disari
tasmadan dikmeye calisirken hem cok eglendi, hem parmaklari calisti hem de beni rahat birakti.
Kazasiz belasiz atlattik.

Kaynak; http://wildolive.blogspot.co.uk/2012/03/pattern-tiny-easter-eggs-and-polka-dot_26.html



Canta yenileme:






Ikinci el magazasinda gorup herseyi ile cok begendigim cantamda ufak bir kusur vardi; saplarindan
birinin boyasi soyulmustu. Kiz kardesim kalemkar oldugundan mesleki bir cozum getirerek, bir iki
firca darbesi ile onu daha iyi hale getirdi. Ancak burasi yagmurun bol oldugu bir yer. Bu sebeple
yontem pek uzun soluklu olmadi. Ben de ne yaparim diye dusunurken boyle birsey ile karsilastim
bloglardan birinde. Orijinalinde deri botlara uygulanmisti bu yontem. Ben cantaya uyarladim.




Begendigim ve cantaya uyacagini dusundugum bir kumas aldim. Kumas tutkali ile etrafina sardim
saplarin. Biraz gorsel butunluk olmasi icin onlerde bir iki yere daha yapistirdim. Uzerine de dekupaj
icin kullanilan tutkaldan surunce kumasin iplikleri de kapanarak daha iyi bir goruntusu olacak.
Yalniz ben henuz o asamayi halledmedim, mazur gorun bir de kumasla kapatamadigim yerler
goreceksiniz-yine tembelligim sonucu kaldi- oralari da boyama yonetmiyle kapatacagim. Belki birileri
de benim gibi bir cozum arayisindadir diye tamamlamadan gonderdim.

Bu arada dekupaj tutkali olarak satilan tutkal yerine normal tutkaldan kendiniz de yapabilirsiniz.
Normal beyaz tutkala ayni oranda su koyup calkalayarak karisimi puruzsuz hale getirdiginizde bunu
dekupaj icin kullanabiliyorsunuz.

Kaynak; http://abeautifulmess.typepad.com/my_weblog/2012/01/floral-boots-diy.html



Prenses:






Sevcan prensesin yapimi hakkinda özel bir not düsmemis fakat fotograflar kendi kendine anlatiyor, degil mi? Yaptigi islerin detayi hakkinda benim burada yayinlayamadigim baska fotograflar da var. Ilgilenen olursa bana ulasabilir. 

Eline saglik Sevcan! :) 






Salı, Nisan 10, 2012

Bayramlar...

Paskalya bayraminda komsularimdan biri tavsan seklinde büyük bir cikolatali kek armagan etti. Kendisi yapmis. Tavsan seklinde bir kalipta keki pisirip sonrasinda özenle cikolatayla kaplamis. Sincap tavsani gördügünde cok mutlu oldu. Keki yemesine izin verdigim ertesi günün ögle saatlerine kadar etrafinda dolandi. Neredeyse gece pelus tavsanini yanina aldigi gibi yanina alip tavsan kekle uyuyayacakti :)

Bir diger komsum kendi boyadigi yumurtalardan getirdi. Gida boyasiyla boyananlardan bile degil. Geleneksel usulle... Gecen yil nasil yaptigini anlatmisti. Yumurtalari  itinayla, tek tek eski ince coraplarin icine koyup bagliyor. Bu arada her yumurtanin üzerine sekli ve dokusu hosuna giden bir yaprak (örnegin orman sarmasigi yapragi) koyuyor. Sonra yumurtalari büyük bir tencerede sogan kabuklariyla beraber pisiriyor. Sonunda üzeri yaprak desenli ve kizil kahverengi boyali Paskalya yumurtalari elde ediyorlar. Gecen yil hatta iki komsu imece usulü yapmislardi bu isi birlikte. Bayram öncesinde birlesip iki ev icin sarma saran annemle komsusu gelmisti de aklima; gülümsemeyle burukluk ayni anda gelip yerlesmisti yüzüme.

Mutlulugun el emegiyle harmanlandigi, öncesinde mutfaklarda hummali hazirliklarin yapildigi bayramlari daha bir seviyorum ben.  

Pazartesi, Nisan 02, 2012

Bu ay ben ellerimle - Nisan 2012

Yeni bir ay basliyor :)

Bu haftasonu yaptiklarimizdan özetlerle Nisan ayi listesini aciyorum:


Bu yilin kan portakali marmeladi dün yapildi:





Hafta ici ektigim minik tereler büyüdüler bile. 3 günde cikarlar dememis miydim? :)




Gecen hafta basladigimiz heyecanli bir macerada son noktayi da Cumartesi günü koyduk.
Ben bir kitapcida oldukca uygun fiyata rastlayinca su kitabi satin aldim önce:


Kitabin orijinali Ingilizce. DK Yayinlarindan, "First Nature Activity Book". Sincap simdilik pek ilgilenmez ama bulunsun diye düsünmüstüm. Tam tersine cok ilgilendi. Kitabin sayfalarini cevirdikce...


"Anne! Bunu keske biz de yapsak..."


"Bunu da yapalim!"

"Bunu da!"
"Bunu da!"

dedi :)

Ben de biraz ön hazirlik yaptim:


Cumartesi günü de beraber yumurtalari boyadik, pamuklari islatip yerlestirdik ve tohumlari serptik:


Üc bes gün icinde sacli yumurtalarimiz olmasini bekliyoruz :))


Laleleri sincap haftasonu alisveriste görüp benim icin almak istemis. Ben de "Bu ay ben ellerimle..." serisinin Mart ayi katilimcilarina ve müstakbel Nisan ayi katilimcilarina gönderiyorum.

Listeye buradan giris yapilabilir:

Cuma, Mart 09, 2012

Sevcan Subat ayinda elleriyle neler yapti?

Bu yazida sözü Sevcan'a birakiyorum.
Fotograflari ve tarifleriyle Subat ayinda elleriyle neler yaptigini anlatacak bize. Yaptigi seylerde en cok hosuma giden sey, tabii ki mümkün oldugunca eldeki malzemeleri kullanmasi ve normalde cöpe gidecek seyleri yoldan cevirip bir seylere dönüstürmesi oldu :)
Buyrunuz:
Eskiden gazetecilik yapmis, kendini bildi bileli en iyi ifade sekli yazi olmus biri olarak anlatmak istediklerimi "anlatabildim mi" kaygisina dusmek nasil da garip. Ancak oglum dogduktan sonra, onun icin tuttugum deftere aktardigim notlardan baska hicbirsey yazmamis biriyim. Bunun tutuklugu ile eger ifade eksikligi varsa yazdiklarimda, senin bir el atmani rica ederim oncelikle (demis ki, bence hic gerek yok :)). Sonra da yaptiklarimin birilerine ilham olabilmesini umarim. Baslattigin bu hareketin cook genis kitlelere yayilmasini; hayatta bazi seylerin ters gittigini dusunup ne oldugunu bulamazken, bir isik ararken, senin yazilarindan aldigim isikla baslayan aydinlanma, sadelesme surecimin baska pek cok insana da bulasmasini dilerim. Bunun icin kucuk de olsa birseyler yapabilirsem ne mutlu. Yazdiklarimdan daha fazlasini yaptim aslinda bu ay icinde. Ancak cok buyuk seyler degildi. Simdilik giris olsun, Mart ayinda hedef buyuturuz :)
Sac örgüsü bere:




Kafanizin olcusunde bir sayida ilmekle baslayin. (Ortalama 5 numara sisle normal bir orgu yunu icin 90 ilmek olabilir.) Bir tane ters ilmekle baslayin ve 4 duz bir ters sekilde devam edin siranin sonuna kadar. 3 sira boyle devam ettiklten sonra 4.sirada ordugumuz “4 duz”leri ikiserli yer degistirerek sacorgusu yapin. Bu sekilde 3 sac orgusu yaptiktan sonra duz orerek istediginiz uzunluga getirin. Kesene kadar eksiltme yapilmiyor. Istediginiz uzunluga getirdiginizde tamamen kesin. Tepesini bastan sona bir iplikte toplayarak buzdurun ve asagi dogru dikerek devam edin. Yanina istediginiz kucuk bir bros yada tig isi bir cicek ve yaprak da koyabilirsiniz. Ben kardesimin yaptigi baykus brosla renklendirdim. Arkadasimin kizi icin yaptigima iki renk cicek ve yaprak koydum. 



Not: Alt kisimlari duz lastik yerine sac orgusu yapma fikrini internette bir siteden esinlendigimi soylemeliyim. Ancak sitenin ismini hatirlayamiyorum.


Kavanozlara tig isi kilif:





Bunun yapimi cok basit sadece fikir vermesi adina yaziyorum. Evde var olan birbirinden degisik, atmaya kiyamadigim cam kavanozlara yine evde az az kalan iplerle renkli renkli kiliflar orerek hepsini bir duzen icine sokmus oldum. Benim gibi ille de birsey yapmak isteyip ayni zamanda kafasini da yormak istemeyenler icin ideal. Sadece baslarken sayiyor ve kavanozun uzunlugunda sık igne oruyorsunuz, bu kadar. Yalniz, agiz kismina yaklastiginizda birkac sira onceden birer birek eksiltirseniz kavanozu daha rahat kavriyor. Ben kavanozlari baharatlik olarak kullaniyorum.




(Hindiba'nin notu: Dilek BPA'li plastik biberonlardan kacinmak icin cam biberon tavsiye ettiginde, kirilmamasi icin biberonlara birer kilif dikmenin ya da örmenin münkün oldugunu söylemisti. Bu yöntem belki biberonlar icin de kullanilabilir diye geldi aklima. Ne dersin Dilek?) 


Tuvalet kagidi rulosundan kalemlik:



Biten tuvalet kagidi rulolarini oglumla yaptigim elislerinde kullanmak uzere bir yerde topluyoruz. Sonra onlardan neler yapabilecegimize bakiyoruz. Bir siteden gordugum kalemlik fikri cok hosuma gitti ve uyguladim. Modeli gordugum site asagida link olarak verilmistir.



Kisaca, rulonun alti boyutunda bir karton veya kece yuvarlak olarak kesilir ve yapistirilir. Ardindan, rulonun dis yuzeyine tutkal surulerek istedigimiz renk ve cinste bir orgu ipi sarilir. Bu islem bittikten sonra uzerine cocugunuz yaptigi kucuk bir resmi ya da keceden kestiginiz bir sekli susleme yapabilirsiniz. Ben biraz kolaya kacip evdeki etiketlerden yapistirdim bu defa. Ama daha cok yapacagim bu kalemliklerden. Cunku gercekten biraz ozenildiginde degme kalemliklere tas cikarir hoslukta duruyor. Ornegin asagidaki sitede yapilanlar, malzemenin tuvalet kagidi rulosu oldugunu unutturur nitelikte. Bizimkiler ogluma beraber yaptigimiz acemice eglencelikler oldu.
Orjinal linki; http://www.craftpassion.com/2010/09/recycle-pencil-holder-tutorial.html



Amigurumi Panda:

Modeli aldigim sitede fotograf oldugu icin koymadim. Aynisi oldu gercekten :)



Çarşamba, Mart 07, 2012

Bu ay ben ellerimle - Mart 2012

Ellerini kullanmayi sevenler!
Her ne kadar bir durgunluk dönemine girmis ve daha Subat ayinda yaptiklarimi yaziya gecirememis olsam da...

Her ne kadar yakinda Subat ayinda baska evlerde ve ellerde yapilmis güzellikleri yayinlayacak olsam da...

Zaman akip gidiyor, Mart ayindayiz, doga uyaniyor. Artik sadece evde degil, imkani olanlar icin bahcede, dogada bütün vücuduyla calisma zamani :)

Buyrunuz Mart ayi calismalari icin güncel liste, tez zamanda güzelliklerle dolmasi dilegiyle...:

Çarşamba, Şubat 01, 2012

Bu ay ben ellerimle - Ocak-Subat 2012

Bilenler bilir, kendi kendini ceviren otonom sistemleri seviyorum.

Moderasyon gerektirmeyen gruplar, kendi kendine güncellenen listeler, dis/yukari müdahale olmadan yürüyebilen takim calismalari vb . ilgi alanim icinde :)

Ellerimizle (ya da ellerimiz olmadan) ürettiklerimizi paylasacagimiz aylik listenin de böyle olmasini tercih ediyorum. (Cünkü, evet, biraz tembelim de :D ) 

Söyle bir sey düsündüm. Ben her ay basinda yeni ve cogunlukla bir sey anlatmayan bir post acacagim. Sonra o ay boyunca yaptiklarimizi anlattigimiz linkleri yazinin en altindaki link listesine ekleyecegiz. Böylece yazi icinde otomatik yerlerini alacaklar. Blog ya da internet sitesi olmayanlar yorumlarda da anlatabilir. Güncel aya ait post sag tarafta görülecek, tüm arsiv ise "ellerimle" etiketi altinda bulunabilecek. Bu ay hem Ocak, hem Subat icin aciyorum postu; cünkü ben bunu tasarlayip organize edene dek  Ocak ayi bitti :)

"Simply Linked" fikrini Isil'dan aldim, onun haberi olmadan :) Tesekkür ederim :)
"Neden bahsediyor bu?" diyenleri suraya ve suraya alayim.

