"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Pazartesi, Kasım 21, 2011

Büyüme Olmadan Refah - Bölüm 3 ve 4

Bölüm 3: Redefining Prosperity

(Bu bölümde ve notlarin kalan kisminda "gelisme" sözcügünü ve "insanin, insanligin gelisimi" kavramini, "to flourish" karsiligi olarak kullandim. Öyle böyle bir gelisme degil, bireyin ya da insanligin varolan potansiyelini gerceklestirebildigi, cicek cicek acildigi türden bir gelisme olarak, Almanca'daki "entfalten" gibi okumani tavsiye ederim :) Dediler ki, benim aklim ekonomiden bahsederken bile börtü, böcek, cicege calisirmis zaten. E, dogru söze ne denir? :) )

Bu bölüm psikoloji, sosyoloji, ekonomi tarihi, felsefe, din ve bilgelik geleneklerini tarayarak refaha farkli bir bakisi ariyor: Insanlarin icinde gelisebilecegi, daha büyük sosyal uyum saglayabilecegi, daha yüksek bir esenlik seviyesi bulabilecegi, ancak cevreye etkisini azaltmayi da basarabilecegi bir tür refah.

Bu farkli perspektiflerin hemen hepsi refahta materyal boyutlar görür. Yeterince yiyecek, su, giyecek ve barinak yoksa veya bunlari elde ederken güvenlik sorunu yasaniyorsa refahtan söz edilemez. Fakat en azindan Aristoteles'den beridir refahin maddi güvenceden öte boyutlari oldugu kabul edilmektedir. Sevgi, saygi, faydali işe katkida bulunabilme, ait olma ve güven duygulari gibi. Dolayisiyla toplumsal yasama özgürce katilabilme becerisi refahin boyutlarindan biridir.

Kimi yaklasimlar, bireyin ruhani (transcendental) gereksinimlerini de refahin bir geregi olarak ön plana cikarir. Seküler anlayislar dahi insanin yasamda bir anlam ve amac arayisinda oldugunu kabul eder. Bazi bilgelik gelenekleri refaha ahlaki bir boyutun da eklenmesini savunur. Bu gelenekler "benim refahim cevremdekilerin refahina baglidir, onlarinki de benimkine" der. Refaha etki eden faktörlerle, esenlik ve mutlulugu etkiledigi söylenen faktörler arasinda dikkat cekici bir cakisma vardir.

Amartya Sen'in yasam standartlari hakkindaki önemli makalesinden ödünc alacagimiz üc kavram, özellikle öne cikmaktadir: Bolluk (opulence), yararlik (utility), gelisme kapasitesi (capabilities for flourishing).

Bolluk, materyal ihtiyaclarin karsilanmasina karsilik gelir. Mallarin sürekli erisilebilirligindeki artis refahta da bir artis yaratir (der bu görüs). Fakat bunun sinirlari ekonomi teorisyenleri tarafindan  da kabul edilir: Diminishing marginal utility (Azalan marjinal fayda) kavrami buna isaret eder.

Bolluk miktara isaret ederken yararlik (utility) kaliteye isaret eder. Bu bakis acisi, ürünün miktarindan cok sagladigi doyum önemlidir der. Belirlenmesi, ölcülmesi zordur. Savas sonrasi yillarda temel tüketici mallari  tamamen materyal acidan degerlendirilirken, bugün tüketiciye verdigi kimlik, deneyim, ait olma duygusu ve hatta umut duygusu önem kazanmaktadir (Yedigin peynirin seni daha alimli, ictigin cayin seni daha entellektüel yapacagi umudu örnegin). Bu noktada ekonomistler isin kolayina kacarak "bir malin degeri tüketicilerin onun icin ödemeye hazir oldugu paraya denktir" derler. Böylece yararlik, pazardaki degis tokusun parasal degerine indirgenmis olur; GDP de bunlarin toplamini verir. GDP ise evde yapilan isleri, gönüllü calismayi ve kirlilik, sosyal catisma gibi negatif yararligi ölcmez (Pazar günü ögle yemegini fast-food'cuda yersek ekonomi büyür, evde benim pisirip servis ettigimi yersek büyümez. Her iki durumda da yemek yemis oluruz oysa. Hatta para vermen gerekseydi, benimkine daha cok ödemeye hazir olurdun, emin ol!) . Bu sebeple gelismis ülkelerde ekonomik büyüme devam ederken, mutluluk ya da life satisfaction indeksleri onlarca yildir sabit kalmaya devam etmektedir. Kisi basina yillik 15.000 $'dan itibaren life satisfaction indeksleri GDP'deki artislara yanit vermemektedir.  Buna karsilik düsük gelir düzeyli ülkelerde GDP'deki kücük artislar bile mutlu yasam indekslerinde büyük artislara yolacmaktadir.

Bir diger güclük  mutluluk, yasamsal doyum degerlerinin kisisel olusu ve objektif ölcülmesindeki güclüktür. (Bu noktada kitapta verilen bir grafik oldukca ilginc. Kisi basina GDP ile, mutluluk indeksi karsilastiriliyor. En düsük gelir düzeyindeki Gana ve Filipinler'de insanlar, kendilerinden kat kat fazla gelire sahip Ispanya ve Avusturya'lilarla esit mutluluk algisina sahiplermis. Bir Hintli kendisinden bes kat daha fazla kazanan bir Türkle esit derecede mutlu hissediyormus kendini. Banglades, Nijerya, Gana ve Filipinliler yine Türkler'den bes kat az kazanmalarina karsin, bizden daha mutlu olduklarini bildirmisler. Eski Dogu Blogu ülkelerinde mutluluk yerlerde sürünüyor.)


