"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Cuma, Temmuz 20, 2012

Zaman ve hiz üzerine

Scobel'da dün aksamki konu : Zaman Diktatörlügü ve Hizlandirilmis Yasamlar

Tüm yayin burada .

Özetler, dikkat cekici ifadeler:
  • "Zaman kazanmak" : Güzel kavram ama dogru degil. Hizlandirilmis bir toplumda yasadigimiz dogru ama hizlanmak zaman kazandirmiyor.
  • Toplumsal yasamda göreceli zaman algisi. Günler ve geceler bir yüzyil öncekiyle ayni uzunlukta. Ama modern yasamin frekansi gecmistekinden farkli.
  •  "Zaman paradir. Paraysa güc" (Hindibanin notu: Sahi neden tartismadan dogru kabul ediyoruz bu cümleyi hep?)
  • Zamanimiz azalmiyor, arz edilen seyler artiyor. Arz edilen herseyi yapmak isteyen icin cözüm: Multitasking mecburiyeti. 
  • Goethe ve Thoreau'un kendilerince cevrelerindeki toplumsal yasamda hizlanmadan sikayet ettigi 18. -19. yüzyildan bu yana ulasim, iletisim ve üretim süreclerinden sürekli bir hizlanma var. Hizlanma algisi da zaman algisi gibi göreceli. (Hindibanin notu: Thoreau trenlerden ve telgraf tellerinden sikayet ediyor. Ben ve cagdaslarim trenlerin ve telgraflarin hizina geri dönsek memnun olacagiz :) )
  • Kitlesel baski, herkes hizliyken yavas oldugunda "bir sey kaciriyor olma" endisesi. Bu bazen ekonomik endiselerden bile ön planda.
  • Toplumsal saat- Dis saat- Ic (biyolojik) saat. Nüfusun belli bir kismi gec uyuyanlardan, bir kismi ise erken uyuyanlardan olusuyor. Bundan bagismiz olarak bir kismi "az uyurlar", bir kismi "cok uyurlar". Bu ic saat ve bireysel egilimler dis saatle (günes ve doganin belirledigi) senkronize ediliyor. Toplumsal saat sorunlu. Nüfusun en az %20'si meslekleri icabi ic saatleri geregi dinlenme ve uykuya ayrilmasi gereken saatlerde calisiyorlar. Bu fenomene "sosyal jetlag" deniyormus. Bedensel ve ruhsal bir cok rahatsizligin sebebi oldugu kabul ediliyor ya da tahmin ediliyor (Kanser, diyabet, burn-out,depresyon, vb) . Gece vardiyalarinda hata yapma olasiligi da daha fazlaymis. Bu konu genel olarak Kronobiyoloji denen bilimin inceleme konusuymus. Bir uzmana göre toplumsal yasam ve is hayati bireylerin biyolojik saatleri göz önüne alinarak organize edilmeli. Bir digerine göre bu zor cünkü büyük senkronizasyon baskisini beraberinde getirir. 
  • Calisma zamaninin biyolojik saate ters olmasina ek olarak modern iletisim teknolojileri sebebiyle "sürekli erisilebilir olma" da bir diger sorun. Su anda calisan nüfusun ücte biri amirleri tarafindan 24 saat erisilebilir durumda. (Hindibanin notu: Böyle bir iste bir süre calistim. Berbat bir deneyimdi. Bugün yeniden calisacak olsam, elimden gelen her sekilde mesai saatleri disinda erisilebilir olmaya direnirim. Türkiye'de henüz herkesin cep telefonu olmayan yillarda belli pozisyondaki calisanlarini cep telefonu yok diye asagilayan ve sürekli erisilebilirlik icin bir tane edinmesi gerektigini ima ya da acikca ifade eden amirler biliyorum. Bu düsünce tarzini tartisabiliyor olmaliyiz)   
  • Mekanik saatin icadina dek, zaman öylesine dogayla örtüsen bir kavramdi ki, bazi eski dillerde zaman(time) ve hava (weather) ayni sözcükle ifade ediliyordu. Mekanik saatin icadiyla zaman soyut ve boslukla özdeslesen bir anlama büründü. (Hindibanin notu: Güncel Türkce'de zamana ya da zaman birimlerine karsilik gelen bütün sözcüklerin baska dillerden ödünc alinmis olmasina ne demeli? Bu konu uzun zamandir aklimi mesgul ediyor. Önüme dilden biraz anlayan kim ciksa sorarim :) Yil ve ay sözcüklerini haric tutarsak, "Zaman", "vakit", "mevsim" hafta", "saat", "dakika", "saniye" ve hatta "an". Bu sözcüklerin hicbiri Türkce degil ve örnekler cogaltilabilir. Türkler Arap-Fars kültürüyle tanismadan önce zamana dair meramlarini nasil anlatiyordu? Dil düsünce seklinin canli bir yansimasidir. Zaman eski Türk kültüründe bir tema degil miydi???)
