"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Perşembe, Aralık 15, 2011

Bugün ben ellerimle... 15 Aralik 2011

Kasim 2008'di. Haber kanallarina Mumbai'den gelen terörist saldirisi haberleri düsmeye basladi birden. Sayisi belirsiz bir kisim insan sehri kan gölüne cevirmislerdi. Rehin alinan insanlar vardi, ölen insanlar vardi. Taj Mahal otelinden hic iyi haberler gelmiyordu. En kötüsü hepsinin din yüzünden oldugu anlasiliyordu. Birileri ellerindeki silahlarin onlara yasam ve ölüm üzerinde karar verme gücü verdigi sanisina kapilmisti. Taj Mahal'de bir kitaptan bir kac cümleyi ezbere okuyabilmek (bilerek, anlayarak ya da inanarak degil, ezbere) ya da okuyamamak ölüm ya da kalim anlamina geliyordu. Duyulanlar, izlenenler cok can acitiyordu, kan donduruyordu. Hicbir sey yap(a)madan sadece naklen felakete seyirci olmaksa cok cok tuhaf geliyordu. Televizyonu kapattim. Carpilar carpilar attim.

Aralik 2008'di. Israil Gazze seridine meshur saldirisini baslatmisti. Gün boyunca kötü haberler akip duruyordu televizyon kanallarindan. El Cezire'nin Gazze'den bildiren muhabiri adeta ünlü olmustu; kursun gecirmez yelegi ve basinda kaskiyla neredeyse yemeden icmeden naklen yayin yapiyor gibiydi. Anlattiklari aydinlik ve nihayet serin Malta kisini yasayan  oturma odamiza bomba gibi düsüyor, üzdükce üzüyordu. Gün boyu ölüm ve yasam hikayeleri izliyor, bulundugun sehirde güvenlik ve esenlik duygusu icinde yasama hakkinin nasil da temel bir insanlik hakki oldugunun farkina variyordum. Bir taraftan rahatsizdi icim. Neden bu kadar önemliydi bütün o kurban, ölen, kalan hikayeleri? Hikayelerini bilmeden de ölüm ölüm degil miydi? Bir tek yetiskinin bile evinden cikmis  gündelik islerini halletmeye giderken öl(dürül)mesi baslibasina bir felaket degil miydi?  Felaketlerini, hikayelerini en  ince detaylarina dek ögrenmek ama hic bir sey yap(a)mamak,  sadece onlardan beslenmek  tuhaf degil miydi? Sevmedim bu tuhafligi. Televizyonu kapattim. Carpilar, carpilar attim.

Sincap habire tuhaf tuhaf atesleniyordu. Doktor her seferinde "bugünlerde bir virüs dolasiyor ortalikta, salgindir" deyip duruyordu. Ben cok gerekmedikce ates düsürücü vermemeye calisiyor; geceleri ya atesi yükselirse diye uyumuyor, atesi yükselmez oldugunda da artik uyuyamiyordum. Carpilar, carpilar atiyordum.

Gündüzleri sincap biraz fazla uyudugunda, en önemli isleri halledebilmissem biraz oturup dinlenmeye karar veriyordum. Carpilar, carpilar atiyordum.

Söyle bir sey cikti ortaya:


Yine ellerimi calistirmaya karar verdigim bir gün Malta, Msida'da Sultana Kilisesi'nin hemen yaninda, kücük, elisi malzemeleri satan bir dükkandan almistim. Oralara yolun düser de, ihtiyac duyarsan, benim gibi arayip durma diye not ediyorum ;)

Bitmedi, cünkü 2009 Nisan'inda anakaraya dönüs yaptik. Tasinma telasinin ardindan sincabin cokca hareketlendigi bir dönem basladi. Ben unutup gittim carpilarimi.

Carpilari severim. Kaynaklarini (ipi yani) etkin kullanman gerekir. Son ürünün mümkün oldugunca az iz birakmasi gerekir (kumasin arka tarafinda yani). Stratejik yaklasimlar gelistirmen gerekir. Aklini sadece ona vermen gerekir. Tüm bunlari severim. Aritmetigini severim.

