"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Perşembe, Kasım 24, 2011

Kar, azizler ve kahramanlar üzerine...

Bu sabah ilk kar yagdi. Sincap mutfakta kahvaltisini ediyordu. Ben de polis gibi basinda dikilmis, yediklerini kontrol ediyor, hizli olmasi gerektigini hatirlatip duruyordum. Bir an pencereden bakinca incecik yagmakta olan kari gördüm. "Aaa! kar!" dedim saskinlikla. Sincabin yüzünü bir görmeliydin.

Ta Eylül'den beri kar yagmasini dileyip duruyordu. Kardan adam yapacakmis. Daha henüz o kadar cok degil tabii ki...Ama anaokuluna giderken arabalarin, agac dallarinin üzerindeki incecik kar tabakasini seyrettik. Agaclar coktan yapraklarini döküp, tomurcuklarini hazirlamisti kar mevsimi icin zaten. Etrafta sadece göze görünmeyen, karatavuk, serce  ve bastankaralarin sesi duyuluyordu.

Kar gürültülerin bile üstünü örter, hic farkettin mi?

Agac dedim de, anaokulu yolu üzerindeki bir dizi at kestanesini dibinden kestiler haftabasi. Önce cok canim sıkıldı. Yere dagilmis at kestanesi dallarini toplarken söylenip durdum. Ertesi gün baktim ki, kesilen agaclarin yaninda yeni cukurlar kazilmis, biraz icim hafifledi. Bu yazi cok hastalikli gecirmis, sonbaharda da hemen hemen hic meyve vermemisti at kestaneleri. Hani su bütün Avrupali at kestanelerini esir alan hastalik olmali. Sanirim ondan kesildiler. Bugün baktim, gürgene benzer birsey dikmisler yerlerine. Nedense yakistiramadim, belki zamanla alisirim.

Topladigim tomurcuklu at kestanesi dallarini evde iki vazoya pay ettim. Barbara dali yapacagim onlari. Daha erken, yeterince soguk yemediler, biliyorum. Umut dünyasi iste... Bu arada düsündüm ve Barbara'nin neden ermis bir kadin oldugunu anladim. Onun yakalandigi sartlarda yakalanmis götürülürken, gelecegini, sonunu düsünmeden tüm varliginla yürüdügün yolda olmayi sen basarabilir miydin? 

Azizlerden laf acilmisken, bu günlerde basim bir azizle belada. Anaokulu sayesinde simdi elimde mücadele etmem gereken bir de "Noel Baba klisesi" var.

Son günlerde diyaloglarimiz söyle:
Sincap: "Anne, biliyor musun Meihnachtsmann Louise'e bi araba getirmis!"
Ben: Yok canim! Bence annesi ya da babasi getirmistir o arabayi. Biliyorlardir Louise'in sevdigini.
Sincap: Evet, gercekten, Mina'ya da bir süpriz getirmis Meihnachtsmann.
Ben: "Dedesi getirmis olmasin?"

(Sözcügün dogrusu Weihnachtsmann ve Almanca'da Noel Baba'ya, yani Aziz Nikolaus'a verilen ad. M'li versiyon sincaba ait.)

Aslinda bir alip veremedigim yok Aziz Nikolaus'la. Sahsen tanisma firsatim olsaydi, eminim cok da severdim. Fakat bu kirmizi paltolu, bembeyaz sakalli "Ho ho ho" amca var ya, pek hazzetmiyorum kendisinden. Bütün cocuklarin ne istedigini anne-babalarindan bile iyi biliyor olusunu sevmiyorum. Buradaki yaygin bir adetle cocuklarin Noel Baba'ya verilmek üzere "dilek listeleri" tutmalarini, o dilek listelerinin ilgili oyuncagin katalog siparis numarasini da icermesini ve es, dost akrabaya da (ehem.. öhemm... Noel Baba'ya demek istemistim yani) siparis numarasiyla iletilmesini sevmiyorum. Noel Baba'nin armaganlari hazir edip arabasina yüklerken  cömertligi fazlaca abartisini, Kuzey Kutbu'ndaki komsulari beyaz kutup ayilarini, ayrica tropik ormanlardaki adini bilmedigimiz kuslari önemsemez tavrini sevmiyorum.