  • Zaman elestirisi ayni zamanda sistem elestirisidir. Kapitalist sistem hizdan ayri düsünülemez. Hizla üretilmeli, hizla tüketilmeli, tüketimi hizlanidrmak icin hizla yeni ve gercek olmayan ihtiyac duygusu yaratilmalidir. 
  • Küresel ekonominin islem hizi (özellikle finans sektöründe) baska alanlarda baski yaratiyor. Politikanin ekonomi kadar hizli olamadigini ve hatta demokrasinin tanimi geregi totaliter rejimlere göre (karar alma sürecinin hizi acisindan) dezavantajli oldugunu düsünenler var. Egitim sürecini ekonominin hizina uydurmak gerektigini düsünenler de. 
  • 2008 yilinda Isvicre Borsasi saniyedeki islem sayisini 3000 olarak acikladi. Daha 1996 yilinda saniyedeki islem sayisi sadece 45'di.
  • Test edilmeden hizla piyasaya sürülmüs finans ürünleri krize yol acti. Ilac ve otomobil sanayilerinde gittikce daha cok ürünün üretim hatalari sebebiyle geri cagrilmasi da ayni sebepten. 
  • Einstein'den beri bilinen bilimsel gercek, zamanin göreceli oldugu. Günlük yasayisimizdaki zaman algilamamiz da öyle. Acelemiz varsa hizli akabiliyor, beklememiz gerekiyorsa yavas akiyor. Cocuklar zamanin yavas aktigi algisina sahip, yaslilar ise cok hizli aktigindan sikayet ediyor. Bilinen su ki, zamani dogrudan algilayan bir duyu organimiz yok. Zaman beyinde "insa ediliyor". Beyin bize zamanin belli  bir yönde, degisen hizlarda,  sürekli aktigi "illüzyonunu" sunuyor. (Hindibanin notu: Pek cok bilgelik gelenekleri de ayni seyi söyler.
Ayni konuda dün aksam Scobel'in tartisma programindan önce yayinlanmis bir diger belgesel Beschleunigte Welt (Hizlanan Dünya) burada.
Ondan özetler:
  • Iletisim hizimiz büyük anne-babalarimizdan yüz kat daha hizli. Ulasim hizimizdaki artis ise yüz kattan bile   fazla (Hindibanin notu: Bu cümleler bana henüz cok taze okudugum bir Ayse Kulin röportajindan su cümleleri animsatiyor: "Ben anneannemin annesi olan Behice hanımı da, babası Maliye Nazırı Ahmet Reşat'ı da gördüm. Ahmet Reşat öldüğü zaman 8-9 yaşındaydım, Behice hanım öldüğünde de orta 3'üncü sınıftaydım. Çok net algılarım var. Bir çağ farkını onlara bakınca hissediyordunuz. Sanki her şey biraz daha yavaşlıyor, dil başka, kıyafetler başka, edalar başka. Yani başka bir dünyanın insanları. Şuraya uzaylılar inse adeta onlar gibiydiler ".  Carpici ve üzerinde düsünmelik.)
  • Endüstri ve bilimin tek amaci herseyi daha hizli yapabilmek ve zaman kazanmak gibi.
  • Hizlanmak, islerin daha hizli akmasini saglayabilmek bizlere bir güc ve otonomluk hissi veriyor. Sorun su ki bazen belli  bir amaca hicmet etmeden, bir hedefe yönelmeden de hizlanabiliyoruz. 
  • Bilimsel calismalara göre modern insanin "ulasim icin ayirdigi zaman bütcesi" (böyle bir bilimsel ölcü varmis) bir saatten biraz az.Ilginc olan su ki, bu süre zaten binyillardir yaklasik sabit. Bir saatten eksisiyle artisiyla biraz az. Burdan anliyoruz ki, ulasim araclarindaki hizlanmayi zaman kazanmak, daha cok bos zaman sahibi olmak, yollarda daha az zaman gecirmek icin kullanmiyoruz, buradan kazandigimiz zamani tekrar daha uzaklara seyahat edebilmek icin kullaniyoruz. (Hindibanin notu: Evimizle isimiz arasindaki mesafe gittikce büyüyor örnegin. Gittikce daha uzaklara tatile gidiyoruz örnegin.)
  • Modern caglarin sorunu: Kalabaklar icinde kesintiye ugramadan hizla hareket etmek. (Gecen haftasonu büyük sehirdeydim. 250.000'den fazla nüfuslu sehirlerde yasayamanin bir lüks degil, eziyet oldugunu farkettim. Özellikle herkesin ayni anda ayni yerde hareket ettigi durumlarda).  Bu isin de bilimi var ve insan kalabaliklarinin hizi konusunda bir sinir oldugunu belirlemisler. Fiziksel olmaktan cok psikolojik bir hiz. Bazen iki kati yürüyerek cikmak (bekleme süreleri de göz önüne alinirsa) asansörler cikmaktan daha hizli.  