Evet, neler yaptik Ocak ayinda? Ve neler yapmak niyetindeyiz Subat ayinda?
Linkleri ve yorumlari görelim :)

Ben zencefil receli ve probiyotik olmasi sebebiyle cok ilgimi ceken Alman usulü fermente lahana tursusu yaptim. Tursu Beste'nin bir tarifiydi. Gelismeleri onun blogunda yorumlara yazdim. O linki verecegim o yüzden. Lahana tursusu havanim olmadigi icin beni gercekten cok yordu. Kesme tahtasi kenariyla ve bütün gücümü kullanarak ezdim lahanalari. Bir kilo kadardi lahana. Sonra da Beste'ye bir e-mail yazip "bana hic bir güc bundan bes kilo yaptiramaz" dedim :)  Itiraf ediyorum, onun yazisinda adi gecen havansiz ve cok sikayet eden arkadas benim :) Son olarak, bir dosta sonsuz tesekkürlerimin kücük bir habercisi olarak yaprak baskili bir defter daha yapip gönderdim. Baska defterlerler var planlarimda :)


Çarşamba, Ocak 18, 2012

Senin icin zencefil receli yaptim dostum.

Bilmiyorum, bugünü öteki günlerden ayiran neydi?
Ama bir sey vardi, farkli.

Sabah mutfakta dünün alisverisinden beni bekleyen iki seye baktim: Pirasa ve zencefil. Neredeyse bir yil kadar önce yine bir gün mutfakta hem pirasa, hem zencefil pismisti. Ikisinin kokusu birbirine karismisti ve ben cok mutlu, cok huzurlu hissetmistim kendimi. Bunu hatirladim. "Bugün de pirasa ve zencefil pissin birlikte ve ben mutlu hissedeyim kendimi" diye diledim.

Posta kutumda cooook eskilerden, sanki yüzyil öncesinden bir sarki vardi. Dinledim, animsadim, bir liseli cocuk oldum yine.

Posta kutusunda adresine nihayet ulasmis bir kutunun haberi vardi. Sahibini biraz aglatmis, postaci kadini mutlu etmis. Postacilarin mutlulugunu önemsedigimden bahsetmistim, degil mi? Ben de azicik agladim, hadi itiraf edeyim.

Pirasalari incecik dograyip, biraz tuzla zeytinyaginda kavurdum. Hepsi bu.
Zencefilleri recel yapmaya karar verdim.

Posta kutuma bir sarki daha düstü. Bu seferkini bilmiyordum. "Bu da benden sana armagan olsun" diyordu ilistirilen notta. Dinledim. Sevdim. Ama durdum.

Ben "dost" diyemem, hic farkettin mi? Bir vakitler "en yakin arkadasim, dostum" diye tanidigim ve tanittigim insanlardan derin kaziklar yemisligim var. Cok yüregime oturmuslugu, cok nefesimi kesmisligi  var. Epey bir zaman ince ince kanamisligi var. Zor gelir ondan beridir. Hic kimse icin kullanamam. Ezilirim de bu yüzden. Bu kez de ezildim.

Zencefil recelini söyle yapiyorsun. 250 gr taze zencefili, yika , soy, kabuklari atma. Bir limon ya da misket limonunun suyunu sık. Onun kabugunu da atma. Limon suyu, 750 ml. su (ya da beyaz sarap) ve zencefil kabuklarini kaynama noktasina getir. 30 dakika düsük isida yavas yavas kaynasin. Bu arada limon kabuklarini rendele (organikse). Zencefilleri ince ince dogra. Kaynayan suyun icinden zencefil kabuklarini süz. Onun yerine limon kabuklarini ve zencefilleri ekle. Kapagi kapali olarak orta isida zencefiller camsi bir görüntü alana dek pisir. Su mümkün oldugunca kaybolmasin. Ama kaybolursa bir iki fincan elma suyu ya da su eklenebilir (ben portakal suyu ekledim). Sonra bir kg seker ekle. Biraz da pektin. Bu benim yöntemim. Bu noktadan sonrasi bildigin recel nasil yapiliyorsa öyle. Sen de bildigin gibi yap. Sonra kavanozlara doldur, hemen kapaklarini kapat ve ters cevir.

Receli yaparken mutfaga dolan zencefil kokusundan nasil da mutluydum ve nasil da istiyordum, sana da bir kavanoz gönderebileyim.

Annem aradi o sirada. Sesinde bir heyecan. "Bugün beni biri aradi. Ben bu sesi taniyorum, bu kim, bu kim, derken, bil bakalim kim?" dedi. "Anne, bilemeyecegim simdi, sen söyle hemen" dedim. "D.!" dedi. Liseden arkadasim. Ikimiz de Beden Egitimi'nden raporlu, ögretmen oturup test cözmemize izin vermiyor. O dayisindan ögrendigi sekliyle "Karli Kayin Ormaninda"yi söylüyor. Cok da güzel söylüyor. Spor salonunun gürültüsünde ikimizden baska hic kimse duymuyor. Ben o zamanlar henüz hic kayin agaci görmemisim. Hic asik olmamisim bir agaca. En son 10 sene önce Izmir'e bir gece yolculugunda karsilasmisiz. Onun bir cocugu olmus, ben daha yeni evlenmisim. Telefon numaralari alip vermisiz. Arayamamisiz. Sonralari denendiginde yanit vermemis telefonlar. Sonu gelmeyen tasinmalar...

Rüyasinda görmüs beni bir gece önce. Annemlerin telefonunu bulmus cikarmis bir yerlerden. "Belki hala degismemistir" diye cevirmis bir heyecan numaralari. Annemin sesini duyunca nasil mutlu olmus.

Ben bir e-mail yazdim ona hemen. O da hemen yanitladi.
"Canım arkadaşım;" diye baslamis söze.  (Ne arkadaşı gerçi; dostum, kardeşimsin sen benim.) diye tamamlamis parantez icinde. O zaman aglamaya basladim iste. Bu kadari cok geldi bir günün icinde. Belki zamani simdiydi ve ondan görmüstü rüyasinda.

Daha gecen gün "Sevebilmektir kutlanasi olan, sevilmek degil" diyordum. Ben. Kendim.
Önemli olanin, birine bütün risklerine karsin yüregini acip "dostum" diyebilmek oldugunu unutmustum.
Önemli olanin, iyi dost(lar) sahibi olmak degil; kaziklar yediginde bile dost kalabilecek kadar iyi bir dost olabilmek oldugunu unutmustum.
Demir cariklarimi cikardim. Hemen oracikta.
Aşil topuguma ragmen cakil tasli yollarda ciplak ayakla yürüyecegim bundan sonra.

Iste böyle sevgili dostum.
Nasil da isterdim sana da bir kavanoz zencefil receli gönderebilmeyi.

Tadina baktim; hem aci, hem tatli.
Baska nasil olacakti?


