"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




az ve öz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
az ve öz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mayıs 08, 2012

Bak, örnegin bu da arsivden:

It’s not that “less is more”, but “less is better”.

Leo Babauta demis, ben not almisim.
Kimbilir hangi yazisindan...
Babauta döktürmüs yine:
How to Live Well

Cuma, Nisan 27, 2012

Vazgeç söylemekten

photo by bi dost


Son iki haftadir, su asagidaki yazi Persembe günleri otomatik yayinlansin diye ugrasiyorum, nedense olmuyor. Sonra bilip taniyanlar merak ediyor; sesim cikmadi diye basima bir sey geldi saniyor :) O kadar "sanal var" olmusum :) Konusmam o kadar sanal (ortamda) ki son zamanlarda, asil orada susmaya çalışiyorum ve susmam da orada ses getiriyor. Fakat bana cok iyi geliyor. Ne kadar iyi geliyor, anlatamam. Bundan sonra Persembe günleri böyle...

-|- 

Sen dedin.
"Bir gün boyunca, nefes boğaza dolup anlam olmadan durabilmeyi denedin mi hiç? Söyleceğin şeyin ne kadar değerli olduğu hiç önemli değil. Vazgeç söylemekten... ve nefesi bırak evrenin nefesine... Sohbete katılma, yorum yapma, soru sorma, karşı çıkma, yeri geldiğinde en kısa cümleyi kur, yeterli en kısa cevabı ver ve vazgeç söz’den... Vazgeç sözlerinle var olmaktan... Vazgeç yorumunla katılmaktan... Sohbetteki, sorudaki sessizlik olmayı dene... Delirmeden, büyük bir olgunlukla sessizlikte, içinde bağıran, konuşanları dinle... Yazı yazma ve hiçbirşey okuma... Ne kadar korkutucu bazen, bazen ne kadar da gerçek... Bazen ne kadar gereksiz konuşmak, bazen bir kelime bile ne kadar da değerli aslında..."
Ben deneyecegim. 



Ne kadar korkutucu gercekten.
"Yazi yazma ve hicbir sey okuma" kismi özellikle...
Ben ki, sabah-kahvaltisinda-marmelat-kavanozunun-etiketini-okumadan-rahat-edemez-gillerdenim.

Deneyecegim...
Hemen bugün. 

Çarşamba, Nisan 18, 2012

Düzen, sadelik, ev ve ruh halleri üzerine...

Posta kutumda temizlik yaparken Imperfect Home Making'deki  {31 days to an organized home} adli su yazi serisine denk geldim. Uzun aylar önce Isil paylasmisti, ben de her zamanki gibi "sakin kafayla okuyayim ben bunu bir bos zamanimda" diyerek bir kenara koymus, sonra unutmustum :)

Dün buldum o bos zamani ve sakin kafayi :)

Evinde düzen ve sadelik arayisinda olan, fazlaliklardan ve onlarin yarattigi kargasadan sıkılmıs, fakat nereden baslayacagini bilemeyen herkese bu 31 günlük yazi serisini tavsiye ederim. Evrensel, her eve uyar cözümler getirmiyor, hayir. Fakat blog sahibi 5 kücük cocuk sahibi (Fotografta eksik saymadiysam...;)  Kargasa ve düzen hakkinda epey fikir sahibi :) Ben cok eglendim seriyi okurken. Fakat eglenmekle kalmadim; hem iyi fikirler aldim, hem de düsündüm yazilari okurken.

Örnegin fazlaliklardan neden kurtulamadigimizin kökenine inen su yazi ve yazida verilen linki takiben okudugum su yazi oldukca düsündürücüydü.

Neden asla ev, organizasyon ve tasarim blogger'lari kadar düzenli bir eve sahip olamayacagimi anladim sonra. Su yazidaki corap cözümü örnegin... Itiraf etmeliyim ki, gözlerimi yasartacak kadar (gülmekten tabii) parlak. Su yazidaki aski cözümü de öyle... Fakat benim acimdan uygulanabilir degiller. Sade yasamanin bir "sade ve düzenli bir evde yasama" sekli var; bir de "dogayla ve üzerinde yasadigin gezegenin kisitli kaynaklariyla barisik" sekli. Bazen ikisi birbiriyle celisir gibi olur. Ve ben genellikle ikinciye dogru kayarim. Dolayisiyla  evde düzen ugruna sincabin bütün coraplarini elden cikarip yenilerini aldigimi ya da bütün askilarimizi gidip standart renk ve sekilde aldigim yenileriyle degistirdigimi düsünemiyorum. Eskileri elden cikarma seklim cöpe atmak degil de, bagislama seklinde olsa dahi... Bunlarin yaratacagi daginikligi sineye cekmeyi tercih ediyorum. Herkesin düzeni kendine ;)