Sen ne dersin bu islere? Tecrübelerin,duygu ve düsüncelerin ne yönde?
"Neden daha hizli olmasin?" diyenlerden misin, yoksa tam tersi "neden bu kadar hizli olsun ki?" diyenlerden mi?
Acelemiz yok :) Zamanin olunca yaz :)

18 yorum:

  1. Ben yavaşlarsam zamanın da yavaşladığına inanıyorum. Onun için de koşuşturmalar saçma geliyor. Çok acelem varsa derin bir nefes alırım ve herşey yetişecek panik yok derim ve herşey yetişir :)

    YanıtlayınSil
  2. Bankaların 'zamanı ipotek altına almalarını' düşünmüştük biz de geçen. Kredi kartları borcu ileri bir tarihe erteliyor ve borcu ödemek için insanlar geleceğini vaadediyor, gelecekte ödemeye söz veriyor. Türkiye'de 2010 yılında yapılan bir çalışmaya göre kartlara bağımlı şehirdeki insan yüzde 90 oranında sadece 'temel' yaşamsal ihtiyaçlarını satın almış. Sonuç şu; genel kanının aksine savurganlık yapmıyorlar, insanlar artık gelecek zamanlarına yiyecek su çocuğun okulu için ipotek yaptırıyor.

    Üretim ÇOK HIZLI olduğu için de kredi kartının icat edildiğini düşünürsek ben yavaşlayalım diyorum da bunun bir anlamı yok, kamyon durmayacak.

    Milan Kundera 'Yavaşlık' çok güzel romandır bence.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kredi kartlari da "sürekli erisilebilir olmak" degil mi? Tüketici olarak kredi karti sayesinde sürekli "online", sürekli erisilebilir durumdayiz. Ben kendi deneyimlerimden öyle durumlar biliyorum ki, bir kredi kartim olsaydi mutlaka alacagim herhangi bir seyi yanimda yeterince nakit olmadigi icin almadan dönüp gitmisimdir. Aklimdaki düsünce "para cekince gelip alirim ben bunu"ydu. Ama sonra ya bitmisti, ya unuttum ya da araya zaman girince gereksiz olduguna karar verdim. Satin alma karariyla satin alma eyleminin arasina da biraz zaman girmeli belki.
      Kredi kartin var mi? Varsa kredi kartsizligi hic denedin mi? Bu da bir cesit kamyondan atlamak.

      "Yavaslik" okuma listeme dahil oluyor öyleyse :)

