"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Çarşamba, Nisan 09, 2008

Bahçeler, bahçeler, bahçeler

Kahve, çay, ne içmeyi seviyorsanız alıp öyle gelin. Bugünkü uzun bir yazı olacak. Bir fotoğraf ve onun çağrıştırdığı güzel şeylerden bahsedeceğim.

Balkon bahçe:
Şu balkon sık sık alışverişe gittiğim marketin karşısındaki binanın ikinci katındadır. Her seferinde ilgiyle izlerim.Balkon Her telden çalışı hoşuma gider; sade değil belki ama mütevaziliği hoşuma gider; çiçeklerin yerini sevmiş, sağlıklı hali hoşuma gider. Bir kauçuk bitkisi, çocukluğumdan kahkaha çiçeği diye bildiğim çiçek, kadife çiçeği, arkada galiba sardunya, altta parmaklıkların arasından başını merakla uzatmış sukkulentler ve ne olduğunu tam anlayamadığım bir sürü başka bitki... Sahibini -sahip değil de sahibe olduğunu içten içe bilerek- uzun zaman merak ettim. Bu fotoğrafı çektiğim gün gördüm kendisini. Çiçeklerin arasından ancak görünen başını gördüm diyeyim daha doğrusu :) Düz, çenesi hizasındaki siyah saçlarına henüz beyaz düşmemişti ama yüzü ele veriyordu yaşını. Elleriyle, yerlerini ezbere bilir gibi, sararmış yaprakları ayıklarken bir yandan da biraz asık bir suratla sokağı izlemekteydi. Rahatsız etmekten korkarak o anda çekmedim fotoğrafı. Daha sonra, o yokken çekmeyi tercih ettim. Balkon belli ki tutkuyla bitkilere terk edilmiş, oturup balkon sefası falan yapmak amacı güdülmemiş. Öyleyse insansız haliyle, "doğal" haliyle fotoğraflamak da daha mantıklı geldi bana.

İki şey çağrıştırır bu balkon-bahçe bana. Yazının gerisi onlara ait:

Bahçe dergileri ve gerçek bahçeler üzerine:
Bir zaman ağzım açık bahçe dergilerini inceledim. Her gittiğim kitapçıda veya gazete satıcısında elim otomatik onlara uzanır, içlerindeki harika bahçelere hayranlıkla göz atar, sayfalarında her gördüğüm çiçeği edinmek isterdim. Örneğin sarı çiçekli bir civanperçemi ile mor renkli top şeklinde çiçek açan bir soğanın birlikte önerildiği bir düzenleme vardı ki hayal bahçemin bir köşesinde hala ekilidirler. Sonra farkettim ki bahçe dergileri aslında moda dergilerine benziyorlar. (Ve dekorasyon dergilerine, ve gezi dergilerine ve yemek dergilerine...). Nasıl ki moda dergilerinde mükemmel vücutlarına mükemmel elbiseler giymiş, mükemmel aksesuarları mükemmel şekilde taşıyan mükemmel adam ve kadınlar gösterilmekteyse, bahçe dergilerinde de mükemmel güneş alan, mükemmel toprak ve su imkanlarına sahip, mükemmel bahçelerde mükemmel mükemmel büyüyen, genetik açıdan hatasız, mükemmel bitkiler resmedilmekte. Keyfinizi kaçırmış olmayayım, hiç mi yok öyle bahçeler? Çimleri eşit boyda, eşit yeşilde, yabani ot tanımayan, yaprakların hiç sararmadığı, sardunya ve kasımpatı öbeklerinin simetrik ve dolu dolu çiçeklendiği, latin çiçeklerinin iki yaprağa bir çiçek verdiği bahçeler... Var tabii ki. Her gün sokakta yanınızdan geçen yüz kişiden kaçı moda dergilerinden fırlamışçasına mükemmelse, sokak aralarında bahsettiğim türden bahçelere rastlama olasılığınız da o kadar yüksek!

