"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Salı, Ocak 31, 2012

Fakat cok gizli bir hayraninizim.

Itiraf edeyim, öyle cok fotojenik sayilmazsiniz.
E, bendeki fotograf makinesi de makine degil.
Fakat cok gizli bir hayraninizim.
Ondandir böyle günlerdir boy boy, poz poz fotograflarinizi cekisim.
Ondandir diğer bloglardaki kar, kış postlarına inat, müjdelediginiz bahari konu edisim.
Minik ellerinizden öper, Barbara'ya selam ederim.






Cuma, Ocak 27, 2012

Hindibanin öksürükle imtihani

Bu yazinin basligi "Cocuklarda Öksürük" de olabilirdi. Ama kendimi baska cocuklarin öksürükleri hakkinda ahkam kesecek kadar uzman hissetmiyorum. Ancak sincabin öksürügünde uzmanim :) Ondaki uzmanligin tarihi bile cok eskiye gitmez.

Ben aslinda cocugu hastalandiginda yürek serinligini koruyan ve rahat kalabilen bir anne olabilmek istemistim. Pek basarabildigim söylenemez. Atesle imtihanimiz malum. Öksürük konusunda ise esimin endiseleri vardi. Ailedeki ciddi kronik bronsit vakalari sebebiyle. Böylece bazen sirf onun icini rahatlatabilmek adina sincabin en kücük öksürügünde kendimi doktorda bulur oldum.

Cocuk sahibi olmadan önce okuluna gitmemenin eksikligini hissetmeyen var mi? Keske su isin bir okulu olsaydi demeyen? Sincabin ilk soguk alginliklarindan birinde gittigimiz doktorla söyle bir diyalog gecmisti aramizda:

Ben  - Öksürüyor da doktor bey.
Dr   - Produktif mi, yoksa kuru öksürük mü?
Ben - Himm, seyy, produktif sanirim,
Ben - Himm, Kuru da olabilir.
Ben - Sanirim her ikisi de var.
Ben - Yani acikcasi ben produktif öksürükle kuru öksürügü tam nasil ayirabilecegimden de pek emin degilim.

Doktor söylediklerimi sessizce dinledikten sonra dönüp bilgisayarina birseyler yazdi. Bugün bile "Anne kuru öksürükle produktif öksürügü ayirt etmeyi bilmiyor. Cocuk yakin takibe alinmali" türünden bir sey yazdigindan süphelenirim :D Muayene odasindan elimde hangi kritere göre verildigi süpheli bir öksürük surubu recetesiyle ve icten ice yikilmis olarak cikmistim. Sözlü imtihanda cuvallamis bir cocuk gibiydim. Anne-babaligin bir okulu olsaydi, hemen o gün gidip kayit olacaktim.

Sincap iyi bir ögretmendi neyse ki. Zamanla bana her cesit öksürükten güzel örnekler sundu. Sahada uygulamali ögrenmis oldum. Esimin bronsit öksürügü korkusu ise hala devam ediyordu. Sonunda her öksürükte en gec 3. gün kapisini caldigim doktor (bu seferki iki cocuk annesi, sahadan da tecrübeli) bana nazikce her öksürügün doktora gelmek icin bir sebep olmadigini animsatti :) "Bizde ailecek 'akcigere inen öksürük fobisi' var doktor hanim. Zararsiz, ufak öksürüklerle ciddi akciger enfeksiyonlarindan kaynaklanan öksürükleri nasil ayirt ederiz?" diye sordum ben de.  Bizi oldukca rahatlatan üc sey anlatti:

1) Ciddi bir akciger enfeksiyonu cok yüksek olasilikla (%99 kadar yüksek bir olasilikla) yüksek ates esliginde seyreder. Dolayisiyla cocugunuz ates olmadan öksürüyorsa rahatlayabilirsiniz. Elbette basit üst solunum yolu enfeksiyonlari da ates yapar. Ama akciger enfeksiyonlari genelde bakteriyel kaynaklidir. Ates cok yükselir, cocugun genel durumu da farklidir. 
2) Ciddi  bir akciger enfeksiyonunda, bronslarin dolmasi durumunda cocuk öksürürken, nefes alip verirken "hirlar", öter. Normalde duydugunuz nefes ve öksürük sesinden farklidir. Nefes alip verirken normale göre zorlanir. Fark edilir.
3) Uzayan öksürük akcigere inmis öksürük demek degildir. En basit grip vakasinda bile, tüm belirtiler kaybolduktan sonra öksürük haftalarca devam edebilir; normaldir. (Kendimden de biliyorum, öyledir).

Bu yil herzamanki doktorumuzun muayenehanesinde bir baska doktor daha calismaya basladi. Bazen de o muayene etti sincabi. Ardarda kuru öksürük kriziyle gecen bir iki gecenin ardindan muayeneye gittigimizde,bize sorunun odadaki kuru hava oldugunu, sadece basucuna nemli bir bez ya da havlu asmamizi önerdi. Bunu zaten yaptigimi söyleyince "öyleyse yatmadan önce odadaki havanin buharlanmasi, nem miktarinin arttirilmasi iyi olur" dedi. Türkiye'deki es-dost cocugundan alisik oldugum icin "buhar makinesi mi almaliyiz?" diye sordum. "Yoo, hic gerek yok, cocuk yatmadan önce odada kapagi acik bir su kaynatma cihazi calistirin yeter" dedi :) Icimdeki herseyi didikleyen annenin ayaklandigi bir gündü. "En kötü ihtimale karsi, bir öksürük surubu yazmayi düsünür müydünüz?" diye sordum. "Bence hic gerek yok, hem yazsam bile ise yariyor mu sizce o öksürük suruplari?" diye yanitladi. Gülümsedim; dogru, uzun zamandir bu izlenimi tasiyordum ben de. Sincabin öksürügünü kesmekte gercekten ise yaradigini hissettigim hic bir surup olmamisti o güne dek.

Evet, öksürük bazen cok ciddi bir hastaligin belirtisi olabilir. Kroniklesebilir, ihmale gelmez, ciddiye alinmalidir. Ama cocuk hastaliklarinin büyük cogunlugunda öksürükten asil rahatsiz olanin cocuktan cok, etrafindaki büyükler oldugunu seziyorum. Icimizden biri endiseli bir tonda "Öksürüyor bu?...", ya da "Gecmedi su öksürügü hala..." demeye görsün, odadaki bütün yetiskinlere bulasiyor endise. Asil önemli olanin, öksürügün sebepleri ve pratik basa cikma yollari konusunda bilgilenmek oldugunu düsünüyorum.

Dün bambaska bir sebeple doktor muayenehanesinde beklerken bir yaziya denk geldim. Tam da demek istedigim seyi anlatiyordu. Aynen aktariyorum simdi. Bunlar telif hakki vb.den bagimsiz her anne-babanin bilmesi gereken seyler. Cocuklarda görülen 6 cesit öksürükten bahsediyor ve her birinde nasil davranmamiz gerektigine dair öneriler siralaniyor:

---
Soguk alginligi öksürügü ( Produktif öksürük yani) :
Klasik öksürük. Nezle ya da ses kisikligi esliginde görülür. Sebebi cogunlukla virüslerdir. Bunlarin disinda belirtiler de varsa ya da öksürük iki haftayi gecmesine ragmen düzelmemisse doktora gidilmelidir. 6 aydan kücük bebeklerde öksürük mutlaka gecikmeden, beklemeden doktora gitmek icin bir sebeptir.