Mutfak pirasa ve zencefil kokulu; icim mutlu, huzurlu, sevgi dolu.
Nasil diyordu o sarki?
"Dostlar arasinda bugün, sevgiyle dolu yüregim"

Pazartesi, Ocak 09, 2012

Bugün ben ellerimle... Tamam mi, devam mi?

Önce özetler:
Son zamanlarda günlük rapor vermeyisim ellerimi calistirmadigim anlamina gelmesin.

Aralik ayinin son haftasinda anaokulu tatil oldugu icin sincap evdeydi. Agirligimizi ortak el calistirma cabalarina kaydirdik. Birlikte kek ve puding yaptik, mandala boyadik, tahta oyuncaklardan ince dengeli kuleler, köyler, kasabalar insaa ettik.

Onun etrafta olmadigi zamanlarda ben caktirmadan portakal agacli etaminimi yapmaya devam ettim. Ekmek, yogurt, kefir derken mutfakta rutin üretimler devam etti. Tabii tembellik ettigim, az is cok laf ürettigim günler de oldu. O günleri sevmedim. Kimi günler eller cok calisti belki, ama ortaya bir ürün cikmadi.

Yilin son günlerinde erzak dolabina bir ceki düzen vermeye calisirken, Türkiye'den gelen kurutulmus sebzeler dizildikleri iplerden ayiklandi, köy bulgulari temizlendi. Genellikle günlük yemegi yaparken cok oyalayici oldugu icin bu türden temizleme islerini daha önceden toplu halde yapiyorum. Yerinden kipirdayamayacak kadar yasli, ama misafir kaldigi evlerde  "oturdugum yerden de olsa evsahibine yardimci olayim" diyerek durmadan bulgur, nohut, fasulye ayiklayan  bir akrabamizdan ögrendim bunu. Hikayesiyle birlikte aldim, seviyorum, yapiyorum.

Yilbasi günü proje acisindan anlamli, gayet basit, ama elleri cok calistiran bir menü sectigimi farkettim: Sincabin pasa gönlü icin köfte, firinda kizartilan patates ve kereviz, havuc salatasi , vb. :) O gün epeyce cok  sebze temizledim, ayikladim, dilimledim, rendeledim :))

Yilin ilk günlerinde "yazmak" takildi aklima. Evet, her gün yaziyorum ama aslinda ne az yaziyorum. Ne zaman ki tuslayarak yazar oldum, el yazim bozuldu. Daha cok yazmaliyim dedim. Yazici kullanmayi zaten sevmiyordum, üstelik simdi arizalandi da. O acidan kolaya kacma sansim yok. Okuduklarima dair bazi notlari kopyala- yapistir ile bilgisayara kaydetme kolayciligina basvuruyordum. Daha az yapmali, ellere bu unutmaya basladigi beceriyi animsatmali dedim. Son zamanlarda hosuma giden bir  iki tarifi kagit kalem usulü not etmeyi tercih ettim. Hem celiskili gibi görünebilir ama böyle not ettiklerim, bilgisayarda bir yerlere kaydettiklerimden daha kolay bulunuyor her zaman. Elin bir hafizasi var diye mi?

Fakat önemli olan su ki, ellerimle bir seyler üretme konusunu bir süre sonra icsellestirdigimi farkettim. Her gün kendi kendime "bugün ben ne ürettim?", "bugün ellerimi yeterince kullandim mi?" diye sordugumu farkettim. Baslangicta özel caba olanin ayin sonuna dogru rutine dönüstügünü, yasamima girdigini farkettim. O noktadan sonra da günlük rapor vermenin anlamsiz oldugunu...

Senin tarafinda da eller bos durmadi, biliyorum :)
Bir aylik süre dün doldu. Daha yapacaklarim ve anlatacaklarim vardi. Uygun bir kagit bulamadigim icin hala Fröbel yildizlari yapamadim. Tarifi Italyan pizzacisindan alinmis gercek Italyan pizzasi var ara ara yaptigim. Yavas yavas calismak ama gercek gida üretmek üzerine derin dersler iceriyor. Bu ay cok niyetlenip, hic yapamadim. Hatta sincap dogmadan önce baslayip büyük bir ara verdigim "evde kendi makarnani kendin üret" projeme geri dönsem diyorum. Mevsimi gelse de aromatik, otlu yaglar yapsam diyorum. Kuru agac dallarini ciceklendirecektim, onlar da kaldi. Beni elime tarif tutusturup lahana almaya gönderenler var ;) Sonra tarihcesi neredeyse sincapla yasit bir "evde deodorant yapma" hevesim var; artik bu yil uygulamaya gecsem diyorum. Daha neler neler diyorum...

Senin tarafta nedir durum? Tamam mi? Devam mi?

"Ürettigimiz ya da elimizle yaptigimiz her kücük seyi, sanki büyük bir özelligi varmis gibi, sanki bir is basarmisiz gibi yazip duracak miyiz canim? Duralim" mi?

"Ellerimizin büyüklü kücüklü her calismasi, her üretimi, icinde yasamak istedigimiz türden dünya icin bir yatirim. Paylasildikca kücük de olsalar, büyüyecekler; az da olsalar cogalacaklar. Her firsatta Yazalim, geleneksellestirelim, icsellestirelim, rutinlestirelim" mi?

Ve son olarak, Aralik ayinda ve gecmiste kendim ürettigim seyleri bir anahtar sözcükle isaretleyip sag taraftaki buluta eklemeyi düsünüyorum. Örnegin adi kendim yaptim(DIY) ya da ellerimle olabilir. Buna ne dersin?  

Cuma, Aralık 23, 2011

Bugün ben ellerimle 20-23 Aralik

Bugünlerde ellerimle yaptigim en ilginc üretim asagida söz edecegim duvar süsüydü.

Beste'ye göndermeye söz verdigim kagittan süslemeleri hazirlarken fotografini cekmek aklima geldi. Cok net olmasa da bir seri fotograf elde ettim. Gerekli olan tek sey A4 boyutunda bir kagit ve makas. En iyi sonuc fotokopi ve yazici icin kullanilan standart agirlikta bir kagit ile aliniyor. Ama bence her boyut ve kalinlikta kagit ile denenebilir.

Önce kagidi boyuna ikiye katliyoruz:


Sonra kagidin dis kenarlari orta cizgiye dogru katlaniyor:


Bir sonraki asamada olusan bu iki kapagi bir araya getiriyoruz. Böylece kagidi bir sekilde boyuna dörde katlamis oluyoruz.