      Sil
  3. Derin konular :) Bu cümlelerin ikisine de onay verebilirim ama birinci ağır basar sanırım.
    Bir şehre giderken uçağı seçip şehrin daha çok tadını çıkarabilir, treni seçip önemli olan yolculuk keyfi diyebilirsin. Kişilik özellikleri de burada çok belirleyici tabii. Hızı ve yavaşlığı çok iyi dengelediğime inanırım. Genel olarak uyuşukluğa, yavaş hareket edenlere, uzun toplantılara, gereksiz yere oyalayıcı insanlara, geyik muhabbetlere tahammülüm yoktur. Çok hızlı çalışır, hızlı düşünür, bir iş için dışarı çıkmışsam çok hızlı yürürüm. Bu yüzden ekip çalışmalarında kabus yaşarım çoğu zaman. İşteki (ev işi de olabilir) hız tutkumun benim için çok mantıklı bir nedeni var. Bir an önce işleri bitirip gitmek ve kendime ayırdığım zamanı çoğaltmak. İşte bu boş zamanda oturup saatlerce denize bakabilir, dakikalarca çiçekleri, ağaçları, kedileri izleyebilir, sokaklarda avare avare dolaşarak İstanbul'un keyfini sürebilir ya da saatlerce kitap keyfi yapabilirim. Ve hızlı, verimli olup da hayatı bu denli yavaşlatabildiğim için kendimi tebrik ederim. Bu anlamda ban zaman kazandırdığına inandığım her şeyi de tabii ki sonuna kadar savunurum. Bilgisayar programları, internet bankacılığı, evdeki makineler, vs. Dünyadaki bu - belki korkutucu- hızlanmaya rağmen önceki kuşaklarla karşılaştırıldığında çok daha fazla "kendi istediğimiz, kendi seçtiğimiz" etkinliği hayatımıza katabildiğimize, kesinlikle daha "gönlümüze göre" yaşadığımıza inanıyorum. Özellikle de kadınlar için geçerli bu durum. Basit bir örnek : Benim çocukluğumda pek çok anne, hem de sadece ev hanımı oldukları halde, çocuklarıyla oynayacak, parka götürecek zamanı bulamazdı. Bitmek bilmeyen bir ev işi yükü vardı çünkü. Ben sadece babamla oynadığımı ve parka gittiğimi hatırlarım, o da tabii hafta sonunda.
    Bugün senin gibi annelerin çocuklarına ayırdıkları süre ne kadar farklı ve bu büyük ölçüde teknoloji sayesinde.
    Dünya değiştikçe insanın da kesinlikle değiştiğine ve uyum sağladığına inanırım, kapasitemiz her anlamda önceki kuşaklardan farklı. Bu yüzden çok da karamsar değilim. Aslında iş hayatında yaşadığımız kabus iş yükünün nedeni de hızdan çok yine insan egoları ve hırsları bence.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aslinda benim oglumla gecirdigim süre teknoloji degil önceliklerimi farkli belirleme sayesinde. Teknolojinin zaman kazandirmadigini, bireylerin üzerinde zaman baskisi yarattigini is tecrübemden biliyordum. Uzmanlarinin simdi ayni seyleri söylemesi ilginc. Fakat bu yan bir konu. Asil demek istedigini anliyorum. Hiz ve yavaslik arasinda bilincle ve esnek bir bicimde gidip gelebilmek tebrik edilesi gercekten.

      Sil
  4. Osmanlı kültürü çok dilli, çok kültürlüydü. "Türk" kavramı ise Osmanlı vakanüvislerinin bazı Türkmen göçebe toplulukları tanımlarken kullandığı bir kavramken, özellikle 19. yüzyılda bugünkü anlamına yakın bir biçimde, yani bir "milliyet"i ifade etmek için kullanılır oldu. Milliyetler, milletler, modernist, entellektüel kurgulardan başka bir şey değil. İngiliz, Alman, Fransız kavramlarının hepsi kurgusal. Bu bakımdan modernizm öncesi Anadolu'da konuşulan dillerde zamanı ifade eden kavramların "Türkçe" olmaması, o zamanlarda henüz "Türkçe" gibi bir dilin ve Türk milliyetinin icad edilmemiş olmasından kaynaklanıyor.
    Elbette zaman da entellektüel bir kurgu. Aslında şimdiki an dışında somut gerçekliği olan bir varlık değil zaman. Ancak bir şeyin gerçekliğini çoğunluk kabul eder ve üretimini, tüm yaşayışını saat denen makinanın işleyişine göre düzenlerse yaşama biçimi ona göre kurulur. Zaman katı ve değişmez bir benlik yanılsamasını destekler, daha az zamana daha çok şey doldurma isteğiyse bu benlik yanılsamasının açgözlülüğü ve yok olma kaygısınından doğar, bu da hızlanmaya yol açar. Oysa daha çok şeyle tıka basa doldurmak, tatminsizliği ve yokolma kaygısını arttırmaktan başka bir işe yaramaz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Özgürel, haklisin. Benim asil merak ettigim su: Örnegin Türkler'de toprak icin onlarca sözcük oldugu, Eskimolar'da da karin degisik hallerini tarif icin hic bir dilde olmayan onlarca farkli sözcük kullanildigi söylenir. Dil bir toplumun düsünce seklinin aynasi olduguna göre, adi her ne olursa olsun Türkce konusan topluluklarin su meshur eski Orta Asya günlerinde zamana direk referans veren sözcüklerinin olmamasini (gercekten yoksa tabii) yazinin ana fikri acisindan ilginc buluyorum. Ben örnegin o devirde yasasaydim ogluma "Vakit de cok gec oldu, nerede kaldi bu baban?" cümlesini nasil kurardim, o bana "Anne ne zaman yemek yiyecegiz?" sorusunu nasil sorardi...gibi bir takim düsünceler :)

