"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Çarşamba, Aralık 29, 2010

Hindiba ekmek gevezeligi yapiyor


Derli toplu bir ekmek yazisi yazacaktim, kendimi oradan buradan gevezelik ederken buldum. Ekmek yaparken böyleyimdir zaten. Kendi kendimle sohbetim vardir ve cenem düser. Bu kez siz de buyurun.

Noel tatili civari buralari ele geciren panik duygusu bizim eve de bulasiyor. Gören duyan da, bütün ülke bir aylik büyük yokluk ve kitlik dalgasina hazirlaniyor sanir. Hayir, epi topu 3 gün dükkanlar, marketler kapali olacak ve alisveris etmeden günlük yasamimizi devam ettirmeye calisacagiz. 

Son 5 yildir en azindan "eyvah, ekmek biterse ne olur? Mazallah acliktan ölürüz" duygusu olmadan atlatabiliyoruz Noel tatilini. Büyük tatil öncesi alisverisinde un ve maya tedarik ettiysek tamamdir, sirtimiz yere gelmez. Aslinda maya bile gerekmez; sebebini yazinin sonuna dogru anlatacagim. Bu yil, bu rahatlikla ekmegi az almisiz nitekim. Evde cok zaman da gecirince, 3. gün (Pazar günü yani) ekmegimiz bitmisti, ekmek yapmaya giristim.  
  
Ekmek yapmak  mutfakta kendi kendime ögrendigim seylerden.Kimse bana "öyle yapma, böyle yap" diye dikte ederek ögretmedi. Ekmek yapilan bir evde büyümedim. Pazar günleri ekmek bittiginde almaya kimin gidecegi konusunda kizkardesimle tartisirdik daha cok. Ikimiz de gitmek istemezdik. Toplamda 15 dakika sürecek bakkala gidip gelme isi icin en az yarim saat hazirlanmak gereken ergenlik dönemindeydik cünkü. Bu ülkede ben ekmek yapmayi ögrendim, bir de bakkala giderken ev kiyafetimin üzerine bir mont veya palto gecirip disari cikabilme rahatligini ve bunun özgürlük demek oldugunu. Ülkeyle  mi ilgisi var , yasla mi bilmem. Artik daha özgürüm.  

Ekmege dönelim. Kendim deneye yanila ögrendigim bütün seyler gibi severek yaparim. Ayrica meditasyon etkisi vardir. Ilk yillarda o gün kizdigim, sinirlendigim birileri olmussa onlari yogurdugumu hayal ederdim ki bugday ekmeginde önemlidir bu, anlatmistim. Siddet duygusunun olumlu isleve yönlendirilmesi :) Simdilerde daha cok düsüncelere ve kendimle sohbete daliyorum. Artik insanlara eskisi kadar kizmiyorum belki de :)  

Her zaman yapmam, ama bu sefer unu biraz havalandirmak icin elimle oynamaya basladim. Icinde yari yariya tam ve beyaz un vardi. Avucumun icinde kepekleri hissedebiliyordum. Icinde böylesine yasam tasiyan bir seyle yakin temasta olmak hosuma gitti. Sonra icine biraz sivi yag ekledim. Bunu da her zaman yapmiyorum. Ekmegi genelde belli bir tarife bagli kalmadan yapiyorum. Renkleri aklina estigi gibi karistirip tuvale vuran ressam gibi, her seferinde aklima esen malzemeleri anlik kararlarla ekliyorum. Ekmek disinda mutfakta pek böyle calismam. Ölcülü ve ölcücüyümdür.

Asagidaki fotografin cekildigi gün gecen kistan. Keten tohumu, susam ve aycicegi cekirdegi eklenen kalabalik bir ekmek yapmistim. Diger kavanozlarda fasulye ve nohut var. Yok, onlardan koymam ekmege. Sincaba kavanozlari-salla-ve- cikardiklari-sesi-dinle oyunu oynatiyorum o sirada bir taraftan. Bakliyatlar ton cesitliligini arttirmak icin cikmis masa üstüne.