Ne yapilabilir?:
  • Bol su ya da cay gibi duru sivilar icirmek (Cay, bitki ya da meyve cayi tabii, siyah cay degil)
  • Ortamdaki havanin nem oranini yükseltmek (En basitinden kaloriferi kisin, kapatin. Buna karsilik cocugu kalin giydirin)
  • Geceleri uyurken cocugun vücudunun üst kismini yükseltin. Bu solunumu kolaylastirir ve iltihabin daha kolay akmasini saglar. (Bebeklerde silte altina büyük bir klasör koymak ise yarar) (Benim notum: Sincabin gece öksürüklerinde en cok ise yarayan sey budur. Cocuklar biz yetiskinler gibi gece uykularinin arasinda da bogazlarini temizleyemiyor sanirim. Ya da kücücük bogazlari bizimkinden daha kolay tikaniyor. Öksürügü varsa, mutlaka gece yatmadan arti bir yastikla takviye ediyorum bu yüzden. Bazen o da yetmez, gece kalkip 15-20 dk. kadar kucagimda yari oturur pozisyonda tutarim. Kendi kendine bogazini temizlemeye basladigi hemen farkedilir, sonra da uykuya dalar hemen. Bebeklerde basin altina ek yastik yerine, silte altina yükseltici herhangi bir sey öneriliyor. Cünkü zaten bebeklerin normalde de yastiksiz, pürüzsüz yüzeyde uyumasi tavsiye edilir. O yüzden yattigi yüzeyin üst kisminin bütün olarak alttan yükseltilmesi gerek.)
  • Sirta ya da gögüse cocuklara özel bronsiyal balsamlar sürülebilir. Isitici bir etkisi vardir ama bazi ciltler alerjik reaksiyon gösterebilir (Benim notum: Bu tür ürünler yogun eterik yag iceriyor genelde. Okaliptüs, Kafuru, Nane, vb gibi. Bu tür eterik yaglar 6 aydan kücük bebeklerde kullanilmamasi gerekiyor. Bir kac damlasi bile solunum yollarinda bir tür felc yaratip daha ciddi sorunlara yol acabiliyor cünkü. Sahsen Vicks de kullanmiyorum. Cünkü icindeki temel yag bitkisel degil. Vazelin, yani petrol türevi. Bu tür bir ürün mutlaka doktora sorup, eczaneye danisip alinmali bence.) 
  • Rezene, anason ve kümmel (bu Almanca'si, Türkce'de Karaman kimyonu diye biliniyor olabilir. Bildigimiz kimyondan tamamen farkli) tohumlarini iceren bir öksürük cayi yapilabilir. Ihlamur ve diger cicek caylari alerjiye sebep olabileceklerinden dikkatle kullanilmalidir. Öksürük cayi tatlandirilarak verilebilir. 
  • Klasik gögüs sargisi. Gögüs üzerindeki isi kan dolasimini arttirir ve böylece iltihabin sökülüp atilmasini kolaylastirir. (Bu yöntem Almanya'da cok kullanilan geleneksel bir tedavi yöntemi. Türkiye'de de benzer uygulamalari duyuyorum. Gögüse isitilmis herhangi bir seyin -patates örnegin- sarilmasi mantigina dayaniyor. Ama rastgele degil, bir bilence yapilmali bence; baslibasina uzmanlik konusu)
Kuru öksürük (Gicik)
Zaten tahris olmus bogazda, soguk hava ya da kuru kalorifer havasinin, ev tozunun, ince tozun ya da küf gibi alerjenlerin tetiklemesiyle olusur.  Nöbet seklinde gelebilir; agri/aciya sebep olur, bogazi temizlemez.


Ne yapilabilir?
  • Ilik dus
  • Ortama nemli bez ya da havlular asmak. Kaloriferi kismak, cocugu kalin giydirmek.
  • Inhalasyon
  • Balli ilik süt ya da cay bogazi yumusatir. (Sütün bogazda balgami arttirma özelligi oldugunu biliyorum. Bu yüzden produktif öksürükte önerilmez. Bunun tek istisnasi anne sütü alan bebekler; onlara süt yasagi yok :) )
Bronsit:
Akut bronsitin sebebi cogunlukla virüslerdir. Genellikle cocuk öncesinde bir nezle ya da bogaz enfeksiyonu gecirmis olur. Bronslarin yüzeyinin iltihaplanmasiyla öksürügün sesi degisir. Brons iltihabi, kaslarin kasilmasina sebep olacak kadar ileri düzeydeyse  tikayici  (obstruktif)  bronsitten bahsedilir. Cocuk özellikle nefes verirken islik sesi gibi "ötüyorsa", gecikmeden hemen ayni gün doktora gidilmelidir. Soluk verirken herhangi bir zorlanma hicbir zaman normal degildir ve acikliga kavusturulmasi gerekir. Cocuk ne kadar kücükse, doktora o kadar cabul gidilmelidir! Antibiyotik tedavisi gerekebilir.


Neler yapilabilir?
  • Doktor tedavisine ek olarak,
  • Dinlenme, temiz hava, bol sivi
  •  Gögüs sargilari ve iltihap sökücü caylar
Croup sendromu (Yalanci difteri öksürügü):
Tipik özelligi özellikle gece uykudan uyandiran ve köpek havlamasini animsatan (tok sesli) bir öksürüktür. Ses kisikligi da görülür. Cocugun nefes alisi belirgin sekilde duyulur. Bu hastalikta iltihap girtlakta, ses telleri civarindadir ve buradaki dokularin sismesiyle solunum yolu daralir. 9 ay-5 yas arasi cocuklarda cok görülür (Gercek croup öksürügü sadece difteride görülür ve cok nadir rastlanir) . Sebebi  genellikle virüsler, islak.soguk hava ve hava kirliligi ve ortamda sigara icilmesidir. 


Ne yapilabilir?
  • Sakin olun, cocugunuzu da ancak böyle sakinlestirebilirsiniz. 
  • Cocugunuzu dik tutup bir battaniyeye sararak balkon ya da acik pencere önüne getirin. Serin hava solumasini saglayin.
  • Daha önce benzer bir kriz yasamissa, doktor tarafindan bir kortizon fitili verilmis olabilir. Fitile ragmen gecmeyen krizlerde hemen hastaneye gidin.
  • Cocukta bir egilim belirlenmisse, önleyici olarak serin, nem orani yüksek  ve temiz havali odada uyumasina dikkat edin.  Bütün evde sigara yasagi!
Bogmaca öksürügü:
Asilanmis cocuklarda da görülebilir. Sebebi bakteriyeldir. Özellikle geceleri gelen agir, kusmaya sebep olacak sekilde tikayan öksürük kriziyle kendini belli eder. Mutlaka doktora gidilmelidir. Teshis ne kadar erken konursa, iyilesme o kadar hizlidir. Antibiyotik tedavisi gerekir.


Aliskanlik öksürügü:
Genellikle bir soguk alginliginin ardindan acik agizla, havlar sekilde öksürük. Genellikle cocuga bir sey soruldugunda ya da bir sey istendiginde. Baska bir belirti yoksa, aliskanlik öksürügünden bahsedilir. Cocuk uykusu arasinda ya da dikkati dagildiginda öksürmez.


Ne yapilabilir?
Zor gelse de öksürügü duymamazliktan gelin. Cocugun bunun disinda yeterli ilgi,alaka gördügünden emin olun.