Katlama fasli bitti. Simdi kesmeye basliyoruz. Elimizdeki dörde katli kagidi enine yarim cm. lik araliklarla dilimler gibi yapacagiz ama tam kesmeyecegiz. Kagidin öbür kenarina dogru 3-4 mm. kala kesmeyi birakacagiz. Ardindan bu kez tam tersi yönde islemi tekrarlayacagiz. Yani yarim cm. asagidan enine kesmeye baslayacagiz ama kagidin karsi ucuna 3-4 cm kala duracagiz:



Özetle bütün kagidi iste böyle yarim cm.lik araliklarla dilimliyoruz: 


Bunu yaparken ölcülü calismaya gerek yok. Hizlica bir sagdan, bir soldan kese kese gidebiliriz. Son ürün hatalari göstermiyor :)

Tüm kagidi kesip bitirince "acma" ve "esnetme" faslina geciyoruz. Bu asamada 3 ayri türlü süsleme yapabiliriz. Yalniz her seferinde hangisini yapmak istiyorsak bastan karar verip, kagidi ona göre önce enine acmak, kagidi bunun ardindan boyuna esnetmek her seyi müthis kolaylastiriyor, söyleyeyim.

Eger kagidi enine hic acmadan dogrudan boyuna cekerek esnetirsek asagidaki gibi tek hatli, minimalist bir süs oluyor:


Eger kagidi enine bir kat acarsak, yani en basta ikinci asamada katladigimiz durumuna geri getirirsek asagidaki gibi bir süs oluyor:



Eger son kati da acarsak, yani A4 kagidi enine tamamen acar, ardindan boyuna esnetirsek asagidaki desen cikiyor ortaya:


Buradakiler elbette sadece kücük bir bölümü. Tüm süs bir kac metre boyunda oluyor. 29.7 cm boyunda bir kagittan dakikalar icinde metreler boyunda süs cikarmak inanilmaz! :) Son bir sey daha: Bu süsü ögrendigim kitapta son versiyondan bir kac tane yapip yan yana yapistirarak gayet pratik, minimalist ama fonksiyonel bir ofis paravani yapilmisti. Elbette örtücü islevi olamaz ama görsel olarak bir mekani bölümlere ayirabilmek icin harika bir fikir bence :)

Beste, sen yapmasan da olur :) Seninki en kisa zamanda postaya verilecek. Noel'e yetismez ama yilbasina yetistiririz sanirim :)

Bunun disinda sincap Noel tatili dolayisiyla evde. Bol bol elleri calistiriyoruz ki cizgi film basinda pineklemeyelim. Bugün birlikte kek yaptik. Mutfakta beraber yaptigimiz her sey bana rutinin disina cikma hissi ve keyfi veriyor. Bir de dün firinda patates yaparken patateslerin üzerine zeytinyagi gezdirdim ve kasik yerine ellerimle karistirdigimi sonradan farkettim. Mutfakta aslinda pek cok iste arac gerec yerine ellerimi ya da  kas kuvveti gerektiren kücük ev aletlerini kullaniyorum. Icin icin mutlu oluyorum bu duruma. Ellerimin yiyeceklerle daimi kontagi var :)

Ayrica hep eller eller diyoruz. Bacaklardan, gövdeden, bütün vücuttan ne haber? Mevsim bizi eve hapsetme egiliminde. Bir de üzerine 11 gün süren bir grip yüzünden parmagimi bile kipirdatmak istemedim; hadi itiraf ediyorum yeni iyilestim ben aslinda. Iki gün önce günlerden sonra iyi bir yürüyüs yaptim. Sincapla devamini getirmek niyetindeyim.

Dilek projeyi takipte. Beste'den günlük köfte, sarma raporu aliyorum :) Pelin harika pelin ve hindiba resimleri cizmis, o "begenmedim" dese de. Bir sonraki yaziya kadar blogunda yayinlamazsa gönderdigi fotograflari ben buradan yükleyecegim. Bu da son uyarim :)

Baska baska?


Güncelleme:
Handan'cigim! Takvim fikrini ilk duydugumda bayilmistim zaten. Uygulamasini görmek icin sabirsizlaniyordum. Nasil da atlamisim! Gayet güzel bir takim calismasi olmus. Hep beraber ellerimize saglik :D

Pazartesi, Aralık 19, 2011

Bugün ben ellerimle... (16-19 Aralik)

Son bir kac gün sincap da ellerini pek calistirdi. Ondan da haberler verecegim.
Cuma günü (16 Aralik) sadece carpilaaaar attim, baska da bi seycikler yapmadim. Aksam sincabi anaokulundan almaya gittigimde dolabinda asagidaki kutuyu buldum. Kapak resmini kendi yapmis, kutuda ögretmenler yardim etmis elbet.


 Fotografta cok net gözükmüyor ama bir insan cizmis. Oto-portre olabilir; genelde cizdigi insanlari gösterip "bu benim" diyor. Bu tür kutularin nasil yapilabilecegini su yazida anlatmistim.

Cumartesi günü (17 Aralik) kaotik bir gündü. Gün boyu özel bir sey yaptigim söylenemez. Aksam sincabin istegi üzerine mandala boyadik. Son zamanlarda en sevdigimiz seylerden biri bu. Bir kac hafta önce sincap bir gün okuldan almaya gittgimde elinde bir kagitla kosarak geldi yanima: "Anneeee! Ben mandalina yaptim!" Kagida bakmadan biliyordum kastettiginin mandala oldugunu ve ne yalan söyleyeyim ömrümüzün mandala mevsimi basliyor diye sevindim de... Ilk kez Funda (sarhos balik ve topal marti) bahsettiginde duymustum mandalalari. Sincap o zamanlar cok kücüktü; ellerine verilen boya kalemlerini cignemeyi tercih ediyordu. "Bir gün gelip biz de yapalimmmm" demistim :) Bu arada sincabin boyama kitabi olmadi hic. Sinirlari belli sekillerin icini boyamaca oynamadik hic. Gitme olasiligi olan anaokullarindan birini gezmeye gittigimizde, duvarlarda cocuklarin boyadigi D.isney kahramani resimlerini görünce rahatsiz olmustum. Elbette belli bir yastan sonra sinirlar icinde , tasirmadan boyamayi da ögrenmesi gerekiyor (galiba?) ve ögretmenlerinin bunun icin mandala kullanmasini takdir ediyorum. Cünkü sekiller soyut ve cocugun hayal gücüne daha cok yer birakiyor. Mandala tam nedir, ne ise yarar, nasil yapilir? konusunda uzun arastirmalara girismeden sincabin (ve benim!) mandala defterinin kapagindan alintiliyorum:


"Hiperaktivite ve huzursuzluk cagimiz cocuklarinin sorunu. Bunda sasiracak bir sey yok, cünkü yasadigimiz dünya gürültülü ve telaseli bir yer halini aldi. Performans takintisi en kücüklerin bile gündelik yasamini etkiliyor. Cocuklarimizin sessizce kendi iclerine dönmeyi, sakin durabilmeyi basaramamalari sürpriz degil. 


Mandalalar bu konuda yardimci olabilir.


