"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Temmuz 30, 2012

Yabani 'pusula' marulu

Yeni bir bitkiyle tanistim :)

Latince adi Lactuca serriola.
Türkce'de yabani marul, aci marul, esek marulu, yagli marul gibi adlarla biliniyormus ve Anadolu'da cok yayginmis. Almanca adi Stachel-Lattich (Stachel=Diken). Cünkü yapraklarinin arkasini cevirince ana damar boyunca türü benzerlerinden ayiran dikenler var. Fotograflarini gördügümde burada da kendisini ya da benzerlerini cok gördügümü farkettim ve sıkı takibe aldim. Cünkü bir diger Almanca adinin (Kompass-Lattich) ele verdigi gibi, cok ilginc bir özelligi var: Cok günes alan ortamlarda yetisen bireylerinin yapraklari pusula niyetine, yön bulmakta kullanilabiliyor :)

Bu yasayan ve yenebilen pusulanin calisma mantigi söyle:
Normalde pek cok bitki yapraklarini sapin cevresinde degisik acilarda yayarak büyütüyor. Bu bitki, cok günes alan ortamlarda asiri günes isigindan korunup, su kaybini azaltmak  icin yapraklarini sadece güney-kuzey yönünde büyütüyor. Ayni zamanda (yapraklarini günese dogru acan diger bitkilerin aksine) yapraklarinin genis yüzeyini günes isinlarina paralel tutuyor. Yani yapraklar gökyüzüne dogru degil, yana dogru bakiyor. Bu durumda otomatik olarak yapraklarin uzanis yönü güney-kuzey dogrultusunu gösterirken, genis yüzeyleri de dogu-bati dogrultusunu gösteriyor :)

Photo by chemazgz

Bu özelligi sadece dik ve sürekli günes isigi alan bireyler gösteriyormus. Ayni cevrede ama gölgede yetisen bireyler ise bilindik sekilde büyüyorlarmis. Bitki hangi sekilde büyürse, o seklide kaliyormus. Su var ki,  pusula seklinde büyüyenler günesin durumuna göre, fotosentezde isiktan tam yararlanabilmek icin bazen yapraklarini  günes isinlarina paralel pozisyondan dik pozisyona cevirebiliyormus (ki bu tür yaprak hareketlerini hemen her bitki yapar zaten).

Pusula marulunun varligindan haberdar oldugumdan beri cevremde görmek icin bakiniyorum. Burada taslik alanlarda,otoban kenarlarinda, hatta oturdugumuz sokakta kaldirim kiyisinda yetisen benzerleri var. Sadece iki kez acikca güney-kuzey dogrultusunu gösteren ve topraga paralel degil, dik duran yapraklar gördüm. Ikisinde de yaprak arkasinda ana damar boyunca dikenler acikca görülüyordu. Kalanlarinda ise (ayni tür mü, yoksa akraba mi emin degilim) yapraklar bir yön göstermese bile acikca günes isigindan korunmak icin topraga (ve günes isinlarinin gelis yönüne) dik durusluydu. En azindan bitkilerin bu türden bir korunma mekanizmasi oldugunu ögrenmis ve gözlemis oldum.   


Photo by Dandelion and Burdock
Yabani 'pusula' marulu papatyagillerden ve karahindibayi andiran minik, sari cicekleri var. Sapi kirildiginda icinden beyaz bir lateks sivisi akiyor. Vikipedi'ye bakilirsa sofralarimiza yolu cokca düsen salata marulunun atababasi imis kendisi. Tadi oldukca aci olmasina ragmen yenebiliyor. Yabanda hayatta kalabilmenin yollarini anlatan Almanca bir sitede gerektiginde yenebilecek bitkiler arasinda sayiliyor. Baska cografyalarda  "gerektiginde" degil seve seve yeniyor :) Akdeniz'de cig ya da haslanmis hali salata olarak tüketilirmis. Girit mutfagi'nda da kullanilirmis. Bu bilgiyi okuyunca Tijen Inaltong'un "Bir Ot Masali"ndaki esek marulu ile karsilastirdim. O Sonchus oleraceus adli bir baska türmüs; not düseyim.

Doganin pusula bitkileri bu yabani marulla sinirli degil. Kuzey Amerika'ya özgü  Silphium laciniatum yine Papatyagillerden ve yabani marula benzeyen bir bitki. Yapraklari benzer mantikla kuzey-güney yönünde büyüyor. Cevremizde rastlayabilecegimiz bitkilerden solucanotu (Tanacetum vulgare) ile bazi Iris türleri ve Aster linosyris benzer özelligi oldugu söylenen bitkilerdenmis, gözlemeli :)

Pusula bitkiler hosuna gitti mi? Takvim bitkileri zaten az cok biliyoruz, peki saat niyetine kullanilan/kullanilabilecek bitkilere ne dersin?

Salı, Temmuz 10, 2012

Bölük pörçük

Prolog:
Gectigimiz iki Pazar gününden izlenimler yazmak istiyordum aslinda. Ama akmiyor. Anahtar sözcükleri gerceklestikleri sırayla degil, aklıma geliş sırasıyla yazayım. Altina izlenimleri ve olanları not edeyim. Bölük pörçük olsun. Sen onları sıraya dizip, birleştir , bir hikaye kur kendince. Al, senin hikayen olsun.