Blog sahibi evinde düzen kurmak icin dollar store'lardan aldigi ufak tefek kutu, kap, container gibi seyleri cok kullaniyor ki (örnek icin bkz.), bu da benim sistematik olarak yapabilecegim bir sey degil. Itiraf etmeliyim ki, dollar store, ya da buradaki adiyla "1 Euro Shop"lardan bazen ben de alisveris yapiyorum. Fakat oradaki ucuzlar bazen gezegen icin pahali. Dikkatli olmak gerekiyor. Bir önceki paragraftaki hikaye yani...

Böylesine düzenli bir evimiz olamayisinin bir diger sebebine  gelince :) Ben terzilikte sifira yakin oldugum gibi, esim de ünlü Isvec firmasinin katalogundan bir sey gösterdigimde "ben yaparim!" diyebilecek marangozluk becerisinde degil. Yoksa koridorda bir gömme dolabimiz var ki bir kara delige dönüsmekte gittikce  ve biz neler neler yapabilirdik onunla :)

Fakat bu seriyi tümden elestirdigimi düsünmeni de istemem.

Su yazidaki kuralin bir benzerini Malta'ya tasinirken kendim icin uygulamistim mesela. "Ne giysem?"derdine damgasini vurmus ve ben oldukca rahatlamis bir kac ay gecirmistim :) Tavsiye edilir; ve hatta sincabin giysilerinde uygulama kismini da kendime tavsiye ederim :)

Baska ortak cözümlerimiz de var. Örnegin benim de sunun gibi bir kullanma kilavuzu, garanti belgeleri kutum var. Eski bir ayakkabi kutusu. Garanti belgelerine fis ya da fatura da ilistirilmis... Böylece herhangi bir seyin garanti kapsaminda iade ya da tamiri gerektiginde ilgili belgelere hemen ulasabiliyorum. Sadece belli araliklarla garanti süreleri gecmisleri tarayip atmayi unutuyorum; o kadar :)  Benim de bir kumanda merkezim oldugunu farkettim ayrica; ve bunun ne cok ise yaradigini :)

Su el yapimi magazin dosyasina bayildim :) Tam da bugünlerde ihtiyacim oldugunu düsünürken :) Ben ortaokuldayken bir gün anneannemlerde annemin ortaokul yillarindan kumasla kaplanmis bir defterine rast gelmis, eve dönüste hemen bir hevesle kendi defterlerimden birini de kumasla kaplamistim. O gün bugündür kumasla kaplanmis defter, dosya gibi esyalari severim. Deneyecegimdir ;)

Baska insanlarin giysilerini nasil katladigini bilmek de epey yararli oluyor. Ve etrafta bunu kendi giysileri üzerinden örnekleyerek gösterecek cok fazla kisi de yok ;)

Su temel kural, yani "herseyin bir yeri olsun ve her sey yerinde olsun" gercekten cok önemli. Bu konuda sahsen caba harciyorum ve epey yararini görüyorum. Fakat bazen uygulamak mümkün olmuyor. Tezgah üstünde iki ayri pekmek kavanozu icin yer ayarlamisken (üzüm ve keciboynuzu), esim bir haftasonu "bak cok güzel dut pekmezi buldum" diyerek geliyor ve demekle de kalmiyor, tadina bakmak icin hemen oracikta aciyor da pekmez kavanozunu. Böyle bir durumda "hey, dur bakalim, tezgah üstünde sadece iki pekmez kavanozuna yer var. Onlardan biri bitsin, ücüncüyü ondan sonra acarsin" demek olmuyor tabii. Hayat bazen pekmez kavanozu gibi kücük detaylarda bile epey karmasik ;)

Bir diger önemli kural evden cikmasi gereken bir fazlaligi evde bekletmemek. Bunu okudugumda ne demek istedigini biliyordum. Gecen haftalarda sincabin eski giysilerinin oldugu bazi kutulari düzenledim ve icindekileri "ikinci el dükkanina önerilecekler" ve "bagis kutularina atilacaklar" diye ayirdim. Ayirdigimla da kaldim. Iki ayri canta seklindeevdeki kalabaliga katkida bulunmaya devam ediyorlardi :) Serinin son yazisinda bu kurali okuyunca hemen harekete gecmeye karar verdim. Cantalari aldigim gibi firladim disariya :) Sincabin üc eski pantalonunu (eski derken kücülmüs) son zamanlarda alisveris yaptigim ikinci el dükkanina sattim,kalanlar da hemen bagis kutusuna atildi. Kullanilmis esyalari ekonomiye dahil etme döngüsünün satici kisminda bulunmak yeni ve ilginc bir deneyimdi. Vatana, millete ve gezegene hayirli olsun.

