"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Çarşamba, Eylül 10, 2008

Yaz muhasebesi

Termometre henüz değilse de, takvimler sonbaharı gösteriyor ya, geçtiğini varsaydığım yazın bir muhasebesini yapmaya karar verdim. Biraz da derlenip toparlanmaya... Aklımda, evde ve blogda...
Aklım karışık, evde durum berbat, blogda içler acısı.
Yazılacağından bahsedilmiş (hatta söz verilmiş) ama yazılmamış yazılar,
başlanmış ama bitirilememiş seri yazılar,
şimdi buradan bakınca yanlış kategorilenmiş (veya hiç kategorilenmemiş) yazılar...

Önümüzdeki günler ve hatta haftalarda aklımı, evi ve blogu derleyip toplamaya ve kışa her açıdan daha sakin bir kafayla girmeye niyetleniyorum. Başarabilecek miyim bir bakalım...

Gelelim yaz mevsimi muhasebesine...
Mayıs ayından başlasam iyi olacak. Hazırlıklar o zaman başlamıştı çünkü. Sivrisineklerle mücadeleye örneğin... Yazı bu açıdan korktuğumdan hafif atlattık diyebilirim. Ses dalgalarıyla sinekleri kaçıran aletlerden kullandık. İşe yaradı mı, emin değilim. Bazen uzun günlerden sonra bir sivrisinek alete rağmen çıkıp geliyordu. O zaman aslında bebeklerde cilt üstüne sürülerek koruma sağlaması amaçlanan ama bizim böyle kullanmaya asla, asla, asla niyetlenmediğimiz bir "doğal" spray girdi devreye. Sivrisineği bulunca sprayi üzerine sıkıyorum. İçindeki bitkisel yağların kokusundan öyle nefret ediyor ki sivrisinek oracıkta düşüp ölüyor. Abartmıyorum. Fakat yazı nispeten rahat geçirmemizde belediyenin iyi çalışmış olmasının da etkisi var sanırım.
Haziran kısmen tatil ayıydı. Türkiye'de biraz nefeslendik. Dönüşte iklim şokuna uğradık. Oğlum ardı ardına hastalandı. Küçük tezgah üstü bahçem ise tahmin ettiğim gibi bu uzun ayrılığa (bize değil, suya) dayanamamıştı. Liçi dışında hepsini kaybettim. Liçi de pek keyifli sayılmaz. Hazirandan beri durmadan yeni yapraklar vermeye çalışıyor ama büyütemeden döküyor yapraklarını. Yeni bahçe atılımları için havaların biraz serinlemesini bekliyorum. Şu anda iklim sözde yeşil parmağımı yerinden oynatamayacak kadar tembelliğe sevklediyor beni.
Temmuz ayında zamanımızın çoğunu evde geçirdik. Dolayısıyla ev içi deneylerine verdim kendimi. Kefir, ekşi maya ve beyaz sirke gibi. Kısmen başarısız ama genelde öğreticiydi. Sonuçlarından memnun kaldık. Biraz da çocukluğuma dair yaz günlerini ve onların heyecanlı oyunlarını hatırladım. Kendime devamını getirme ödevi verdiğim seri yazılardan biri bu.
Ağustos'ta ortanca ve miniği kaybettim :( Nasıl olduğunu sormayın, bilmiyorum. Dedektif romanlarında kilitli oda cinayeti diye bir format vardır ya; kapı içeriden kilitlidir, adam içeride ölü bulunur. O hesap. Bir gün taneciklerin sütünü tazelerken olmaları gereken iki kavanozun ikisinde de olmadıklarını farkettim. Gidiş, o gidiş. Neyse ki tombul var hala. Ağustos ortasındaki 15 günlük tatil boyunca buzdolabında süt dolu bir kavanozun içinde bekledi bizi. Sonra da keyifle kefir üretmeye devam etti. Bu yaz, serinliğiyle bize en çok nefes aldıran şeylerden biri oldu kefir. Ağustos, Malta'da havai fişekli festa kutlamalarının da seyrekleştiği aydı. Yoksa biz mi alışmaya başlamıştık, bilmiyorum. Bu ayın 15 gününü daha serin bir ülkede, koyu yeşile, ağaç gölgesine, su şırıltısına ve hatta biraz yağmura doyarak geçirdim. Dönüşte her zamanki iklim şoku!
Geçen üç ayı çokça evde geçirmek zorunda kalan oğlumu deniz-havuz alternatifi olarak sık sık küvet içine doldurduğum suda oynamaya bıraktım. Bir taraftan bu kadar su kullanmanın vicdan azabını çekerek. Bu yaza ait küçük ekolojik günahlarımdan biri oldu bu. Oğlum çok, çok, çok mutluydu; o ayrı hikaye. Buna karşılık, havaların ısınmaya başladığı Mayıs ayından itibaren bugüne dek bir kez dahi evde klima çalıştırmadık. Biraz klimayı büyük çevre zararlılarından biri gibi gördüğümüzden, biraz da sağlıklı bulmayışımızdan. Fakat son günlerde nem oranı öyle yüksek ve ben sıcağa (ve oğlumun bu yüzden hastalanıp durmasına) burnuma kadar öyle dolmuş haldeyim ki; önümüzdeki günlerde kullanmaya başlarsak hiç şaşırmayacağım bu aleti.
Özetle, bir yaz da böyle geçti.
Geçti diyorum...
Termometre ne derse desin.

2 yorum:

  1. Oğlunun çok çok çok mutlu olduğu o suyu esirgeme ondan... Başka yerlerden de su tasarrufu yapabilir veya çevreye borcunu ödeyebilirsin, ki sen pek çok kişiden daha hafif basıyorsundur eminim yeryüzüne.

    sevgiler.. :)

    YanıtlayınSil
  2. Ne yalan söyleyeyim, bu yaz "yarım küvet dolusu suya karşılık klima" pazarlığı yaptım dünyayla...

    YanıtlayınSil