Bu da sincabin pamuk eliyle, benim bakimsiz ve tükenmez kalemle boyanmis elim. Kim boyamis malum :)


Sincapla mutfaga girmek kolay degil, itiraf edeyim. Malzemelere ve süreclere bambaska bir bakisi var. Ne kadar iyi planlarsam planlayayim, onunla mutfaga girince akla hayale gelmedik seyler yapmaya kalkisiyor ve ortalik birden savas alanina dönüyor. Yine de vazgecmiyorum. Cocuklarin kücük yaslardan itibaren gidalarla hasir nesir olmasi, algilarinin bu yönde gelismis olmasi gerektigini düsünüyorum. Yemek cinsiyetten bagimsiz olarak hepimizin yasaminda önemli bir tutuyor. Öyleyse hayatta en azindan bunu kimseye bagimli kalmadan kendimiz yapabilmeliyiz ya da en azindan iyisini kötüsünden ayirabilecek kadar tatlar, kokular ve dokunuslar biriktirmis olmaliyiz. Cocugum icin yapabilecegim en iyi seylerden birisi bu. 3,5 yasinda ve simdiden mutfakta benim 6 yasima kadar gecirdigimden daha cok zaman gecirdigini ve elini benden daha cok seye bulastirdigini tahmin ediyorum :) Ileride kesin benden daha iyi olacak mutfakta :)

Yine son yaptigim ekmege dönelim. Icine bir paket yas maya ekledim. Biraz pekmezli ve ilik su icinde kaloriferin üstünde bekletirken, aklima bir  kac gün önce okudugum tarifi ilginc ekmek geldi. Benimkinin aksine ona cok az maya ekleniyor ve upuzun bir bekleme süresi var. Malzemede sadelik, emekte zenginlik  fikri ve ortaya cikan sonuc hosuma gitti. Bir gün deneyecegim. Durun size de anlatayim. Ekmegin adi Wurzelbrot. Ilk kez bir Isvicreli sanirim, cocuklugunun ekmeklerine duydugu özlemle denemeler yaparken kesfetmis ve icerigini sakli tutmus. Bugün yapilan versiyonlari tahmini malzemelere dayaniyormus: Ama az maya kullanilmasi hepsinin ortak özelligi. Malzemeler benim okudugum yazida söyle verilmis:
 
500 gr. un 
1,5 cay kasigi tuz
bir tutam seker
10,5 gr maya
300 gr. ilik su
 
Bu malzeme ile bir hamur yoguruluyor. Hamur toplaninca 5 dakika daha yoguruyoruz. Ekmegi adeta camasir sıkar gibi iki ucundan tutup ters yönlere kıvırarak bu ekmege özgü sekilsiz sekli veriyoruz :)Üzerini kurumayacak sekilde örtüp buzdolabinda 12-16 saat bekletiyoruz. Buzdolabindan cikinca tekrar yogurmuyoruz. Firinin alttan ikinci katinda 15 dakika 230 derecede ve 15 dakika da 200 derecede pisiriyoruz.  
 
Wurzelbrot'tan aldigim ilhamla son ekmegime ilk yogurmadan sonra hemen sekil vermeyi,  mayalanmadan sonra tekrar yogurmamayi (normalde yaparim bunu) denedim. Uzun uzadiya buzdolabinda bekletme kismini teknik engeller sebebiyle su anda deneyemiyorum. Benim yaptigim ekmek,  oda sicakliginda bekledigi icin belki, yayilmayi ve pide sekli almayi tercih etti. Ama ici her zamankinden daha hava kabarcikli, gözenekliydi. Hosumuza gitti.

