"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Cumartesi, Mayıs 15, 2010

İçinde sesler uçuşan bu akşam

Ben aslında bu kuşları daha önce de gördüm. Sesleri de duydum daha önce. Hem de pek çok kez. Kuşları biraz merak ettimse, sesleri hiç merak etmedim.

Dönem ortası sınavlarına çalışırdım mesela. Akşamüstü yemekten önce biraz nefes almak için balkona çıkardım. Bu kuşlar çılgınca uçuyor olurdu çatıların üstünde. Bir hedefe uçarmış gibi değil, bir niyeti varmış gibi değil. Aniden yön değiştiren, beklenmedik iniş çıkışlar, anlaşılmaz pikelerle dolu, tahmin edilemez, takip edilemez bir uçuştu daha çok. Aklım kitabın henüz göz atamadığım bölümlerinde olduğundan mı ne, bu akşamüstü uçuşu bir huzursuzluğu çağrıştırırdı bende daha çok. Sanki onlar da benim gibi "akşam olmasın daha, biraz daha zaman, biraz daha zaman" derlerdi. Neyin nesi olduklarını düşünürdüm belki bir an. Ama o zamanlar aklım gökyüzündeki dalgalanmalardan çok; teorik bir pazardaki arz-talep dalgalanmalarının karmaşık kurallarındaydı. Seslere gelince, güvercin ötüşü sanırdım ben onları.

Bir hafta kadar önce yine gördüm onları. Aynı delice, hesapsız, ölçüsüz akşamüstü uçuşu. Ne zaman ki güneş batmaya dönüyor, akşamı vuruyor saat; gökyüzü sakinleşiyor, sütliman oluyor yeniden. Bu kez merak ettim. Hem de çok merak ettim. Neyin nesi olduklarını da, neden böyle uçtuklarını da. Karıncalar, arılar, ıhlamurlar, mürverler ve elbette kuşlar... Hiçbiri, ama hiçbiri, insanlarda bir izlenim oluşturmak için yapmıyor herhangi bir şeyi. Ve her neden yapıyorlarsa, onun insan olarak bana da bir etkisi, benimle bir bağı var. Biliyorum artık bunu.

Peki nereden başlamalı aramaya? Bir bitkiyi ararken ilk sözü içgüdülerime bırakırım bazen. Bu kez de öyle yapıyorum. Bu kuş benim bildiğim iki Ankara kuşundan serçenin büyüğü, güvercinin küçüğü. Bunu düşününce kırlangıç geliyor aklıma nedense. Kırlangıç neye benzer dense, tarif bile edemem ama ondan başlamaya karar veriyorum aramaya.

Bakın kırlangıç nasıl bir kuş:

Fotoğraf: Alan Vernon

Latince adı Hirundinidae olan geniş bir göçmen kuş ailesi. İngilizce Swallow, Almanca Schwalbe adıyla biliniyor. Başta Vikipedi olmak üzere pek çok kaynakta anlatıldığı üzere, "Kırlangıçlar, kutuplar hariç dünyanın her tarafında yaşayabilen, sinek avlayarak geçinen, küçük, ötücü kuşlar"mış."Üçgen şeklindeki gagaları geniş yırtmaçlı olup ağızları açık uçarken sinek, sivrisinek gibi küçük böcekleri avlarlar. Kuyrukları çatallı, kanatları uzun ve sivridir. Hızlı uçarlar. Kuyruklarını dümen olarak kullanır, ani dalışlar yaparlar. Çoğu sürü halinde yaşar".

Benim gördüğüm kuşlar da çatal kuyruklu, uzun, sivri kanatlı olduğundan; ayrıca hızlı ve ani hareketlerle uçtuğundan, pek heyecanlanıyorum bunları okuyunca. Gerçi benim gördüklerim tamamen siyah renkliler gökte. Oysa kırlangıçların göğüs -karın kısımları genelde beyaz oluyormuş. Tüm anatomilerinin havada uçarken avlanmaya uygun olması, sinek, böcek sevmeleri ise, bana bu akşamüstü uçuşlarını açıklar gibi gözüktü. Yine de araştırmaya devam ettim; havada uçan bir kırlangıç fotoğrafı bulup emin olmaya çalıştım. Bu sırada ilginç bir yazıya rastladım. Şaka gibi ama Referans gazetesinde, bu yılın 15 Mart'ında yayınlanan yazı baharın müjdecisi göçmen kuşlardan bahsediyor. Yazıda kırlangıçlar "Parlak koyu mavi sırtı, pas rengi boğazı, beyaz göbeği ve uzun çatallı kuyruğu olan küçük kuşlardır. Uçarlarken tamamen siyah görünürler, süzülerek uçmaları ve uzun kuyrukları sayesinde onları fark etmek oldukça kolaydır" şeklinde tarif ediliyor. Neden 14 Mart'ın eskiden "Kırlangıç Fırtınası" adıyla bilindiğini açıklıyor ve bu arada konumuzla pek de ilgisi olmayan, ama çok önemli bir şey söylüyor yazar: " Eskiler, takvimlere daha çok doğayla ilgili olayları eklemiş ve günlere bu çeşit isimler vermiş idi. Şimdilerde günlere başka isimler verme kültürü egemen. Dün pi sayısı günüydü. Bugün Dünya Tüketiciler Günü... Kadınlar Günü, Çevre Günü, başka başka günler de var. Bugünler de güzel, anımsamak için, bir gün de olsa anımsamak için güzel. Ama doğayı bir güne sığdıramayız. Doğayla iç içe takvimler kullanmak, kendimizin de doğanın bir parçası olduğunu anımsamak için önemli."

