"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Çarşamba, Ağustos 31, 2011

Sen şu köşede bi dur.

Sen su kösede bi dur söyle.
Ben simdi sincabi anaokulundan almaya gidiyorum.
Dönüste belki zaman bulamam. Önemli ve cok islerimiz var.
Halının üzerine bir köy, bir demiryolu agi ve bir hayvanat bahcesi kuracagiz.
Ama en gec yarin oturup sakin kafayla tekrar okuyacagim seni.

Cuma, Ağustos 26, 2011

Solidago'ya övgü



adimlarinin hakkini vererek yürüyen
yasli kücük göcmen kadin
oturuyor durakta
ellerinde göcmen sari ciceklerle

~

Solidago / Goldenrod / Goldrute
Cok yillik
Papatyagil
Kuzey Amerika göcmeni
Yayilmaci
Bahcelere kendini eker,
Ama bahcivan vazgecemez ondan
Günesin altinda dikilir günes gibi
Kendisi boylu poslu, dimdik
Ciceklerinse boynu bükük
Sifali -ki olmasa sasardik-
Hos kokulu
Koklarken dikkat,
Cünkü arilarin sevgilisi

Salı, Ağustos 23, 2011

Uğurböceği monologları

Bir seyi ögrenmenin zamani gelmisse, ögrenirsin.
Ortada kosturup durman gerekmez. Kitap sayfalarina gömülmen gerekmez. Google taramalarinda kaybolman gerekmez.
Doga anamizin her hali gibi, ögretmenligi de burnu havada degildir. Arkasindan kosup kosmadigini önemsemez. Yeterince yürekten sorduysan sorunu ve ögrenmenin zamani da simdiyse, ders materyallerini eve bile gönderdigi olur. Senin yaptigindan da daha incelikli yapar bunu üstelik.

Hatirlar misin, yaz ortasinda ugurböceklerini takmistin aklina? Sekiz sene önce bir gün ögrenmistin ki, ugurböcegi deyip gecilmez. Üzerindeki siyah benekler tesadüfi degildir, keyfi degildir. Bazilari iki benekli olur, bazilari yedi benekli... Böyle gider bu hikaye. Benekler türlere göredir. Iste yaz ortasinda durup dururken ugurböceklerinin beneklerine hic dikkat etmedigini farketmistin birden. Ne gecen sekiz yil icinde, ne de ondan öncesinde...

Bir de yaprak bitleri vardi tabii. Pencere kenarindaki bitkilerin bir cogunu, afrika meneksesini, kalanşoyu, adacayini, feslegeni, sonra sonra turna gagasini ele gecirmislerdi. Bizim evde yasamaya ikna bir (kac) ugurböcegi olsa da, su yaprak bitlerinin hakkindan geliverse diye geciriyordun icinden.

Icinden gecirmekle kalmayip uygulamak istedin. Bir Temmuz günü bir ceviz yapraginin üzerinde gördügün bir ugurböcegine teklif ettin. Kabul etmedi. Koparip eline aldigin ceviz yapragindan ucup gitti. Sincap, sen ve ceviz yapragi kalakaldiniz yolda. Bir ugurböcegi edinmeye öyle odaklanmistin ki, beneklerini saymak bile gelmemisti aklina.

Sonrakini anlatmak bile istemiyorum. Kölelik, zor kullanma... Artik adini ne koyarsan. Oyun parkinin kiyisinda buldugun ugurböcegini alip bir kücük kutuya hapsettin. Eve gelisini garantilemek icin. "Afrika meneksesi, bak bu dr. ugurböcegi, dr. ugurböcegi, bu da hastaniz afrika meneksesi, yaprak bitlerinden muzdarip kendisi". Bu kadar kolay mi olacak sanmistin? Olmadi. Ugurböcegi o günü  Afrika meneksesinin o yapragindan bu yapragina gezerek tamamladi. Ucup gitmedi ya, yaprak bitlerinin yüzüne bile bakmadi. Bir sonraki gün durgunlasti. En kuytu yaprak altlarina sigindi. Ertesi sabah saksinin yaninda ters dönmüs ve hareketsiz yatiyordu. Kücük bir tabaga su bile koymustun oysa susarsa icsin diye. Ders olsun bu da sana. Ugurböceklerini "annem sana terlik pabuc alacak" safliginda görmemeyi ögren. Ki, evet, onun beneklerini saymayi da unutmustun tabii ki...

Böylece isi oluruna, suyu da akisina birakmaya karar verdin, degil mi? Nasil olacagini bilmesen de....

Cumartesi miydi ondan sonraki ilk ugurböcegini bulusun? Hani büyük temizlik günüydü. Elektrik süpürgesi acikti ve orada yatagin kiyisinda durmaktaydi ugurböcegi. Tuhaf, pencere bile acik degildi oysa. Bacaginla görmeden carpman ya da elektrik süpürgesinin hükmüne teslim olmasi isten bile degildi. Ama bunlarin farkinda bile degilmis gibi duruyordu orada iste. "Merhaba ugurböcegi, hosgeldin, buradan daha az tehlikeli bir yer biliyorum, gelir miydin bir dakika? Kalanşo, bak bu ugurböcegi, ugurböcegi bu da kalanşo. Iyi gecinin birbirinizle ve iyi bakin birbirinize. Su köseye biraz da su koydum haberin olsun, ugurböcegi. Burayi evin bil, ev dedigin canin istedi mi cikip gidebildigin , canin istediginde de dönebildigin yerdir, burayi da öyle bil."

Bu kez unutmadin benekleri saymayi. Aferin. 7. Iste böylece tanisiyoruz yedi benekli ugurböcegiyle. Coccinella septempunctata. Her kanatta üc benek, bir tane de en yukarida iki kanadin birlestigi yerde.

photo by Gilles Gonthier

Yedi benekli, kalanşoyu turladi da turladi. Bazen aniden durup agzini kipirdatiyordu sanki. Sen gözle görünmez bir yaprak biti larvasini yedigini falan hayal ediyordun. Ertesi sabah yerinde yoktu. Hafifce endiselendiysen de üzülmedin. Bastan öyle anlasmistiniz zaten. Ögleden sonra pencere kenarina dizili diger bitkilerden birinin üzerinde buldun onu. Perdeyi nasil astigini anlamadin. Fakat pasa gönlü nerede gezmek dilerse, orada gezer, öyle degil mi? Cikis kapisini aradigini düsündün ve bir daha hic göremeyecegini. Üzülmedin.

Pazartesi günü yaptigin uzun yürüyüste üc böcek gördün.  Eve gelince kilavuza baktin. Ilki tahmin ettigin gibi iki benekli bir ugurböcegiydi. Adalia bipunctata. Her kanatta bir benek:

photo by arenamontanus
Diger böcek -ki daha önce hic görmemistin- aslinda bir ugur böcegini andiriyordu ama renkleri tersti. Simsiyah kanatlar üzerinde kirmizi birer benek. Onu aramana bile gerek kalmadi. Iki benekli ugurböcegi hakkinda okurken ögrendin. Bir Polymorphism vakasiymis o ve iki benekli bir ugurböceginden baska bir sey degilmis:

photo by silversyrpher
Ücüncü, gece gibi simsiyah, günes isiginin altinda yesilimsi, mavimsi parlayan bir böcekti. Tek eksigi benekleriydi. Sekli semali tam bir ugurböcegiydi. Ne oldugunu bulamadin.