---

Farkettiysen makalede bahsedilenler bir yana, öksürükte kullanilabilecek özel caylara, sogan ya da turptan imal edilen ev tipi dogal suruplara, gögüs sargilarina vb.ne hic girmiyorum. Cünkü sincaptaki tecrübem, cocuklarin bu tür seylere karsi icgüdüsel bir direnisi oldugu yönünde. Sincabin mottosu su: "Rezeneli bal hayir, aspartamli öksürük surubu evet!" Dolayisiyla teoriden cok iyi bildigim bu receteleri, pratikten onaylayarak sunamiyorum. Ama bende ise yarardiklari bir gercek. Belki de "Hindibanin öksürükle imtihani - II" ya da "Yetiskinlerde Öksürük" baslikli bir yazi daha yazmaliyim.

Yalniz öksürük konusunda bu kadar laf üretme kapasitemin oldugunu ben bile bilmiyordum!

Çarşamba, Ocak 25, 2012

Ayirici tani - II

Konumuz lahanalar :)
Lahana ciddi konu. Gayet yararli bir mevsim sebzesi. Uzun uzun anlatmayacagim ama bilsek ve unutmasak soframizdan bir gün bile eksik etmeyiz. O derece :) Bir cok da cesidi var. Ben de bilmiyordum bazilarini, yeni ögrendim. Itiraf ediyorum, Karadeniz'in meshur kara lahanasini ben yillarca bildigimiz, salatasi yapilan kirmizi lahana sanmistim. Degilmis :) Iste böyle seylerden bahsedecek, Brassica ailesiyle tanistiracak bizi bu yazi. Asil amac ayirt etmek oldugundan yine cok detaya girmiyorum.

Beyaz Lahana / Brassica oleracea convar. capitata var. alba / Cabbage / Weisskohl : En bildigimiz lahana :)

Photo by La Grande Farmers' Market
Kirmizi Lahana / Brassica oleracea convar. capitata var. rubra /Red cabbage / Rotkohl : Salatasini yaptigimiz lahana.

Photo by antiapathy


Kara lahana / Brassica oleracea var. sabellica  ya da Acephala / Kale / Grünkohl : Karadeniz'de meshur lahana. Isil veggieway'de "Kale" diye anlattikca merak ederdim. Meger karalahanaymis ve asil karalahana buymus :) Corbasi, sarmasi, kimbilir daha neleri neleri yapilir.

Photo by photofarmer


Milano lahanası / Brassica oleracea convar. capitata var. sabauda / Savoy cabbage / Wirsing: Almanya'da tanistim. Beyaz lahananin kirisik ve acimsi kardesi.

Photo by stg. pfeffer


Spitzkohl: Internette ne bir ayri Latince ada, ne de Almanca disinda beyaz lahanadan baska bir adina rastladim. Beyaz lahananin farkli bir formu mu? Ben de bilmiyorum. Bilenler beri gelsin, anlatsin :)
Photo by JaBB


Çin Lahanası  / Brassica rapa subsp. pekinensis / China cabbage , Napa cabbage / Chinakohl : Cig de yenir. Yokluk bölgesi Malta'da, dogru dürüst marul bulamadigimiz günlerde bundan salata yapardim. Hey gidi günler, hey :D 

Photo by arbyreed


Brüksel lahanasi / Brassica oleracea var. gemmifera / Brussels sprout / Rosenkohl : Minyatür lahana. Aslinda bitkinin tomurcuklari, lahanadan farkli olarak bir dal boyunca büyüyorlar.

Photo by andreasheyden


Alabaş / Brassica oleracea var. gongylodes / Kohlrabi, German turnip / Kohlrabi: Anlatmaya üsendim.

Photo by Lawrence Farmers' Market


Karnabahar / Brassica oleracea var. botrytis / Cauliflower / Blumenkohl: Malum :)

Photo by pizzodisevo


Brokoli / Brassica oleracea var. italica / Broccoli / Brokkoli: Malum :) Bu ailedeki pek cok sebzenin oldugu gibi brokolinin de hem yesil, hem de mor renklisi var :) Brokoli ve karnabahar icin " Lahanayla ilgisi ne? " diye sorabilirsin; ayni türün varyasyonlari. Garip ama gercek :) Her ikisi de bitkinin henüz acmamis cicek kurulu aslinda :) 

Photo by sk8geek


Piramit karnabahar, Minare karnabahar, Romanesco / Brassica oleracea convar. botrytis var. botrytis  / Romanesco broccoli / Romanesco brokkoli : Dünyanin en gerceküstü sebzesi kanimca :)


Photo by IsaacMao


Nasil?

Bundan böyle kisin markette pazarda gezerken daha botanik bir gözle bakabilir, daha da önemlisi Brassica kardesleri birbirine karistirmayiz, degil mi? :) Unutmadan bazi hardal türleri ve adi kötüye cikmis Canola/raps yaginin elde edildigi bitkinin de bu aileden oldugunu belirtmeden gecemeyecegim :)
Ne aile ama :)

Pazartesi, Ocak 23, 2012

Ayirici tani - I

Yok, doktorluk yapmaya kalkismayacagim :)
Cesitli sebeplerle birbiriyle karistirilan (ya da benim karistirdigim ya da ortak bir özellik tasiyan ya da ayni ailenin bireyleri olan) bitkileri birbirinden ayirip tanimaya yarayan bir dizi fotografli yazi yazmak var aklimda.

Serinin bu ilk yazisi sifali olmalari sebebiyle haklarinda cokca konusulan ve birbirleriyle cok karistirilan bazi yabani meyveler hakkinda. Asil amacim bitkileri tek tek tanitmak degil, sadece karsilastirmak oldugundan  aklima gelen en önemli özelliklerini yazmakla yetinecegim. Ya da sadece isimlerini anacagim.  Özellikle yaban mersini konusundaki karisikligi gidermeme yardimci olan Tijen'e cok tesekkürler. Isimler Türkce / Latince /Ingilizce /Almanca seklinde:

Kızılcık / Cornus mas / European Cornel / Kornelkirsche :


Photo by flora.cyclam
Anavatani Güney Avrupa ve Güneybati Asya olan bir agac(cik)in meyvesidir. Yani Türkiye'de de yetisir. Anadolu'nun unutulmaya baslayan meyvelerinden diyecegim neredeyse. Sari, kücük ciceklerini baharda bütün meyve agaclarindan önce acar. Eksimsi, zeytin gibi ince uzun, kirmizi meyveleri sonbaharda en gec olgunlasanlardandir. Bahar hali böyle, sonbahar hali söyledir. Oldukca yararli bir meyvedir. Ates düsürücü etkisinden bahsedilir. Surubu, marmeladi, sekerlemesi, salamurasi, tarhanasi yapilir. Icinde yine zeytin cekirdegini animsatan, sert, oval , tek bir cekirdegi bulunur.