Çörekotu:
Tohumlarini etrafta sacmadigim pek bir yer kalmadi herhalde. Önümüzdeki yil etrafta acmis çörekotu cicekleri görürsem bahçıvanı benim :)

Yeşil Ekonomi:
Aslında müdahaleci ve korumacı anne rolünü sevmiyorum. O yüzden örümcek aginda mümkün oldugunca yalniz birakiyorum sincabi. Kendi kendine kesfetsin tırmanmanin inceliklerini, dere boylarında tırmanmayı öğrenen eski köy çocukları gibi. Bu yüzden elime bir kitap alıp parkın sincabiyla, bizim sincabin arasında duran banka oturuyorum. Bugünlerde elimdeki kitap Yesil Ekonomi. Cok yeni yayinlanmis bu kitabi bir arkadasim ilgimi çekecegini düsünerek göndermis. Elimde fırından yeni çıkmış taze ekmek tutar gibi tutuyorum :) Henüz çok başlarindayim ama Türkçe'de bu konuda okunacak fazla kitap olmadığını sanıyorum; tavsiye ederim.

Sağanak yağmur:
Nehir kiyisinda yürüyorduk. Inanilmaz bir saganak yagmur basladi. Öyle bir indirdi ki, ormanin orta yerinde ne kacacak yerimiz vardi, ne de yanimizdaki semsiyeyi acabildik. Göz göre göre yola devam etmistik. Göz göre göre islandik. Hayatimda bir yagmurun altinda bu kadar islandigimi animsamiyorum. On dakika sonra iğne başı kadar kuru yerimiz kalmamisti. Eve dönene dek yarım saat boyunca aralıksız yağmur yedik. Bir ara bir köprü altına denk geldik. Pek cok bisikletli yagmurun gecmesini bekliyordu orada. Esime "Bundan daha fazla islanamayiz ki, neyi bekliyoruz? Hic olmazsa yürüyelim de üsümeyelim" dedim :) Eve vardigimizda sırılsıklam ama temiz ve mutluyduk :) Kendimi  ruhumun ince kivrimlarina dek yıkanmış hissettim :) Hele sincap... Bir Huckleberry Finn gibi yagmurun altinda kosturmasi aklimdan hic gitmeyecek. Umarim o da hic unutmaz. Unutulmayacak deneyimlerdendi. Ertesi gün felaketleri seven bulvar gazetelerinin birinde, Almanya semalarinda haftasonu 150.000 simsek ve yıldırım çaktığını, ölü ve yaralilar oldugunu okudum.  Kimse bizden bahsetmiyordu tabii ki... Fakat yine de dogada yıldırım carpmasindan korunma üzerine biraz okudum. Bir ara yazayim onu da.

Sincap:
Bu bahsedecegim bizim evin sincabi degil, parkin sincabi :) Oturdugum bankin  hemen arkasindaki huş agacındaydi. Tıpır tıpır ayak seslerini duyunca dönüp baktim. Sadece bir kac metre ötemdeydi. Benim sincabi da cagirdim. Sessizce izledik bir süre. Agactan indi, yerden findik ya da ona benzer bir sey buldu. Hemen önündeki filbahri çalısına tırmandı. Orada keyifle kemirmeye basladi. Bizim sincap rahat durmadi tabii. Ayagini hizla yere vurup kacirdi sincapcagizi. Zavalli yedigi yemisi firlattigi gibi firladi agacin üstüne. Az sonra tepemizdeki ihlamur dallarindaydi. Bir dakika sonra ilerideki gürgen agacinda. Biraz sonra da cikip gitti hikayemizden. Fakat hayalimde yoluna devam etti; bütün sehri agaclarin üstünde bir uctan bir uca katetti. Aklıma Italo Calvino'nun "Agaca Tüneyen Baron"u geldi... Ve Anadolu'yu meşe agaclarinin üzerinde bastan basa kateden eski zaman sincaplari...

Örümcek ağı:
Sincabin ögretmeniyle yaptigimiz rutin görüsmede bana kaba motorikte biraz geri oldugunu söyledi. Spor salonunda bazi tırmanma, inme çıkma hareketlerini yaparken çekingen ve korkak davranıyormuş. Ben de bir süredir benzer izlenimler icindeydim. "İnce motorik...ince motorik ..." derken oğlanın kaba motoriğini ihmal etmisiz :D Haftasonlari cokca gittigimiz bir parkta ikimizin adını "örümcek ağı" taktığı bir oyun aleti var. Ağ gibi döşenmiş sıkı ve çok sağlam halatlardan oluşuyor. Dikkatle üzerinde yukarı dogru tirmaniliyor. Asagidaki fotograftaki gibi bir sey:

Photo by nachtSonnen

  Dedim ki "Senin kayaktan kaydigin yeter artik, kayma becerin on üzerinden on. Biraz da su örümcek ağında oynayalim". Bana kalırsa bu aletler oldukca dogal. En azından doğal hareket tarzına ve bir çocuğun doğasına  pek cok baska aletten daha yakın. Bir cok beceriyi bir arada gelistiriyor. Dikkat, koordinasyon, sonraki adimlarini hesaplama, kaba motorik, vb. Sincap baslarda "ama bir adim daha cikamam, ama artık bundan daha yukarı gerçekten çıkamam" deyip duruyordu. Ben de "bu 'yapamam' sözcüğü kadar sevmediğim bir şey yok" diyordum sakayla karisik. Simdi benim elim arkasinda hazir durmak üzere en üstlere kadar cikabiliyor. Onunla beraber ciktigim bu oyuncak benim de hosuma gidiyor. Insan üstünde kendini hafif ve güvenli hissediyor gayet. Alti kum döseli; düsülse bile pek tehlike yok. Pek cok parktaki plastik yiginindan kesinlikle daha güzel, islevsel ve yararli bir güzellik :) Belediyeler duyun sesimi :) Plastik yiginlarinizdan daha pahaliya mal olabilir. Fakat göz boyama amacli  halk konserlerinden bir iki tane  daha az verin, sehrin orasina burasina bir kac "sulu" attraksiyon daha az koyun, bir kac lüzumsuz köprü daha az yapin, oy beklediginiz mahallelerde cocuklara top, balon, bayrak vb. dagitma sacmaligindan vazgecin , maliyetini kesin cikarir :)

Kelebek:
Biz örümcek ağında oynarken ağda bize eslik eden bir arkadas daha vardi:

Photo by Ezio Melotti
   Vanessa atalanta; nam-i diger "Kirmizi Amiral" . Örümcek aginda bizimle beraber o da hopladi zipladi. Sonra bir de arkadasini aldi getirdi. Havadaki danslari görülmeye degerdi. Seklini semalini aklima yazdim. Eve gelince sincabin "Kelebekler Cikartma Kitabi"nda aradim buldum kolayca. Diyordu ki kitapta; Avrupa'da hemen her bahcede görmek mümkünmüs :)

Fırıncılık oyunu:
Sincap oyun parkinin belli bir kösesinde bu oyunu oynamayi seviyor. O  fırıncı oluyor, biz müsteri. Bazen de tersi. Ekmekler aliyoruz, "brezel"ler,"krapfen"lar... Öyle bedavaya ekmek yok. Illa ki sonunda parasini veriyor, para üstünü aliyoruz. "Lütfen"li konusuyoruz, gündelik kücük konusmalarimizi yapiyoruz. Bazen aradigimiz ekmek olmuyor, bazen bozuk paramiz çıkışmıyor. Her şey illa ki gercek yasamdaki gibi oluyor :)



Sarımsak otu:
Bankta oturmaktan canım sıkıldıgında kalkıp etrafimi inceliyorum. Parka gelirken yol boyunca gördügüm gibi sağım solum sarımsak otu dolu. Bu ilginc bir ot. Latince adi Alliaria petiolata. Bildigim bütün dillerde adı "sarımsak"lı. Buralarda erken baharda ilk yetisen bitkilerden biri. Nisan-Temmuz arasi cicek aciyor. Yapraklar kendini çiçeklerden önce gösteriyor. Alt yapraklar botanikçilerin tarifiyle "böbrek şekilli". Üst yapraklar yürek seklinde. Kenarlari yuvarlagimsi tirtikli (Alman botanikcilerin deyisiyle "gekerbt"- Türkce dogru terimi bilmiyorum maalesef). Cicekleri minik ve beyaz.

Photo by Virens

Bitkinin asil özelligi -adından anlaşılacağı üzere- yapraklarının sarımsak tadinda ve kokusunda olmasi. Hep okur ve merak ederdim. Bu yil baharda denedim. Önce çekingen yaklaşarak koklamakla yetindim, özel bir koku alamadım. Sonra elimde ovalayarak deneyince aldım sarımsak kokusunu :) Sonra cesaretlenip tadina baktim. Orman gezilerimizde rastladıkca esime de gösterdim. O hatta denemekte benden daha girisimci oldugu icin sonunda gayet sarimsak kokuyordu :) Eskiden Avrupa'da cok kullanilan bir baharat bitkisiymis. Sonra unutulmus.Antiseptik etkileri varmis. Simdilerde ayı sarımsağı gibi o da yeniden keşfedilip, yabani otlara yer açan mutfaklarda hak ettigi ilgiyi görüyormus. Genellikle ısırganotuyla beraber , onun yetistigi yerlerde yetisirmis. Onun gibi de yayılmacı biraz gözledigim kadarıyla :) Kuzey Amerika'da istilaci (invasive) kabul ediliyormus. Sarımsak otunun sarımsak tadı, gerçek sarımsak bitkisinde oldugu gibi Allicin maddesinden degil, lahana ve hardal ailesinde rastlanan başka eterik yaglar ve maddelerden geliyor. Zaten kendisi de bu aileden. Bu yüzden de sarımsak kokusu gibi kalıcı değil kokusu, hemen geçiyor. Pişirildiginde de kayboluyor. Genellikle salata, pesto, sos olarak tüketmek daha uygunmus bu yüzden.   