Gerçek bahçelere gelince, onlar işte bu fotoğraftaki gibidirler. Boyası dökülen duvarlarla çevrili olabilirler; uygun güneşi, uygun suyu her zaman bulamazlar; paslanmış teneke veya rengi atmış plastik saksılar kullanılabilir; her zaman zıt renklerle yaratılmış mükemmel renk kombinasyonları, canlı yeşiller, öbek öbek çiçekler görmek mümkün olmayabilir. Sistem, kombinasyon, planlama bazı bahçıvanların bilmediği sözcüklerdir. Hayal gücü zorlanır, iklim şartları zorlanmaz. Bitki repertuarını eş dosttan alınmış, hediye gelmiş (ve hatta çalınmış!) tohum, dal, yaprak ve fideler oluşturabilir. Gerçek bahçeler mütevazi mekanlarda, mütevazi imkanlarla, mütevazi ölçeklerde yaratılır bana kalırsa. İşin şaşılası tarafı buna rağmen ortaya çıkan şey bazen bahçe dergilerini kıskandıracak kadar güzeldir.

Bahçeler ve sahipleri hakkında:
Yolda giderken bahçeleri incelemekti başlarda tek yaptığım. Sonraları, her bahçenin yüzlerce küçük karardan oluştuğunu farkettiğimde, bahçelerden sahipleri hakkında bir şeyler okumaya başladım. Bazı bahçelerin anlattıkları öyle ilginç şeylerdi ki, sahiplerini merak etmeye başladım hatta. Öyle bahçeler olur ki, tanımadığım sahipleri hakkında yıllardır onlarla aynı ofiste çalışan ama bahçelerini hiç görmemiş birinden daha çok şey bildiğimi hissederim. Abarttım biraz galiba, ama öyle bir his işte.

Otobüs durağına giderken hep yanından geçtiğim bir bahçe vardı mesela. Bir aile işletmesine aitti. Hem ev, hem işletme aynı avlu içindeydi. Bahçenin büyük kısmı çim, çam ağacı, elma ağacı ve mevsiminde çiğdemlerle tipik bir işletme bahçesi olup pek ilgimi çekmezdi. Asıl ilginç kısım binalardan biri ile bahçe parmaklıkları arasındaki bir metre eninde ve 20-25 metre boyundaki bir tür "şerit bahçe"ydi. Başlangıçta sadece bahçe düzeni ve belli mevsimde çiçek açan bitkiler ilginç gelmişti. Şerit boyunca her 50 cm'de farklı bir bitki ekiliydi ve her hallerinden özenle bakılıp büyütüldükleri anlaşılıyordu. Bir kaç mevsim sonra baharat bahçeciliğine merak salıp bu konuda kitaplar okumaya başladım. Ve anladım ki şerit bahçenin sahibesi çok yıllık şifalı, faydalı otlara ve baharatlara meraklı! Bahçe bir uçta ışgın ile başlıyor; civanperçemi, aslanpençesi, lavanta, aynısafa (calendula),... şeklinde adeta botanik kitabı gibi devam ediyor ve diğer uçta parmaklıklara dolanmış bir ahududu ile son buluyordu! Dizide ne olduğunu çözemediğim bazı bitkiler olduğu için hala hayıflanırım ve düşünmeden edemem: Acaba bahçenin sahibi yetiştirmekle kalmayıp kullanım şekillerine de meraklı mıdır bu bitkilerin? Mevsiminde ışgınlı pasta yapar mı? Civanperçeminden doğal bitki gübresi, aslanpençesinden şifalı çay, lavantadan mis kokulu yastıklar, calendula'lı el kremi falan... Ahududunun yapraklarını kurutup doğumu yaklaşmış tanıdıklarına hediye etmişliği var mıdır?