Gercekten en az malzemeyle, emek yogun bir ekmek yapmak istiyorsaniz, o da söyle: Göz karari un ve suyu karistiracaksiniz. Cömert ve zengin gününüzdeyseniz biraz tuz ve zeytinyagi ekleyeceksiniz. Kolayca toparlanan ve islenebilen bir hamur yapacaksiniz. Masanizi veya tezgahinizi biraz unlarken bir taraftan yanmaz tavanizi isitmaya baslayacaksiniz. Pürüzsüz, girintisiz cikintisiz ve saglam bir cam bardak ya da kavanozunuz var mi? Hah, tamam, o zaman oklavaya bile gerek yok. Bizim evde oklava yok nitekim. Biraz da bardagi unlayip,  hamurdan aldiginiz ceviz kadar yumrulari acmaya baslayacaksiniz. Belki ilk kez hamur aciyor olabilirsiniz; sorun degil. Bu hamur, bu ekmek hata kaldirir. Sadece aklinizi ve ruhunuzu ona verin. Actiginizda elde ettiginiz seklin ille yuvarlak olmasi gerekmez. Birakin yamuk olsun, dogasina daha uygundur. Bir kac milim kalinliginda olsun. Incecik, kagit gibi olmasi da sart degil. Yagsiz tavaya koyun, biraz bir yüzünü pisirin. Kabarciklar olusup ekmek orasindan burasindan kabarip poflamaya baslayinca kontrol edin altini, tamamsa cevirin simdi diger taraf pissin. Baslarda yavas gidecek pisirme isi, sonra hizlanacak tava isindikca. Siz bir taraftan digerlerini acmaya devam edin. Bizim evde ekmegin mayalanmasini bekleyecek zaman yoksa yapilir, cok sevilir. Bu islerden hic anlamiyorsaniz bile cekinmeyin, deneyin. Oglumun eline verdim kac kez bir tutam hamur ve bir bardak. Sonuc yasi icin fena degildi. Ince motorik beceri gelisimi icin de iyidir. 2 yil önce o zaman 7 ve 11 yasinda olan iki yegenimle birlikte yaptik. Cok eglenmis, üzerine kendi istedikleri sekilleri cizmislerdi bir de catalla. Cocuk oyunu kelimenin iki anlamiyla da...

Bazen aksam haberlerinde felaket bölgelerinin görüntüleri düser ya ekranlarimiza. Sel baskini, deprem ya da insan elinin yol actigi felaketler. Bir cuval un düser yardim kamyonlarindan insanlarin paylarina. Eskiden sehirli kadin gözüyle bakarak "bu insanlar simdi bu unla ve sadece bu unla basbasa ne yapacak?" derdim. Kendimi onlarin yerine koyar ve ne yapacagimi bilemezdim. Simdi biliyorum. Temiz su ve atesim varsa , karni doyar ailemin. 

Daha önce de yazdim kac kez. Kendi kendine yetebilmek önemlidir ve kritik bir adimidir sadelesmenin. Cagdas, kendine güvenen, özgür kadinin/erkegin profilini, malum kadin, erkek, stil, tasarim, vs, vs dergilerindeki tam sayfa reklamlarin manken bakislarinda aramayin. Konformizmin dibine vurmussaniz, gerektiginde sokaga bir dakikada cikamiyor ve hatta elinizdeki tek malzeme un ve su iken karninizi nasil doyuracaginizi bilemiyorsaniz, neyinize güveniyorsunuz ve neyin özgürlügünden bahsediyorsunuz Allah askina?

Bak, gayet de akilli uslu baslamistim, sonunda yine nereye vardi bu yazinin sonu...

7 yorum:

  1. Öylesine güzel yazınızı tebessümle okudum,teşekkürler.Ve mutlu yıllar,sevgiyle kalın...

    YanıtlayınSil
  2. ben en çok yazı da" aklınızı ve ruhunuzu ona verin"... kısmını sevdim :))

    tavada ekmegi deneyecegim...

    YanıtlayınSil
  3. Valla yazi guzel ama en muhtesem cumleler son paragraf ve son satirda yatiyor :)

    FSD'den Defne, bu yaptiklarimiz hayatta kalma, yasam pratigidir diyor. Sehirde onumuze konulani yedigimiz bir dunyada, ayakta kalip, yasamimizi idame ettirebilmek icin kendi kendimize ekmegimizi yapamiyor, istedigimiz kalitede suyumuzu icemiyorsak, cuvalla para kazanmisiz, emrimizde yuzleri, binleri calistirmisiz(hani herkes yonetici olma derdinde ya) neyleyim!

    YanıtlayınSil
  4. Merhaba,

    zamansizliktan hizlica gözatarak okudum yazınızı. Benim 22 aylik bir oğlum var. aman kirlenmesin etrafi kirletmesinle dokunsun hissetsin deneyimlesin arasinda gidip geliyorum. çalışan bir anne olmain yorgunlugu cok belirleyici.

    işte size karsi gorus :)
    Son cümleye ithafen.
    Kendi kendine yetme bir mitos mu acaba ? Bu kadar ihtiyaçların çeşitlendiği , üretim ve tüketim ilişkisinin karmaşıklaştığı bir dönem de kendi kendine yetme fikri bir tür toplumdan uzaklaşmayı imliyor ,birbirimize ihtiyacımız var demek daha yol açıcı olabilir mi. Kuşkusuz bunu tüketim çılgınlığı anlamında söylemiyorum.


    sevgiler
    beyhan

    YanıtlayınSil
  5. Nehire,
    tesekkürler, mutlu yillar size de...