Mandala Budist ve Hinduist kültürlerde bir meditasyon yöntemi olarak görülür. Afrika'da da örneklerine rastlanir. Hristiyanlik'ta orta cagdan beri uygulanagelir, psikolog C.G.Jung mandalanin modern insan icin önemini kesfeden kisidir.


Mandalalar her zaman bir merkez cevresinde tasarlanir. Temel mandala sekli dairedir. Bu dairenin icinde sekiller, desenler, figürler bulunur. Nesnelerin kullanilmasi oldukca nadirdir.


Mandala boyarken dikkat edilmesi gereken seyler:
  • Mandala zorla boyanmaz. Cocugunuz "tam simdi" degil, ne zaman isterse o zaman boyamalidir.
  • Cocugunuz konsantrasyon gerektiren bir is/ödev yapmasi gerekiyorsa, öncesinde mandala boyamasi yardimci olabilir.
  • Cocuga hangi rengi kullanmasi gerektigine dair yönlendirmeler yapilmamalidir.
  • Idealinde mandala distan ice dogru boyanir. Fakat pek cok cocuk (ve sincap da ve ben de) icerden disari boyamayi tercih ederler. Buna engel olmaya calismayin.  Önemle olan hangi yönde baslandiysa o yönde boyamaya devam edilmesidir. Ayni kalan sürec sakinlestirici etki yapar ve konsantrasyonu kolaylastirir.
  • Mandala boyarken amaca ulasabilmek icin rahatsiz edici dis etkenleri asgariye indirmek önemlidir. Telefon, televizyon gibi... Mümkünse mutlak sessizlik ya da rahatlatici sakin bir müzik boyamaya eslik etmelidir.
  • Cocuga "tam simdi" hangi mandalayi boyamasi gerektigini söylemeyin. Cocugun kendisinin secmesine izin verin.
  • Bitmis calismayi degerlendirmeyin. "Burada tasirmissin, burada simetrik boyamamissin" demeyin.
  • Cocugunuz isterse, boyadigi mandalayi duvara asabilirsiniz. 
Sincabin mandalalari :) Bu arada yanlislikla 8 yas icin uygun mandala kitabi almisim. Normalde 4 yas icin fazla bu mandalalar...
Sincap simdilik tasirmadan boyamayi beceremiyor. Bazen bütün bir mandalayi tek bir renge boyamayi seviyor. Bir de, her iste oldugu gibi, mandala boyarken yaristigimiz fikrine kapiliyor. "Ben seni gecicem anne!" diyor. Ben de ona "ama ben zaten yarismak icin boyamiyorum, eglenmek icin boyuyorum, insan acele ederse eglenemez ki diyorum" :) O elbette bunu kabul etmek istemiyor ve her zaman birinci oluyor mandala boyarken. Olmasi gerektigi gibi  boyamiyoruz da ne oluyor? Sincap özellikle aksamlari yarim-bir saatligine de olsa, sakince bir ise yogunlasip, sessizce calisiyor. Yaptigi seyi seviyor, cogu zaman o söylüyor "hadi mandala boyayalim" diye. Elleri mesgul, el kaslari calisiyor. Renkler üzerine düsünüyor, sekiller üzerine düsünüyor. Boyadigi sekilleri kendince birseylere benzetiyor. "Bu ne sence?" diyor, "Bir cicege benziyor" diyorum. "Hayir, bence bir gemi bu!" diyor. Saskinlikla benim icin cicek olanin, gözlerimin önünde bir anda gemiye dönüsmesini izliyorum :) Bence önemli olan da bu...

Mandala boyamak bana da iyi geliyor. Bazen sunu düsünüyorum boyarken. Diyelim ki, hepimizin önüne bir mandala konmus, hatta diyelim ki birebir ayni bos mandala... Hangimiz "kazanirdik" sonunda? hangimiz hak ederdi "ödülü"?

En cabuk boyayan mi? En cok renk kullanan mi? Tek renkle idare eden mi? Boyarken etrafindakilere bakip onlar ne renk boyuyorsa onu kullanan mi? Boyarken bir taraftan baskalarina ne renk boyamasi gerektigini buyuran mi? Sabirla bitiren mi? Ortasinda sıkılıp giden mi? Canli renkler kullanan mi? Pastel renkler kullanan mi? Soguk renkler kullanan mi? Sicak renkler kullanan mi? Simetrik boyayan mi? Asimetrik boyayan mi? Hic tasirmayan mi? Yoksa sinirlarin ötesine gecen mi? ??? Hic bilmiyorum...

Bilmedigim icin de, Pazar gününe (18 Aralik) geciyorum. Pazar sabahi kahvaltidan sonra köfte yogurmaya giristim. Köfte bizim evde vaka-i adiye degil. Mümkün oldugunca az et tüketmeye calisiyoruz ve onun da mümkün oldugunca kiyma olmamasina.  Köfte yogururken etrafimda dolanan sincap "Ben de!..Ben de!" diye atildi. Önce annemin "bosver simdi, bi de sen bulastirma elini" cümlesi cikti agzimdan ama sincap israr edince razi oldum hemen. Basladim anlatmaya: "Önce böyle avuclarinin icinde yuvarlayip top yaparsin. Sonra böyle parmaklarinla bastirip yassiltirsin". Sincap olayi kendi anlayacagi sekilde dönüstürüp özetledi. "Önce top yaparim, sonra da yastik!"

Cocuk oyuncagi yani!
Bir süre sessizce calistiktan sonra "Anne ben sıkıldım yastik yapmaktan. Yorgan yapacagim artik"dedi. "Yap cocugum" dedim, "kim tutar seni!" Yastik, yorgan falan derken köftelerin yariya yakinini sincap yapti :) Kuzguna yavrusu anka görünür hesabi, yaptigi köfteleri göstermek vardi ya simdi, unutmusum fotograflamayi... :) Insan elinin ille de bir seyleri yogurmaya gereksinimi var ve yapmadigimiz icin de hasta oluyoruz. Gercekten... Ne zaman bir sey yogursam bunu söylüyor ellerim.  Köfte isi bitince de bantlari kesip kesip kagida yapistirmaca diye bir oyun uydurdu sincap. Pazar sabahini TV önünde gecirmedigi icin ayrica mutluyum.

Bu arada haftanin köfte rekortmeni burada :)
Hande'nin gecen hafta elleriyle yaptiklari gözümden kacmis. Onlar da burada.
Dilek'in sadece el dikisi kullanarak hazirladigi harika yastik burada.
Baska?