Carsamba günü cicekleri sularken perdeye konmus yedi benekliyi görmek büyük saskinlikti, degil mi? Coktan gittigini sanmistin. Bu kez sardunyayla tanistirdin onu.

Cumartesi gününden itibaren sanki hizlandirilmis ugurböcegi kursuna gitmis gibiydin. O gün Alman marketlerinin sterilliginden uzak, salas, dökük bir Türk marketinde marul secerken, marullardan birinin üzerinde bir iki benekliye rastladin. Polymorphic, siyah üstü kirmizi benekli olanlardan. Haftasonu alisverisi telasesindeki insan kalabaliginin arasindan sessizce göz kirpip selamladin onu. Nasil olsa tanisiyordunuz artik. Baska bir marulu secip aldin, o baska hikaye.

Pazar günü öylesine sicakti ki, disari cikamadiniz. Evin icinde sıkıntıyla dolanan sincap "aa, dikkat, ugurböcegini ezmeyin" dediginde nasil da sasirdin! Pencere kenarinda, yerde dolasan bir yedi benekli! Hangi yedi benekli bu simdi? En son sardunyayla tanistirdigin mi, yoksa yeni bir ziyaretci mi? Farketmez. "Gel sen böyle yedi benekli. Kalanşo özlemis seni. Hem bak, hava cok sicak, simdi söyle yukaridan yapraklara yagmur gibi su damlatiyorum ben; tabaktan da su mu icermis ugurböcegi dedigin, degil mi canim? " 

Fakat daha yarim saat gecmeden  sincapla "acaba yagmur yagar mi?" diye bu kez mutfak penceresinden disari bakacak oldugunuzda... Bir ugurböcegi daha! Üstelik "yok artik, o kadar cok beneklisi de olur muymus?" dediklerinden. Yedi benekliye arkadas et, basla benekleri saymaya. 19 gibi, fakat su iki kanat arasindakini bir mi saymali, iki mi? 19 ya da 20 benekli. Vikipedia'ya bakilirsa var gercekten de 19 benekli ugurböcekleri.

7 benekli ve 19 benekli ugurböceklerin komsulugu...
19 beneklilerin biri, Avrupa'nin yerlisi: Anisosticta novemdecimpunctata, ki hic benzemiyordu o senin gördügüne. Bir digeri  Harmonia axyridis. Zamaninda Asya'dan dogal tarimda yaprak bitleriyle mücadele amaciyla getirtilip seralarda kullanilmis. Günde yerel türlerin bes kati yaprak biti yiyormus. Simdi bütün Avrupa'da hizla ve diger türler icin tehlikeli bir sekilde yayilmaktaymis. Avrupa dillerinde Harlequin/Harlekin/Soytari adiyla bilinmesi tesadüf olmasa gerek. Pek soytari bi sey bu canim, sekilden sekile giriyor. Belki de orman gezisinde gördügün gece gibi siyah ugurböcegi de o, hatta iki benekli zit renkli ugurböcegi de...


Pazartesi sabahi ne 7, ne de 19 beneklinin yerinde olmadigini söylemeye gerek var mi?

Artik ugurböceklerini kaniksamistin sanirim. Nereye elini atsan karsina cikmalarina sasirmiyordun. Posta kutuna düsen "bak bakalim, su bitkiyi taniyacak misin?" konulu mektuba ekli fotografta bile sözkonusu bitkinin üzerinde bir ugur böcegi cikiyordu karsina. Doga ögretmenin tanismani istedigi yeni bir tür oldugunu anliyordun.

Pazartesi aksam yemegi icin Cumartesi günü aldigin marulu ayiklarken icinden bir ugurböcegi ciktiginda...
...cikacagini da zaten biliyordun :)

Bu da 19 benekliydi. Asyali Soytari ugurböcegi. Bu kez emindin üstelik. Üstten ikinci sirada, en sagdaki giysisini giymisti.

Onu da tanistirdin Kalanşo ile. "Ev" konusunda ve "yagmur suyu" konusunda gerekli aciklamalari yaptin ona da. Ertesi sabah...

...yoktu.

Bir masal gibi,
Bütün ugurböcekleri bir vardi, bir yoktu.

Pazartesi, Ağustos 22, 2011

Çarşamba, Ağustos 17, 2011

Filipendula ulmaria (Kecisakali, Tekesakali, Cayir Kralicesi)

Eski yazilari kirpip kirpip...

photo: toucanmacaw
Filipendula ulmaria / Mädesüß / Meadowsweet / Kecisakali, Tekesakali, Cayir Kralicesi (Bu ad diger dillerde de var)

Ilk kez Lesley Bremness'in kitabinda rastlamistim. Sonra pek cok baska bitkide oldugu gibi, cevrede gördügümde adini unuttum; herhangi bir kitapta adina rastladigimda da (nerede) gördügümü... Nihayet bu yaz eslestirme tamamlandi.

Filipendula ulmaria su seviyor. Bu yüzden nehir kiyilarinda, sulak cayirlarda rastlamak cok mümkün.  Ben de hep nehir ve kanal kiyisinda rastliyorum. Mürver agacinin ciceklerini andiran sık, gösterisli ve beyaz cicekli bir cicek kurulu var. Tatlimsi kokuyor. Elimdeki kilavuza göre bütün bir nehir yatagini kendi karakteriyle damgalayabilecek kadar baskin bir kokusu olabilirmis. Kokulu demetler ve kokulu ot yastiklari hazirlamakta kullanilirmis. Tatli ve bazi iceceklerde kullanilabilirmis. Cayinin reflüye, mide eksimesine iyi geldigi söyleniyor, cünkü asit baglayici özelligi varmis. Ayrica atesli üst solunum yolu enfeksiyonlarinda da tavsiye ediliyor.

Ingiltere'de Bronz cagina ait mezarlarda rastlanmis kendisine. Tumturakli Latince adinin ilk sözcügü (Filipendula) köklerinin karakteristik durumunu tarif etmekteymis. Ulmaria ise "karaagac benzeri" demekmis ki bitki aslinda hic bir acidan karaagaca benzememekteymis. Tek ortak noktalari bir tür karaagac gibi F. ulmaria'nin da salisilik asit (aspirin etken maddesi) icermesi. Enfeksiyon önleyici özellikleri buradan geliyor.


Çarşamba, Ağustos 10, 2011

Unutmak istemedigim anlar - No:712.524

Rüzgar
Irmak
Işık
Döne döne düşen kanatlı ıhlamur tohumunun
Suya dokundugu
An

Pazartesi, Ağustos 01, 2011

Afrika Boynuzu 'na yardim

Bilenler bilmeyenlere anlatsin.
Afrika Boynuzu'nda son iki yagis mevsiminin de kurak gecmesi sebebiyle milyonlar aclikla karsi karsiya.
Kapidaki felaketin olasi büyüklügü uzmanlari korkutuyor.