Simdi uzun lafın kısası, şunu söylemek istiyorum. Duramadım, kendi kendini etrafa saçar tarzda tohumlarının olgunlaştıgını görünce, onlardan da toplamaya basladim. Bir kacini saksiya ekmeyi düsünüyorum. Sen de bahcede, cevrendeki yabani alanlarda ya da saksida yetistirmeyi denemek icin ister misin? Sarimsak otu kardesligine var misin? Bir mail at ya da yorum gönder, yettigi kadariyla elimdekilerden göndermeye calisayim. Fakat dedigim gibi; yayılmacıdır, uyarmadi deme :)

Sinir otu:
Eşim koşusunu bitirince yer hareketleri yapıyor. Bu sırada çimler üzerinde ne oldugu anlaşılmayan küçük bazı sinekler bacaklarını ısırıyor. Sivrisinek gibi kabartıp kaşındırıyor. Bazen bir hafta sürüyor. Ona sinirotunu ögrettim. Nasıl olsa her yerde var. Sineklerin ısırdığını hissedince hemen etrafinda bulup bacaklarina sürüyor yapraklari. Iyi geliyormuş :) Doğanın dertleri icin çare yine doğada. Derdin hemen yani basinda :)

Bulutlar:
Basimi kaldirip bulutlari seyrediyorum. Basimin üstünden akip gidiyorlar. Bulutlari seviyorum. Kim sevmez ki?


Kurabiye:
Bunu dışarı çıkmadan önce sincapla yaptık. Feride'nin kurabiyesi. Pinar'in keciboynuzuyla ve pekmezli. Saf mutluluk. 5 dakikada bitti, sincap hızımıza şaşırdı. Keza ben de. Parka giderken yanımıza aldık. Sincap ertesi gün anaokuluna giderken beslenme cantasina koydum. "Daha 5 yasinda ve atıştırmalıklarını kendi hazirliyor beyefendi" diye de tipik anne gururlanmalarina giristim bu arada :D

Resim:
Bunu da kurabiyeden önce yaptik :) Sincap ilk dogdugu siralar parmak boyasini kendim üretmek iddiasindaydim. Bir türlü yapamadim. Ya renk yeterince canli degildi, ya da yapiskan bazi bulamaclar elde ettim. Kabus gibiydi. 3 yas civari inadim kirildi; gidip ekolojik oldugu iddia edilen bir markaninkini aldim. Yine de icim pek razi gelmedi; sincaba vermedim, dolap beklediler. Simdi simdi ortaya cikarmaya basladim. Sincap firca kullanarak suluboya gibi resimler yapiyor onlarla. Boyanin yogun dokusunu ve canli renklerini seviyor. Üstelik üc temel renk karisinca gerçek ara renkler çıkıyor ortaya. Arada eline bulasinca dert etmiyorum; cünkü zaten parmak boyasi aslinda :) Bazen sadelik ve dogal annelik siyah-beyaz netliginde olamiyor. Grinin tonlarında yaşıyoruz. Bir yaşında "asla, evden iceri bile giremez!" dedigime,  üc yaşında içimin razı olmadığına, beş yasında memnun oluyorum :) Sincabın yaptigi resimler mi? Onları oturma odasindaki camlı dolabın camlarına yapıştırıyorum. İçlerindeki dağınıklık gözükmüyor, genel görüntü derli toplu oluyor.  Evin dekorasyonu icin anlastigim kücük sanatci hem dogasi geregi cok yetenekli, hem de kurabiyeler disinda herhangi bir ücret almiyor :D

Marion:
Hikayesini bir dergide okudum. Hamburg yakinlarinda bir ormanlik alanda yasiyormus. En azindan 25 yildir. Tam nerede yasiyor, bilinmiyor. Gerçek adı ne, ne zaman doğmuş, nereden geliyor; bilinmiyor. Kendisi de bilmiyormus bunları. Bir kimsesiz cocuklar yuvasında büyümüş. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Alman cocuk yuvalarının durumu malum; ülke zaten geçmişinin bu tatsız sayfalarından biriyle yeni yeni hesaplaşıyor. 12-13 yaşındayken yuvadan kaçmış; Hamburg'da sokak cocuğu olmuş. Köprü altlarında uyumuş, küçük geçici işlerde calışmış. En son birlikte oldugu adam biriktirdiği bütün parasını çalıp ortadan kaybolunca, insanlara bütün güvenini yitirmis. Ormana gitmis. Ne kadar zaman önce, kendisi de bilmiyormuş. Son 25 yildir Hamburg civarindan bir rahiple kontaktaymis. Bazen her gün ararmış, bazen aylarca aramazmış. Her zaman bir telefon kulübesinden... Agactan düsüp yaralandiginda rahip ona bir cep telefonu teklif etmis acil durumlar icin. "Cok yakın ve cok fazla kontrol" gerekçesiyle reddetmis. O kadar yabaniymiş ve toplumdan o kadar korkuyormus ki, telefona rahibin karısı çıktığında bile hemen kapatırmış eskiden. Simdi onunla da havadan sudan konustugu oluyormus.

Bende doğa iyi bir ögretmen olmanin yaninda, olaganüstü bir şifacıdır  izlenimi vardi hep. Örnegin en tatsız günlerde bile bulutlara bakiyorum, ıhlamurları kokluyorum, karatavuklarin ötüşlerini dinliyorum ve günüme tat geldigini hissediyorum. Dışarıda olmak iyi geliyor. İyi de Marion neden iyileşemedi? 25 yıldan fazla zamandır başını otlardan bir yastıga dayadığı, rüzgari dinleyerek uyuduğu, kuş sesleriyle uyandığı halde, Marion neden iyileşemedi? Insanlığın açtığı bazı yaralar bu kadar mı derin?