Ev ve düzen gevezelikleri bununla bitmez. Fakat bir Zen Habits yazisi var ki, disimizdaki fazlalik ve daginikligin icimizdeki karmasadan; ya da daha net bir deyisle, korku ve zayifliklardan kaynaklandigini ve fazlaliklardan kurtulmanin aslinda icimize dogru bir yolculuk oldugunu cok iyi anlatiyor. Tekrar link vermekte sakinca görmüyorum bu yüzden.

Çarşamba, Aralık 28, 2011

Basit Bir Yasam'dan yeni yil armagani!

Bu güzelligi sık sık yaparim ya,
bu kez yilbasina özel yapiyorum,
paketledim de o yüzden bir güzelce:

~~~~~~~~***~~~~~~~~~~
In spareness, you find enough.
~~~~~~~~***~~~~~~~~~~

Çarşamba, Kasım 30, 2011

Biliyorum, bilmemezlikten geliyorum.

Madem dünden bahsettim, bugünden de bahsetmemem icin bir sebep yok degil mi? (Ama bu yarindan da bahsedecegim anlamina gelmiyor tabii ki)

Bu sabah sincap kahvaltisini ederken ben camdan disari bakiyordum ve hayir, kar yagmiyordu bu sefer. Birden farkettim ki, pencerenin cerceveledigi resimde hicbir sey kipirdamiyordu! Uzaktaki kilisenin kulesi, her mevsimini sevdigim yasli huş agaci, komsu binalarin catilari ve bahcelerindeki çam ağaçlarının tepesi, gökyüzündeki gri bulutlar... Hicbiri kipirdamiyordu! Ve pencere kapali oldugu icin bir ses de gelmiyordu disaridan. Nedense bu kipirtisizlik ve bu sessizlik iyi geldi. "Iyi böyle" diye bir fikir belirdi zihnimde. Gecenin karanliginda birden parlayan neon isikli bir yazi gibi...

Aradigim sarkiyi buldum nihayet. Ilk dinleyip "bu degil" dediklerimden biri cikti. Demek ki bakar kör hali gibi, bir de "duyar sagir" hali var insan evladinin. "Derdin neydi?" diye sorabilirsin. Bu sarkiyi ben ilk kez bir süpermarkette dinlemistim. Insan iyi, kaliteli ve güzel bir seyleri bazen oralarda bile bulabiliyor :) Üstelik bes kurus ödemeden :) Market idarecilerinin baska bir hesabi var, bilmiyor muyum? Biliyorum, bilmemezlikten geliyorum.

Böyle hafiften kosar gibi bir hali vardir sarkinin. Öyle nefes nefese, 100 metre kosar gibi degil. Ormanda ilik bir yagmur altinda kosar gibi... Görev edinmeden, eziyet görmeden, gevsekce kosar gibi... Sanki etrafindaki her sey taze bir enerjiyle ama telassiz parliyor gibi... Tam biter gibi olurken yeniden baslar. Bittiginde de bittigini  bagirmadan bildirir. Iyi bir roman gibi. Iste öyle gevsekce kosar bir ruh haline girmistim. Fon müzigi olsun istedim. Sarki bundan baska bir seyden bahseder aslinda, bilmiyor muyum? Biliyorum, bilmemezlikten geliyorum.

Nevresimi dikmeyi ise hala bitiremedim. Görüldügü üzere müzik kulagim tüm berbatligina ragmen terziligimden daha iyi. Bir nevresim daha var bunun gibi ve fakat ben marmelat yapmak icin üc kilo mürver ayiklamis biriyim, gözümü korkutabilir mi saniyorsun :)

Bi de film izledim sabah sabah. Önceki kayida gidip bakarsan görürsün.

Bi de bi de, bunu okuyali epey zaman oldu, fakat bugün yine aklima geldi, söylemeden gecemeyecegim. 
Cok dogum hikayesi okudum. Hepsini ayri ayri sevdim. Ama uzun zamandir hicbir dogum hikayesini sunun kadar sevmemistim ;)

Simdilik bu kadar. Aksama kadar bunlardan baska "siradisi" bir sey olmazmis gibi geliyor bana. O yüzden "yayinla" tusuna basacagim simdi. Her an bundan sonraki yasamimizin ilk anıdır, bilmiyor muyum? Biliyorum, bilmemezlikten geliyorum.