Bugün carpilar attim yine :)

Perşembe, Aralık 15, 2011

Bugün ben ellerimle... 15 Aralik 2011

Kasim 2008'di. Haber kanallarina Mumbai'den gelen terörist saldirisi haberleri düsmeye basladi birden. Sayisi belirsiz bir kisim insan sehri kan gölüne cevirmislerdi. Rehin alinan insanlar vardi, ölen insanlar vardi. Taj Mahal otelinden hic iyi haberler gelmiyordu. En kötüsü hepsinin din yüzünden oldugu anlasiliyordu. Birileri ellerindeki silahlarin onlara yasam ve ölüm üzerinde karar verme gücü verdigi sanisina kapilmisti. Taj Mahal'de bir kitaptan bir kac cümleyi ezbere okuyabilmek (bilerek, anlayarak ya da inanarak degil, ezbere) ya da okuyamamak ölüm ya da kalim anlamina geliyordu. Duyulanlar, izlenenler cok can acitiyordu, kan donduruyordu. Hicbir sey yap(a)madan sadece naklen felakete seyirci olmaksa cok cok tuhaf geliyordu. Televizyonu kapattim. Carpilar carpilar attim.

Aralik 2008'di. Israil Gazze seridine meshur saldirisini baslatmisti. Gün boyunca kötü haberler akip duruyordu televizyon kanallarindan. El Cezire'nin Gazze'den bildiren muhabiri adeta ünlü olmustu; kursun gecirmez yelegi ve basinda kaskiyla neredeyse yemeden icmeden naklen yayin yapiyor gibiydi. Anlattiklari aydinlik ve nihayet serin Malta kisini yasayan  oturma odamiza bomba gibi düsüyor, üzdükce üzüyordu. Gün boyu ölüm ve yasam hikayeleri izliyor, bulundugun sehirde güvenlik ve esenlik duygusu icinde yasama hakkinin nasil da temel bir insanlik hakki oldugunun farkina variyordum. Bir taraftan rahatsizdi icim. Neden bu kadar önemliydi bütün o kurban, ölen, kalan hikayeleri? Hikayelerini bilmeden de ölüm ölüm degil miydi? Bir tek yetiskinin bile evinden cikmis  gündelik islerini halletmeye giderken öl(dürül)mesi baslibasina bir felaket degil miydi?  Felaketlerini, hikayelerini en  ince detaylarina dek ögrenmek ama hic bir sey yap(a)mamak,  sadece onlardan beslenmek  tuhaf degil miydi? Sevmedim bu tuhafligi. Televizyonu kapattim. Carpilar, carpilar attim.

Sincap habire tuhaf tuhaf atesleniyordu. Doktor her seferinde "bugünlerde bir virüs dolasiyor ortalikta, salgindir" deyip duruyordu. Ben cok gerekmedikce ates düsürücü vermemeye calisiyor; geceleri ya atesi yükselirse diye uyumuyor, atesi yükselmez oldugunda da artik uyuyamiyordum. Carpilar, carpilar atiyordum.

Gündüzleri sincap biraz fazla uyudugunda, en önemli isleri halledebilmissem biraz oturup dinlenmeye karar veriyordum. Carpilar, carpilar atiyordum.

Söyle bir sey cikti ortaya:


Yine ellerimi calistirmaya karar verdigim bir gün Malta, Msida'da Sultana Kilisesi'nin hemen yaninda, kücük, elisi malzemeleri satan bir dükkandan almistim. Oralara yolun düser de, ihtiyac duyarsan, benim gibi arayip durma diye not ediyorum ;)

Bitmedi, cünkü 2009 Nisan'inda anakaraya dönüs yaptik. Tasinma telasinin ardindan sincabin cokca hareketlendigi bir dönem basladi. Ben unutup gittim carpilarimi.

Carpilari severim. Kaynaklarini (ipi yani) etkin kullanman gerekir. Son ürünün mümkün oldugunca az iz birakmasi gerekir (kumasin arka tarafinda yani). Stratejik yaklasimlar gelistirmen gerekir. Aklini sadece ona vermen gerekir. Tüm bunlari severim. Aritmetigini severim.

Bir seyi daha severim.
Ben cocukken yaz tatillerinde anneannemlere giderdik. Bazen sicak ögle saatlerinde bahceye cikmamiza izin verilmezdi. Evden getirdigimiz kitaplar bitmis olurdu. "Ama sıkılıyorum bennn!' diye sizlanmaya baslardik. O zaman anneannem oturdugu büyükce kanepeden kalkar, onu kenara ceker, arkadaki gömme dolabin aynali kapisini acardi. Dolabin karanliklarinda el yordamiyla birseyler arar, bulup cikarirdi. Vaktiyle teyzelerimin yaptigi islerden kalmis kumaslar, ipler ve bir iki dergi. Heyecanla kendimize bir desen secer, ipleri, igneleri, kumaslari paylasir, sessizce calismaya koyulurduk. Büyükler de biraz kafasini dinlerdi. Anneannem cogu zaman bir seyler anlatir olurdu. Kah eskilerden, kah yenilerden... Sesi ayni anda, hem uzaktan hem yakindan gelirdi. Alcalip yükselen bir irmagin sesi gibi... Ben carpilar, carpilar atardim. Bir taraftan da anneannemi dinlerdim. Insanin yasadigi eve, cevresindeki insanlara, bulundugu sehre, dünyaya karsi cocukca, pürüzsüz bir güven duydugu anlardandi.

Carpilar atarken anneannemin yan koltukta oturmus birseyler anlattigini hayal etmeyi seviyorum :)

Bugün yeniden basladim portakal agacima carpilar atmaya... En acik, en taze, en umut dolu yesille basladim.
Kimbilir belki bu kez bitiririm :)
Kimbilir belki bu kez felaketler yaratmamayi da, felaketlerle beslenmemeyi de basardigimiz bir Aralik ayi olur.

Çarşamba, Aralık 14, 2011

Bugün ben ellerimle... 11-14 Aralik

Cumartesi basladigim nevresim katlama isini, Pazar günü (11 Aralik) bitirdim. Bu kez daha temiz, derli toplu ve ince calismayi becerdim. Ilkindeki komik hatalari tekrarlamadim. (Bu arada Dilek, nevresimin hikayesi burada) Bu iki nevresimi katlamak ellerimi mesgul etmek yaninda, cebimden de 50 Euro civarinda para cikmasini engelledi; belirtmeden gecemeyecegim ;)

Pazartesi günü (12 Aralik) gidermis gibi yapip yapip tekrar ortaya cikan grip beni bir kez daha yere caldi. "Evet, ben gercekten agir grip geciriyorum" deyip günün büyük kismini yorgan altinda gecirmeye ikna oldum sonunda. Basimi cikarabildigim anlarda kumastan cicekle ilgili linklere baktim. Eller calisamadiysa da düsünme-planlama sürecinde aktiftim (ö'rtmenim).