Bilgilenmek icin:
Drought in east Africa prompts calls to address humanitarian emergency
UN calls for more funds to save lives across Horn of Africa
Somalia Famine Threatens to Spread

Afrika Boynuzu Açlıktan Kırılıyor


Thema: Hungersnot in Ostafrika
 
Yardim icin:
Benim bulabildiklerim asagidakiler , sizin bildiginiz varsa lütfen ekleyin:
 
Türkiye'den 
Kizilay
Unicef - Türkiye
Diyanet
Kimse Yok mu?
IHH
BM - Mülteciler Yüksek Komiserligi- Türkce web sitesinde özel bir bilgi yok ama yurtdisindaki denk BM organizasyonlari Dogu Afrika mültecileri icin özel yardim topluyor. Türkiye M.Y.K.'ne de sorulabilir.

Almanya'dan
ZDF sitesinde yayinlanan yardim toplayan organizasyonlar listesi

A.B.D'den
PBS NewsHour listesi:
CNN

Ingiltere'den
DEC (Bir cok yardim kurulusunu catisi altinda toplayan organizasyon) yardim bekliyormus.

Kanada'dan:
CBC listesi


Dipnot: Bu yazida görsel yok. Bilincli olarak "yüzüne sinekler üsüsmüs, bir deri bir kemik kalmis kücük Afrikali cocuk" fotografi kullanmiyorum. Benim bildigim en az otuz yildir Afrika'dan aclik kitlik haberlerine eslik eden bu klise fotograf, icimizdeki bir yeri; felaketleri, dramalari seven ve  "drama"ya disaridan koruyucu elini uzattigini bilip bundan haz alan bir yeri beslemekten baska bir ise yaramiyor. Bazen o fotografa bakip biraz iclenmek, biraz gözyasi dökmek bile yetiyor o yeri beslemeye. O kadar ki, bu arada bagis yapmayi unuttugumuzu bile farketmiyoruz. Internette , gazete ve TV'da yayinlanan fotograf ve görüntülere bakinca, etrafta cocugum kadar besili duran cocuklara ragmen, fotografin merkezine en bir deri bir kemik cocugun  oturtuldugunu görüyorum. Bunun adi suistimaldir. Haz merkezimizi besleyecek kadar kaburgalari cikmis cocuk yoksa yardim da mi yok?

Baskasinin felaket haberleriyle beslenmek icin degil, bizim felaketimiz oldugu icin...
"Felaket"lere elini uzatabilmeye muktedir oldugunu bilip hazlanmak icin degil, sadece öyle olmasi gerektigi icin...
Bilmem kac bin km. ötede ancak fotograflariyla baglantida olabildigimiz bir cocugu doyurur gibi degil, kendi cocugumuzu doyurur gibi...

Çarşamba, Temmuz 27, 2011

Özgürlestirici sebepler

Gecen Cumartesi yaptigimiz bir yürüyüsten bitki portrelerini yaziyordum, bitiremedim.
Agustos'ta sincabin tatili baslayacak. Günler nasil gecer, neler yapar, neler oynariz listesi cikariyordum. En cok da kendim icin. Acil durumda bakilacak. Bitiremedim.

Su, yürümek ve nefes almak üzerine en az iki yildir yazmak istedigim bir seri yazi var. Son zamanlarda suyun nasil da canli olduguna dair hislerle doldum; özellikle o kismini cok yazmak istiyorum. Bir türlü baslayamadim.

Yeni dondurmalar var denedigim. Yazamadim.

Oturup tek tek detayina girerek yazmak istedigim bitki öyküleri var. Yok, olmuyor, olmuyor.

Burada ruhsal arinma üzerine ne az yazdim. Öncelikli amacim bu degildi cünkü. Bir yazayim tam yazayim:
"Kendini zihninden ayirmayi basardiginda özgüvenin acisindan hakli olmakla olmamak arasinda hicbir fark kalmaz. Bu bütün anlasmazliklarin ve güc oyunlarinin sonudur. Baskalari üzerindeki güc, kendini güclülük olarak gösteren zayifliktan baska bir sey degildir."

Hakli olup olmadigini önemsemek ve bunun icin caba harcamak... Ben hep bunun bir hak oldugunu düsünmüstüm. En azindan bunun... Gönüllü olarak vazgecmek... Zor ama özgürlestirici olmali.

Yaz(a)mayisim bu sebepten degilse de, benzeri sebeplerdendir.

Çarşamba, Temmuz 20, 2011

Çocuk kestanesi ve anne salyangoz

Anaokuluna gidiyoruz. Yagmur var. Cagrisimla mi bilmiyorum, at kestanelerinin altindan gecerken gecen yildan kalma bir kac atkestanesi kabugu gördü yerde. Diyalog böylece basladi:

Sincap: Aneee, bak kestaneler!
Anne: Evet, ama gecen yildan onlar. Bu yilin kestaneleri daha gelmedi (Ic ses: Ne didaktiksin sen var ya!)
Sincap: Hayvanlar sever mi onlari?
Anne: Evet, atlar cok sever.
Sincap: Insanlar da sever mi?
Anne: Evet, ama insanlarin sevdigi baskasidir. Bunu atlar yer, onu insanlar yer...
Sincap: Ben de severim.
Anne: ... o yüzden bunun adi "at kestanesidir"...
Sincap: Öbürünün adi da "cocuk kestanesi" , degil mi?
Anne: (Bir an yutkunup) evet cocugum, aynen öyle.

Kim kime bir seyler ögretiyor, süpheye düstügüm anlardandir.

*

Bugünkü gibi yagmurlu yaz günlerinde disarida yürürken oynadigimiz oyunlardan biri "salyangoz bulmaca". Bu cevrede bol miktarda salyangoz yasiyor ve biraz yagmur yagdi mi hepsi ortalikta dolasmaya basliyorlar. Bahce sahiplerinin sevmedigine eminim ama bizim icin doganin gözlenecek binlerce yaratigindan biri. Sincap salyangoz kesfetme oyununda benden daha basarili. Hemen görüyor benim görmedigim salyangozlari bile. Duvarda yanyana yürüyen iki salyangozu (Tam olarak Helix pomatia - Roman salyangozu) da o farketti. Biri büyük, biri kücücük. "Belki de anneyle cocuk salyangozdur bunlar" dedi. "Öyledir mutlaka, anne salyangoz yavrusunu salyangoz anaokuluna götürüyordur" dedim. "Evet öyledir" dedi.


photo by Jürgen Schoner

Ona salyangozlarin hermafrodit oldugunu ve birbirlerini döllediklerini, dolayisiyla hic "anne" salyangoz olmadigini, yumurtalarini da zaten topraga gömdüklerini ve bir zaman sonra yumurtadan cikan yavru salyangozlarin "anne"leri onlari anaokuluna götürmeden hayat okuluna kayit yaptırdıklarını söylemedim.

Didaktikligimin de bir sınırı var.

Yogurt raporu

Türkiye'den getirdigim mayalik yogurtla yogurt mayalamaya devam ediyorum. Gecen iki ay icinde kac kez mayaladim, sayisini bile bilmiyorum artik. Dogal maya ile yogurt yapanlara tuhaf gelebilir ama son bir kac yildir her yeni denememde üst üste kac kez (kac nesil) sorunsuz yogurt mayalayabiliyorum diye saymaktaydim ben. Dördü gectigim olmamisti.

