"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Perşembe, Eylül 18, 2008

Sadece ve sadece hamile...

"Her şeyden önce şunu söylememe izin verin. Siz hasta falan değilsiniz, sadece ve sadece hamilesiniz!"

Sadece ve sadece hamile...

İki yıl önce, doktorumun müjdeli haberi verdiğindeki ilk sözleri bunlardı.
"Hasta falan değilsiniz" demek, "kendinize hasta muamelesi falan yapmaya kalkmayın, normal yaşamınıza kaldığınız yerden devam edin, bu dünyanın en doğal şeyini doğal akışına bırakın" demek.

Öyle yapmaya çalıştım ben de...
Rahat bir hamilelik, kolay bir doğum, sağlıklı bir bebek için okuyup araştırırken aklımın bir köşesinde hep daha doğal olan yöntemi/malzemeyi bulmak, kaynak tüketiminde mütevazi olmak, abartıya kaçmamak vardı. Ve binyıllardır neredeyse kendiliğinden sürüp giden bir döngüye gereğinden fazla karışmamak... Kimi şeyleri doğulu annelerden öğrendim, kimilerini batılı annelerden. Bazen batılı annelerin unutup yeniden keşfettiği bilgilere zaten sahip olmakla gurur duydum. Bazen kağıt üstünde okuduğuma ikna olmadım, bir de doktoruma sordum. Bazen okurken hoştu, uygularken zor. Bazı şeylerin arkasındaki derin felsefe güzeldi, ama ben kolayına kaçtım.


İstedim ki hiç birini unutmayayım, şuracığa yazayım. Bunlar doğal bebek yetiştirmenin, eko anne olmanın anayasasıdır falan demiyorum. Belki başka annelerin (ve anne adaylarının) de işine yarar, belki daha doğala, daha sade olana doğru provoke eder birilerini...

* İlk dersimiz uzak doğulu bir anneden. Hamilelikteki sabah bulantılarına karşı doğal çözümlerden biri zencefilmiş. Çayı, şekeri, kurabiyesi, artık ne olursa...Bilgiyi vermekle kalmayıp bir paket zencefilli şekerleme ile ziyarete gelen bir dost... İnsan daha başka ne ister? Hoş, tatlı o ara en çok kaçındığım şeydi. Bir ikiden fazla yiyemedim. Zencefilli şekerlemeler müstakbel babanın oldu :)) Ben zencefil kavanozunu koklayarak deva buldum.

*Hamilelikte sık görülen diş kanamalarına karşı adaçayı ile gargara öneriliyor. Ne gargarası, ağzınızda şöyle bir dolaştırdıktan sonra için gitsin. Aynı adaçayını doğumdan sonra sütünüz aşırı geldiğinde dengelemek için de içebilirsiniz. Yok, eğer süt miktarını arttırmak istiyorsanız, tam tersi adaçayından kaçınacaksınız.

*Yine hamilelikte sık rastlanan mide yanmalarına karşı ise süt içmek, badem yemek öneriliyor.

* Dünya Sağlık Örgütü'ne göre tüm hamilelik boyunca gerekli olan ultrason sayısı 3'müş! Hiç bir kaynakta ultrasonun anne karnındaki bebeğe zararlı olduğuna dair bir şeye rast gelmedim. Yine de -doktorum da daha fazlasına gerek görmediğinden- bu tavsiyeye sadık kaldım.

* Peki ya cinsiyet? Ha ha ha! Onu doğuma kadar öğrenmemek kararı aldık. Her telefonda "ne meraksızsın!" diyen annemi sinir ettim. 7. ayda istenmeyen bir tesadüfle (doktor kendi notlarını alırken defterine bir mars işareti koyduğunu gördüm) fikir sahibi oldumsa da doğuma kadar bir süprizden ümidimi kesmedim.

* 36. haftadan itibaren Almanya'da yaygın bir halk inanışına göre doğum süresini kısalttığına inanılan ahududu yaprağı çayı içtim. Bazılarına göre bal-şeker vb. katmadan içilemeyecek kadar berbat bir tadı varmış. Ben severek ve daha sonra da içilebilir diye bir köşeye yazarak içtim. Doktoruma sordum; lehine konuşmadığı gibi aleyhine de konuşmadı. Faydasını gördüm mü bilemem ama zararını görmedim.