Pazartesi, Eylül 12, 2011

Yeterince var, bolluk hüküm sürüyor!

Cok nadiren yaptigim bir seyi yapip bir dergide okudugum bir yazinin tamamini cevirip yayinlayacagim. Cünkü yazinin sahibi ic zenginligine götüren yedi yol hakkinda bir kitap yazmis. Hepimizden daha zengin olduguna eminim ;)
Cünkü söyledikleri yeni seyler degil; o da baskalarindan aktariyor. Eski ve yeni caglarin bilgeleri hep ayni seyi söylüyor :)
Cünkü korkudan arinmak ve mutlu olmak herkesin hakki ;)

-|-

Bolluk ariyorsan, sadelik icin caba göster

Finans uzmanlari tüketicilerin paralarinin güvende olup olmadigi konusunda artan bir endise duyduklarini söylüyor. Euro krize batti, borsalar sallaniyor, iflasin tehdidinde olan sadece Yunanistan degil - Pek cok tasarruf sahibi ve yatirimci da alarmda ve uykusuz geceler geciriyor. Taninmis Hollandali gazeteci Lisette Thooft parayla bu türden korku dolu bir iliskiyi kökünden yanlis buluyor. Fazlaligin kaybedilmesi korkusuna karsilik bambaska bir durusu savunuyor.

Köpegimle parka yürüyüse gitmistim. Uzaktan genc bir adamla siyah bir Terrier'nin bana dogru geldigini gördüm. Köpegin tasmasi bagli degildi ve sahibinin yaninda usluca yürümektense bizim oldugumuz yöne dogru merakla ilerlemekteydi. Adam köpege seslendi: "Kane! Buraya gel!" Bosuna, Terrier cevremizde daireler ciziyordu, adam da pesinde. Ama elbette köpek daha hizliydi. Durum tehlikeli bir hal almaya basladi, cünkü bu arada oldukca yogun olan caddeye dogru yaklasmistik. "Lütfen köpeginizle bir an durur musunuz?, yoksa benimki caddeye firlayacak" diye rica etti adam. Durdum."Size bir tavsiyede bulunabilir miyim?" dedim, "Cok büyük bir hizla ters yönde kosarak köpeginizden uzaklasin. O kendiliginden size gelecektir."

Genc adam tavsiyemi denemeye deger buldu. Döndü ve ters yöne, genis cayira dogru kosmaya basladi. Bir taraftan basini cevirip bu hareketin ise yarayip yaramadigina bakiyordu. Ve gercekten de, Kane sahibinin ortadan kaybolmakta oldugunu görünce, kosabildigince hizli sahibinin pesine takildi: "Sahibimin yaptigi sey oldukca ilginc görünüyor, ben de katilayim ona!"   

Erismek istedigimiz fazlalik, bolluk duygusu kücük, söz dinlemez, yildirim hizinda bir Terrier gibidir. Arkasindan kosarsak, o da bizden uzaklasir. Söz sahibi oldugumuza dair güclü bir inancla ters yönde ilerlersek, o bizim pesimizden kosar. Evet, daha da ötesi: Yapmamiz gereken tek sey sessizce durmak. Sufi sair Celaleddin Rumi söyle demis: "Istediklerimin pesinden kosarsam günlerim dert ve tasadan olusan bir cehennemdir. Kendi sabir yerimde sükunetle oturdugumda, ihtiyacim olan ne varsa, zahmetsizce bana akar. Böylece anladim ki,  arzu ettigim sey de beni arzu eder, beni arar,  beni cekmeye calisir. Beni kendine cezbedemezse, caresiz (çarnaçar) o bana gelir. Burada anlayan insan icin derin bir sır saklıdır"

Yasamin tüm zenginligi ve olasiliklariyla bir zevk olduguna dair heyecanlandirici güven, iste bu duygu, bir ölcüde basimizin üzerinde havada asili duruyor ve insanin yüregine bir giris yolu ariyor.

Dis zenginliklerin pesinden kostugumuz sürece, icimize yerlesemez. Cok mesgulüz, bunun icin yeterli yerimiz yok. Disimizdaki kovalamacadan vazgecer ve sessizlik icinde durursak, güven icimize akma sansi elde eder. Ve bu güven bir büyü gibi etki eder. Rumi bu konuda söyle diyor: "Para, yiyecek, giysi ve bedensel doyumla oyalanmaktan vazgectigimde, her sey dogal bir akisla bana akmaya basladi."