Yogurtla yaptigimiz her seye bir tat geldi. Cacik keyif verir oldu. Yillardan sonra tekrar yogurt corbasi yapmaya basladim. Yogurt corbasi yapamayan bir beceriksiz olduguma inanip vazgecmistim oysa.

Mayaladigim yogurtlar bu sicak yaz günlerinde, fazla ugrasmadan 4-5 saatte oluyor. Sulu olsa bile o sinir bozucu sünen kivam yok. Böyle durumlarda daha cok ayran, cacik yapip yiyoruz. Eger cok beklerse (örnegin bütün bir gece) o zaman da kati kivami asip pütürlü bir kivama dönüyor. Cok da eksi oluyor.  Tam corbalik :) Yani artik mayaladigim yogurtlar benim anladigim bir dilden konusmaya basladi.

Yogurt eger buzdolabinda fazla beklerse yine eksiyor. Kefirden biliyorum ki bu maya bakterilerinin hala canli ve aktif oldugunun göstergesi. Yedigimiz yogurdun ölü degil canli oldugunu bilmek bile mutlu ediyor, canlandiriyor beni :) Nasil ki gercek süt oda sicakliginda bozulmaliysa (ve pastörize süt bozulmak bilmiyorsa) gercek yogurt da mayalandiktan sonraki günlerde de mayalanmaya devam etmeli.

Her sey yolunda gittigi icin, buzluga attigim maya ile bir deneme yapmadim henüz.

Talep üzerine blogda "yogurt" diye bir etiket aciyorum. Tüm yogurt yazilarini altina toplayacagim. Ilgilenenlere duyurulur :)

Salı, Temmuz 19, 2011

Ortanca sinirotu (Plantago media)

photo by Siebrand

Bugün nehir kenarinda yürürken, bir sinirotu, ciceklerinin farkli rengiyle dikkatimi cekti. Sinirotu cicekleri benim bildigim beyaz renkli olur. Bunlar acik pembe/leylak renkliydi. Sasirdim, emin olmak icin yapraklarina baktim. Genis yaprakli sinirotuna (Plantago major) benziyordu daha cok. Ama ondan daha kücüktü.  Henüz tanismadigim bir sinir otu türüyle karsi karsiya oldugumu farkettim. Eve gelince hemen doga kilavuzundan baktim. Plantago media imis. Ciceklerinin uzunlugu ve yapraklarinin boyu ile diger iki sinirotu türünün arasinda yer aldigi icin hem Latince de, hem de baska dillerde "orta (boylu) sinirotu " olarak biliniyormus. Örnegin Almanca'da "Mittlerer Wegerich" , Türkce'de ise "Ortanca Sinirotu". Türkce'de ayrica "oval yaprakli sinirotu" dendigine de rastladim ki, bu da yanlis bir benzetme degil hic. Ingilizce adi Hoary Plantain imis. "Aksacli sinirotu" yani. Buna bir anlam veremedim. Basbayagi pembe sacli bir sinirotu bu cünkü :)

Bu arada özellikle yaz kosularinda sinek, böcek isirmasindan muzdarip olan esime sinirotunu ögrettim. Kostugu yerler bu otla dolu zaten. O hatta kosuya baslamadan önce bir iki yaprak koparip sürüyormus ve bu yil hic böcek isirigi sorunu yasamamis :) Önleyici tip?! :)

Pazartesi, Temmuz 18, 2011

Cumartesi, dalindan orman meyveleri, ayni safa kremi, kayin agaclari

photo by Arthur Chapman

Cumartesi günlerimi planlamam. Esim ve sincap evde olunca, gün kendi rüzgarina kapilip gider; bizi de ardindan sürükler. Genellikle alisveris, biraz yürüyüs, biraz da evde tembellikle gecer. Gecen Cumartesi farkliydi. Planlamaya kalksam bu kadarini ne planlayabilir, ne de hayal edebilirdim.

Sabah kahvaltidan sonra hep beraber cikip alisverise gitmeye karar verdik. Daha apartmanin kapisindan cikar cikmaz yan binada oturan yeni komsumla karsilastik. 70 yas civari tek basina yasayan ak sacli bir teyze. Diger komsum gibi Romanya Almanlarindan. Bir hafta önce Pazar günü siddetli bir yagmur sonrasi, biz yürüyüsten dönerken, o da bahcesinden dönüyordu. Yagmurun yere indirdigi elmalari toplamaya gitmismis. Bize de topladiklarinin yarisini vermisti. Cocuklugumuzdan hatirladigimiz, market raflarina asla ugramayan türden, kücük, eksimsi, lezzetli elmalardan. Cok sevmistik. "Bahceye gidiyorum, yine elma vardir cok, benimle gelirseniz vereyim" deyince bu cazip davete dayanamayip pesine takildim sincapla. Baba tek basina alisverise yollandi.

Derdim sadece elma degil. Bu yasli hanimlarin kücük hobi bahcelerinde yetistirdikleri türlü otlari, sebze meyveleri falan merak ediyorum. Daha önce de diger komsumun bahcesine gitmistim. Bu kadinlarla ve mesgaleleriyle bir yakinlik hissediyorum. Galiba icerde bir yerlerde onlarla ayni yastayim :D

Yeni komsum bahceyi yillar önce esiyle beraber kurmus. O zamanlar torunlari henüz kücükmüs ve cocuklarin severek zaman gecirecegi bir bahce olmasini hayal ederek türlü türlü orman meyveleri dikmisler. Sincap calilardan kendisi kesfedip frenküzümü, bektasi üzümü, ahududu ve bögürtlen yemeye bayildi. Cilek de vardi ama olanlarin hepsi toplanmis, bir iki tane mini mini kalmis. Frenküzümünün benim bildigim kirmizisi disinda bir de siyahi vardi bahcede. Gerci tamamen gecmis, bir iki tane bulup tadina baktik. Tadi kirmizininkinden tamamen farkli. "Ilactir bu, ilac" dedi teyzem.

Elma agaci oldukca ilginc, asili bir agacti. Bir dali, teyzenin bize de verdigi erkenci elmalarla doluydu. Diger dalindaki elmalar henüz olmamisti. Onlar daha gec olgunlasan ve kisin yenen bir cinse aitmis. Ben yere düsen elmalari toplayip sirt cantama doldururken, komsum bana bir yandan kücük baharat bahcesini gösteriyordu. Adacayi, lavanta, kekik, iki cins nane, isirganotu ve selamotu (Türkce adindan emin degilim, Levisticum officinale) . Bu sonuncu bitkiyi taa Lesley Bremness günlerinden bilirim, görür görmez de tanidim. Ama bu ilk resmi tanismamiz ve tadina ilk bakisim. Komsum bu ottan bir tür eksili corba yapildigini söyledi.