      Sil
  5. Bu yazıyı 30 kere gidip gelerek 6 saatte ancak okudum, kesintisiz iş yapamamanın en güzel örneği sana :) Biz ne kadar yavaşlamak istesek de sistem bizi bir şekilde kendine uymaya zorluyor. Yine de tüm suçu sisteme atıp kenara çekilmemeli ama sistemin hayatımızdaki büyük yeri de yadsınamaz bir gerçek.
    Ulaşım ile ilgili bilgiler çok ilginç. İşe gidip gelirken ulaşım araçlarında geçen zaman bana da hep heba edilen zaman gibi gelir. Ama uzak bir üllkeye seyahat ederken saatlerce uçakta oturmak beni yormaz. Demek ki işin ucundaki amaç önemli. O amaca ulaşmak için kullanılan araçlar amacın üzerimizdeki hissiyatına göre işkence ya da zevke dönüşebiliyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. BB, bu cagin bütün sorunlarinda oldugu gibi sistem bireyi böyle zorluyor ama baska türlüsü icin direnc göstermeyince de bir sey degisecek degil. Sahsen elime gecen her firsati direnc göstermek icin kullaniyorum. Direnc derken kendimi ve cevremi hirpalamadan, elimden geldigince...

      Sil
  6. Haben Sie "Die Entdeckung der Langsamkeit" von Sten Nadolny gelesen? Absolut empfehlenswert!!!

    Liebe Grüße

    S.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Na dann werde ich es unbedingt lesen. Vielen Dank für die Empfehlung!

      *
      Yorumda tavsiye edilen kitap: http://en.wikipedia.org/wiki/The_Discovery_of_Slowness

      Sil
  7. Zaman yarata yarata 3 gunde anca adam akilli okuyabildim yaziyi!! Haydi bakalim :)

    Hayatimin en yavaslandirilmis donemini gecirdigimi dusunuyorum cunku kizimla vakit geciriyor, onun buyumesine sahitlik ve yardimcilik ediyorum. Ama bu en yavas donemim bil oylesine hizli ki anlatamam. Kurulduk herhalde bir saat gibi. Dunyayla ayni hizda donmek istiyorsan bunyeyi de ona uyduruyorsun bir sekilde ama yavas (goreceli) ama hizli (goreceli).

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bebeklerin böyle bir ritmi var degil mi? Ayni anda hem cok yavas, hem cok hizli. Cevrelerinde olanlara da hissettiriyorlar. Dedigin gibi, insan bir kez sistemin saatine göre kurulunca, hareket alani daraliyor. Fakat bence önemli olan farkindalik. Bir kez farkina varinca kücük kücük de olsa degisiklik yapilacak durumlari görebiliyorsun. Böylece hareket alani da genislemeye basliyor. Bu arada "saat gibi kurulmak" dedik de, okuyali cok oldu ama Ahmet Hamdi Tanpinar'in "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" de biraz bu durumlara elestiri getirmez mi?

      Sil
  8. Bu aralar en sik kullandigim cumle: "Biri benim hizlandirma tusuma basmis galiba" Kosturarak yasiyorum.Ise kosarak gidiyorum,eve kosarak geliyorum, yemegi dahi hizlandirilmis olarak yiyoruz.Neye yetiseceksek?

    YanıtlayınSil
  9. Benim de basima geliyor bazen. Kosturuyorum ve durup düsününce neden kosturdugumu anlayamiyorum. Yetistigim bir yer yok aslinda. Bu ruh halini (ortada bir sebep yokken, otomatige alinmis gibi kosturmak) kendi adima tehlikeli buluyorum.

    YanıtlayınSil
  10. İşimi askıya aldım, küçük bir şehre taşındım, evde internet bağlantım yok... En yavaş dönemimi yaşıyorum sanırım :)

    YanıtlayınSil
  11. Ne arada tasindin Cokbilmis? :) Her yeni baslangic gibi güzel olmasini dilerim :)

    YanıtlayınSil