Sonuc? Ne GDP, ne de kisisel mutluluk bildirimleri refah icin güvenilir bir ölcü olamaz.


Gelisme kapasitesi: Bireyler toplumsal yasamda pay sahibi mi? Kamusal alanda utanmadan ve asagilandiklarini hissetmeden görünebiliyor mu? Degerli isler bulabiliyorlar mi? Kendilerini sicak tutabiliyorlar mi? Egitimlerini kullanabiliyorlar mi? Secebilselerdi arkadas ve yakinlarini ziyaret ederler miydi? (Bu Almanya'da "perspektif yoksunlugu" kavrami cercevesinde cok tartislan seyi cagristiriyor bana. Burada gelir düzeyi düsük, özellikle göcmen gecmisli ailelerden gelen cocuklarin en büyük sorunun maddi yoksunluk degil, perspektif yoksunlugu oldugu söyleniyor.  Sistem bu insanlara sıkısıp kaldıkları  sartların dısında yeni bir bakis acisi, yeni bir perspektif sunamiyor. Christoph Süss gecmis programlarin birinde "Ögrenciyken fakirlik sinirinin bile altinda  bir gelirle geciniyordum, ama sorun degildi.. Cünkü gelecege dair planlarim ve niyetlerim vardi, perspektiften yoksun degildim" demisti.) 


Kendini gelistirme konusunda sinirsiz özgürlüge sahip olmak mümkün mü? Dogru mu? Sosyal olarak kabul edilirligini cocuk iscilerin ürettigi maliyeti düsük giysiler giyerek saglamak, biyolojik cesitlilige zarar verebilen ama anlamli bir is bulmak  kabul edilebilir mi?

Buradan "sinirlanmis kapasite" (bounded capabilities) kavramina ulasiyoruz. Kaynaklari sinirli bir dünyada kendimizi gelistirme kapasitemizin de sinirlari olacagina (olmasi gerektigine) isaret ediyor. Sinirlari olan bir refah kavramini hayata gecirmek elbette kolay degil, ama kolayca vazgecilmemeli de.



Bölüm 4: The Dilemma of Growth

Ekonomik büyüme refah icin gerekli tek sart degilse de, gerekli sartlardan biridir. Cünkü refahi devam ettirebilmemiz icin gereklidir.
Bolluk refah demek degilse de, gelisebilmemiz icin gereklidir.
Büyüme refah icin önemli olan egitim ve saglik gibi hizmetlerle yakindan iliskilidir.
Büyüme ekonomik ve sosyal istikrari saglamakta islevseldir.

mi?

Bu bölüm bunun hakkinda.


Tartisma 1 - Maddi bolluk gelisebilmemizin sartlarindan biridir:
Daha fazla her zaman daha iyi degildir. Beslenme gibi en temel seyler sözkonusu oldugunda bile...
Ancak tüketici mallari bize sembolik bir dil sunar ve onun yardimiyla bizim icin önemli olan seyler hakkinda konusuruz: Aile, arkadaslik, ait olma duygusu, toplum, kimlik, sosyal statü,  yasamin anlami ve amaci (Sadece bu cümle üzerine kitap yazilir kanimca.) ... ve böylece toplumsal yasama katilmis oluruz. Toplumsal yasama katilmanin daha az materyalistik yollarini bulmak mümkün mü? (Bkz. Bölüm 9)

Tartisma 2 - Gelir ve Temel hizmetler:
Kisi basina GDP ile Birlesmis Milletler'den alinmis ülkelere göre ortalama beklenen yasam süresi (saglik hizmetlerine isaret ettigi icin kullanilmis) karsilastirmasi ilginc sonuclar veriyor. Afrika'da ortalama ömür 40 yil. Gelismis ülkelerde ise bunun iki kati. Ancak GDP'deki artis yasam beklentisine oransal olarak yansimiyor. (Verilen grafikte görülüyor ki) bir noktadan sonra gelirin ömür üzerindeki olumlu etkisi azaliyor. Sili'de ortalama yasam süresi kendisinden üc kat daha fazla gelire sahip Danimarka'dan daha fazla. Sili ile ayni GDP araliginda olup ortalama yasam süresinin 30 yil az oldugu ülkeler de var (Güney Afrika, Botswana).
Benzer tablo bebek ölümlerinde de gözleniyor. Tüm saglik ve egitim göstergelerinin GDP ile iliskisini gösteren tablolarda ayni egilim (diminishing returns) gözleniyor.

Tartisma 3 - Gelir artisi ve ekonomik istikrar
Büyümeye dayanan bir ekonomide elbette büyüme istikrar icin gereklidir. Kapitalist model kararli bir denge durumuna (steady state) kolaylikla gecemez. Dogal dinamikleri onu iki durumdan birine dogru iter: Genisleme ya da cökme. 


bu tartismadan varilan sonuc?
Büyüme sürdürülebilir degildir. En azindan bugünkü kosullarda.
Büyümenin durmasi (De-growth) istikrarli degildir. En azindan bugünkü kosullarda.

Dipnot: Yazi dibi müzigini ben coook yillar önce UB40'den dinlemistim (Handan'cigim;) ,  fakat aslen Cher ve Sonny söylermis. "I got you to walk with you, I got you to talk with you" diye bir bölümü vardir ki, cok severim. Ekonomik göstergelerin kaydetmedigi türden bir zenginlikten bahseder.


2 yorum:

  1. Cher ve Sonny'nin söylediklerini de hatırlıyormuşum falan :)Yok yok :)

    Azalan marjinal faydaları falan görünce bir an okuluma gittim :)

    YanıtlayınSil
  2. Okula cevirdim Handan'cigim burayi :)

    YanıtlayınSil