Bu arada dikkatimi tohum kapsülleriyle ceken bir bitkiyi gösterip "bu cörekotu, degil mi?" diye sordum. Emin degildi, "bilmiyorum, bahcenin her yerinden cikiyorlar, cok güzel mavi cicekleri var" dedi. "Evet, cörekotu öyleyse"dedim. Cünkü cörekotunun (Nigella sativa) da öyle mavi cicekleri oldugunu biliyorum. Tohum kapsüllerinin icini kontrol ettik. Gercekten cörekotuna benzeyen siyah tohumlar vardi ama tohumlar bizim bildigimiz cöreotu tadinda degildi. Hic bir belirgin tadi yoktu. Cöreotu ailesinden bir benzer tür olabilecegine karar verdim. Ona cörekotuyla (yani yaklasik bu cicegin tohumuyla) Türk mutfaginda yapilanlari anlattim, cok sasirdi. Bir avuc kadar cörekotu vermeye söz verdim. Seneye yetistirmeyi deneyecek.

Bahcenin diger bölümünde sebzeler vardi. Basim büyüklügünde bir alabas beni cok sasirtti. Elma büyüklügünde olanlari görmeye alismisim :) Ayrica pancar (tamam artik kesinlikle eminim, simdi mevsimi!), kereviz, fasulye, isgin, maydonoz, biber, domates, patates vb. vardi. Alabasin Türkiye'de pek bilinmedigini söyleyince sasirdi. Yemegini yapiyorlarmis. Almanya'ya ilk geldigimde bamya ve semizotu bilmezliklerine sasirmam geldi aklima :)

Bahcenin dibine dogru bir agaca geldigimizde ise sasirma sirasi ondaydi. "Ayva..., bilir misiniz?" diye sordu. "Bilmez miyiz, elbette" dedim. "Nesini yaparsiniz?" dedi. Recelini, tatlisini yaptigimizi unutmusum galiba, "Öylece, elma gibi yeriz" deyiverdim :) Cok sasirdi. Sanirim onunki farkli bir tür, saskinligi bu yüzdendi. Sonbaharda oldugunda bana verebilecegini söyledi, "menun olurum" dedim :) Cig yenmeyen bir cins ise, yapacak bir seyler buluruz elbet. Ona Türkiye'de "ayva cok olursa, kis sert gecer" dendigini anlattim. Bilmiyormus, ama dogru olmaliymis cünkü her zaman cok ayvasi oluyormus :D (Burada kisin sert gecmedigi yil yok gibi...)

Bu arada teyze sincapla bana bektasi üzümü ve kayisidan yapilmis bir komposta ikram etti. Bahceyi gezerken orman meyveleri ve elma atistirip onu iciyorduk bir yandan.

Bahcenin girisinde ise öbek öbek aynisafa (Calendula officinalis) cicekleri vardi. Onlari anlatmayi en sona biraktim :) Cünkü günün büyük sürpriziydiler benim icin. Teyze bana aynisafalardan bir tür merhem/krem yaptigini anlatinca cok meraklandim. Cünkü cilt icin cok faydali bir bitki oldugunu biliyorum. Sincabin tüm bebeklik ürünleri aynisafa (Calendula) özlüydü. Banyosunda hala Calendula özlü sampuan ve dus jeli kullaniyoruz. Merhemi varisleri icin kullanyormus. Ama her türlü yaraya da iyi geliyormus. Geleneksel olarak hayvansal ic yag ile yapiliyormus ama melkfett (parafin bazli, vazelin benzeri bir mineral yag) da olurmus. Yarim kilo yag dikkatle eritilip iki avuc dolusu aynisafa cicegi (kücük kücük böllünmüs) ekleniyormus. Yag bu sirada "snitzel pisirecek kadar" sicak/kizmis olmaliymis. Cicekleri ekleyince düsük isiya alip bir süre yavas yavas pisiriliyormus. Sonra kenara alip bir gün bekletiliyormus. Cicekli yag sogurken cicekler de bu 24 saatte özünü iyice birakiyormus. Ertesi gün yine dikkatle düsük isida eritip cicekleri süzüyor, yagi temiz bir kavanoza doldurup uzunca bir süre kullanabiliyormusuz.

"Cicekleri daha gecen gün topladim, bakin yine bir sürü var. Bugün toplasam yarin yine cicek dolar burasi. Sizin icin toplayayim mi, denemek ister misiniz?" dedi. Istemez miyim! Hemen iki avuc kadar cicek icin sözlestik. Acelesi yok dediysem de "yok olmaz, tam simdi ögle sicaginda toplanmali" dedi. Dogru, bazi sifali otlar özellikle ögle sicaginda, eterik yaglari yogunken toplanmali.

Bu arada biz de, nehir kenarindan sehre yollandik. Terkedilmis, eski bir demiryolunda hoplaya ziplaya yürürken bir taraftan da elmasini kemiren sincap, "anne, biz bu bahceye yine gelelim" dedi :) Cok sevmis :)

Sehir merkezinde aynisafa merhemi icin kullanacagim tasiyici/temel yagin ne olacagini arastirmaya basladim. Ic yag her ne kadar geleneksel olsa da, benim icin olasilik disiydi. Kendimi vücuduma tereyag sürerken bile hayal etmekte zorlaniyorum :) Melkfett'in tam ne oldugunu bilmiyordum. Sorup sorusturdum. Eskiden o da hayvansal kaynakli imis ve sütü sagilan ineklerin catlayan memeleri icin kullanilirmis. Adi oradan geliyormus :) Fakat bugünlerde o da  mineral bazliymis hep. Alternatif dükkanlarin birinde satici kadina ne yapmaya calistigimi anlatip yardim isteyince saticinin gözleri parladi. Bana Calendula armagan edecek bir tanidigim oldugu icin cok sansliymisim :) Daha önce kendisi de denemis. Harika bir krem oldugunu söyledi. Özellikle dudaklarda, dudak kenarlarinda kisin yasanan catlaklara cok iyi gelirmis ki, kisin en büyük sorunlarimdan biridir. Bana mineral bazli ve daha uygun fiyatli bir alternatifin vazelin ya da melkfett kullanmak olacagini ama kremin hakkini vemek istersem hindistancevizi yagi kullanmamin daha iyi olacagini söyledi. "Biz dogal ürüncülerin bakis acisiyla hayvansal ve mineral bazli yaglar bir yana, bitkisel yaglar bir yana" dedi. Eh, ben de ayni fikirdeydim; paraya kiyip hindistancevizi yagi aldim :) Cünkü aklimda su yazi vardi :)

Eve döndügümüzde alisveristen dönen baba yemegi bile hazir etmisti. Yemekten sonra, aksama dogru, sincabin deyisiyle "büyük park"a gittik. Büyük, yasli kayin agaclarinin cevreledigi bir ormanimsi alanin ortasindadir bu park. Cantama su ve kitap aldim sadece. Su sincap, kitap benim icin. Daha önce de demistim ya, kayin agaclariyla aramizda gizli bir sey var. Yanlarindan gecerken bir sey oluyor; sanki bir sey sarip sarmaliyor, ürperiyorum. Bir tanesi bile yetiyor. Kayin ormanindan gecerken hissettiklerimi anlatamam. Parkta sincap oynarken, ben kitaba gömüldüm. Adi Simdi'nin Gücü. Eckhart Tolle'nin. Aylar sonra yeniden ana yogunlasma, farkindalik, "simdi ve burada" nin pesindeyim. Kitapta anlatilanlari en kolay doganin kucaginda anlayabildigimi ve uygulayabildigimi farkettim. Kayin agaclari sahittir. Eve geri dönerken sincabin cikardigi büyük capli kiyamete ve cileden cikan babasina ragmen, sükunetimi ve huzurumu korumayi basardiysam, bu da Simdi'nin Gücü sayesindedir.  Kayin agaclari buna da sahittir.