Dolayisiyla bu sabah anaokuluna yaklastigimiz sirada, sincap "Anneee! Meihnachtsmann mi o?" diye sordugunda "Yine mi bu muhabbet?" dedim icimden ve gecistirmek icin "Evet, evet" dedim hizlica. "Ama kirmizi ceketi yooook?"  deyince, eliyle isaret ettigi yöne dogru baktim. Spor salonunun girisinde, Bavyera köylüleri usulü uzun, kir sakalli yasli bir adam, havaya aldirmadan sadece bir ceketle dikiliyordu. Ve ceketi kirmizi degildi tabii ki :) Firsati kacirir miyim hic? "Kim demis, Meihnachtsmann kirmizi ceketli olur diye? O da herkes gibi cesit cesit renklerde giysiler giyebilir. Galiba torununa armagan alacakmis, artik kimbilir ne istediyse torunu" diye yazmaya basladim. Herkesin Meihnachtsmann'i kendine :)

Sincaba söylemedim ama kimi rivayetlere göre  Demre'li Aziz Nikolaus bir yana, Iskandinav geleneklerine göre o ormanda yasayan yasli amcanin ceketi de kirmizi degildir. Ormanda hangi akilli kirmizi ceketle dolasir ki zaten? Rivayete göre amcanin ceketi yesildir. Koyu orman yesili. Ilk kez gecen yüzyilin baslarinda sanirim, Coca Cola Noel Baba'yi reklamlarinda kullanmak istediginde, onu kendi logosunun renklerinde resmeder.  Kirmizi ceketli , beyaz sakalli , sisman yasli amca tutulur, yayginlik kazanir. Fikrimce Noel Baba degil, Tüketim Babadir kendisi. Azimle mücadele etmeye calistigim bey amca da iste odur.   Mücadelede yalniz olmamak güzel sey :)

Son zamanlarda tanistigim bir baska azizle bitireyim lafi. Kis aylarinin azizi St. Nikolaus ise, sonbaharin azizi de St.Martin buralarda. Özellikle anaokulu cocuklari 11 Kasim aksami hava karardiktan sonra, ellerinde fenerlerle sokaklarda gezip Aziz Martin sarkilari söylüyorlar. Bizimkinin anaokulunda da kutlama hazirliklari haftalar öncesinden basladi. Önce bir duyuru asildi. Özetle," Feneri olmayan cocuklar okulda ögretmenlerinin yardimiyla fener yapabilirler. Evde gecmis yillardan feneri olan cocuklar mümkünse onu kullansinlar. Evdeki fener eski, arizali, yanik bile olsa, okulda ögretmenlerin yardimiyla tamir edilebilir. Böylece cocuklarimiza esyalarini uzun zaman kullanmak, bozulmussa hemen atmamak, tamir etmeye calismak, daha cevre dostu ve sürdürülebilir bir yasam sürmek gibi aliskanliklar kazandirmis oluruz" deniyordu. Sincap kendine tema olarak kaplani secti ve ögretmeninin yardimiyla üc gün boyunca sabir ve dikkatle calisip kaplanli bir fener yapti kendine. Kutlama günü fener alayindan sonra yine anaokulunda toplanildi. Yasca büyük cocuklar Aziz Martin'in hikayesini canlandiran kücük bir piyes sundular. Hikayeye göre, 4. yüzyilda yasamis Martin, henüz Romali bir askerken, soguk bir gün sehir kapilarina yaklastigi sirada, yoluna fakir bir dilenci cikar. Cok ac ve üsümüs oldugunu söyler. Martin üzerindeki pelerini hemen cikarip ikiye böler ve yarisini dilenciye verir. Gece rüyasinda verdigi yarim pelerini giymis olan Isa'yi görür.

Piyesin ardindan okulda üzümlü kücük ekmekler dagitildi. Adete göre, ekmek mutlaka ikiye bölünüp biriyle paylasarak yenmeliymis. Anne babalar cocuklariyla, ögretmenler birbiriyle, herkes yaninda kim varsa onunla paylasti :) Hicbir üzümlü ekmegin paylasmadan yenilmemesine özen gösterildi.