* Yine 36. haftadan itibaren bu konuda eğitim almış bir ebeye doğuma hazırlık için akupuntur yaptırdım. Bacaklardaki belli noktalara uygulanan bu akupunktur dört hafta boyunca haftada 15-30 dakikalık birer seans olarak uygulanıyor. Amaç yine doğum süresini kısaltmak (dikkat! doğumu erkene çekmek değil, kendi seyrinde başlayan doğumun süresini kısaltmak). Bu yöntemin başarısı hakkında bilimsel kanıtlar var. İlk doğumu sadece 6 saat sürmüş biri olarak (doktorum doğuma yetişemedi, ebem zar zor yetişebildi!) kişisel tecrübem de bu yönde.

*Buradan yola çıkarak diyebilirim ki hamileliğinizi takip eden doktor, doğumunuzu yaptıramayacaksa çok da dert etmeyin bunu. Bazı şeyler binlerce yıldır kendi seyrinde gidiyor, doktordan bağımsız...

*Gelişmemiş ülkelerde belki de mecburiyetten yapılan ev doğumları, batıda gittikçe popülerlik kazanıyor. Kişisel bir tercihle evde, hatta başında ebe bile olmadan doğum yapan kadın sayısında artış var. Kişisel tecrübemden yola çıkarak bilim ve tıbbın değerli desteğini mutlaka almanızı şiddetle tavsiye edebileceğim bir nokta varsa, o da budur. Özellikle ilk doğumsa... Gidin hastanede doğurun. 5 yıldızlı otel lüksüne sahip, suit odalı özel hastane olması gerekmez. Acil bir durumda anında müdahale edilebilecek, yeterince teşekküllü, her daim uzman doktoru olan bir yer olsun yeter. Hastanelerin doğumhaneleri evimizde duyacağımız huzur ve sakinliği verecek şekilde tasarlanabildiği gün orta yolda buluşmuş oluruz sanırım.

* Normal doğurdum. Normal doğumun büyük ve sıkı bir hayranıyım. Daha önce bahsetmiştim. Geçenlerde Türkiye'de sezaryenle doğum sıklığının özel hastanelerde %70, genel ortalamada %45 olduğunu okudum. Korkunç rakamlar bunlar.

* Doğum başlarken uygulanan hafif bir ağrı kesici dışında ağrı kesici/anestezi almadım. "Acaba epidural anestezi istesem mi?" diye düşünmeye başladığım an zaten epidural için çok geçti; doğrusu işime geldi. Hamilelik sırasında kursa gidip öğrendiğim nefes tekniklerini doğru dürüst uygulayabilseydim rüya gibi bir doğum olabilirdi. Nöbetçi ebenin başımda durup nasıl nefes almam gerektiğini gösterdiği her sancıda -abartmıyorum- en az yarı yarıya daha az ağrı hissettim. Kıssadan hisse; hamilelik sırasında "epidural olsun mu, olmasın mı?" diye düşünerek geçireceğiniz süreyi nefes tekniklerini öğrenerek geçirin!

*Peki ya su doğumu? Hakkında hem çok olumlu, hem de bazı olumsuz şeyler duydum. Acil bir müdahale gerektiğinde anneyi sudan çıkarıp müdahale ortamına almanın zor olduğu gibi. Bu konuda en iyisi doğumu yaptıracak ekibin ne düşündüğünü sormak. Eğer onlar başa çıkabileceklerini düşünüyorlarsa neden olmasın?

* Anne sütünün de sıkı bir hayranıyım. Onu da şurada anlatmıştım.

