Cumartesi basladigim nevresim katlama isini, Pazar günü (11 Aralik) bitirdim. Bu kez daha temiz, derli toplu ve ince calismayi becerdim. Ilkindeki komik hatalari tekrarlamadim. (Bu arada Dilek, nevresimin hikayesi
burada) Bu iki nevresimi katlamak ellerimi mesgul etmek yaninda, cebimden de 50 Euro civarinda para cikmasini engelledi; belirtmeden gecemeyecegim ;)
Pazartesi günü (12 Aralik) gidermis gibi yapip yapip tekrar ortaya cikan grip beni bir kez daha yere caldi. "Evet, ben gercekten agir grip geciriyorum" deyip günün büyük kismini yorgan altinda gecirmeye ikna oldum sonunda. Basimi cikarabildigim anlarda kumastan cicekle ilgili linklere baktim. Eller calisamadiysa da düsünme-planlama sürecinde aktiftim (ö'rtmenim).
Sali günü (13 Aralik) sincabin bakkal dükkanina asagidaki yeni parcayi ekledim. Tuvalet kagidi rulosundan yapilmis bir kutu süt.
Ruloyu kullanilmis bir kagitla sardim. Üzerine SÜT falan yazdim, bio (organik) logosu bulup yapistirdim, ineklerin siyah lekelerine benzer bir seyler cizdim. Alt ve üst tarafini da birer yuvarlak kartonla kapatmak mümkündü ama ugrasmadim. Oyuncaklarimizin öyle cok mükemmel olmamasini, sagindan solundan biraz sarkmasini önemsiyorum.Yasam mükemmel degil, oyuncaklar neden olsun?
Yeri gelmisken sincabin bakkal dükkanindan bahsedeyim. Almanya'da cocuklari bilmem ama anne-babalarin en sevdigi oyun galiba bakkal dükkani. Bir ara gittigimiz bir oyun grubunda, sadece iki saatligine bir araya gelmemize ragmen, anneler oyuncak deposundan üsenmeden tüm teskilatiyla bakkal dükkani oyununu ortaya cikarir yayarlardi. Tezgahi, kasasi, paralari, tahtadan, plastikten cesit cesit satis malzemesiyle bakkal dükkanlarina oyun gruplarinda, anaokullarinda, evlerin cocuk odalarinda, hemen her yerde rastlamak mümkün.
Dolayisiyla sincabin anaokulunda da role playing oyunlarina ayrilmis bir kösede tüm teskilatiyla bir bakkal dükkani olmasina sasirmamali. Bir gün okuldan almaya gittigimde bakkal dükkaninda oynarken bana "Anne biz de böyle bir dükkan alalim" dedi. "Tabii, yapariz cocugum" dedim. O ne dedigimi anlamadi. Sandi ki, haftasonu ilk is gidip bütün ivir ziviri ile bir bakkal dükkani satin alacagiz. O "ne zaman alacagiz?" diye sordukca, ben "hazirliyorum cocugum" dedim. Yalan da degil, hazirliyordum. Her gün elime gecen türlü türlü gündelik nesneye, "bunlari dükkanda kullanabilir miyiz?" diye bakiyordum.
Uzun zamandir bekleyen plastik bir karbonat kutusunu un paketi yaptim. Sonbaharda topladigimiz at kestanelerini sincabin anaokulunda ögretmenleriyle yaptigi kagittan bir sepetin icine koyduk,
"cocuk kestanesi" yapip satisa sunduk :) Bu aralar buralara Ispanya'dan bolca ve ucuza avokado geliyor. Yedigimiz avokado cekirdeklerini biriktirdim. Dörtlü bir yumurta kartonunun icine koyup yumurta satar olduk. Ictigimiz poset caylarin kagit paketlerini biriktirdim. Cay satmaya basladik. Haziran ayinda sincabin dogum gününde arkadaslarina armagan edilmek üzere yaptigim (Hobbit'iz ya biz!)
kagit topaclardan artanlarini, sonra Dilek'in gönderdigi ahsap topaci, bazi oyuncak minyatür hayvanlari, vb. de ekledik sincabin istegiyle. Ben kartondan paralar kesip hazirladim. Basladik oynamaya :)
Iste böyle ara ara elime gecen kücük, gündelik nesnelerden bakkala uyanlari hemen oyuna dahil ediyoruz. Sincap bazen trenlerini ve arabalarini satisa cikarip ortami biraz oyuncakci dükkanina ceviriyor. "Bakkalci! Ben istiyorum ki..." diye baslayan cümleleri pek hos. Gecen gün verdigim para üstünü almak istemedi. "Benim ihtiyacim yok" buyurdu. "Cocugum, ihtiyac meselesi degil, senin bu para" deimse de anlatamadim. "Git bankaya yatir o zaman, gerektiginde cekersin" dedim. Zaten oyun sirasinda hem bakkal, hem de banka rolüne giriyorum gerektikce. "Paran yoksa git bankadan cek. Ama gercekten ihtiyacin var mi bu kadar arabaya?" falan da diyorum. Giris seviyesinde ekonomi dersleri :) Bakkala baska neler ekleyebiliriz? Fikrin, önerin var mi?
Haa, bir de! Avokado cekirdeginden olma yumurtalarimiza suratlar boyuyorum. Onlar suratli yumurta :) Baska oyunlara da konu olabiliyorlar böylece:
Bugün (14 Aralik) yine büyük ölcüde dinlenerek ve öksürerek zaman gecirdikten sonra kalkip bir portakal yedim. Cicekleri yaparken kullanmayi düsündügüm kurabiye kaliplarini ayirdim. Kaliplar ve portakal kabuklari masanin üstünde duruyorlardi. Ve ben galiba bir taraftan Demet'in elma-portakal kabuklarindan yaptigi cayi, bir taraftan Dilek'in gönderdigi sitelerden birinde gördügüm keceden cicekleri düsünüyor, bir taraftan da "kurabiye kaliplari ile kumasin üzerine düzgün bir cicek cizmek, onu da düzgün kesmek pek kolay olmasa gerek diye düsünmekteydim ki.......
...bi ampul yani kafamda:
Sen ne dersin bu ise bilmiyorum, ama bana gayet olabilir gibi geldi. Bugünlerde yedigimiz elma, mandalina, portakalin haddi hesabi yok. Yine kumastan cicekler yapabilirim ama bunlar da aklimin bir kösesinde olacak...
Son olarak harekete katilanlardan ve bugünlerde konu itibariyle dikkatimi ceken blog yazilarindan bahsedeyim:
- Yine Beste'nin dogal Noel süslerini gözden kacirma.
- Dilek'in elleriyle yaptiklarini ve ellerini calistirmak üzerine arastirdiklarini paylastigi yazisi burada.
- Selen'in yilbasinda kendi ürettiklerimizi armagan etme cagrisi ise burada.
- Evren'in muhtesem geri dönüsüm örneklerini de unutma :)
(Unuttugum, atladigim benzer linkler varsa haber ver lütfen, ekleyeyim. Son günlerde düzenli takip ettigim bloglari bile okuyamaz haldeyim, gözümden kacmis olabilir.)
Bilgilerin sinirsizca paylasildigi, gündelik nesnelerin tekrar tekrar kullanildigi, geri dönüstürüldügü, ellerin daha cok calistigi, bilincli ve hafif, yepyeni bir ekonomi doguyor :)
Farkinda misin?