Ben ekmegimi yerken oturup bizim kültürümüzün kahramanlari ve azizleri üzerine düsünmeden edemedim. Aziz Martin'in bizdeki karsiligi atiyla sehir kapisinin önündeki dilenciye rastlasaydi, pelerinini savurup cikardigi gibi ona verirdi. Ikiye bölmekle mi ugrasacakti? Cikinindaki ekmegi de elbette... Bizim kahramanlarimiz üsümez ve acikmaz cünkü. Onlar bizim dünyamizin disindan gelir gibidir, birer üst-varliktir. Dünyevi dertleri, gereksinimleri yoktur. En basindan neden pelerin giyip, ekmek tasidiklari soru isaretidir. Bölüp paylasmak şanlarına yakismaz, öylece bütün bütün verirler. 

Iste sanirim bu yüzden, bizim kültürümüzün fanileri, bizler yani, ermisligi ve kahramanligi hep disaridan, o üst-varliklardan bekleriz. Cok iyi niyetli ama gücsüz oldugumuzu düsünürüz. Elbette yedigimizi ve giydigimizi paylasabiliriz (paylasiriz da), ama bilincimize islenen hikayeler bunun fakiri kurtaramayacagini, fakirin bütün bir pelerin ve bütün bir ekmege gereksinimi oldugunu fisildar sanki. "Ben tek basima ne yapabilirim ki?" cümlesi en cok bizim cografyamizda duyulur bu yüzden. Ve bu yüzden beklenen kahraman, beklenen aziz bir türlü cikip gelemez. Gün olur, Batisi yer, deprem yemis Dogusu bakar, kiyamet de belki ondan kopar. Karli gecelerde özellikle.

16 yorum:

  1. Henüz evli bile değilim ve çocuk sorumluluğu bana çok uzak ve zor görünüyor şu anda ama sen gibi annelerin yazılarından ve arkadaşlarımdan dinlediğim hikayelerden öyle özeniyorum ki bazen. Çünkü öyle tazecik ve yaratıcı bakışları var ki evrene... Sincap'ın Noel Baba'yı bulması gibi mesela. Çok hoşuma gitti :)Bir çocukla dünyayı yeniden keşfedesim, yeniden okula başlayasım, çocuk kitaplarındaki resimlere bakasım, karalamalar, boyalar yapasım geliyor ve daha neler neler... Bahane mi arıyorum ne :)

    YanıtlayınSil
  2. Noel baba dusmani;) tahtadan oyuncaklar yaparmis ilk Noel baba, yesil giysileriyle,ormanda yasarmis kuslarla, hayvanlarla dostmus,sevilmeyecek gibi degil ne dilersen onu yerine getiriyor, ben bayiliyorum Noel'e ya, isiltisina, suslemelerine, iyi kalpli cocuklarin arzularini gerceklestiren Noel baba keske gercek olsa, bir cocugun dunyasinda guzel bir yeri var Noel baba'nin tamam biraz rusvetci ama cocuk aklinda rusvetin yeri yok! Saka bir yana aslinda neye karsi ciktigini biliyorum, biri yer biri bakar kiyamet ondan kopar ama Noel Baba degil sorumlusu o olmasa baska bir kirmizi giysili adamn olusturuldu. Bir orta yol vardir mesela sizin Noel baba sadece ormandan oyuncak getirsin kendi urettigi, yavru sincabin dunyasinda yeri olsun ya da olmasin:)

    YanıtlayınSil
  3. Degnek Adam kitabini yogun begeniler uzerine soyle bir karistirarak almistim. Son sayfalardaki Noel Baba gozume carpmamis iyi mi? Sinir olmustum! Sevmiyorum hep ayni donemde hep ayni sekilde bir nevi beyin yikamalarin varligini. Noel baba, kar... Avusturalya'daki ne yapsin :) Onun icin de o ay plaj ve deniz ayi :) Kuzey ulkelerinin icatci babasi icat etmis ama gelsin de onu Avusturalya'ya uydursun :P Kaliplanmislik, zorlama hediyeler, zavalli agaclar, hindiler... Tamam itiraf ediyorum, kendi adima isiltili isiklari guzel bizim mahyalardan esinlenen, sadece ben degil Sunay Akin da ayni seyi dusunmus :) (http://berceste.blogspot.com/2006/12/mahya-ve-ylba-iklar.html) ama her zaman icin guzel, sadece o ay icin degil ;-)