Turna yemisi (Kaynak: agaclar.net) / Vaccinium subgenus Oxycoccus / Cranberry/ Moosbeer, Kranichbeer 


Photo by Theogarver
Ingilizce adiyla yaygin olarak Cranberry olarak bilinen bu meyvenin anavatani Kuzey Amerika. Herdem yesil bodur calilarda yetisiyor. Meyveleri kizilciga benzemesine ragmen onun gibi ince uzun degil, daha yuvarlak. Cicekleri pembe. Yapraklari da cok farkli. Su fotografa bakilirsa cekirdek yapisi da kizilciktan ayirabilmekte yardimci. Susam büyüklügünde imis tohumlari. Türkiye'de iklim yetistirmeye uygun, meraklisi yetistiriyor. Özellikle idrar yollari iltihaplanmasina iyi geldigi bilimsel arastirmalarda da kanitlanmis. Meyvesuyu, sosu, receli yapiliyor. Tatlandirilmis, kurutulmus meyveleri de var. Türkiye'de de aktarlarda satiliyor. Isin ilginc yani islenmemis halinde kizilcikla karistirilan bu meyvenin, kurutulmus hali de yaban mersini diye satiliyor :)

Likapa, Cay üzümü, Mavi yemis / Vaccinium myrtillus / Blueberry, Bilberry / Heidelbeer


Photo by Simply Bike
Maviyemis ya da Karadeniz'de bilinen adiyla Likapa doganin nadir mavi meyvelerinden biri ve diger mavi meyveler gibi rengini üzerindeki bugulu tabakadan aliyor. Onu elimizle sildigimizde rengi aslinda siyahimsi :) Alcak calilarda yetisiyor. Cig yerken agiza gelen belirgin bir cekirdegi yok. Sifali meyvelerden biri. Wikipedia'nin yazdigina göre en az bin yildir Avrupa'nin geleneksel tibbinda bir yeri var. Akla gelen herseyi yapilabilir: Marmelat, sos, surup, pasta, kek, kurabiye, dondurma.  Türkiye'de bu meyvenin kurusu da yaban mersini olarak biliniyor ve satiliyor.  "Eger bu yaban mersiniyse kirmizi olan ne? Eger kirmizi olan (yani aslen cranberry) yaban mersini ise bu meyve ne?" diye sormadan edemiyor insan. 



Yaban mersini, Mersin, Murt / Myrtus communis / Myrtle / Myrte



Photo by Barbol
Bu benim sahsen bilmedigim bir bitki. Internet üzerinden bulduklarim ve bana aktarilanlarla sınırlı tanisikligimiz. Akdeniz'e kiyisi olan ülkelerde yabani olarak yetisiyor. Beyaz cicekleri var. Beyaz ve morumsu siyah renkte meyve veren iki türü var. Morumsu renkteki yaban mersini ilk bakista maviyemisi (likapa) andiriyor. Biri kusburnu seklinde, digeri yuvarlak olmasina ragmen ilk izlenim ayni. Bu benzetis Latince adlarina yansidigi gibi, zamanla bir karisikliga da yol acmis olabilir (sahsi yorumum). Wikipedia'da belirtildigine göre "myrtle" adi Ingilizce'de de ilgisiz baska bitkileri nitelemekte kullanilirmis. Anladigim kadariyla, degeri mutfaktan cok bahcede.  Romalilar'dan bu yana sembolik anlamlar yüklenen, deger verilen bir bitki.

Goji , Kurt üzümü / Lycium barbarum / Goji berry, Wolfberry / Gojibeer, Bocksdorn

Photo by Sten Porse
Güneydogu Avrupa ve Asya'ya özgü bu meyve, özellikle Cin tibbinda önemli bir yere sahip. Yararlari ve yetistirme sartlari icin bkz. Meyvelitepe :) Kizilcik, cranberry ve hatta kusburnu veya karamuk meyvesiyle karistirilma potansiyeli görüyorum kendisinde. O yüzden not düsmek istedim :)

Frenküzümü / Ribes türleri / Ribes, Currant / Johannisbeere
150'ye yakin türü olan genis bir aile olmasina ragmen, en yaygin bilinenleri, kirmizi, siyah ve beyaz meyve veren frenküzümleri:

Photo by Ronile35

Photo by Saxo

Ahududu / Rubus idaeus / Raspberry / Himbeer


Photo by me'nthedogs


Bögürtlen / Bazi Rubus türleri / Blackberry  / Brombeer 


Photo by Bob Richmond


Aslinda dahasi da var :) Cünkü doga öylesine zengin ki, her cografyada, her iklimde birbirine benzer benzemez bir sürü güzel, yararli, yabani meyve sunuyor bize.

Ama bu kadarini bilmek bile yeterli diye düsünüyorum. Ne dersin?

Güncelleme (24.01.2012):
Pelin'in istegi üzerine:


Kusburnu / Bazi Rosa türleri / Rosehip / Hagebutte


photo by James Bowe
Emin degilim ama sanirim Türkce'de sadece Rosa canina (dog's rose, hundsrose) türüne (yukaridaki fotograf) kusburnu deniyor. Pek cok baska gül türünün meyveleri de yenebilir. Cayi, surubu ve marmeladi yapilir. Bazilarinin icindeki C vitamini oraninin Rosa canina'dan bile fazla oldugu söyleniyor. Biz bildiklerimizi sonbaharda doga yürüyüsleri sirasinda toplayip cig yiyoruz. Fakat her gül meyvesini emin olmadan kusburnudur diye yememek gerek.  


Karamuk, kadin tuzlugu / Bazi Berberis türleri / Barberry / Berberitze, Sauerndorn, Essigbeer


Photo by the justified sinner
Karamuk yabani olarak Anadolu'da yaygin yetisen ve kullanilan bir bitki. Cok dekoratif oldugundan sehirlerde de cit bitkisi olarak kullaniliyor. Yalniz her cinsi yenmiyor. Yanindan gectigimiz her citten meyvesini koparip yiyemiyoruz bu yüzden. Avrupa'da geleneksel olarak marmeladi yapiliyor. Salamurasini yapmak mümkün. Sekerlemesi de yapilabilir gibi kalmis aklimda. Yenebilen türlerinin taze yapraklari baharda salatalara katilabilir; eksi ve cok hos bir tadi var. Ayni yapraklar kuru ya da taze olarak "karamuk pilavi" yapmakta kullaniliyor Anadolu'da. Cok severek yaptigim bir yemektir :) Kökleri halicilikta sari renk elde etmek icin kullanilir. Harika bir bitki yani :) Dikkat! dikenlidir :) 

Perşembe, Ocak 19, 2012

Bir "Önemli Gün ve Haftalar" yazisi daha...
Sen belki farkinda bile degilsin ama iki gün sonra, 21 Ocak, Dünya Kucaklasma Günü'ymüs.
Ben de farkinda degildim keza. Bir dergide okudum.
Dünya Kucaklasma Günü, hani su internette videolarini gördügümüz, kalabalik caddelerde, meydanlarda "Free Hugs" (Bedava Kucaklasma) yazili kartonlarla dolasip bedava sarilma hizmeti sunan arkadaslarin günü. Bu fikre biraz mesafeli oldugumu belirtmeden gecemeyecegim. Yani sokakta biri bu türden bir kagidi boynuna asmis, üstüme dogru gelirken ne tepki verecegimi tam kestiremiyorum dogrusu.

Asil demek istedigim su: Yapilan bir arastirmaya göre bir yetiskin kendini huzurlu ve mutlu hissedebilmek icin günde 16 kucaklasmaya gereksinim duyuyormus. Hangi arastirma dersen, bilmiyorum. Internette aradim, bulamadim. Google'da cesitli rivayetler var. Günde ortalama 4'ten basliyor; 17'ye kadar gidiyor ideal kucaklasma sayisi. "Hugs and Health" diye ara Google'da; sen de ilginc seyler okuyacaksin.