Bir seyi daha severim.
Ben cocukken yaz tatillerinde anneannemlere giderdik. Bazen sicak ögle saatlerinde bahceye cikmamiza izin verilmezdi. Evden getirdigimiz kitaplar bitmis olurdu. "Ama sıkılıyorum bennn!' diye sizlanmaya baslardik. O zaman anneannem oturdugu büyükce kanepeden kalkar, onu kenara ceker, arkadaki gömme dolabin aynali kapisini acardi. Dolabin karanliklarinda el yordamiyla birseyler arar, bulup cikarirdi. Vaktiyle teyzelerimin yaptigi islerden kalmis kumaslar, ipler ve bir iki dergi. Heyecanla kendimize bir desen secer, ipleri, igneleri, kumaslari paylasir, sessizce calismaya koyulurduk. Büyükler de biraz kafasini dinlerdi. Anneannem cogu zaman bir seyler anlatir olurdu. Kah eskilerden, kah yenilerden... Sesi ayni anda, hem uzaktan hem yakindan gelirdi. Alcalip yükselen bir irmagin sesi gibi... Ben carpilar, carpilar atardim. Bir taraftan da anneannemi dinlerdim. Insanin yasadigi eve, cevresindeki insanlara, bulundugu sehre, dünyaya karsi cocukca, pürüzsüz bir güven duydugu anlardandi.

Carpilar atarken anneannemin yan koltukta oturmus birseyler anlattigini hayal etmeyi seviyorum :)

Bugün yeniden basladim portakal agacima carpilar atmaya... En acik, en taze, en umut dolu yesille basladim.
Kimbilir belki bu kez bitiririm :)
Kimbilir belki bu kez felaketler yaratmamayi da, felaketlerle beslenmemeyi de basardigimiz bir Aralik ayi olur.

5 yorum:

  1. Ben bu son carpilar carpilar attigin Portakal Agacinin tarihcesini cikartabilirim :) Ilk alinisini, buzdolabina konulan soganlari, o kisin heyecanini birlikte paylasisimizi. Anisi var bende :)

    YanıtlayınSil
  2. bu kadar olur dedirtecek bir yazı....sadece 1 saat önce ben bugun ellerimle 'yi arkadasıma anlatısım ve eskiden nasıl etamin yaptıgımızı minik el tezgahlarında halı dokudugumuzu makromeyi el örgüsü ücgen pecetelerimizi konustuk ve etamine baslayalım demistik sadece 1 saat önceydi.simdi bilgisayarımı acıyorum ve ne görüyorum ..carpılar :)

    YanıtlayınSil
  3. Evren inanamiyorum bende basladigim hicbir carpi isini bitiremedim:)ama cok severim carpilari gercekten. Anneannenin hikayesi ne guzel. Fransa'ya ilk tasindigimizda oglusu bile kucagima alamayacak kadar hastayken kendimi oyalamak icin bir caydanlik motifi digeride cicek iki farkli canta ve ortuyudu galiba yapmak istedigim basladim ve tabi gene bitiremedim!!! Dort gozle bekliyorum bitirmeni Evren bile bitirdi deyip motive olmak icin ama yenyila tamam mi? cok siparisim var ben bugun tam 250 tane yaprak dolmasi sardim sayilir mi?

    YanıtlayınSil
  4. sen carpilar atarken dedim ki bu hani bizim eve gelmesin, degmesin, etkilemesin cinsinden carpilar mi? bir carpi bu kadar mi guzel donusur ellerinde :) hurmetle operim anneanne/babaanne kokan ellerinden :) hem de ASKla...

    YanıtlayınSil
  5. Evet, Dilek :) daha bittiginde arkasinin fotografini gönderecegim sana. Iyi calismis miyim bi bak. Bu arada 'sema' miydi, yoksa 'şema' mı? :D:D

    Sebnem Hanim,
    Aa, cok mutlu oldum bu tesadüfe...Evet, carpilara baslayalim yine hep beraber :)

    Beste,
    Artik bu lafin üzerine bitirmez miyim? Bekliyorum senden de haberleri.
    Daha ne kadar kullanabilirdin ellerini? Stress falan kalmamistir, sar sar. Olur mu diye soruyor bi de bak!

    Uma,
    benden negatif enerjiyi atti ya bu carpilar, dedigin gibi bir etkisi olmustur mutlaka :)

    YanıtlayınSil