Sali günü (13 Aralik) sincabin bakkal dükkanina asagidaki yeni parcayi ekledim. Tuvalet kagidi rulosundan yapilmis bir kutu süt.
Ruloyu kullanilmis bir kagitla sardim. Üzerine SÜT falan yazdim, bio (organik) logosu bulup yapistirdim, ineklerin siyah lekelerine benzer bir seyler cizdim. Alt ve üst tarafini da birer yuvarlak kartonla kapatmak mümkündü ama ugrasmadim. Oyuncaklarimizin öyle cok mükemmel olmamasini, sagindan solundan biraz sarkmasini önemsiyorum.Yasam mükemmel degil, oyuncaklar neden olsun?

Yeri gelmisken sincabin bakkal dükkanindan bahsedeyim. Almanya'da cocuklari bilmem ama anne-babalarin en sevdigi oyun galiba bakkal dükkani. Bir ara gittigimiz bir oyun grubunda, sadece iki saatligine bir araya gelmemize ragmen, anneler oyuncak deposundan üsenmeden tüm teskilatiyla bakkal dükkani oyununu ortaya cikarir yayarlardi. Tezgahi, kasasi, paralari, tahtadan, plastikten cesit cesit satis malzemesiyle bakkal dükkanlarina oyun gruplarinda, anaokullarinda, evlerin cocuk odalarinda, hemen her yerde rastlamak mümkün.

 Dolayisiyla sincabin anaokulunda da role playing oyunlarina ayrilmis bir kösede tüm teskilatiyla bir bakkal dükkani olmasina sasirmamali. Bir gün okuldan almaya gittigimde bakkal dükkaninda oynarken bana "Anne biz de böyle bir dükkan alalim" dedi. "Tabii, yapariz cocugum" dedim. O ne dedigimi anlamadi. Sandi ki, haftasonu ilk is gidip bütün ivir ziviri ile bir bakkal dükkani satin alacagiz. O "ne zaman alacagiz?" diye sordukca, ben "hazirliyorum cocugum" dedim. Yalan da degil, hazirliyordum. Her gün elime gecen türlü türlü gündelik nesneye, "bunlari dükkanda kullanabilir miyiz?" diye bakiyordum.

Uzun zamandir bekleyen plastik bir karbonat kutusunu un paketi yaptim. Sonbaharda topladigimiz at kestanelerini sincabin anaokulunda ögretmenleriyle yaptigi kagittan bir sepetin icine koyduk, "cocuk kestanesi" yapip satisa sunduk :) Bu aralar buralara Ispanya'dan  bolca ve ucuza avokado geliyor. Yedigimiz avokado cekirdeklerini biriktirdim. Dörtlü bir yumurta kartonunun icine koyup yumurta satar olduk. Ictigimiz poset caylarin kagit paketlerini biriktirdim. Cay satmaya basladik. Haziran ayinda sincabin dogum gününde arkadaslarina armagan edilmek üzere yaptigim (Hobbit'iz ya biz!) kagit topaclardan artanlarini, sonra Dilek'in gönderdigi ahsap topaci, bazi oyuncak minyatür hayvanlari, vb. de ekledik sincabin istegiyle. Ben kartondan paralar kesip hazirladim. Basladik oynamaya :)

 
Iste böyle ara ara elime gecen kücük, gündelik nesnelerden bakkala uyanlari hemen oyuna dahil ediyoruz. Sincap bazen trenlerini ve arabalarini satisa cikarip ortami biraz oyuncakci dükkanina ceviriyor. "Bakkalci! Ben istiyorum ki..." diye baslayan cümleleri pek hos. Gecen gün verdigim para üstünü almak istemedi. "Benim ihtiyacim yok" buyurdu. "Cocugum, ihtiyac meselesi degil, senin bu para" deimse de anlatamadim. "Git bankaya yatir o zaman, gerektiginde cekersin" dedim. Zaten oyun sirasinda hem bakkal, hem de banka rolüne giriyorum gerektikce. "Paran yoksa git bankadan cek. Ama gercekten ihtiyacin var mi bu kadar arabaya?" falan da diyorum. Giris seviyesinde ekonomi dersleri  :) Bakkala baska neler ekleyebiliriz? Fikrin, önerin var mi?

Haa, bir de! Avokado cekirdeginden olma yumurtalarimiza suratlar boyuyorum. Onlar suratli yumurta :) Baska oyunlara da konu olabiliyorlar böylece:


Bugün (14 Aralik) yine büyük ölcüde dinlenerek ve öksürerek zaman gecirdikten sonra kalkip bir portakal yedim. Cicekleri yaparken kullanmayi düsündügüm kurabiye kaliplarini ayirdim. Kaliplar ve portakal kabuklari masanin üstünde duruyorlardi. Ve ben galiba bir taraftan Demet'in elma-portakal kabuklarindan yaptigi cayi, bir taraftan Dilek'in gönderdigi sitelerden birinde gördügüm keceden cicekleri düsünüyor, bir taraftan da "kurabiye kaliplari ile kumasin üzerine düzgün bir cicek cizmek, onu da düzgün kesmek pek kolay olmasa gerek diye düsünmekteydim ki.......

...bi ampul yani kafamda:


Sen ne dersin bu ise bilmiyorum, ama bana gayet olabilir gibi geldi. Bugünlerde yedigimiz elma, mandalina, portakalin haddi hesabi yok. Yine kumastan cicekler yapabilirim ama bunlar da aklimin bir kösesinde olacak...

Son olarak harekete katilanlardan ve bugünlerde konu itibariyle dikkatimi ceken blog yazilarindan bahsedeyim:
(Unuttugum, atladigim benzer linkler varsa haber ver lütfen, ekleyeyim. Son günlerde düzenli takip ettigim bloglari bile okuyamaz haldeyim, gözümden kacmis olabilir.)

Bilgilerin sinirsizca paylasildigi, gündelik nesnelerin tekrar tekrar kullanildigi, geri dönüstürüldügü, ellerin daha cok calistigi, bilincli ve hafif, yepyeni bir ekonomi doguyor :)
Farkinda misin?

Cumartesi, Aralık 10, 2011

Bugün ben ellerimle... (9-10 Aralik 2011)

Dün (9 Aralik) ellerimle hic bir sey yapamadim. Cünkü gecti gibi yapip geri dönen grip beni eline alip oyuncak etmekle mesguldü. Bütün gün en büyük mesgalem, kendime grip cayi yapip sarildigim battaniyenin icinden bos gözlerle bakarak icmek oldu. Istersen,- e, bu da rutin disi bir üretim sayilir dersen- tarifini verebilirim.

Bugün (10 Aralik) katlanmasini kendime görev edindigim ikinci nevresime baslamayi düsünüyorum. Beni bilirsin, bugün bitiremem.

Fakat bu arada bir soru: Artık kumaslardan minik cicekler üretmek ve sonra onlarla bir seyler yapmak niyetindeyim. Kumas olmazsa kagıt da olur. Fikre ihtiyacim var. Önerin, bildigin örnek, fotograf vb. var mi?