Fakat daha da asil söylemek istedigim su: Yetiskinler günde 4-17 kez sarilmaya ihtiyac duyuyorsa, ya cocuklar? Ya daha annesinin karnindan, sicak, güvenilir, sarip sarmalayan minik dünyasindan yeni cikmis bebekler? Günde kac kucaklasmaya, kac sarilmaya gerek duyarlar? Bu günkü aklimla sincabi yeni dogdugu haftalarda  ve aylarda kucagimdan indirdigim bile hata.
Kabul, cok kucagimda tasidim.
Kabul, etrafin "alisir, tasima" demesine kulak asmadan tasidim.
Kabul, bebeklerin fazla kucakta tasinmadigi bir iklimde egzotik ve absürd durma tehlikesine ragmen tasidim.
Kabul, dört bucuk yasinda ve sabahlari uyandirdigimda hala "kucagina al beni" diyor.
Kabul, cok zorlandigim halde kahvalti sofrasina kucagimda götürüyorum.
Kabul, bu sirada kollarini kollarimin altindan gecirip kendine sicak bir kuytu hazirlamasina bayiliyorum.
Kabul, zer-re kadar pisman degilim :)

Babamin 5 yasimdayken beni bir Anitkabir ziyareti boyunca ayaklarim ciplak diye (nedenini hic sorma, uzun hikaye) kucaginda tasidigini, bütün aslanli yolu, mozoleyi, her yeri onun kucagindaki perspektiften bakarak gezdigimi animsarim. 5 yasima dair unuttugum cok sey var. Bu ani  ki, icimi isitan, her yerde her daim icimi sonsuz bir güven duygusuyla dolduran cocukluk anilarindandir.

Cocuklarimizin sarilmamaya, kucaklasmamaya alismasindan korkmali.
Eksik kalisimiz orada baslar.

Ilgini cekerse bu da yasamin ilk döneminde bedensel güvenlik ve sicaklik duygusunun sonraki dönemlerdeki etkilerine dair Almanca, kisa bir video. Su ise güven duygusu üzerine bir saatlik bir video. Bu videonun bir bölümünde güven duygusunun olusmasinda oksitoksin hormonunun islevinden bahsediyor. Evren de yakin zamanda su yazisinda bahsetmisti kendisinden. Oksitoksin, sen nelere kadirsin! 

Çarşamba, Ocak 18, 2012

Senin icin zencefil receli yaptim dostum.

Bilmiyorum, bugünü öteki günlerden ayiran neydi?
Ama bir sey vardi, farkli.

Sabah mutfakta dünün alisverisinden beni bekleyen iki seye baktim: Pirasa ve zencefil. Neredeyse bir yil kadar önce yine bir gün mutfakta hem pirasa, hem zencefil pismisti. Ikisinin kokusu birbirine karismisti ve ben cok mutlu, cok huzurlu hissetmistim kendimi. Bunu hatirladim. "Bugün de pirasa ve zencefil pissin birlikte ve ben mutlu hissedeyim kendimi" diye diledim.

Posta kutumda cooook eskilerden, sanki yüzyil öncesinden bir sarki vardi. Dinledim, animsadim, bir liseli cocuk oldum yine.

Posta kutusunda adresine nihayet ulasmis bir kutunun haberi vardi. Sahibini biraz aglatmis, postaci kadini mutlu etmis. Postacilarin mutlulugunu önemsedigimden bahsetmistim, degil mi? Ben de azicik agladim, hadi itiraf edeyim.

Pirasalari incecik dograyip, biraz tuzla zeytinyaginda kavurdum. Hepsi bu.
Zencefilleri recel yapmaya karar verdim.

Posta kutuma bir sarki daha düstü. Bu seferkini bilmiyordum. "Bu da benden sana armagan olsun" diyordu ilistirilen notta. Dinledim. Sevdim. Ama durdum.

Ben "dost" diyemem, hic farkettin mi? Bir vakitler "en yakin arkadasim, dostum" diye tanidigim ve tanittigim insanlardan derin kaziklar yemisligim var. Cok yüregime oturmuslugu, cok nefesimi kesmisligi  var. Epey bir zaman ince ince kanamisligi var. Zor gelir ondan beridir. Hic kimse icin kullanamam. Ezilirim de bu yüzden. Bu kez de ezildim.

Zencefil recelini söyle yapiyorsun. 250 gr taze zencefili, yika , soy, kabuklari atma. Bir limon ya da misket limonunun suyunu sık. Onun kabugunu da atma. Limon suyu, 750 ml. su (ya da beyaz sarap) ve zencefil kabuklarini kaynama noktasina getir. 30 dakika düsük isida yavas yavas kaynasin. Bu arada limon kabuklarini rendele (organikse). Zencefilleri ince ince dogra. Kaynayan suyun icinden zencefil kabuklarini süz. Onun yerine limon kabuklarini ve zencefilleri ekle. Kapagi kapali olarak orta isida zencefiller camsi bir görüntü alana dek pisir. Su mümkün oldugunca kaybolmasin. Ama kaybolursa bir iki fincan elma suyu ya da su eklenebilir (ben portakal suyu ekledim). Sonra bir kg seker ekle. Biraz da pektin. Bu benim yöntemim. Bu noktadan sonrasi bildigin recel nasil yapiliyorsa öyle. Sen de bildigin gibi yap. Sonra kavanozlara doldur, hemen kapaklarini kapat ve ters cevir.

Receli yaparken mutfaga dolan zencefil kokusundan nasil da mutluydum ve nasil da istiyordum, sana da bir kavanoz gönderebileyim.

Annem aradi o sirada. Sesinde bir heyecan. "Bugün beni biri aradi. Ben bu sesi taniyorum, bu kim, bu kim, derken, bil bakalim kim?" dedi. "Anne, bilemeyecegim simdi, sen söyle hemen" dedim. "D.!" dedi. Liseden arkadasim. Ikimiz de Beden Egitimi'nden raporlu, ögretmen oturup test cözmemize izin vermiyor. O dayisindan ögrendigi sekliyle "Karli Kayin Ormaninda"yi söylüyor. Cok da güzel söylüyor. Spor salonunun gürültüsünde ikimizden baska hic kimse duymuyor. Ben o zamanlar henüz hic kayin agaci görmemisim. Hic asik olmamisim bir agaca. En son 10 sene önce Izmir'e bir gece yolculugunda karsilasmisiz. Onun bir cocugu olmus, ben daha yeni evlenmisim. Telefon numaralari alip vermisiz. Arayamamisiz. Sonralari denendiginde yanit vermemis telefonlar. Sonu gelmeyen tasinmalar...

Rüyasinda görmüs beni bir gece önce. Annemlerin telefonunu bulmus cikarmis bir yerlerden. "Belki hala degismemistir" diye cevirmis bir heyecan numaralari. Annemin sesini duyunca nasil mutlu olmus.

Ben bir e-mail yazdim ona hemen. O da hemen yanitladi.
"Canım arkadaşım;" diye baslamis söze.  (Ne arkadaşı gerçi; dostum, kardeşimsin sen benim.) diye tamamlamis parantez icinde. O zaman aglamaya basladim iste. Bu kadari cok geldi bir günün icinde. Belki zamani simdiydi ve ondan görmüstü rüyasinda.

Daha gecen gün "Sevebilmektir kutlanasi olan, sevilmek degil" diyordum. Ben. Kendim.
Önemli olanin, birine bütün risklerine karsin yüregini acip "dostum" diyebilmek oldugunu unutmustum.
Önemli olanin, iyi dost(lar) sahibi olmak degil; kaziklar yediginde bile dost kalabilecek kadar iyi bir dost olabilmek oldugunu unutmustum.
Demir cariklarimi cikardim. Hemen oracikta.
Aşil topuguma ragmen cakil tasli yollarda ciplak ayakla yürüyecegim bundan sonra.

Iste böyle sevgili dostum.
Nasil da isterdim sana da bir kavanoz zencefil receli gönderebilmeyi.