Ihlamur toplayıcı:
Nehir kiyisinda yürüyorduk. Yolun biraz ilerisinde bisikletini durdurmus,  bir agactan bir seyler toplayan genc bir kadin gördük. "Ne topluyor olabilir?" dedim. "Fındık, tabii ki" dedi esim. "Olamaz, fındıklar daha olmadı ki" dedim. Yanindan gecerken merakla baktim. Ihlamur topluyordu. Bir seyler toplarken cevremdekilerin tepkisinden yana hafif bir huzursuzluk hisseden ben, kadinin yüzünde de ayni huzursuzlugu okudum. Nasil ki koşucular birbirinin kardeşidir ve yolda birbirlerini tanimasalar bile selamlarlar, bence toplayıcılar da birbirinin ruh kardesidir ve tanışmasa da selamlaşmalıdır :) "Merhaba" deyip gülümsedim bu yüzden kadına :)  Biraz uzaklaşmıştık ki, eşim "Ne topluyordu? " diye sordu merakla. "Ihlamur" dedim. "Durup biz de toplasaydık ya" dedi. Bence toplayıcı kardeşler birbirinin hasadina engel olmamalidir :) Ayrica ne icin topladigini bilmiyorduk ve her ihlamur türü caya uygun degildir. Bunu bir kac yil önce amcamdan duydum. Sanırım oturup bir de ihlamurlarin nasil ayirt edildigini calissam iyi olacak.

Kayın:
Ormandan getirdigim kücük kayin yavrusunu anımsıyor musun? Iri ve parlak kotiledon yapraklari vardi. Gercek yapraklarini daha sonra vermisti. O zaman anlamistim kayin yavrusu oldugunu. Sadece bir çift yaprak verdi. Onlar da bir süre sonra sararmaya basladi. Anladım. Ormanın çocugu saksıda zorlaniyordu elbette. Epeyce zaman yeni bir yaprak daha verebilir mi diye gözledim. Vermedi. Pencere kenarindaki saksilarda kuru yaprakları toplarken onunkini de aliverdim bir gün. Tek gercek yapragiydi. Kotiledon yapragi kendi basina kalakaldi. Ve benim kısıtlı botanik bilgimce, kotiledon yapraktan gerçek yaprağa geçememis bir bitkinin işi bitiktir.

Öyle değilmiş :) Kotiledon yaprakların dibinden ve koparıp aldığım eski yaprağın kıyısından, bir değil, iki yeni  yaprak sürgünü veriyor bugünlerde. Şaskınlıkla, hayranlıkla, aşkla seyrediyorum. Doğa ki, kotiledon beşiklerde alınmış "onmaz"  yaraları bile iyileştirir. Giden birken iki, ikiyken beş verir hem de. Iyileş Marion, mümkündür!

Epilog:
Ya yasam da önümüze anahtar sözcükleri ve bölük pörcük hikayeleri koyuyorsa böyle.
Ya biz aralarindan secip secip bir ipe diziyorsak, kendi hikayemizi yaziyorsak.
Ya sonra yazdigimiz hikayeye bakip bunu ben secmedim, benim sucum degil, bu haksizlik diyorsak. 

Pazartesi, Temmuz 09, 2012

Ayırıcı tanı: Akçaağaç

Akcaagaclari gerci uzun zamandir taniyordum. Büyükce bir aile olduklarini, degisik türleri oldugunu biliyordum. Fakat hangisi hangisidir karistiriyordum. Birbirinin aynisi oldugunu sandigim iki akcaagac baharda iki ayri cicek aciyordu örnegin; sasiriyordum. Oturup akcaagaclari bir ders gibi calismaya karar verdim. Calistikca sasirtici seyler ögrendim. Örnegin sadece yapraklarinin büyüklük ve seklinden degil,  sadece ciceklerinin renginden ve seklinden degil, sonbaharda tohumlari taşıyan kanatların ("samara") birbiriyle yaptığı açıdan bile ayırt edilebileceklerini ögrendim :)

Akçaağacları neden öğrenmeli?
Bu soru aklıma hemen aksini getiriyor: Akçaağaçları neden öğrenmemeli?
Biz insanlar yanimizdan geçen aynı marka iki arabanın model ve yıl farkını ayırt edebilirken;
yanımızdan geçip giden kadınların parfümlerini burnumuzda bıraktığı izden marka ve ismiyle taniyabilirken;
göz ucuyla bir an gördügümüz cep telefonlarinin hangi marka oldugunu tahmin edip, oradan da sahibini beynimizde bir çekmeceye yerli yerince oturtabilirken;
beynimiz bu bilişsel kapasiteye sahipken;
yanlarindan geçip gittigimiz akçaağacları neden tek tek isimleriyle tanimamali?

Doğada hicbir sey tesadüfi degil.
Akçaağaçlar...
ve onların sarı ya da kırmızı çiçekleri...
ve onların 3 ya da 5 loplu yapraklari...
ve onlarin 45 derece ya da 180 derece açılı kanatları...
bize bir seyler anlatiyor olmali.
Ne oldugunu henüz bilmiyorum.
Fakat kimbilir, dersimi yeterince iyi calisirsam, belki bir gün onu da anlatmaya baslarlar.