Gelelim yazıda asıl dikkatimi çeken satırlara : " Ebabil kuşları ise aslında kahverengidir, fakat gökyüzünde uçarlarken siyah görünürler. Uzun, bumeranga benzer kanatları, kısa ve çatallı kuyrukları vardır. Ebabilleri, kırlangıçla karıştırabilir insan; fakat kırlangıçlar gibi uçarken kanatlarını kırmazlar. Yuvalarını çatıların gizli yerlerinde yaparlar ve yuvalarına çok hızlı girip çıkarlar.Onları, özellikle akşamüstü çatıların ve evlerin üzerinde çılgınca çığlıklar atarak hızla uçarken görebilirsiniz. Ebabiller mükemmel uçan kuşlardır. Yaşamlarının büyük bir kısmını uçarak geçirirler. Sadece üremek için bir yere konarlar. Hatta uçarken uyurlar!"

Ebabil kuşu mu? Benim için sadece dini hikayelerden bildiğim bir isim bu. Böylece başlıyorum bir taraftan da ebabil kuşunu aramaya. Yine Wikipedia'ya göre Latince adı Apus apus. İngilizce Swift, Almanca ise Mauersegler adıyla biliniyor. Türkçe'de  ayrıca kara sağan ve yelyutan gibi yerel adları da  varmış. Ebabiller en ufak bir yeşilliğin olmadığı yerlerde bile yaşayabilirmiş. Aslında kayalıklarda, uçurum kenarlarında yaşarlarmış ama ortaçağdan beri yüksek kalelerde, şehir duvarlarında yaşadıkları bilinmekteymiş. Dolayısıyla insan elinin yarattığı bugünün şehirlerinde de yabancılık çekmezlermiş hiç. Bir yere kondukları çok nadiren görülürmüş. Kırlangıçlar gibi uçarken sinek ve böcek avlanarak beslenirlermiş. Uzaktan bakıldığında birbirlerine benzemekle beraber kırlangıçlarla bir akrabalıkları yokmuş.

Bu akşamüstü pencerenin önüne oturup dikkatle izledim uçuşan kuşları. Elimde kuyrukları karşılaştırabilmek için iki fotoğraf vardı. Birincisi uzun sivri kuyruklu kırlangıç kuşu (Kaynak:Lip Kee), ikincisi ise kısa ama yine çatallı kuyruğu ile bir ebabil kuşuna ait (Kaynak: Paweł Kuźniar).


Bir de ebabil kuşunun havadaki türlü hallerini gösteren şu fotoğraf:

(Kaynak: janGlas)


Kırlangıç? Ebabil? Kırlangıç? Ebabil? Tam 10 dakika gözümü göğe dikip anlamaya çalıştım. Öylesine hızlı uçuyorlar ki, yakından geçtikleri anlarda bile bir şey anlamaya imkan yok. Üstelik gerçekten de hiç ama hiç bir yere konmuyorlar. Arada geçip giden hantal güvercin gövdeleriyle öylesine büyük bir tezat ki! Sonunda artık hangisi olduğunu anlamaktan vazgeçip sadece uçuşlarını seyretmenin güzelliğine dalmak üzereydim ki, iki tanesi gayet yakın geçtiler pencereye. Kuyruklarının kısa çatalını ve bumerangvari kanatlarını iyice görebildim.

Ebabilmiş!

Kulağımı iyice kabarttım bunun üzerine. Kuş sesleri  çatılarda dizilmiş güvercinlerden gelmiyor. Ebabillerin inişli çıkışlı ve bol pikeli uçuşlarıyla beraber yaklaşıp uzaklaşıyorlar.

Bu kuşlar bir sürü başka böcek, sinekle beraber akşamüstleri aktifleştikleri malum sivrisineklerini de avlıyorlardır ve böylece sincap geceleri belki biraz daha rahat uyuyordur diye kuruyorum sebep-sonuç zincirini ardarda. Bilmem doğru mu?

Öyle olmasa bile,  "içinde sesler uçuşan bu akşam"  her zamankinden de anlamlı benim için.


Bu hikaye sırasında keşfettiğim kuş gözlem siteleri:
The Internet Bird Collection
Lee's Birdwatching Adventures

Ebabil kuşları üzerine:
Alman WDR kanalı sitesinde bir yazı - Ebabil sesini dinlemek de mümkün
APUSLife (Ebabil üzerine sanal dergi)

4 yorum:

  1. Yazilarınızı seviyorum.Sanki Nuri Bilge Ceylan izliyorum gibi geliyor bana.

    YanıtlayınSil
  2. hüznün tadı,
    teşekkür ederim nazik iltifatınız için. bense bazen, beyaz sirkenin derinliklerine falan dalınca mesela, pek mi bayıyorum acaba, diyordum :)

    sevgiler.

    YanıtlayınSil
  3. Yillarca Ankara'da yasayip da bunlari farkedemeden baska diyarlara goctuk. Demek ki bazen alginin acilmasi icin epey buyumek gerekiyormus.

    YanıtlayınSil
  4. Haklısın Pınar, biraz daha kalsam neler keşfederdim diye merak ediyorum ben de...

    YanıtlayınSil