    YanıtlayınSil
  4. Benadsiz'cigim,
    Sen cocuk sahibi olmayi bekleme. Dünyayi yeniden kesfetmek, yeniden baslamak, tazecik ve yaratici bir bakisa sahip olmak icin, icinde her daim bi cocuk var zaten. Onu ihmal etmemek en önemlisi. Ona iyi bak, sonra ikiniz yanindaki cocugu büyütürken hic zorlanmazsiniz :) Sen öyle mi yaptin dersen, yok, ben de yeni yeni anliyorum :) Zararin neresinden dönülse kardir :)

    Beste,
    Öyle Noel Baba sevilmez mi :) "Biri yer, biri bakar" paragrafi zaten baska azizle ilgili. Ki o azizin de bi sorumlulugu yok olup bitenlerde :) Senin orta yol ile Leo Babauta'ninki örtüsüyor. Aklin yolu bir :)

    Dilek,
    senin o yazinda da belirttigin gibi yilin o (yani bu ;) ) mevsiminde hava cok erken karariyor ve isik ruhlar icin bir ihtiyac. O ya da bu eninde sonunda kesfedecekti. Bütün yil isiklanmak icin güzel bir öneri Lesley Bremness'in kitabinda vardi. Isikta parlayan , gümüsümsü renkte, dokuda agacalar ve bitkiler var. Onlari kullanarak bir gece bahcesi yaratiyorsun. Sonra dolunayli gecelerde (özellikle yazin) tadini cikariyorsun :)

    YanıtlayınSil
  5. Bu Noel islerinde beni irrite eden tek durum tuket tuket tuket mantigi. Oysa tatli kucuk bir kis masali kivaminda her sey cok keyifli kuzey yarim kurede. Bu ara postakutusundan cikan binbir magazanin "dilek listeleri" beni nasil sinirlendiriyor bir bilsen. Bu mantigin suratle topluma pompalanamasina ve kabul gorusune, o renkli baskilara harcanan para ve kimyaya oldukca kiziyorum. Dikkatini cekiyor mu geleneksel "maynahtsmarket" :) lerdeki minik tefek hediyelikler. Onlar bu magaza kataloglarindan firlamiyorlar, ahsap oyuncaklar, mumlar, cerezler. Iste orada sanki bu kis masali hala suregeliyor, dozunda.

    Sincapimim gozleri isildamistir tahmin edebiliyorum onun coskusunu yilin ilk kari karsisinda. Ufff anlatmistir da anlatmistir artik :)) Ne guzel cocuk olmak :))

    Son iki paragrafi cok onemli bu yazinin. Bu "guclu"yu bekleme isi kendimizdeki gucu gorememeden ote bence biraz "banane"cilikle pekismeye basladi son donemlerde. St.Martin'deki paylasma meselesini bilmiyordum ve kutlamalar sirasinda bunun uygulamasinin da sembolik olarak yapilmasi ne hos.

    YanıtlayınSil
  6. Sayende bir web sitesi ile daha tanistim Evren :) http://www.throughthemoongate.co.uk/garden.html

    Hangi kitap onu da yazarsan oyle bir bahce yapmayi deneyelim :)

    YanıtlayınSil
  7. Ayca,
    kücük tatli bir kis masali kivamini tutturamamak beni de rahatsiz eden...

    YanıtlayınSil
  8. Ekmegi bolusen de guzel tamamini veren de, sonunda alanin Isa oldugunu bilmek onemli olan bence :) Nefis bir yazi. Bayiliyorum icindeki yaraticiya, cumle nerden basliyor, nerde bitiyor, gizemli bir yolculuk gibi.

    YanıtlayınSil
  9. Sen yaprağını gönderene kadar atkestanesinin hangi ağaç olduğunu bilmiyordum. Şimdi her kafamı kaldırdığımda onları görüyorum. Bu mevsimde de o kadar güzeller ki, yaprakları sanki oyalıymış gibi sararıyor :)Neyse ki yerlerine birşeyler dikmişler yine. Onların büyümelerini izlemek de çok güzel olacaktır eminim.