Akcaagaclari calisirken ve bu yaziyi hazirlarken, Türkiye'nin Agaclari ve Calilari'ndan, agaclar.org'dan, baumkunde.de'den, wikipedia'dan ve flickr'dan yararlandim. Amatör bir botanik meraklisinin yanindan gectigi bir akçaağaçta eğitimsiz merak ve saf gözlem yetenegini kullanarak görebilecekleri dışında hicbir sey yazmamaya calistim. Her tür icin yaprak, cicek ve kanatli tohumlarin ayirt edici yönlerini yazdiktan sonra, genel bir fotograf ekledim. Ardindan baharda cicek ve sonbaharda kanatli tohum hallerini  gösteren birer fotografla, yapraklara dair bir ya da iki ayirt edici fotograf daha... En cok görülen (en azindan benim etrafimda en cok gördügüm) türlere daha cok yer verdim. Bazilari burada sözü gecenlere cok benzeye baska türler de var elbet. Fakat dogal yasam alanlari disinda nadiren rastlanilan türler. Onlari ayirt edebilmeyi uzmanlarina birakiyorum :)

Umarim notlarim senin de isine yarar. Ayirt edebildigin her yeni akçaağaca benden de selam söyle. Ve mümkünse bana da onun hikayesini (nerede rastladigini, nasil bir agac oldugunu, tanisma öykünüzü)  anlat, olur mu?

Acer platanoides / Norway Maple / Çınar yapraklı akçaağaç / Spitzahorn

Çiçek: Sarı renkli. Küçük, dik duruşlu demetler halinde.
Yaprak: 5-7 loblu. Lop uclari sivri. Her iki yüzü tüysüz. Yaprak sapi koparildiginda süt benzeri, lateks iceren bir sivi cikar. Yapraklar sonbaharda sari, turuncu, kirmizi renkler alir.
Tohum kanatlarinin uzunlugu  5 cm'ye ulasabilir. Kanatlar arasindaki aci :130-180 derece .   

Photo by spellmaster42


Photo by rudi.s 


Photo by rudi.s

Photo by rudi.s
Photo by rudi.s


Acer pseudoplatanus / Sycamore Maple / Dağ  akçaağacı / Bergahorn

Çiçek:  Sarkık, sık salkımlar halinde, açık sarı yeşil renkte.
Yaprak: Lop uclari sivri, üst yüzü koyu yesil, alt yüzü mavi, gri yesil renkte. Sapı koparıldığında süt çıkmaz.
Tohum: Yeşil, kırmızı kanatlı, 3-5 cm uzunlukta. Kanatlar dar açı ile asagiya bakar. Salkımlar halinde .

Photo by Willow


Photo by rudi.s


Photo by Phil Sellens

Photo by rudi.s
Photo by rudi.s


Acer campestre / Field maple / Ova akçaağacı / Feldahorn 

Çiçek:  Açık yeşil renkte, dik duran kücük kurullar halinde.  
Yaprak : 5-8 cm boyunda 3-5 küt loplu. Üst yüzü mat koyu yesil, alt yüzü soluk yesil, ince tüylü. Sonbahar rengi sari. Yaprak sapi koparilinca lateks sivi akar.
Tohum: Yesil kirmizi kanatlar 2-3 cm uzunlugunda, 180 derece acili. (Eger kanatlar 180 dereceden daha büyük açılı  ise, bir alt tür olan A.campestre subsp. leiocarpum . Bunun yapraklari da daha büyük ve lop uclari daha sivri.)

Photo by dnnya17

Photo by AnneTanne

Photo by anemoneprojectors

Acer rubrum / Red maple / Kırmızı akçaağaç / Rot-Ahorn 

Anavatani Kuzey Amerika. Eski Dünya'da da park ve bahcelerde yetistiriliyor.


Çiçek: Şemsiyemsi salkım, parlak kırmızı veya bazen sarı renkli.
Yaprak: Yüreğimsi, 3-5 oval loplu, üst yüzü yazin koyu parlak yeşil, alt yüzü mavimsi yeşil renkli.  Sonbaharda parlak kirmizi 
Tohum: Kanatları dar açılı ve kırmızı renkli 

Photo by jweisenhorn


Photo by wlcutler

Photo by Mary Keim
Yaprak -yaz hali:
Photo by Jamie Richmond
Yaprak - Sonbahar hali
Photo by bobrpics


Acer palmatum / Japanese maple / Japon   akçaağacı / Fächer-Ahorn 

Anavatani basta Japonya olmak üzere Uzak Dogu. Batida süs amacli olarak park ve bahcelerde yetistiriliyor.
Çiçek: Küçük kırmızı çiçekler, dik veya sarkık kurullar olusturur.
Yaprak: Derin, dişli , uçları sivri loplu. 5-7 lop. Birbirinden farklı form ve renklerde yapraklari vardir. 
Tohum: 3-4 mm capinda küresel meyve , 2-3 cm uzunlugunda kanatlara sarili, kanatlar arasindaki açı geniş. 

Photo by Maja Dumat

Photo by andreasbalzer


Photo by Abrahami

Japon akçaağacı üç alt türü ve pek çok kültivarı olan cok dekoratif bir ağaç.  Japon akçaağaçları altında bir gezinti icin Beste'yle Paris Arboretum'una ugrayabilir ya da Flickr'da bir gezintiye cikabiliriz :)

Acer saccharinum / Silver Maple / Silberahorn / Gümüşi akçaağaç: 

Çiçek : Kırmızı
Yaprak: Loplar  derin, uclari sivri. Üst yüzü acik yesil, alti gümüsi renkte , tazeyken sık ve ince tüylü. Sonbahar rengi sari
Tohum: Baslangicta tüylü ve kirmizi sonra acik yesil, tüysüz, olgunken sari . 2-3 cm uzunlugunda dar acili. Meyve elips seklinde. Kanatlar üzerinde belirgin damarlar.