Tadina baktim; hem aci, hem tatli.
Baska nasil olacakti?


Mutfak pirasa ve zencefil kokulu; icim mutlu, huzurlu, sevgi dolu.
Nasil diyordu o sarki?
"Dostlar arasinda bugün, sevgiyle dolu yüregim"

Guarana

Photo by ggallice

Guarana çalısı...
Latince adi Paullinia cupana.
Bir sifali bitkiler kitabinda fotografıyla ilk kez karsilastigimda, meyveleri bana yorgun ama acik durmak icin kendini zorlayan gözleri animsatmisti.

Fotografin altindaki aciklamayi okuyunca gülümsemeden edememistim. Bol miktarda kafein iceriyormus. Enerji arttirici özelligi Amazon yerlileri tarafindan öteden beri bilinip kullanilirmis. Bugün Brezilya'da uyanik kalmak icin icilen, sevilen bir icecegin ana maddesiymis. Sporcular da performans arttirmak icin kullanirmis.

Lokman Hekim olmaya, Sahmeran'dan cani pahasina ilim almaya ne hacet? Doga avaz avaz bagiriyor sifasini. Ne zamana dek kapatacagiz kulaklarimizi, gözlerimizi?

Pazartesi, Ocak 16, 2012

Kahverengi Ayı

Photo by Dumi

Yaz ortasinda bir aksamüstü nehir kenarindan dönerken rastladik kendilerine.

Kaldirimin kenarinda.
Ömrünün son demlerinde.
Gercek olamayacak kadar güzeldi.
Ya da insani gercegin ne oldugu konusunda düsündürecek kadar.
Kipirdamasaydi, alip varolmayan kelebek koleksiyonumuzun ilk parcasi yapacaktik.
Ama kipirdiyordu.
Hala yok o koleksiyon.
Kelebek ise ertesi gün yoktu.

Üzgün müyüm?
Hayir, degil.
"Tirtilin dünyanin sonu dedigine, usta kelebek der"mis.
Kelebegin dünyanin sonu dedigine ne diyecegimizi kim bilebilir?

Bence sadece tanisalim diye oradaydi.
Her günün basli basina bir bayram oldugunu...
Ve etrafimizin her an mucizelerle dolu oldugunu animsayalim diye.

Haydi tanisalim öyleyse.
Latince adi Arctia caja
Ingilizce'de garden tiger, Almanca'da  brauner Bär deniyor.
Türkce'de de adinin "Kahverengi Ayi" olduguna dair rivayetler var.

Derler ki, bir gün yolumuza söyle cikma olasiligi da varmis:

Photo by Deanster1983
Düsündürücü, degil mi?

Perşembe, Ocak 12, 2012

Sevginin kutlanasi halleri üzerine...

Photo by depenbusch
Fotograftaki adeti ve anlamini biliyor musun? :)
Günlerden ne olursa olsun,
bu yazinin günü bugün.
-
Gecen yil soguk bir kis sabahi oglumu anaokuluna biraktiktan sonra alisverise gidiyordum. Hava soguktu; biraz da isinmak icin hizli yürüyordum. Demir köprünün üzerinden gecerken köprünün girisinde göz hizasina ilistirilmis bir not dikkatimi cekti. Genellikle ilanlarin asildigi yerdeydi ama bir ilandan cok kisa bir siire  benziyordu.

Bütün bunlari farkedene dek köprünün üzerinde bir kac adim yürümüstüm de. Merakima yenilip geri döndüm ve kagitta ne yazdigina baktim. Bir siirdi gercekten:

Morgens und abends zu lesen 

Der, den ich liebe
Hat mir gesagt
Daß er mich braucht.
Darum
Gebe ich auf mich acht
Sehe auf meinen Weg und
Fürchte mich vor jedem Regentropfen
Daß er mich erschlagen könnte.

Eve gidince hatirladigim kadariyla internette aradim ve siirin Brecht'e ait oldugunu ögrendim. Türkcesi de söyle:

Sabahları ve Akşamları Okumak İçin

Sevdiğim
Dedi ki bana
Sen bana lazımsın
Onun için kolluyorum kendimi
Yoluma dikkat ediyorum ve
Korkuyorum her yağmur damlasından
Beni ezecek diye

Siiri okumus yolda giderken düsündüm üzerine. Pembe bir kagida bastirilip üzeri özenle -yagmur ve rüzgardan zarar görmesin diye- plastik bir folyo ile kaplanmisti. Köprünün parmakliklarina özenle asilmisti. Bas kisminda simdi ne oldugunu unuttugum bir sözcük, özellikle belli bir kisi icin asildigi izlenimi yaratiyordu. Neden? diye düsünürken...
...günlerden 14 Subat oldugunu animsadim :)

Sevdiginin yollarina siirler asan biri  :)
Hosuma gitti.

Özünde sevgilini ve seni degil, sevgilinin uzanti-ben'ini ve ilgili sektörü besleyip mutlu eden armaganlardan sen de cok sıkılmadın mı?
Kirmizi güllerden, pembe kurdelalali cikolata kutularindan, gözüne gözüne sokulan kalplerden, kirmizi üstüne pembe puantiyelerden sıkılmadın mı?

Bundan daha yaratici olabilir misin?

Sevginin kac rengi vardir?
Sevginin kac tadi vardir?
Sevginin kac hali vardir?

Kırağı vurmuş soğuk bir kış sabahı, henüz kimse ( ve asil önemlisi sevgilin) kalkmadan yol üstündeki  köprünün basina bir siir ilistirmekten; sadece sevgiline degil sabah kosucularina, köpegini gezdirenlere, nordic walking'cilere ve dünya batacakmis gibi kostura kostura alisverise gidenlere ulasmaktan ne haber?

Yapabilirsin.
Bundan daha fazlasini ya da daha azini,
ama asil önemli olan,
bundan daha sana özgü ve genel akistan özgür olanini
Yapabilirsin.

Henüz zaman var.
Zaten hep zaman var.
Dünyanin bütün günleri se(vgi)nin.


Bilirsin, Brecht haksiz degil.
Bilirsin "hic kimsenin 
yagmurun bile
böyle kücük elleri yoktur"

Ama yine de bilirsin,
sevebilmektir önemli
ve kutlanasi olan,
sevilmek degil.

Ve unutmadan...

14 Subat'in "Yalniz Kalpler Kulübü Resmi Yas Günü" sekline dönüsmesi de sacma degil mi?
Ister o kulübe üye ol, ister bu kulübe,
Git de aynaya bir bak.
Yeterince uzun ve yeterince dikkatle bakarsan,
cok degerli, cok sevgili birini göreceksin.
Ve eger onu hakettigi kadar sevmeyi basarirsan...
Günahiyla, sevabiyla,
basardiklariyla, basarisizliklariya,
kemerli burnuyla, carpik bacaklariyla ve
gülümseyince dudaginin kenarinda beliren cizgileriyle
onu sevmeyi basarirsan,
bütün dünyayi sevmis olacaksin,
bütün dünya da seni.

Iste o zaman bir asma kilit edin,
Kendini ve bütün dünyayi da al yanina,
gidip bir köprünün basinda dur,
Elindeki kilidi köprünün parmakliklarina gecir,
ve sımsıkı kilitle.
Arkani parmakliklara -ve nehire- dön,
elindeki anahtari basinin üzerinden nehire firlat.
Nereye düstügüne bakma bile,
Yürü, yoluna git.

Günlerden ne olursa olsun.