*İlk günlerde anne göğsündeki yaralara karşı güneş ışığı, koyun tüyü, yünlü ve ipekli göğüs pedleri iyi geliyor. Kullan-at göğüs pedleri yerine bu tekrar-kullan'lar çevre açısından da daha iyi. Kendilerini eczanelerde bulabilirsiniz. Ben doğal yöntemlere meraklı bir hastanede doğum yaptım, koyun tüyü tarafıma bizzat oradaki hemşireler tarafından hediye edildi :)

* Bebeğini ilk andan itibaren bebek taşıma bezi kullanarak taşıyan anneler var. Son Türkiye uçuşunda en fazla bir kaç günlük bebeğini sling (bez) ile taşıyan bir anne gördüm, im-ren-dim. Ben becerememiştim. İlk kez 5. aydan itibaren kullandık. Şimdi Ergo kullanıyoruz. Memnunuz, hayranız. Bebek taşıma bezi ve kangurudan şurada bahsetmiştim.

* Hastanede bebeklerimizin günlük bakımını 2. günden itibaren kendimiz yapmamız teşvik edildi. Bebeği silmek için sadece ılık su kullanılıyor, ardından bebek halis sızma zeytinyağı ile siliniyordu. Zeytinyağı şişesini dikkatle incelediğim için en kalitelisinden mutfakta kullandığımız sızma zeytinyağı olduğundan eminim. Eve çıktıktan sonra oğlumu ilk banyodan itibaren 2 ay kadar sadece içine biraz zeytinyağı eklenmiş ılık suda yıkadım. Annem telefonda şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemiyordu ("Kızım hâlâ mı zeytinyağı? Kokmuyor mu bu çocuk?" , "Evet, anneee! Neden koksun?") Ne buram buram kokan banyo sabunları, ne banyo sonrası nemlendiricileri... Hiç birine gerek olmadı. Daha sonraları güvenilir bir markanın tüm içeriği bitkisel olan banyo ürününe geçildi.

* Günlük bakımda saf badem yağı kullanmak niyetindeydim. Ama oğlum sabahları keyifle (bebek masajı ile) yağlanma faslından hoşlanmayınca bu kısmı es geçtik. Belki hoşlanan bebekler çıkar.

*Özellikle yeni doğan bakımında anne sütünün mucizevi etkileri var. Tıkanan minicik burnuna damlattım, yeni doğan sivilcelerinin üzerine sürdüm. Tecrübeli anneler akla gelen her derde öneriyorlar. Anne sütünün anti-bakteriyel etkisi var.

* Yine hastaneden test edilip onaylandığı üzere bebek temizliğinde ıslak mendil yerine sadece su ve küçük havlular kullanmayı denedim. Bir kaç düzine kadar havlum olsa, sonra kirlenenleri yıkamadan önce hızlıca akıtacak kadar da vaktim ve enerjim, sanırım üstesinden gelebilirdim. Fakat 3-4 havlu bez ile böyle bir sistem kurmak mümkün olmadı tabii ki. Ben de ara bir yol seçtim. Ilık suyla ve kalitesine güvendiğim kağıt mendillerle yaptım (ve yapıyorum) alt temizliğini. İçinde türlü türlü kimyasal bulunan ıslak mendilleri seyahatler ve doktor muayeneleri gibi mecbur olduğumuz zamanlar dışında hiç kullanmadık. Böyle durumlar için ise araştırıp mümkün olduğunca az kimyasal içeren, parfüm gibi gereksiz maddeler kullanılmamış olanlarından seçtik.

* Bir çok kaynakta bebek çamaşırlarının temizliğinde yumuşatıcıdan özellikle kaçınılması gerektiği yazıyordu. Bir çok anne gibi deterjan konusunda endişeliyken asıl yumuşatıcıdan korkmam gerektiğini öğrenmek şaşırtıcıydı. Bebeklerde alerjinin en çok rastlanan sebeplerinden biriymiş yumuşatıcı. Yumuşatıcı kullanmayarak, her zamanki deterjan ile yıkadım ben de bebek çamaşırlarını. Yakın zamanda hem yumuşatıcı niyetine, hem de deterjan artıklarını daha iyi durulasın diye beyaz sirke kullanmaya başladım. Şimdi içim daha da rahat. Bebeğimin çamaşırları ille de güzel koksun diyen annelere yumuşatıcı alternatifi olarak son durulama suyuna bir kaç damla essential oil eklemeleri öneriliyor. Lavanta gibi bebekleri rahatsız etmeyecek hafif bir koku tercih edilmeli.