Bu kez genel fotograf sonbahardan:
Photo by Wolves68450


Photo by milesizz



Photo by milesizz

Photo by Kristian Peters
Photo by Kristian Peters


Acer saccharum / Sugar Maple / Şeker akçaağacı / Zucker-Ahorn

Aslinda Kuzey Amerika'ya özgü bir tür. Ben de -bildigim kadariyla- gercek bir seker akcaagacina hic rastlamadim. Fakat ünlü akcaagac surubunun elde edildigi tür olmasi ve Kanada bayraginin da ilham kaynagi olmasi sebebiyle bahsedilmeye deger, özel bir tür. Basta Kanada olmak üzere Kuzey Amerika'da yasayan dostlar icin :)

Çiçek: Açık sarı, yeşil renkli Sarkık kurullar şeklinde. Yapraktan önce açar.
Yaprak: 3-5 sivri uçlu loplu. Hem büyüklük, hem sekil olarak "Çınar yapraklı akçaağac" yapraklarıni andirir. Üst yüzü yesil, altı soluk yesil. Sonbaharda sari, kirmizi, turuncu.
Tohum: Kanatlara sarılı meyveler badem seklindedir. Kanatlar neredeyse paralel durur.

Photo by BlueRidgeKitties

Photo by milesizz
Photo by milesizz
  

Acer negundo / Boxelder Maple, Ash-leaf Maple / Dişbudak Yapraklı Akçaağaç / Eschen-Ahorn

Bu akçaagacı fotograflari disinda hic görmedigim icin bu yaziya almayacaktim. Fakat Handan Istanbul Kosuyolu Parkı'nda cekilmis bir iki fotograf gönderdi. Kanatli tohumlarin karakteristik görüntüsünden ve hayal meyal görülen yapraklardan disbudak yaprakli akcaagac oldunu tahmin ediyorum. Mamikoglu'nun kitabina tekrar baktim; Anadolu'da oldukca daginik bir dogal yasam alani oldugunu , ayrica park ve bahcelerde yetistirildigini yazmis. Ek olarak Nalan da Istanbul'da balkonundaki bir saksida kendiliginden yetisen bir d.y. akcaagactan bahsetmisti.  Handan icin, Nalan icin ve Türkiye'de bir gün karsisina cikabilecek herkes icin ekliyorum ;)

Çiçek: Istisnai olarak erkek ve disi cicekler ayri ayri agaclarda. Erkek cicekler kizil pembe renkli sarkik salkimlar halinde. Disi cicekler acik yesil, bazen pembe, bir kac tanesi bir arada sarkik.
Yaprak: Sivri uçlu, yumurtamsı, kenarları dişlidir. Bazen tek yaprak, bazen 3-5'li bilesik yapraklar seklinde. Uçtaki yaprak bazen 3 loplu. Üst yüzü çıplak, alt yüzü tüylüdür. Her durumda klasik akcaagac yapragindan farkli.
Tohum:  Sarkik salkimlar halinde, dar açılı, uclari ice dogru bükük.

Photo by Anthony Mendoza
Photo by INDelight Photography

Acer monspessulanum / Montpellier Maple / Fransız Akçaağacı / Französischer Ahorn

Aslında Orta ve Güney Avrupa'yla kalmayip, genel olarak Akdeniz Havzasinda ve bu arada Türkiye'de de rastlanan bir türmüs. Sanirim Avrupa'nin kalan kisminin bakis acisiyla almis adini :) Türkiye'de tahta esya yapımında kullanılan "Şimşir"in de bu agac olduguna dair bir bilgi var elimde.

Çiçek: Sarı yeşil renkli çiçekler, sarkık demetler halinde.
Yaprak: 3 loplu kücük yapraklar. Ova akcaagaciyla karisabilir. Lop kenarlari düz, uclari küt. Üstü parlak koyu yesil, alt yüzü mat. Her iki yüz tüysüz, derimsi. Yaprak sapi koparildiginda süt cikmaz.
Tohum: Kirmizi kanatlar 2-3 cm, birbirine paralel ya da dar açılı.


Bu kadar cok ders calisip, kanatlı tohum gördükten sonra, teneffüs saati :)

Kanatli tohumlarla yapilan sanat örnekleri icin buraya,
Kanatli tohumlarla yapilabilecek eglenceli seyler icin buraya.
Kanatli tohumlardan ilham alinarak yapilan eglenceli bir oyuncak icin buraya :)

Cuma, Haziran 29, 2012

Kelebekler icin

Kelebekleri sevenler...
Kelebek bahcesi olusturmak isteyenler...
Biyolojik cesitliligin korunmasina bireysel cabalariyla destek olmak isteyenler...

...icin kelebeklerin sevdigi, "kelebek ceker" cicekli bitkilerin listesi.

 Elbette bu türden bir liste benim yazacagim bitkilerden ibaret degil.  Bu liste, bu yil yaz basinda satin alip etrafa sactigim bir paket organik tohumun bilesiminde olan bazi otsu ve yabani bitkiler sadece. Fikir vermek icin...