Güncelleme (14.01.2012): Su siire dün bir yerde denk geldim. Üc gün önce rastlasaydim, bu yazida yerini almis olurdu. Simdi niye almasin?

Salı, Ocak 10, 2012

Kendime not

unutma,
hayatinda bir kez bile olsa
hep baktığın pencereden değil...
hep baktığın pencereye bak...
bunu bir gün yap...

Pazartesi, Ocak 09, 2012

Bugün ben ellerimle... Tamam mi, devam mi?

Önce özetler:
Son zamanlarda günlük rapor vermeyisim ellerimi calistirmadigim anlamina gelmesin.

Aralik ayinin son haftasinda anaokulu tatil oldugu icin sincap evdeydi. Agirligimizi ortak el calistirma cabalarina kaydirdik. Birlikte kek ve puding yaptik, mandala boyadik, tahta oyuncaklardan ince dengeli kuleler, köyler, kasabalar insaa ettik.

Onun etrafta olmadigi zamanlarda ben caktirmadan portakal agacli etaminimi yapmaya devam ettim. Ekmek, yogurt, kefir derken mutfakta rutin üretimler devam etti. Tabii tembellik ettigim, az is cok laf ürettigim günler de oldu. O günleri sevmedim. Kimi günler eller cok calisti belki, ama ortaya bir ürün cikmadi.

Yilin son günlerinde erzak dolabina bir ceki düzen vermeye calisirken, Türkiye'den gelen kurutulmus sebzeler dizildikleri iplerden ayiklandi, köy bulgulari temizlendi. Genellikle günlük yemegi yaparken cok oyalayici oldugu icin bu türden temizleme islerini daha önceden toplu halde yapiyorum. Yerinden kipirdayamayacak kadar yasli, ama misafir kaldigi evlerde  "oturdugum yerden de olsa evsahibine yardimci olayim" diyerek durmadan bulgur, nohut, fasulye ayiklayan  bir akrabamizdan ögrendim bunu. Hikayesiyle birlikte aldim, seviyorum, yapiyorum.

Yilbasi günü proje acisindan anlamli, gayet basit, ama elleri cok calistiran bir menü sectigimi farkettim: Sincabin pasa gönlü icin köfte, firinda kizartilan patates ve kereviz, havuc salatasi , vb. :) O gün epeyce cok  sebze temizledim, ayikladim, dilimledim, rendeledim :))

Yilin ilk günlerinde "yazmak" takildi aklima. Evet, her gün yaziyorum ama aslinda ne az yaziyorum. Ne zaman ki tuslayarak yazar oldum, el yazim bozuldu. Daha cok yazmaliyim dedim. Yazici kullanmayi zaten sevmiyordum, üstelik simdi arizalandi da. O acidan kolaya kacma sansim yok. Okuduklarima dair bazi notlari kopyala- yapistir ile bilgisayara kaydetme kolayciligina basvuruyordum. Daha az yapmali, ellere bu unutmaya basladigi beceriyi animsatmali dedim. Son zamanlarda hosuma giden bir  iki tarifi kagit kalem usulü not etmeyi tercih ettim. Hem celiskili gibi görünebilir ama böyle not ettiklerim, bilgisayarda bir yerlere kaydettiklerimden daha kolay bulunuyor her zaman. Elin bir hafizasi var diye mi?

Fakat önemli olan su ki, ellerimle bir seyler üretme konusunu bir süre sonra icsellestirdigimi farkettim. Her gün kendi kendime "bugün ben ne ürettim?", "bugün ellerimi yeterince kullandim mi?" diye sordugumu farkettim. Baslangicta özel caba olanin ayin sonuna dogru rutine dönüstügünü, yasamima girdigini farkettim. O noktadan sonra da günlük rapor vermenin anlamsiz oldugunu...

Senin tarafinda da eller bos durmadi, biliyorum :)
Bir aylik süre dün doldu. Daha yapacaklarim ve anlatacaklarim vardi. Uygun bir kagit bulamadigim icin hala Fröbel yildizlari yapamadim. Tarifi Italyan pizzacisindan alinmis gercek Italyan pizzasi var ara ara yaptigim. Yavas yavas calismak ama gercek gida üretmek üzerine derin dersler iceriyor. Bu ay cok niyetlenip, hic yapamadim. Hatta sincap dogmadan önce baslayip büyük bir ara verdigim "evde kendi makarnani kendin üret" projeme geri dönsem diyorum. Mevsimi gelse de aromatik, otlu yaglar yapsam diyorum. Kuru agac dallarini ciceklendirecektim, onlar da kaldi. Beni elime tarif tutusturup lahana almaya gönderenler var ;) Sonra tarihcesi neredeyse sincapla yasit bir "evde deodorant yapma" hevesim var; artik bu yil uygulamaya gecsem diyorum. Daha neler neler diyorum...

Senin tarafta nedir durum? Tamam mi? Devam mi?

"Ürettigimiz ya da elimizle yaptigimiz her kücük seyi, sanki büyük bir özelligi varmis gibi, sanki bir is basarmisiz gibi yazip duracak miyiz canim? Duralim" mi?

"Ellerimizin büyüklü kücüklü her calismasi, her üretimi, icinde yasamak istedigimiz türden dünya icin bir yatirim. Paylasildikca kücük de olsalar, büyüyecekler; az da olsalar cogalacaklar. Her firsatta Yazalim, geleneksellestirelim, icsellestirelim, rutinlestirelim" mi?

Ve son olarak, Aralik ayinda ve gecmiste kendim ürettigim seyleri bir anahtar sözcükle isaretleyip sag taraftaki buluta eklemeyi düsünüyorum. Örnegin adi kendim yaptim(DIY) ya da ellerimle olabilir. Buna ne dersin?  

Tiz tarihe gecile! (II)

Photo by baerchen57
Bu sabah anaokuluna giderken yolda leylak tomurcuklarini degismis gördüm.
Acik, canli bir yesile dönmüs...

Sonra cigdem ekili oldugunu bildigim kücük bir cicek tarhinda yilin ilk cigdeminin yaprak verdigini...

Daha leylagin ve cigdemin cicege dönmesine aylar var.

Ama bir seyler oluyor dostlar!
Doganin en ölü, mevsimin en kış oldugunu sandigimiz su günlerde...
Topragin altinda, agacin tomurcugunda bir seyler oluyor.
Bir seyler ölü kabugun altinda doguma gecti.
Haberimiz ola!

Belki su yazi da bize iyi gelir;  hafta hafta uyanip canlanmamiza...

Perşembe, Ocak 05, 2012

Zaz, kurabiyeler ve büyüme sonrasi ekonomisi

Ekonomiyle ilgili yazinca ben, bazen sıkılıyorsun sen, biliyorum. Zaz onun icin. Kurabiyeler ise Prof. Paech'den daha fotojenik ;) Müzik ve kurabiyeler bittiginde, yazinin sonundaki listeye sen de bir seyler eklemeyi unutma.

Photo by Zanthia
Prof. Niko Paech'e ilk kez bir dükkanin advertorial dergisinde rastladim. Aylardan Aralik'ti ve Prof. Paech Noel kurabiyeleriyle, yilbasi armagani önerilerinin arasinda sıkışmıştı. Yine de gözümden kacmadi :) Biyografisine bakilirsa Oldenburg Üniversitesi'nde Üretim ve Cevre Kürsüsünde calisan bir akademiysen. Arastirma konulari cevre ekonomisi ve sürdürülebilirlik arastirmalari. Almanca "Postwachstumökonomie" kavraminin sahibiymis. "Post-growth economy" ya da "Büyüme sonrasi ekonomisi" diye cevrilebilir. Kendini bir "Prosument" olarak tanimliyormus (Ingilizce prosumer sözcügünün Almanca karsiligi). Bisikletini ve bilgisayarini kendisi tamir ediyor, bit pazarindan (da) giyiniyormus.