*Hazır bez mi, yoksa kumaş bez mi? Bu konuyla ilgili okuduğum bir yazıda şöyle deniyordu: "Kumaş bezlerin yıkanması için gerekli su ve enerji, hazır bezlerin yarattığı çevre kirliliği ile karşılaştırıldığında verdikleri ekolojik zarar eşittir. Önümüzdeki bir kaç yıl bu açıdan bir çevre zararlısı ile birlikte yaşamayı kabullenin ve dilediğiniz yöntemi seçin." Kendimce ikna olarak hazır bezi seçtim. Şimdi düşününce çok da doğru gelmiyor bu sözler bana. Üstelik kumaş bezlerin kullanımını ve temizliğini kolaylaştıran bir kaç pratik yöntem de duydum o günden bu yana. Ama kumaş temizlik bezlerini bile kullanmayı becerememiş biri olarak kumaş bez kullanmayı becerebilir miydim bilmiyorum. Önemli olan herkesin kendi yaşam şartlarını değerlendirerek bir karara varması. Hazır bezin çevreye daha az zararlı olanları var. Daha az kimya içerenleri ve daha az boyalı süslü olanları. Ben mümkün olduğunca onları tercih ettim.

*Öğrendim ki bir bebeği olabildiğince doğal ve mütevazi yetiştirme çabası sürüp giden bir eylem. O büyüdükçe yeni yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacak ve onları daha doğal karşılama çabası gelecek ardından. Öğrendiklerimi burada yazmaya devam edeceğim tabii. Ama tercihlerini belli etmeye başlayan bir çocukla işlerin daha da zor olabileceğini öngörüyorum. Aklıma agaclar.net Şubat 2007 dergisinde okuduğum "Bir dağ köyünde bir ressam" adlı yazıdan tatlı bir sitem geliyor: "Beni ekolojik yetiştirmişsiniz ama!"

10 yorum:

  1. dergi çok güzelmiş bu arada, neden daha önce bakmamışım.. :(

    YanıtlayınSil
  2. İşte kaç zamandır beklediğim yazı geldi sonunda :) Ahududu yaprağı çayı aklımdaydı ama yeniden hatırlamış oldum iyi oldu, ben de herşey yolunda giderse suda doğumu istiyorum, olmadı epiduralsiz normal doğum diyorum şimdilik (etrafımdaki birçok kişi sancılar bi başlasın görürsün deyip beni korkutmaya çalışıyor ama..) Nefes egzersizlerine de dün itibariyle başladık bakalım, hep olumlu düşünürsem herşey de olumlu geçicek gibi geliyor, bakalım inşallah...
    Sevgiler,

    YanıtlayınSil
  3. İngiltere'deki çift musluk ve karışamayan sular mantığı nedeniyle param parça olan ve kanayıp duran ellere sahip oluyorum kışları. Ne krem sürsem fayda etmeyince, kayınvalidem zeytinyağı sürsene kızım dedi. Yağdan bitlenirsin sözü ile büyütülmüş ve yağlanan ellerini, kayganlık geçene kadar ova ova yıkayan birine denir mi bu hiç :) Pek kulak asmadımdı, Neutregena olmasa öyle perişan gezerdim herhalde. Amma velakin şimdi senin sabunsuz zeytinyağlı banyo tekniğini okuyunca... Bilemedim... Arada bana seni şöyle bir zeytinyağı ile ovalım diyen goncamgiller duymasın bu yazıyı :)

    YanıtlayınSil
  4. Sevgili Evren, tecrübelerin doğal ve sadelikten yana olan anne adaylarının çok işine yarayacak. Günümüzde böyle düşünen anneleri - sayıları az da olsa - görmek hoşuma gidiyor. Biz de ( her ikisi de rahmetli olan annem ve ablamla beraber ) oğullarımı ılık zeytinyağ ile ovup, masaj yaparak büyüttük. Bilhassa gaz sancıları olduğu zaman çok işimize yaradı.