Kayin agaclarinin bilmedigi  -ya da bilip bilmemezlikten geldigi- su ki, eve vardigimizda kapimizin önüne birakilmis bir kesekagidi dolusu aynisafa cicegi ve kafam büyüklügünde bir alabasin yarisi bizi bekliyordu :) Komsum sagolsun, üstelik bahcedeki iki tür Calendula'dan da toplamis. Biri bu, digeri de su. Komsuluk ne güzel, ne güzel sey :) Komsuma bir avuc cöreotu, bir kase findik ve kabak cicegi dolmasinin tarifini götürecegim. Hep ciceklenen ama bir türlü meyve dökmeyen kabaklari varmis. Ciceklerinin yenebildigini duyunca da cok sasirdi. Cok sasirdigim ve cok sasirttigim bir gündü gecen Cumartesi :)

Aynisafa kremine gelince...
Internette biraz arastirdim. Ic yag, vazelin, melkfett disinda dogal bir tasiyici yag alternatifi de balmumu-zeytinyagi karisimi imis. Aklima bitkisel bazli olarak, hindistancevizi yaninda kakao yagi da kullanilabilecegi geliyor. O da pahali ama oldukca dogal ve saglikli bir yag. Yillar önce kizkardesimle günes kremi yerine (koruma amacli degil, bronzlasma amacli) kullanmisligimiz vardi. Hey gidi genclik, hey :D Balmumu-zeytinyagi orani icin tam ölcü yok elimde, ama isteyen olursa arar bulurum. Klasik tarif 500 gr tasiyici yag, iki avuc dolusu cicek seklinde.

Benim yaptigim sekliyle gerekli malzeme 200 gr soguk preslenmis hindistan cevizi yagi ve bir avuctan biraz fazla ayni safa cicegi...

Normal oda sicakliginda kati olan yagi erittim. Eriyip gerekli isiya geldigini görünce elimle kücük kücük bir iki parcaya ayirdigim cicekleri ekledim. Yag cicekleri tamamen örtmeli. Hindistancevizi yagi kullanmanin bir avantaji cok yüksek isilara dayanabiliyor olmasi. Yakma riski yok denebilir. Bir diger avantaj da, mutfakta kullanilan kap kacakla calisabiliyor olmamiz. Yagin kendisi zaten yenebilen, mutfakta kullanilan bir yag. Ocagi en düsük isiya ayarladim. Benim 9 ölcekli ocagimda 1 dereceye yani. Yarim saat kadar (cünkü tüm tariflerde böyle söyleniyor) cicekli yag ince ince kaynadi. Yarim saat sonra yagi ocaktan alip kenara koydum. Günün büyük kismi boyunca sivi kaldi. Ancak 12 saat kadar sonra tekrar katiya döndü. 24 saat sonra düsük isida tekrar erittimInce bir müslin bezden süzdügüm yagi, hemen temiz bir kavanoza doldurdum. Hindistancevizi yagi kullandigim icin buzdolabinda saklamaliymisim. Sicak yaz günlerinde kivami siviya yakin olurmus yoksa. Baska türlü bür yag kullanildiysa, krem oda sicakliginda da saklanabilirmis.

Ben kremi hazirlarken fotograf cekmedim. Surada tüm asamalarinda fotografi cekilmis bir tarif var. Bu tarifte 60 gr bitkisel kati yag, 10 gr bitkisel siviyag ve 6 gr kuru cicek kullanilmis.

Biraz cicek artti. Onlari da kurutuyorum. Cayi yapiliyormus cünkü :) 

Önüme birakilan günleri seviyorum. Benim planladiklarimdan daha güzeller cünkü :)

Güncelleme: (21. Temmuz. 2011) Az önce okudugum su Kardes Bitkiler yazisinda da zeytinyagi ve balmumu ile yapilan bir aynisafa merhemi tarifi var. Mürver ve sari kantoron kremleri de cabasi :) 

Muz dondurmasi

Evet, "muzlu dondurma" degil, "muz dondurmasi".

Ilk kez Tijen'in Meyve Agacindan Hikayeler'inde okumustum. Bir iki olgun muzu soyup buzluga atiyoruz. Örnegin aniden gelen misafirlerimize bir yaz serinligi sunmak istersek muzlari cikarip biraz yumusayinca blender'dan geciriyoruz. Iste muz dondurmasi :)

Sonra unuttum bu tarifi. Buz gibi kis günlerinde, örnegin sincabin beslenme cantasindan yenmeyip iyice yumusamis muzlar ciktiginda geldi aklima. Ama yaz günleri unuttum.

Daha da unuturdum ya, arastiran anne bugünlerde dondurmalara daldigimi görünce bu dünyanin en basit dondurmasini paylasti benimle. Sadece tek bir malzemeden harika kivamli ve saglikli bir dondurma elde etme fikri cok hosuma gitti. Cuma günü denedim. Muzun tadinin ev halkina az gelebilecegini düsünerek bir silme yemek kasigi kadar da bal ekledim blender'dan gecmeden önce. Bal isiya tabi tutulmadan girdigi icin dondurmaya kendi tat ve aromasini da getirip ekledi.

Cok sevdik, yine yapacagiz, hep yapacagiz :)

Cuma, Temmuz 15, 2011

Yaprak iskeleti


Dün yolda buldum. Burada bir kac tane yasli, anit agac mertebesine terfi etmis kavak agaci var. Onlardan birinin (tam olarak su agacin) dibindeydi. Sanki beni bekliyordu. Alip eve getirdim. Sincabin merakina yenik düsmeden önce hic parcalanmamis tam bir yaprak iskeletiydi.

Cok zaman önce Dilek evde buna benzer güzelliklerin nasil yapilabilecegine dair bir link göndermisti. Hep yapmak istedim, bir türlü firsat olmadi. O örnekte camasir sodasi kullaniliyordu. Dün bunu doganin zaten kendi basina da yapabildigini ögrendim. Ve merak ettim camasir sodasi yerine tam olarak ne kullandigini. Su, rüzgar ve zaman sanirim...

Çarşamba, Temmuz 13, 2011

Annenin mucize kokteyli kapsülden süte karsi

Dün Süddeutsche Zeitung'da iki yazi okudum. Biri tam bir komedi, digeri oldukca ilginc ve bilgilendirici. Birinciyi komik yapan ise ikinci...