Ilginc seyler anlatiyor; özet diyemeyecegim kadar cok kismini alintiliyorum:

Bir "büyüme sonrasi ekonomisi"nde GSYH (GDP yani) büyümez. GSYH'deki her artis ekolojik zararlara yol acar. Ekoloji üzerindeki yükümüzü azaltmak istiyorsak, ekonomi büyümemelidir. Bir sonraki adimda kücülmeden dahi söz edilebilir.

Önümüzdeki yillarda ekonomi ve politika cevreleri su an icinde bulunduklari egilimleri korur, insanlar bugünün tüketim ve hareketlilik odakli yasam tarzini devam ettirirlerse, bir büyüme sonrasi ekonomisinde yasamamiz kacinilmazdir. Önemli olan bunun ne türlü olacagidir: "by design or by disaster" (önceden tasarlanarak mi? yoksa bir felaket sonucunda mecbur kalarak mi?) Cünkü bugünkü refah seviyemizin temelleri yikiliyor: bkz. Peak Oil, Peak Soil, Peak Everything. Her ne kadar aksini savunanlar da olsa, ekonominin temel kaynaklarinin tükenmekte oldugu artik tartisilmayan bir gercektir. Talep ile arz arasindaki fark gittikce aciliyor.

Her ürün ve her tüketim etkinligi bir üretim zincirinin sonucudur. Bu zincir boyunca kullanilan bütün hammadeler üstüste eklenip bakildiginda görülür ki, hersey fosil yakitlar ile az bulunur hammadelere dayaniyor.  Kaynak krizinin üzerine eklenen subvansiyon ve borclanma politikalari, ölcüsüz yasam tarzimizi daha da körüklüyor.

Petrol, endüstri ve paradan bagimsiz olarak deger ve anlam yaratan etkinliklerle yasamayi ögrenmeliyiz.

Ekonominin %50 oraninda kücüldügünü varsayalim. Bu isgücü ihtiyacinda da %50 azalma demektir. Bunu dengeli bir sekilde nüfusa dagittigimizda, herkes haftada ortalama 20 saat calisir. Bugünkü duruma oranla 20 saat bos zamanimiz olur. Bu 20 saati yukarida sözü gecen deger ve anlam katan etkinliklerle (en önemlisi kendi yiyecegini üretmek gibi) gecirebiliriz. Su anda barinak, giyinme ve tüketim mallarinda bir fazlalik sözkonusu. Esyalarimizi kendimiz onarmayi, degerlendirmeyi ögrenebiliriz. Eger sahip olduklarimizi kisisel caba ve girisimlerimizle simdikinden iki kat daha uzun süre kullanabilirsek; bu,  su ankinin yarisi kadar üretimin yeterli olacagi anlamina gelir. O zaman endüstri ürünleri sadece onaramadigimiz esyalarin tasarruflu sekilde yeniden tedarik edilmesi demek olacaktir.

Ortak bahceler, balkon ya da hobi bahceleri gida tedariki icin sehirlerdeki potansiyeli kullanmamiza olanak tanir. Bu türlüsünden sehir ekolojisi, iklim ve su kaynaklari da yararlanmis olur. Kalan kisim yöredeki tarim etkinliklerinden saglanir. Sosyal yasamda el becerisiyle yapilan isler, takas, ortak kullanim vb. etkinlikleri yayginlastirmaliyiz.

Evet, gelecek zor gözüküyor. Ama görünürde baska bir alternatif de yok.


Niko Paech'in büyüme sonrasi ekonomisiyle ilgili baska kaynaklar:
Adi büyüme sonrasi ekonomi, büyüme olmadan refah, kücülme (degrowth), vb, her ne olursa olsun bu yeni yasam tarzinin parametreleri aslinda hic duyulmadik, bilinmedik seyler degil. Aslinda yasamimizda hep olmus ve olmakta olan seyler. Farkindaligimizi arttirmamiz ve bilincle yasamimizda daha cok yer acmamiz gereken seyler. Teoride en olmaz, en absürd görünenlerin bile uygulamada en az bir örnegi var. Bildigim, duydugum örneklerini sayiyorum:
  • Parasiz, sadece takasa dayali bir yasam sürme örnegi olarak Heidemarie Schwermer ve Mark Boyle
  • Bir ortak kullanim ve esyalarini kendi onarma, gelistirme örnegi olarak North Portland Tool Library
  • Üretici destekli bir "ömrünü uzat, yapabiliyorsan onar, gercekten gerekliyse yenisini al" örnegi olarak Patagonia's Common Threads Initiative
  • Zaman üzerinden karsilikli hizmet takasina dayanan bir zaman bankasi örnegi olarak Zumbara
  • Sehir bahceciligi  ve kentsel/yerel gida tedariginin dünyaca ünlü örnegi olarak Küba'nin kent bahceleri
  • Istanbul'da bir kent bahcesi girisimi olarak Balat Meyvehane ve Sebze Sepeti
  • Istanbul'da bir permablitz örnegi olarak Yahoo Permakültür grubundan Deniz Ucok Arman önderliginde gönüllülerin girisimi 
  • Bir sürdürülebilir yasam ve kendine yetebilirlik örnegi olarak Alman eko köyü Sieben Linden
  •  Bir "Kırsal kesimde doğa ile uyumlu ve sürdürülebilir yaşam deneyimleri geliştirme ve bunları paylaşma" örnegi olarak Ankara Günesköy Kooperatifi
  • Sürdürülebilir yasam, dogayla uyumlu tarim, ekolojiye yük olmadan gida tedarigi konularinda kisisel ama cok paylasimci örnekler olarak Meyvelitepe ve Bostancik (Mutlaka pek cok baska kisisel girisim de vardir. Bunlar benim yakindan bilip, mutlulukla izlediklerim) 
  • Bir "es, dost, akrabanin cocuklarinin giysi, kitap ve oyuncaklariyla büyüme" örnegi olarak sen, ben, o
  • Yilda ortalama iki kez düzenledikleri ikinci el cocuk esyasi pazarlariyla hem kendilerine gelir elde eden, hem de esyalarin kullanim ömrünü uzatan Alman anaokullari ve ebeveynleri.
  • Kullanmadigi esyalari cöpe atmadan önce sokaga "alabilirsiniz" notuyla birakan ve sokakta böyle birseyler buldugunda "bir gören olursa hakkimda ne düsünür" demeden inceleyip, isine gelenleri alan Alman insani.
  • Kullanmadigi esyalari cöpe atmadan önce "yaziktir, birilerinin isine yarayabilir" diyerek el altindan ihtiyac sahibi arama aliskanligindaki Türk insani
  • Global ölcekte ama yerel olarak organize olan gruplarda esyalarin ücretsiz elden ele aktarimi örnegi olarak freecycle  
  •  Bir kitap paylasim girisimi olarak Facebook'da Gezgin Kitaplar grubu 
  • Bir karsiliksiz bilgi paylasim ve sivil inisiyatif ortami olarak bloglar
  • ...

Sen de bildigin örnekleri sayar misin?
Say ki cogalalim, say ki örnek ve güc alalim,
say ki -belki zor- ama imkansiz olmadigini anlayalim.

Pazar, Ocak 01, 2012