Sahibine dair bir şeyler anlatan bir başka bahçe küçük bir otele aitti. Bu yüzden fikir babası-annesi ve uygulayıcısı aynı kişi midir, emin değilim. Onun merakı Pelargonium/Geranium diye bilinen türlerdi. Sadece otelin girişindeki büyük sardunya saksılarından dolayı değil. Otelin önündeki minik bahçe de, aslında doğada kendiliğinden yetiştiğini bildiğim Pelargonium türlerine ayrılmıştı. Pembe, mavi, beyaz renkleriyle en az 4-5 farklı türü ayırt edebildiğimi hatırlıyorum. Kimilerine anlamsız gelebilir böyle bir tutku, ama bazen bir bitki bazı insanlarda takıntı haline gelebiliyor. Ben de bir Geranium türünün (Geranium pratense) sıkı hayranı olduğumdan bu bahçenin sahibine şaşırmıyorum doğrusu.

Sonra daha önce bahsettiğim bir bahçe vardı. Sahibi kendiliğinden yetişen çim, kara hindiba ve papatya örtüsünü biçerken kendince bir desen yaratmış, bahçeye bunun dışında zerre kadar dokunmamıştı. Yaratıcılık, pratiklik, tembellik, doğal yaklaşım... Hepsi bir arada!

Ve son olarak... Beni uzun yolculuklar yapıp bahçe marketlerine gitmekten kurtaran köşebaşı komşumuz vardı. Bahçesine bir göz atmak o aralar neyin mevsimi geldiğini ve bahçe marketlerinde neler satıldığını bilmek için yeterli olurdu. Küçük saksısı ile al, doğrudan toprağa göm, mevsimi geçince onu çıkar, yerine yeni alınanı ek. Pek benim tarzım değil ama oldukça bilgilendirici ve her daim cıvıl cıvıl bir bahçesi vardı :))

Bahçelerden söz açılınca lafı nasıl keseceğimi bilemiyorum. İşte burada , durduk yerde, pat diye bitiversin en doğrusu. Sanki bir nefes alımı durmuşum da, bir başka bahçeyle söze devam edecekmişim gibi...

7 yorum:

  1. Gerçekten sürprizin çok hoşmuş doğrusu! Kitap tadında anlatmışsın. Dergilerdeki bahçelerden değil doğal görünümlü fakat düzenli olanlardan yanayımdır ben de...Çok severek okudum bu yazıyı. Bence tanıttığın her çiçek için küçük hikayeler de yazmalısın. O zaman insanlara doğa ve bahçe, doğal yaşam sevgisini daha çok aşılayacaksın. Senin misyonun bu oluyor yavaş yavaş...Hem de elle tutulur şekilde...Ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Belki ileride bunu kendine iş bile edinebilirsin.Kendi ellerinle yetiştirdiğin fideleri sattığın bir fidanlığı işletirsin mesela. Abarttım yahu...Bana ne oluyorsa...Senin adına mı hayal kurdum kendi adıma mı bilemedim şimdi :) Öpüyorum çok...

    YanıtlayınSil
  2. Düsündürüyor beni yazin. Buradan bir kac cümlelik yoruma sigmayacak boyutta aslinda yazmak, konusmak istediklerim. Saniyorum vurgulamak istedigin, ruhla, istekle, sevkle olusturulmus amatör bahcelerin, balkonlarin sana hissettirdikleri ve yaptigin karsilastirmali degerlendirmeler sonucu bu bahce/balkonlarin dogalligi. Bazi noktalarda katilmamak elde degil, özellikle de, verilen deger ve hisler baglaminda. Ancak, kent icerisinde, elimizi degdigimiz her nokta, balkon ve bahcelerimiz de dahil, artik dogal degil, kültürel ortamlar. Malzemeler canli oldugu icin, bu durum "dogallik" hissini uyandiriyor. Cevre kosullari zaten dogal bir seleksiyon yaratip, ortamin dogasina uygun hale her zaman getirir kullanilan malzemeleri; eskirler, yaslanirlar, bozulabilirler, gelisebilirler, daha da canlanabilirler...her sey mümkün!! Ama bazi estetik ve teknik prensiplerin hem tasarlarken hem de bakimlarinda arkalarinda yer almalari gerektigine inaniyorum. Cünkü sInIrlarIn zorlandigi noktada kich bir eser de, cikabiliyor ortaya. Bu sefer bir alanda, ya da balkonda neye bakacagimi, neyi algilayacagimi sasiriyorum. Bak simdi ben de baglayamiyorum diyeceklerimi... Dedigim gibi Evren, bu konuda seninle sabahlara kadar sohbet edebiliriz... Bitmeeeezz bu konu bitmez :))