Birincinin basligi Kindermilch aus Kapseln - Latte macchiato für Babys (Kapsülden cocuk sütü -  Bebekler icin Latte macchiato). Hem kahve, hem  de bebek mamasi üreten ünlü bir uluslararasi gida devi, sonunda bu iki üründe sahip oldugu know-how'i bir araya getirerek yepyeni bir ürün ortaya cikarmaya karar vermis. Isteyen anne babalar bundan böyle mamayi kapsülle alip verebilecekmis bebeklerine. Gittikce yayginlasan kapsüllü kahve makinelerindeki teknolojiye cok benzer bir sekilde süt/mama otomati seklinde calisan makinelere, bebekler icin mama veya kücük cocuklar icin süt tozu iceren kapsüller yerlestirilecek, bir kac dakika icinde sicak su ile hem hijyenik, hem pratik mama hazir olacakmis. Kapsüller kahve makinelerindeki gibi alüminyumdan degil, plastikten olacakmis. 0-36 ay arasi icin düsünülmüs 6 degisik mama varmis. Makine 202 Euro, kapsüller 1.5 Euro'dan satilacakmis. Makine internet üzerinden üyelikle, kapsüller de yine internet üzerinden ya da eczanelerde satilacakmis. Ürün müdürü yüksek fiyata ragmen ürünün ilgi göreceginden eminmis. Sagladigi hijyen, güvenilirlik ve pratiklik sebebiyle...

unclutter'i ben yaziyor olsaydim, bu ürün unitasker wednesday kategorisi icin harika bir adaydi. Ama yine de ürünün Türkiye'de cok ilgi göreceginden emin gibiyim.

Gelelim ikinci habere... Simdi yüzünüzdeki o bastirilmis kahkahanin izlerini siliniz lütfen. Mucizeler ciddiyet gerektirir. Haberin basligi Muttermilch: Functional Food der Natur, Mamas Wundercocktail (Anne sütü: Doganin islevsel gidasi, Annenin Mucize Kokteyli). Haberde belirtildigine göre, anne sütünün icerigi  bebegin yasina ve hatta cinsiyetine, ayrica annenin icinde yasadigi yasam sartlarina ve bugüne dek bilinmeyen pek cok baska faktöre bagli olarak sürekli degisiyor. Bu bilgiye cok da yabanci degiliz zaten. Fakat bunu tam olarak nasil yaptigi benim icin uzun zaman bir sirdi.

Ayrica anne sütü yenidoganlarin virüs ve bakterilerle savasimini destekliyor, belli hastaliklara olan egilimini engelliyor ya da (ilginc bir sekilde) arttiriyor, bazen bütün bir gen grubunun aktivitesinde degisikliklere yol acabiliyor (Bu konu bir ara Emziren Anneler grubunda tartisilmis ve dogumdan sonra anne sütü araciligiyla gen degisikliginin olamayacagina karar verilmisti. Gen aktivitelerinde degisiklik olabiliyormus heyhat. Konuyla ilgilenenler "epigenetics" kavramini arastirabilir.). Yazida belirtildigine göre, anne sütünün bebegin zekasini etkilemesi cok olasiyken, karakterini bile etkilemesi mümkün görülüyormus.

Isin asil mucizevi tarafi (ki beni öteden beri sasirtmistir bu), anne sütünün yaklasik %90'i su, %6'si da süt sekeri laktoz aslinda! Geriye kalan ve anne sütünü bebege özel bicilmis yapanlar ise diger seker türleri, protein ve lipidler. Bunlarin saf besin maddesi moleküllerinin yaninda yüzlerce düzenleyici madde icerdigi söyleniyor. Sözkonusu "süt sinyal maddeleri" de, hormonlarda oldugu gibi cok düsük miktarlarda bile etkili olabiliyorlar. Bugüne dek varliklarinin ve etkilerinin az bilinmesi de bu yüzden.

Kaliforniya Üniversitesi'nden seker kimyasi üzerine calisan bilim adami Carlito Lebrilla'nin bulgularina göre annenin farkinda bile olmadan sütüne ekledigi olasi 200 farkli seker zinciri (oligosaccarid) var. Oligosaccarid'ler yeni dogurmus annenin sütünde su ve laktozdan sonra ücüncü yüksek oranla yer alan kolostrumu olusturuyor.  Sonucta kolostrum kisa (en fazla on molekül) ve bilgi tasima fonksiyonu tasiyan karbonhidrat zincirlerinden olusuyor.

Anne sütündeki seker zincirleri özellikle belli bir bakteri türünün ilgisini cekiyor: Bifidobacterium longum infantis. Dolayisiyla bu bakteri bebegin bagirsaklarinda yerlesen ilk mikroorganizma. Böylece anne sütü bebek icin ilk günden itibaren diger zararli (örnegin su kaybina sebep olacak tehlikeli ishallere sebep olan) mikroorganizmalardan koruyacak yararli bir misafiri cagirmis oluyor.

Lebrilla'nin bulgularina göre sözkonusu seker zincirlerinden yarisi emziren tüm annelerde sabit. Diger yarisi ise zaman ve kosullara göre degisiyor. Böylece -haberdeki ifadeyle- anne bebege kendi kisisel damgasini vurmus oluyor. Cünkü her bir oligosaccarid'in türü yaninda süte eklenme zamani, miktari  bebege ayri bir gelisim mesaji bildirmis oluyor; aktif mikroplari yok ediyor, bagisiklik sistemini kuruyor, beyin gelisimine dair sinyaller veriyor.

Buradan anne sütüyle büyümüs bebekler, formül sütle beslenmislerden daha zekidir sonucuna varmak hata olur tabii... Arastirmalara göre anne sütüyle beslenenler ilkokula basladiktan kisa bir süre sonra yapilan zeka testlerinde ortalama 6 puan daha yüksek aliyorlarmis. Ama standart testin yargiya varmadaki basarisi bir yana, zekayi dogumdan 6-7 yasa kadar etkileyen bir cok baska faktör de var.    

Karakter etkisine gelince... Anne makaklarin stres sebebiyle emzirirken daha cok kortisol aktardigi erkek bebek makaklar yetiskin dönemlerinde daha saldirgan oluyormus. Bu bir maymunun kariyerinde dezavantaj degil, avantaj tabii ki. Homo sapiens'te benzer bir etki kanitlanmis degil, ama olasi görülüyor.
 
Tüm bunlardan cikarilacak sonuc?  
Demek ki ben emzirdigim süre boyunca, ürettigim sütün icindeki su, yag, seker vb oranini uyurken bile degistirebilen; kafama, yiyip ictigime, ruh halime, yasadigim ülkeye, sincabin yasina, cinsiyetine göre 200 farkli seker zincirini bir öyle, bir böyle kombine edebilen mucizevi bir süt otomatiydim! :)
 
Sadece 6 türden olusan bir ürün portföyü mü dediniz?
Hah hah ha ha!  

