"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




sözler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sözler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Nisan 15, 2011

Az ve öz yazabilmek

If you can’t write your idea on the back of my calling card, you don’t have a clear idea.’
~David Belasco


Özlü sözü Zen Habits'den caldim. O kendisine gelen e-maillerden sikayetci. Benim sikayetim yok. Benim derdim kendimle ve özellikle bir kilometre uzunlugundaki cümlelerimle.

Kendimi hep uyariyorum. "Cok uzun yaziyorsun, e-maillerin bazen roman uzunlugunda, yorumlarin bazen yazinin kendisini geciyor, vb, vb" Surada da demistim; Sorun tam olarak yazinin uzunlugu da degil, kurgulanisi, tasarlanisi daha cok.
Sirf bu yüzden blogun kapisina kilit vurup Twitter'a mi tasinsam?
Her durumda benim icin  az ve öz yazmak iyi bir alistirma olabilir. Bir projem vardi. Bütün günü sadece 3 cümlede özetleyecegim bir blog acmak. Günün en anlamli, önemli detayini bulmama da yardimci olacakti. Cok dallanip budaklanmamak icin yapmadim. Ama burada zaman zaman deneyebilirim bunu.

Var misiniz bu yazinin yorumlarinda kendi dününüzü sadece 3 cümleyle özetlemeye?
Benimki:
"Sabah yürüyerek kütüphaneye giderken nehir kenarindaki sakinlik cok hosuma gitti.
Dönüste zihin acici, heyecan verici bir e-mail yazismasi yaptim.
Ögleden sonra nihayet gelir vergisi bildirimi okyanusuna attim kendimi." 

Cuma, Eylül 10, 2010

Sahip olmak üzerine - III

Bu kez benim fikirlerim degil. Üstat Thoreau konusuyor:

  • "Sürülerin insanlara sahip olduklari kadar, insanlarin sürülere sahip olmadiklarini düsünüyorum"

Bu cümlede "sürüler" sözcügünü kaldirip yerine sahip oldugum seylerin adlarini koydum. Gülsem mi, aglasam mi, bilemedim.

  • "...ne de olsa insan vazgecebilecegi seylerin sayisi oraninda zengindir."
Bunu daha önce de duymustum. Ilk kim söylemis, bilmem.

  • "Arastirdigim her seyin sahibiyim, hakkima kimsenin de itirazi olmaz"
Aslinda William Cowper söylüyor. Thoreau ondan alintiliyor. Yok, benim hic itirazim olmaz böylesine sahip olmalara. Civardaki tüm agaclarla, nehir boyu da  benim nasilsa :)

Perşembe, Eylül 09, 2010

Zor

"Alin teriyle kazandigi elbisesini giymis bir yoksul ve onu saygin bir kisi olarak kabul eden akli basinda insanlar bulmak neden bu kadar zor?"

Walden.Thoreau

Salı, Eylül 07, 2010

"...fasulyelerimi olgunlastiran günesin ayni anda dünyamiz gibi bir düzine baska dünyayi aydinlattigini görebilmeliyiz. bunu animsamis olsaydim kimi yanilgilarimdan kurtulmus olacaktim."

Walden. Thoreau.

Cumartesi, Nisan 24, 2010

Avatar'ı seyrettim. Aklımda şu söz kaldı:

"Aslında bütün enerjinin ödünç alındığını bilirler...
...ve bir gün tekrar iade etmeleri gerektiğini de."

"They see a network of energy that flows through all living things. They know that all energy is only borrowed...
...and one day you have to give it back."

Çarşamba, Mart 24, 2010

Gerçek zenginlik


Epey zaman önce...
Çay içiyordum.
Bardağımın kenarından sarkan küçük kağıda takıldı gözüm.
"True wealth is the ability to let go of your possessions"* yazıyordu.
Hep hatırlamak istediğim sözlerdendir.


*Gerçek zenginlik sahip olduklarından vazgeçebilme becerisidir.

Fotoğraf: pensiero

Cumartesi, Aralık 12, 2009

Basit yaşamalıyız...

"We must live simply that others may simply live."

E.F. Schumacher

Salı, Ekim 27, 2009

Yapraklarin bir sebebi var


Bugünlerde bütün parklarda, bahcelerde ve sokaklarda ellerindeki motorlu korkunc aletlerle yapraklara karsi savas acmis bütün o adamlara hatirlatmak isterim ki:
"Yapraklarin bir sebebi var. Bicilmis cimlerin bir sebebi yok."
Robert Fulghum
Ne Biliyorsam Hepsini Anaokulunda Ögrendim
Ne demek istedigim yeterince acik degilse bir de sunu okuyun lütfen.
Fotograf:Ela2007

Salı, Aralık 02, 2008

Sayısız küçük şeyin toplam sonucu

Bir naylon poşeti tekrar kullanmakla dünyayı kurtarabilir miyim?
Arkasını not almak için kullandığım bir alışveriş fişi Amazonları kurtarır mı?
Ben 10 derece daha düşük ısıda yıkasam çamaşırlarımı, bir de yıkamadan önce bir kez daha giysem, enerji krizi çözülür mü?
Ben binmesem de gideceğini bilsem bile, şehir merkezine gitmek için otobüs yerine yürümeyi tercih etsem, karbon salınımını azaltmakta bir faydam olur mu?
Suşi yemesem mesela balık katliamı son bulur, soya yemesem GDO lobisi zarar görür mü?