    Son paragrafta yazdıklarını şu an yaşamaktayım. Çocukların kontrolü benim elimdeyken, onları katkısız, doğal, temiz besledim. Hiç hazır gıda vermeden. Ama şimdi kontrolümün dışındalar, bilhassa büyük oğlum benim bu çabalarımı hiç dikkate almıyor malesef. Küçük oğlum ise daha dikkatli. Büyük için üzülüyorum; ama, elimden fazla bir şey gelmiyor. İnşallah bu idrake varacak o da. Koca delikanlı ama , o günleri görmek istiyorum.

    Sevgiyle,

    YanıtlayınSil
  5. Yaban,
    Sağol, ben de daha sık bakamadığım için hayıflanırım o dergiye.

    Yeşim,
    Bu yazının istenmeyen gecikmesi kabusum oldu diyebilirim. Neyseki daha geç olmadan yazıverdim :) Nefes egzersizlerine iyi çalış. İnan, çok işe yarıyor.

    Dilek,
    Bir iki damlacık zeytinyağıyla bir denesen n'olur? Vallahi bitlenmezsin :)

    Münevver,
    Benim oğlumun -büyük bir şans eseri- hiç gaz sancısı, problemi olmadı, biliyor musun? Bu yüzden yazıda değinmeyi unutmuşum bu konuya. Oysa ki dersimi iyi çalışmıştım doğumdan önce. İlle de kimyon veya elma yağı gerekmez, herhangi bir doğal yağla bebeğin karnına masaj yapmak da iyi gelir diye biliyordum. Zeytinyağı herhalde bunun için de en güzel seçim.
    *
    Çocuklar sanırım belli bir yaşta denenmedik hiç bir şey bırakmamak istiyorlar. Alışkanlığa dönüşmediği sürece belki de göz yummalı biraz.

    Sevgiler...

    YanıtlayınSil
  6. Sevgili Evren ne güzel yazmissin :)) Eline saglik.. Ben de Ahududu yapragi cayi icmistim. 36. haftadan sonra öneriyor ebeler aslinda. Ben birazda korkudan cevaret edemedim. 38. haftanin sonunda icmeye baslamistim. 3 gün sonra bebek geldi. Bundan midir bilemem tabi.. Adacayini sütü azalttigi icin önermiyorlar. Bana hastanede sütümü arttirsin diye litrelerce rezene cayi icirmislerdi. Nefret ederim kokusundan ama öyle alismisim ki simdi bile iciyorum :))

    Bebegin pisikleri icin de, ebe tavsiyesiyle zeytin yagi kullandim. Anne sütünü de her derde deva her problemde kullandim. Gözüne sIktim, burnu tikanmisti burnuna sIktim. Banyosuna kattim :)) Almanya'nin bu dogal yöntemleri kullanmasina bayiliyorum..

    Hatta bir kere arkadasin oglunun kulagi iltihaplanmisti. Doktor, hem de profösör "kulagina bir bez icinde rendelenmis sogan koymasini" söylemis. Iltihabi aliyormus aninda..
    Sevgiler

    YanıtlayınSil
  7. oh burası doğal yöntemler veritabanına dönüyor,

    evrencim senin bloğunu şöyle baştan aşağı silkeleyip notlar almak lazım. Herkes bildiğini paylaşıyor, ne güzel...

    YanıtlayınSil
  8. ben de şu silkeleme işini düşündüm yaban gibi. silkeleyelim valla neler çıkar kimbilir.

    YanıtlayınSil
  9. Meltem,
    Eren'in zaten geleceği varmış diye düşünmeden edemiyorum. Ben çayı 36. haftadan itibaren düzenli içtim ve tam 40+0'da doğurdum. Hastanedeki rezene çayının sıkı müşterilerinden biri de bendim:)Bebek pişiklerinden bahsedince bir de demlenip soğutulmuş siyah çay veya papatya çayı sürülmesi önerilmişti, hatırlıyorum. Almanya'da doğal yöntemlere merak konusunda kesinlikle hemfikirim. Doğum hazırlık kursunda ebe daha neler neler anlatmıştı, unuttum, not almadığıma çok pişmanım şimdi.

    Yaban, Funda
    Bu konuda sizin bloglarınız da aşağı kalmaz :)

    YanıtlayınSil