    Bizim evde hâlâ Noel Baba'ya inanan iki oğluş var :D Hoşuma gidiyor heyecanları :)

    YanıtlayınSil
  10. Biz de ilk kazığımızı geçen sene yemiştik bu kırmızı paltolu cinsinden. T.Su gidip kucağına oturmak istedi ve tabii ki bizi beklemeden isteğini gerçekleştirdi, o sırada flaşlar patladı veee 23 dolarcık rica edelim dediler :l Artık öyle çirkinleşti ki gözümde... Şimdi yazını okuyunca anladım bu kırmızının ona yaramadığını :P

    Ve de katılıyorum, her sözüne katılıyorum... Geçen gün arkadaşlar gitmişler Van'a, öyle şeyler yazdılar ki, okurken kanımız dondu! Daha fazla çocuk donarak ölmeden bir şeyler yapmak lazım. Böyle bir ağ oluşturmuşlar, hala desteğe ihtiyaçları varmış: http://www.vaniterketmiyoruz.org/

    YanıtlayınSil
  11. Uma'cim, dogru söylüyorsun. Bir de bazen ben de sasiriyorum ne diyerek baslamistim, nasil bitti yazi diye :)

    Handan,
    Bi sehri sevmek icin bana dört mevsim yeter diye düsünürüm cogu zaman. Birinden birinde severim cünkü mutlaka. Ve sebebi tabii ki agaclardir aslinda. Simdi bu agaci sevmek icin de dört mevsim veriyorum kendime. Bir mevsimi mutlaka cok güzel olacak ve ben asik olacagim kesin :)

    Bilip bilmemezlikten geliyordur belki ogluslar. O cocuklara özgü bir erdem :)

    Evren,
    Evet, o kirmizi paltolu cinsi diyorum. AVM'de ikamet eden... Verdigin linke bakiyorum simdi hemen.

    YanıtlayınSil
  12. Cola Cola reklamını yıllar önce de duymuştum. Aslında önemli olan bu Aziz Nikolaus meselesi, Noel Baba ile alakası olmayan, gayet ciddi görünümlü tasvir edilen Aziz ile, büyük oğlum biz Polonya`da yaşarken karşılaşıp epey ağlamıştı:)

    Tabii ki bahsettiğiniz tüketim sadece Noel için değil, her şey için geçerli. Son yıllarda Türkiye`de bile yayılmaya başlanan Helloween mesela.

    Noel Baba tabii ki bir hoşluktur. Aşırıya kaçılmadığı takdirde yaydığı enerji, insanlara verdiği aile, birlik, beraberlik duygularıyla geçirilen bir zamandır.

    Bence asıl vahim durum Türkiye`de. Yeni yıl ve Noel iç içe geçmiş, ne kutlandığı belli değil. Kasım ayının başından itibaren alışveriş merkezlerinde Noel şarkıları çalıyor, anaokullarında Noel Baba gelip hediye dağıtıyor, vitrinler, Noel ağaç süsleriyle dolu...Kendi bayramlarına sahip çıkmayanlar Noel figürlerine daha sıkı bağlı.

    Avrupa en azından geleneklerine bağlı olarak bir şeyleri -kimi zaman aşırıya kaçsa da- keyifli bir zaman dilimi yaşayarak kutluyor. Son zamanlarda abartılı olsa da bu onların geçmişinde var. Kaldı ki Katolik dünyası için son derece kutsal günlerdir bu günler.

    YanıtlayınSil
  13. Semi merhaba,
    Katolik geleneklerinin yogun ve görece olarak aslina uygun uygulandigi bir yerde yasiyorum ve aileyi ön plana cikaran ölcülü Noel kutlamalarini seviyorum. Elbette asiriya kaciranlar da var, uygulanagelenlerin kisisel olarak benimsemedigim yönleri de. Benim cabam konuyla ilgili bir kültürel gecmisim de olmadigina göre asiriligin bir parcasi olmamak, bir zenginlik ve deger olarak gördüklerimi de uyarlayarak (kopyalayarak degil) örnek almak. Neyin kutlandigini bilmeden sekli semali kopyalama benimsemedigim bir sey. Cünkü orada bir bilincizlik, tüketimi arttirmak adina dikte edilen bir seyi irdelemeden kabul edis var. Gecen yil da yazmistim:
    http://basitbiryasam.blogspot.com/2010/12/okseotuna-yakalanan-kuslar-gibi.html
    http://basitbiryasam.blogspot.com/2010/12/noel-yazilari-bitmez-i.html

    YanıtlayınSil