    YanıtlayınSil
  3. dedigini yaptim ve günlük kahve hakkimi bu yazi icin kullanip agir agir tadini cikara cikara okudum. Ne güzel bir tespit, sokakta yanimizdan gecen insanlar ne kadar moda dergilerindekiler gibiyse, bahceler de oyle. ama zaten bence onlari guzel yapan da bu...

    Ben de Istanbulun bir hayli beton semtlerinde cicekti bahceydi bihaber yasamis bir insan oldugum icin Hamburg'a geldikten sonra yanindan gectigim her bahceyi ezberler, her gün önünden gectigim tomurcuklarin hangi gün cicek actigini görür oldum ve bundan cok büyük mutluluk duydum.
    Evren, ben de ciceklerin isimlerini ögrenmek, gördügüm cicegi senin gibi taniyabilmek istiyorum. Eger bunlari tanitan derli toplu bir site varsa onerir misin?
    sevgiler,

    YanıtlayınSil
  4. Hande,
    Her bitkiye bir yazı ayırmamak için kendimi güç tutuyorum! Diğer hayaline gelince 40 fırın ekmek yemem lazım. Anneannemin asistanlığını yapmışlığım vardır bahçesinde. Keşke o zamanlar daha çok merak etseymişim bu işi :((

    Ayça,
    Yazıyı yazarken uzmanlık alanına girdiğimi, üstüne üstlük hariçten gazel okuduğumu farkettim. Benim bir balkon bahçem bile yok yahu! Fakat ne demek istediğimi anlamışsın yine de. Bu konuyu her yönüyle irdeleyip görüş bildirebilecek kişi sensin. Bunlar benim dışardan-bahçelere-bakan-kişi olarak görüşlerim.Yüz yüze konuşabilsek on milyon sorum var sana zaten :))

    Demet,
    Öyle derli toplu bir yöntemim veya kitabım yok. Şimdi yazmaya kalksam upuzun bir yorum olacağını farkettim. önümüzdeki günlerde senin için bir yazı yazsam bu konuda?

    YanıtlayınSil
  5. Etafurullah Evren; haricten gazel okumak kesinlikle degil seninki. Senin ilgin, duyarliligin, bitkilerle dolu bir dünyanin verdigi mutluluk yüzlerce profesyonelin farkinda bile olmadigi bir sey ve onlar adina maalesef!! Senin sayfan, yazdiklarin, düsünce tarzin annemi tere yetistirmeye tesvik etti biliyor musun?? Nice profesyonelin veremeyecegi bir tesvik :)) Bugün emaille fotograflarini da yollamis üstelik. Ne mutlu sana Evren!!

    Ah bir karsilasabilsek :)) Malta'ya yol nasil düsürülür ki???

    YanıtlayınSil
  6. Hic acele etme Evren'cigim keyifle takip ediyor ve bekliyorum. :)

    YanıtlayınSil
  7. Ayça,
    Şöyle: "Orta Akdeniz'de bahçe kültürü ve psikososyolojik çıkarımlar - Bir alan çalışması" adlı bir çalışma uydurulur. Alan neresi olsaa, neresi olsaaaaa? Harita açılıp bakılır: Aaaaaaa, Malta!

    Annenin terelerini merak ettim. Yayınlasana...

    Demet,
    Aklımda, unutmadım :)

    YanıtlayınSil