Saka bir yana, tüm bunlardan cikarilacak sonuc?
Etrafima bakiyorum ve bloglarda, gruplarda ve baska internet ortamlarindaki pek cok annenin (ben dahil) dogumdan sonraki ilk haftalarda ciddi bir emzirme sorunu yasadigini görüyorum. Biz sehirli, modern annelerin emzirmeyle ilgili ciddi bir sorunu var. Tuhaf olan kirsal kesimde de emzirme süre ve oraninin düsüyor olmasi. Baslarda problemin anne sütünün gücü hakkinda yeterince bilgilenmemek, onu önemsememek ve kolayina, yasam tarzimiza daha uyarina, yani formül süte kacmak oldugunu sanmistim. O zamanlar kizgindim. Oysa görüyorum ki, bir bebek sahibi olacagini duyan annelerin büyük cogunlugu anne sütü konusunda yeterince bilgileniyor ve cogu zaman kararini ondan yana kullaniyor. Fakat dogumun ardindan ters giden bir seyler var. Elimizin altinda harika, mucizelerle dolu bir makine var ve nasil calisacagini bir türlü cözemiyor gibiyiz. Bu cözümsüzlük yeni anneyi ve cevresini son derece yipratan bir sorun. Yasadim, biliyorum. Artik kizginliktan cok, okudugum her yeni hikayede üzüntü duyuyorum. Neden cagdas insan elinin altindaki bilim ve teknolojiyi anne ve bebegin süt sorununu cözmek icin böylesine komik "cözümler" bulmak icin harciyor? Diger türlüsü, yani annenin dogumdan itibaren sorunsuz bir sekilde bebegini emzirebilmesi yeni ve sürekli kazanc kapilari acmadigi icin mi ilginc bir AR-GE konusu degil? Aci olan su ki, bu üstün bir bilgi ve teknik düzeyi bile gerektirmiyor. Genel saglik sisteminde (hastanelerin dogum bölümlerinde, saglik ocaklarinda) sosyal politikalarda, sehirlerin tasarlanmasinda, is kanunlarinda, olasi her seyi daha "anne, bebek ve emzirme dostu" yapacak kücücük, basit düzenlemeler bile yeterli olacak belki. Yeni anne ve bebegin de disariya cikmak ve orada, kamuya acik alanda da emzir(il)mek hakki oldugu yönünde ufacik bir anlayis degisikligi bile herseyi ne kadar kolaylastiracak oysa. Annelerin dogumdan yeterince önce ve dogumdan hemen sonra emzirmenin dogasi, olasi sorunlar ve bunlarin nasil asilacagi konusunda bilgilendirilmesi ve desteklenmesi ne kadar düsük maliyetli ve kadar kolay basarilabilir istenirse...

Eger gercekten istenirse...  
 

Pazartesi, Temmuz 11, 2011

Bu haftanin dondurmalari

Hizimi alamiyorum! Evdeki bir dondurma bitmeden aklima bir kac yeni dondurma fikri daha geliyor. Bu hafta avokadolu dondurma ve kakaolu-cevizli dondurma yaptim. Avokadolu dondurmayi özellikle denedim; cünkü meyvenin kremsi dokusu ve icerdigi yüksek yag orani sebebiyle dondurmanin kivamina katkisi olacagini tahmin ediyordum. Nitekim  öyle de oldu ve evde cok begenildi. Fakat yerel bir meyve olmaması sebebiyle sık sık yapılacak dondurmalar listemde olamayacak. Zaten avokadoyu cok sevdigim halde, elim üc dört kez gidiyorsa bir kez aliyordum. Fakat Türkiye'de durum belki farkli olabilir. En azindan güney illeri acisindan. Tijen hem kitaplarinda hem de blogunda Antalya'da yerli avokado yetistirildigini ve satildigini söylemisti gibi animsiyorum. Antalyalilar'a özellikle öneririm öyleyse :)

Tarif söyle:
Avokadolu dondurma:
200 ml. krema
1 avokado
1 bardak süt
1 cay kasigi guar cekirdegi tozu (guar ve alternatifleri icin bu yaziya bakiniz)
5 yemek kasigi seker

Avokado soyulup küp küp dograniyor. Guar tozu bir bardak soguk sütte eritiliyor ve orta isida bir ocakta kivamlanana kadar karistiriliyor. Tüm malzeme birlestirilip blender'dan geciriliyor. Buzluga konuyor. Her yarim saatte bir cikarip karistiriliyor ve tekrar buzluga konuyor. 4-5 saat sonra hazir.

Avokadolu dondurma cok cabuk tükendigi icin modellik yapmaya firsati olamadi. Onun yerine evdeki avokado bitkimizin son durumunu gösteren bir fotograf ekliyorum. Dondurmasini yaptiginiz avokadonun cekirdeginden avokado yetistirmenin detaylari icin buraya. Öylesine hizli büyüyor ki, yaz ortasinda saksisini degistirsem mi, sonbahari beklesem cok mu gec olur diye düsünmekteyim su anda:




Gelelim diger dondurmaya. Kakaolu dondurma, her dondurma lafi acildiginda bu yöndeki talebini belli eden sincap icin yapildi. Icine ekledigim ögütülmüs cevizlerden biri büyükce kaldigi icin dilinde hissedince pek hosuna gitmedi ve hemen dondurma kasesini eliyle itiverdi. Nitekim diger dondurmalari da hep azar azar yemisti. Ama önemli degil. Önemli olan sincapta bir "ev yapimi dondurma" hafizasi ve damaginin gelisiyor olmasi.

Kakaolu-Cevizli Dondurma:
200 ml.den biraz fazla krema
1,5 bardak süt
2 cay kasigi guar cekirdegi tozu
1 avuc ceviz
2 yemek kasigi kakao (sekersiz, saf kakao)
5 yemek kasigi seker

Guar cekirdegi tozu yine soguk süte ekleniyor ve orta isida ocakta karistirarak cok az (belirgin bir kivam alana dek) isitiliyor. Ceviz döverek ya da blender'dan gecirilerek incecik ögütülüyor. Tüm malzeme birlestiriliyor. Kasik ya da cirpma teli  ile iyice karistiriliyor. Buzluga konuyor. Her yarim saatte bir cikarip karistiriliyor ve tekrar buzluga konuyor. 4-5 saat sonra hazir. 

Bana kalirsa hem renk, hem tat olarak gayet kakaolu bir dondurmaydi ama esim daha yogun, aci cikolatayi andiran bir kakao tadi istiyormus. Bir dahaki sefer icin not aliyor ve yogun cikolata tadi sevenlere de daha fazla kakao katmalarini tavsiye ediyorum.

Cuma, Temmuz 08, 2011

Aklima gelmisken, bunlar da senin icin:



Adacayi bebekleri...
Sol üst kösedeki haric.
O (eger kabul ederse elbette) feslegen olacak.

Organize umut


Saksi isareti icin gerekli malzeme:
  • Atac
  • Yarim cm genisliginde kagit seritler (eski kagittan kendin kes)
  • Herhangi bir yapistirici malzeme
  • Orijinal fikre ulasmani saglayacak ve yazisirken "tohum imkansiza umuttur" gibi iddiali cümleler yumurtlamana ortam hazirlayacak bir arkadas 

Yaşam devam edecek ve o yaşam güzel olacak*

Bugün bu belgeseli seyrettim:

Life After People Insandan Sonraki Yasam (Türkçe)

(Tesekkürler Meyvelitepe!)

Yillar öncesinde okudugum bir haberin basligi geldi aklima. Haber Filipinler'in eski diktatörü Marcos hakkindaydi. Iktidardayken A.B.D'deki örneklerine özenerek kayalara heykelini oydurtmus. Ölümünden cok kisa bir süre sonra, kayalara oyulmus heykel de dogaya yenik düsmüs, nemden zarar görmüs, sarmasik bitkiler her yanini sarip örtmeye baslamis. Haberin basligi suydu: "Hayat kisa, sanat uzun, doga daha da uzun"

*Bu yazinin basligi ise belgeselden.