Pek cok insan bu deneyimi yasiyor. Gecinememek korkusuna yogunlasmak yerine, gercekten severek yaptiklari seylere yogunlastiklarinda yasamlari neredeyse büyülü bir nitelik kazaniyor. Gercekten iyi olacak. Zaten iyi. Yeterince var, bolluk hüküm sürüyor!

-|-

Mevlana'nin sözlerini Almanca metinden cevirerek yazdim. Cevirinin cevirisinin cevirisi oldugu icin özünden bazi seyler kaybetmis olmasi olasidir. Internette aradim ama Türkcesini bulamadim. Bilen varsa severek özgün Türkce ceviriye de yer vermek isterim.     

3gün önce yaziyi ilk okudugumda kendi yasamimdan örnekler üzerine düsündüm ve pesinden kosmayi biraktigimda neredeyse kendiliginden edindigim bir cok sey geldi aklima :) Baskalarinin yasamindan örnekler de biliyorum.

Ister arkasinda psikolojik bir sebep, bir mantik cizgisi arayin.
Ister oldugu gibi kabul edin.
Gercek payi var.

Ne zaman dis güzelligimizi önemsemez olursak, güzellesecegiz.
Ne zaman yatirimlarimizin güvenligini dert etmez olursak, zenginlesecegiz.
Ne zaman sagligimizi aklimiza takmazsak, saglikli olacagiz.
Ne zaman ilgi, onay ve alkis aramaktan vazgecersek, ilgi ve onay görecegiz.
...
Bu böyle devam edecek.
Tuhaf...
ama gercek. 

Salı, Eylül 06, 2011

Buzdolabinin üstüne post-it olaydin

Ne derece dogru, ne derece mümkün bilmiyorum; nasil bilmiyorum ama icimden böyle geldi:

Boşalt,

Calisma masasinin üstünü
Kitapligi
Pencere kenarini
Giysi dolabini
Corap dolabini
Banyo dolabini
Buzdolabini
Mutfak dolaplarini
Mutfak masasinin üstünü
Haa, bir de mutfak tezgahini
Kileri
Cati katini
Bilgisayari
(Masaüstünü
Klasörlerini
Kullanilan programlari
Google Reader'i
...)
Fotograf makinesinin kartini
Memory stick'i
Zihnini
Kulagini
Kimbilir belki gözlerini
Posta kutunu
Cebini, cüzdanini
Yapilacak seyler listeni
Kütüphaneye iade edilecek kitaplar listeni
Okunacak kitaplar listeni,
"Bir gün denenecekler" listeni
O listeni, su listeni,
ve hatta bu listeni

"Sıfırla" anlaminda olamiyorsa bile
"Arındır" anlaminda

Boşalt.
Boşluğa yer aç.

Cuma, Nisan 15, 2011

Az ve öz yazabilmek

If you can’t write your idea on the back of my calling card, you don’t have a clear idea.’
~David Belasco


Özlü sözü Zen Habits'den caldim. O kendisine gelen e-maillerden sikayetci. Benim sikayetim yok. Benim derdim kendimle ve özellikle bir kilometre uzunlugundaki cümlelerimle.

Kendimi hep uyariyorum. "Cok uzun yaziyorsun, e-maillerin bazen roman uzunlugunda, yorumlarin bazen yazinin kendisini geciyor, vb, vb" Surada da demistim; Sorun tam olarak yazinin uzunlugu da degil, kurgulanisi, tasarlanisi daha cok.
Sirf bu yüzden blogun kapisina kilit vurup Twitter'a mi tasinsam?
Her durumda benim icin  az ve öz yazmak iyi bir alistirma olabilir. Bir projem vardi. Bütün günü sadece 3 cümlede özetleyecegim bir blog acmak. Günün en anlamli, önemli detayini bulmama da yardimci olacakti. Cok dallanip budaklanmamak icin yapmadim. Ama burada zaman zaman deneyebilirim bunu.

Var misiniz bu yazinin yorumlarinda kendi dününüzü sadece 3 cümleyle özetlemeye?
Benimki:
"Sabah yürüyerek kütüphaneye giderken nehir kenarindaki sakinlik cok hosuma gitti.
Dönüste zihin acici, heyecan verici bir e-mail yazismasi yaptim.
Ögleden sonra nihayet gelir vergisi bildirimi okyanusuna attim kendimi."