İçimdeki ses "Evet!" diyor. Çünkü benim gibi bir sürü insanın daha benzer soruları kendine sorduğuna ve samimiyetle "Evet" diye yanıtladığına inanıyorum.

Dünyayı bu hale getiren -her ne kadar aksine inanmayı tercih etsek de- benim, senin ve onun küçük, bireysel eylemleri değil mi? Atmosfere günde bilmem kaç bin ton zararlı gaz ve zehir salan ve bu yüzden sorunun birincil veya tek kaynağı olması gereken bacalardan, zehrini nehirlere pompalayan fabrikalardan, Amazon'dan günde bilmem kaç futbol sahası çalan güçlü ve kötü adamlardan bahsetmeyin bana; onları besleyen de market rafları arasında, mutfakta, ofiste, sokakta her gün aldığımız küçük kararlarla biziz.

Tersi neden mümkün olmasın?

Geçenlerde rastgeldim. Duane Elgin demiş ki "Bütün bir toplumun karakteri milyonlarca insanın gün be gün yaptığı sayısız küçük şeyin toplam sonucudur."

Tek başına



Hem böyle olmasa ne farkederdi ki? "Tek başına olmak, sürüden ayrı düşmek, güzel ve doğru olmak adına elinden ne geliyorsa onu yapmaya engel mi olmalı?" diye soruyor Lantana.

Pazartesi, Kasım 10, 2008

Yaşadığım yüzyıl

"Yaşadığım yüzyıl her şeyi eğip büken bir gözlük yerleştirmiş gözüme, gerçeği göremediğimi sezinliyorum. Ama kahretsin, seviyorum da gördüklerimi..."

Orhan Pamuk-Sessiz Ev (Tarihçi ağabeyin ağzından)

Pazartesi, Ekim 20, 2008

Kasabanın fakiri...

Haa, bir de şu vardı:
Yaşanan küresel krize dair her bulduğumu okuyorum; anlamaya çalışıyorum olup biteni. Birilerinin para hırsı; daha da ötesi parayla varolmayan, sanal bir şeymiş gibi oynamasının faturası hepimizin cebinden çıkacak öyle veya böyle. Kimi ülke ekonomilerinin çapından daha büyük bankalar domino taşları gibi ardı ardına yıkılıp giderken; New York'ta, Frankfurt'ta, Londra'da, Tokyo'da finans uzmanları dehşetle başını aşağı eğmiş eğrileri takip ederken, Münih'te bir evsizin "Krizden korkmuyorum, daha başka ne kaybedebilirim ki..." dediğini okudum Die Zeit gazetesinde.
Şu sözleri geldi aklıma Thoureau'un: "Kasabanın fakiri bana sık sık herkesten daha özgür yaşıyormuş gibi gelir."

Salı, Eylül 16, 2008

Walden Gölcüğünde Bugün -8

Yitip gitmedikçe, bir başka deyişle yaşadığımız dünyayı yitirmedikçe, kendimizi bulmaya, nerede olduğumuzu ve ilişkilerimizin sonsuz kapsamını anlamaya başlayamayız.
Yaz sonuna doğru bir öğleden sonra tamirciden bir ayakkabıyı almak üzere köye gittiğimde tutuklanıp, hapse atıldım. Çünkü erkekleri, kadınları ve çocukları senato binasının kapısındaki sığırlar gibi alıp satan bir devlete vergi ödememiş, yani otoritesini tanımamıştım. Benim ormana gidiş sebeplerim başkaydı. Ama insan nereye giderse gitsin, kirli kurumlarıyla peşinden koşup pençelerini geçirmeye, ve başarabilirlerse umutsuz kardeşlik birliklerinin bir üyesi yapmaya çalışıyorlar. Doğru, sonucu ne olursa olsun (tutuklanmaya) zorla direnebilir, topluma karşı "amok" koşmayı deneyebilirdim. Ama toplumun bana karşı "amok" koşmasını, çaresiz tarafın o olmasını tercih ettim.
Burası, tam bu satırlar, Gandhi'nin ünlü pasif direnişçiliğinin başladığı yer olabilir mi?
Bilmeyenler için: amok

Pazartesi, Eylül 15, 2008

Walden Gölcüğünde Bugün - 7

...farkettim ki Thoreau'un "ormana gittim..." diye başlayan büyülü satırları aslında benim ilk yazıda alıntıladığımdan daha farklı. Hatta tam olarak şöyle:


"Ormana gittim çünkü bilinçle yaşamayı diliyordum; yaşamın sadece temel gerçekleriyle yüzleşmeyi ve öğretmesi gerekeni öğrenememiş olup olmadığımı görmeyi... (diliyordum). Ölüme eriştiğimde hiç yaşamamış olduğumu farketmek istemiyordum. Ne yaşamın ta kendisi olmayanı yaşamaktı dileğim -yaşamak öylesine değerli ki-; ne de çok gerekmedikçe vazgeçmek. Derin yaşamak ve yaşamın tüm özünü emmek istiyordum; yaşam dolu olmayan her şeyi kökünden söküp atacak kadar kadar azimle ve bir Spartalı gibi yalın yaşamak; genişçe bir ot kümesini derinden biçmek; yaşamı önüme katıp bir köşeye sıkıştırmak ve en yalın paydasına indirgemek... ve eğer sıkıcı ve değersiz olduğu ortaya çıkarsa neden bu gerçek değersizliğinin tümünü almalı ve dünyaya duyurmalı? Yok eğer yüce bir şeyse neden yaşayarak görmemeli ve bir sonraki sefer gerçek hakkını vermemeli?"

Bu satırları her sabah bir kez okumak yaşama gerçek hakkını vermeme yardımcı olur muydu?


Not: Bu paragrafın çevirisine teknik destek sağlayan Yaban'a teşekkürler!


Walden Gölcüğünde Bugün -6

Cuma, Eylül 12, 2008

Walden Gölcüğünde Bugün - 6

"Yaşamımız detaylarla boşa harcanıp gidiyor. Dürüst birinin saymak için nadiren iki elinin parmaklarından fazlasına gereksinimi vardır; uç durumlarda ayak parmaklarını da buna ekleyebilir. Sadeleştir, sadeleştir, sadeleştir!"



Walden Gölcüğünde Bugün-5

Salı, Eylül 09, 2008

Reçete

"Doğrusunu ben bilirim" ateşi bastığında günde üç kez yemeklerden sonra alınacak:

  • "Akıllılar, zayıf yanlarını bildiklerinden, yanılmayacaklarını ileri sürmezler" (Thomas Jefferson)

  • "If there is nothing wrong with me, there must be something wrong with universe." (Bende hatalı olan hiç bir şey yoksa, evrenle ilgili yanlış giden bir şeyler var demektir.)

  • "Belki yanılıyor olabilirim." (Robert Fulghum)

Salı, Eylül 02, 2008

Mükemmellik

Beyaz çiçek "Perfection is achieved, not when there is nothing more to add, but when there is nothing left to take away."

( Mükemmelliğe ekleyecek başka bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak hiç bir şey olmadığında erişilir.)

Antoine de Saint-Exupery

Perşembe, Ağustos 28, 2008

Olabildiğince basit



"Things should be made as simple as possible, but not simpler."

( Her şey mümkün olabildiğince basit olmalı, ama bundan daha basit de değil.)



Albert Einstein

Salı, Ağustos 26, 2008

Sözcük

"Pater Noster* 60 sözcüğe sahiptir. Musa Peygamber'e 10 emir icin lazım olan ise 72 sözcüktü. 277 sözcük ile Amerikalılar bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bugün Avrupa Birliği Karamel Yönetmeliği 620.911 sözcükten oluşuyor!"


Bir veri yönetimi kitabının önsözünden...

Cuma, Nisan 25, 2008

Bazen insan kendini eksik sanır

Dün aklıma ilk gençliğimde defalarca okuduğum bir kitaptan sevdiğim bir söz takıldı. Bugünkü aklımla bambaşka bir anlam yükledim ona. O zamanlar bu anlamını yakalayamamış olduğum için ve kendimi başkalarına ait tercihlerle tamamlamaya kalkıştığım için de kızdım biraz.

"Bazen insan kendini eksik sanır. Oysa sadece gençtir."
Italo Calvino (İkiye Bölünen Vikont)

Cuma, Mart 28, 2008

Walden Gölcüğünde Bugün - 2

...Thoreau "kendisine çiftlikler, evler, ahırlar, sığırlar ve tarım araçları miras bırakılması şanssızlığına uğramış genç hemşerileri"nden bahsediyor. Bütün bu şeyler "edinilmesi kolay, kurtulması zor" oldukları için...

Gereksinimler üzerine şu bakış açısı da bildik:
"Bazı şeyler kimi -en çaresiz ve hastalıklısından- çevrelerde gerçekten yaşamsal gereksinimlerken, diğerlerinde sadece lükstür; kimilerinde ise tanınmazlar bile."

Örnek? Her sabah Starbucks'a uğrayıp kahvesini almazsa kendini eksik hisseden New York'lu, Kahveyi bayramdan bayrama gören ve yerine alternatifler üretmeye çalışan işsiz adam ve tahminen böyle bir şeyin varlığından habersiz Pasifik yerlileri geliyor aklıma... Thoreau'nun kimin daha zengin ve özgür olduğuna dair modern dünyanın sahip olduğundan farklı fikirleri var.

Not:Internet'te gördüğüm kadarıyla Walden'ın Türkçe çevirisi Kaknüs Yayınları tarafından Doğal Yaşam ve Başkaldırı/ Sivil İtaatsizlik Makalesi ve Walden Gölü adıyla yapılmış.

Walden Gölcüğünde Bugün-1