Papaver rhoeas / Gelincik / Field (Red) Poppy / Klatschmohn

photo by lover_of_life

Onobrychis sp. / Korunga / Sainfoins / Esparsette

Photo by Stadtkatze
Bu bitkiyi cevremde görüp adini merak ediyordum. Hatta gecenlerde resmi bir is icin eyalet baskentine gittim. Bindigim tramvayin camindan bakarken raylarin iki yaninda ve aralarinda sinirotlari, civampercemleri ve tek tük karahindibalarin arasinda yer yer cayir adacaylari ve adinin korunga oldugunu simdi ögrendigim bu bitkiye rastladim. Harika bir görüntüydü. Büyük sehir  kosturmacasinin yordugu gözlerime ve ruhuma cok iyi gelmisti. Simdi anliyorum ki, kelebeklere de iyi gelmisler ve büyük olasilikla insan eliyle ekilmisler :)

Malva sp. / Ebegümeci / Mallow, Malva / Malve


Photo by dhobern

Nigella  sp. / Cörekotu  / Nigella, devil-in-a-bush/ Schwarzkümmel

Photo by markles55
Evdeki cörekotlari ne güne duruyor? Gidip cim bicilmeyen alanlara biraz da cörekotu serpeyim :)

Trifolium sp. / Yonca , Ücgül / Clover / Klee

Photo by jaamaa
Cayirlar zaten yoncasiz olmaz :)

Agrostemma githago / Karamuk / Corncockle/ Kornrade

Photo by dnnya17
Bu bitkiye Türkce'de karamuk dendigini bilmiyordum. Benim bildigim karamuk baskadir. Bu bitki, yani A.githago eskiden özellikle Avrupa'da  tarimsal alanlarda yaygin görülen bir yabani bitkiymis. Özellikle tahil tarlalarinda yetisip onlarin tohumlariyla birlikte hasat edilir; ayiklanmasi güc oldugundan onlarla beraber yayilirmis. Tarim tekniklerinin gelismesi sayesinde (?) kolayca ayiklanabilir oldugundan artik pek görülmüyor, hatta tükenme tehlikesiyle karsi karsiya. Buldugun yerde korumaya al :) Kelebekler askina :)  

Echinacea sp. /Ekinezya, Kirpiotu/  Echinacea / Sonnenhut

Photo by Maggi_94
Fotograf zaten herseyi anlatiyor :)

Reseda sp. / ? / Mignonette/ Reseda, Resede, Wau

Photo by Dandelion and Burdock
Bu bitkiyi burada, nehir kenarinda sürekli görür ve cocuklugumdan da animsarim. Soluk sari cicekleri pek bir sey anlatmaz, pek dikkat cekmez. Ben yine de bana anlatacak bir hikayesi oldugunu biliyordum. Kelebeklerin sevgilisi olmasi hikayelerinden sadece biri, eminim :) Bundan sonra her gördügümde ona göz kirpacagim :)



Leonurus cardiaca / Aslanotu, aslankuyrugu / /Motherwort / Herzgespann

Photo by AnneTanne

Zaman zaman rastladigim bir baska bitki daha...


Scabiosa sp. / ? / Scabiosa, Pincushion /Skabiose

Photo by  HermannFalkner/sokol
Cok yeni ögrendik Scabiosa oldugunu :)

Anethum graveolens / Dereotu / Dill / Dill

photo by john.hayes


Tohum paketinden ögrendigime göre bu tohumlari Mayis-Haziran'da ekiyoruz. Ekiyoruz derken, ince ince ugrasmaya gerek yok, saga sola saçmamız yeterli. Eger bize ait, bos bir alansa üzerine bir iki cm. toprak örtmek iyi olabilir. Temmuz-Eylül arasi cicek aciyorlar. Balkonda uzun, genisce saksilara ekmek de mümkün. Hem balkonlar biraz senlenip, renkleniyor, hem kelebekler sehirlerde bile bayram ediyor :) Saksida cicek acarlar mi diye merak etme; örnegin benim 7-8 cm. capinda bir saksiya ektigim dereotu haftalardir cicek aciyor. Kelebekler degil ama bir sincap onlari habire yiyor :D

Çarşamba, Haziran 27, 2012

Pembe


2010 yazinda cektigim fotograflara bakiyordum. Bu fotografa denk gelince gülümsedim. Bir yürüyüs sirasinda oglumla bir banka oturmus, kücük bir piknik yapmistik. Bu cicek bankin araliklarindan yukari dogru basini uzatmis, ben de ilk kez gördügüm icin merakla ona bakmistim.

Bakismistik.
Tanismistik :)
Ben de bir fotografini cekmistim.

Tam türle ilgili süphelerim  olsa da, ailesini az cok tahmin ediyorum.
Altina yüzde yüz emin olarak yazacagim bir Latince ad yok.
Türkce bitki adlariyla basim zaten belada :)

Diyorum ki, bu isi bir bilmeceye cevirelim.
Isteyen tahminde bulunsun.
Bilen adini söylesin.
Gören "gördüm, gürdüm, adini bilmiyorsam da biliyorum ben bu bitkiyi" desin, hatta nerede gördügünü söylesin.
Fikri olan Türkce'de bitki adlarina dair bildigi, güvendigi kitaplari, kaynaklari paylassin bizimle.
Isteyen de bu cicegin kendisinde yarattigi duygu ya da izlenimi yazsin, bakalim Almanca'daki adiyla örtüsecek mi?
Bu bank-altinda-ikamet-eder arkadas da böylece hikayemizde bir yer edinsin :)