    Burcu,
    Ayni ekmegin kefir+un ile yapilan versiyonu da var, evde kefir fazlasi oldugunda yapiliyor, aklinda olsun :)

    Dilek,
    Bazen bir yanilsamanin icinde yasiyor gibiyiz, degil mi?

    Beyhan,
    Sizi anliyorum, duvarlarina hamur sicramis, yerlerine un dökülmüs bir mutfak fikrine ben de alismakta güclük cekiyorum. Mutfaga oglumla girdigimde sabrimin sinirlarini gercekten zorluyorum :)

    Yüzdeyüz kendimize yetmekten bahsetmiyorum. Inek de besleyelim, sütümüzü o versin, marangozluk ögrenip evimizi kendimiz yapalim hatta :) Yok, öyle degil. En azindan artik pek uygulanabilir degil. Her isini kendi görmek en uc noktasinda ekonomik de degil. Ekonomik olsa o türden bir toplumsal yasam gelistirmis olurduk. Yazinin sonunda vurguladigim sey, hepimizin zaman zaman icine düstügü bir yanilsamaya tepki. "Ben modernim, kendine güvenen, özgür, iyi egitimli, basarili, basi dik, kendi ayaklari üstünde durmasini bilen kadinim (ve dahi erkegim)" diyen ve bu sebeple gayet dogal ve yasamsal bir eylem olarak kendinin ve ailesinin karnini doyurmak, cevresini (evini) ve giysilerini temiz derli toplu tutabilmek becerisini kücümseyen, bu beceriden yoksunlugu olmak istedigi seyin bir parcasi sayan, prototipi moda, tasarim, stil dergilerinde sergilenen insan tipine tepki.

    Üzerinde uzun uzadiya yazabilirim daha ama yeri geldikce dokundurayim daha iyi.

    Yoksa birbirimize ihtiyacimiz var, hem de her zamankinden cok var bu her seyin ve dolayisiyla tüm ihtiyaclarin ticaretinin yapildigi devirde.

    Sevgiler size de :)

    YanıtlayınSil
  6. Merhaba,

    size kesinlikle katılıyorum.
    Ev içi emeği küçümseyen hatta yoksayan bir kültürde yaşıyoruz.
    Oysa orada müthiş bir bilgi ,emek ve yetenek var. Kadınlar çocukluklarından itibaren bu işlere hazırlanıyorlar, uzun bir çıraklık dönemi yaşamalarına rağmen bu süreç sanki doğuştanmış gibi algılanabiliyor. Günümüzde "iş"in yaşanışı nedeniyle sevdiğimiz insanlara yemek yapmayı onların bakımını üstlenmeyi iş olarak nitelemem biraz soğuk geliyor.
    Oysa Marksın ideali gibi "Sabahları avlanmak, öğleden sonraları balığa çıkmak, ikindide hayvanlarla ilgilenmek ve akşam yemeğinden sonra edebi sohbetler etmek " güzel olurdu. Bu derece bölünmüş uzmanlığın olmadığı , iş ve eğlencenin ayrışmadığı bir dünya.

    Öte yandan bir de çocukta yaparım kariyer de yaparım durumu var ki - herşeyi kendi kendine ve tam olarak yapmaya çalışan kadınlar. Çok yıpratıcı/yorucu olabiliyor.
    Yardım almak güzeldir :)

    Lafı biraz uzattım, daldan dala kondum.

    Yeni yılınızı kutluyorum. Sincabınıza ayrıca öpücükler.

    sevgiler
    Beyhan

    YanıtlayınSil
  7. Marks'in öyle bir hayali oldugunu bilmiyordum. Thoreau yasamis ama o hayali. Bir kücük eksigi var ki toplumsal yasamdan izole imis o sirada :)

    Size de mutlu yillar :)

    YanıtlayınSil