"Tek yol budur deriz; bilmez miyiz ki bir noktadan geçebilen doğrular kadar yol vardır."

(Thoreau)




Pazartesi, Şubat 13, 2012

Bir arkadasa soracaktim da... (I)

Bir arkadasim gecenlerde sosyal mecrada Kaz Daglari'na ait bir fotograf paylasmis. Fotograf altin madenciligi calismalarinin basladigi bölgeye aitmis ve tepelerin nasil da traslanip zarar görmeye basladiginin havadan cekilmis bir kaniti imis. Ben görünce kötü oldum. Ama beni bilirsin; yikilmis bir agac görsem yine kötü olurdum. Altina da su yazi ilistirilmis:

"Kaz Dağları'nda altın işletmeciliğine hazırlanan şirket, gerekli su ihtiyacının karşılanması için baraj yapılmasını istedi. Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ilin su kaynakları üzerine kurulacak barajın, 400 bine yakın kişinin su gereksinimini olumsuz etkileyeceğini belirtti.

Kuzey Biga Madencilik İcra Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Han İlhan, Kazdağları eteklerinde 2014 yılında faaliyete geçirmeyi hedefledikleri altın işletmeciliği için gerekli olan su ihtiyacının DSİ 25. Bölge Müdürlüğü’nce uygun görülecek alana kurulacak baraj ile karşılanabileceğini söyledi. Açıklama, Çanakkale şehir merkezinin içme suyu ve tarımsal sulama ihtiyacını karşılayan Atikhisar, Umurbey Ovası tarımsal sulama suyunun depolandığı Bayramdere ve Biga tarımı için önemli su kaynağını oluşturan Bakacak barajlarının su kaynaklarını engelleyeceği için kuraklık endişesi doğurdu.

‘Katletmek demek’

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ilin bölgesel su kaynakları üzerine kurulacak barajın, 400 bine yakın insanın su ihtiyacını olumsuz yönde etkileyeceğini belirtti. Gökhan, “Su kaynaklarının üzerine baraj kurdurmak bu kentte yaşayan insanları susuzluğa mahkûm ettirip katletmek demektir. Bu anlayış, çokuluslu 6. Filo’nun işgalci anlayışını ortaya koymaktadır” dedi.

Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant da, “Çanakkale halkının sularına da göz diktiler. Siyanürlü liç havuzları kurup bunları baraj suları ile kirletip bölgede tek bir canlı bırakmama kararlılığı içinde oldukları açığa çıkmıştır. Bu açıklama gerçek niyetlerini ortaya çıkarmıştır” dedi.

Haber Cumhuriyet Haber Portalı
 Fotoğraf Edremit Son Nokta"



Sen bu fotografi gördün mü, bu yazilanlardan haberin oldu mu, bilmem? Aksam ana haber bültenlerinde pek bahsedilmiyor böyle seylerden. Ayni gün bir arkadasim bahsediyordu. Aksam haberlerinde ana konu tatli tarifi imis. "Flas flas flas!" teraneleriyle dört ayri tatlinin tarifi veriliyormus. Tatli yiyip, tatli konusalim diye galiba.


Tatli yiyip, tatli konusamayacagim, kusura bakma. Kaz Daglari'nda altin madenciligi ne asamadadir, bu fotograf ve haberler ne kadar güncel, ne kadar dogrudur bilemiyorum. Ama beni sasirtmadigi kesin. Türkiye'de altin madenciligi üzerine birazcik okudum son zamanlarda. Sen de okuyabilirsin. Büyük kitapcilarin  cevreyle ilgili kitap raflarini tara, ya da görevliye sor. Sana altin madenciligi hakkinda yazilmis en az 3-4 kitap cikarip gösterecektir.

Hikaye genellikle aynidir. Altinin varligi coook cok yillar önce yabanci bir maden firmasi tarafindan kesfedilmistir. Madeni isletme hakki devletten kolayca alinmistir. Ilgili firma bazen arazi, bazen yol, bazen su istemek icin yerel halkin kapisini caldiginda is coktan olup bitmistir. Tatsizliklar ondan sonra baslar. Madeni isteyen vardir, istemeyen vardir. Arsasini satmak isteyen vardir, istemeyen vardir. Yolundan yol, suyundan su vermek isteyen cevre köyler vardir, istemeyenler vardir. Istemeyenlerden tatli tatli, iknayla yola getirilmisler vardir, kadinli cocuklu jandarma dayagi yemisler vardir. Rivayet odur ki, arazisini satsin diye kapisina maden sirketinin temsilcisiyle, jandarma komutaninin birlikte geldigi köylüler vardir. Rivayet odur ki, madenin ( ve genel olarak altin madenciliginin) cevre zararlarini anlatmak icin ugrasanlarin bir Alman vakfindan beslemeli olduklarina dair kitaplar bile yaz(dir)ilmistir. Tatsiz diyorum ya iste, tatsiz detaylar bunlar. Bana tek tek anlattirma, git kitapcidan ya da internetten bulup kendin oku. Aksam haberlerinde rastlamayi bekleme.

Altin madenciligi ile ilgili sorun nedir peki? Daha önce biraz bahsetmistim; surada, surada ve surada.

Ister istemez düsünmeye basliyor insan? Ne yapilabilir? Fakat bana öyle geliyor ki, bu yanlis bir soru. Uzun zamandir Thoreau ile ayni fikirdeyim. Ona kalirsa yol almak isteyen, yola cikmak icin yol arkadaslarinin hazir olmasini beklememelidir. Dolayisiyla dogru soru "Ben ne yapabilirim?" olmali. Tüketici, sade vatandas, sokaktaki insan, birey ... olarak ben ne yapabilirim?

Oyunun bir parcasi olmamak mümkün mü? Iste bu düsüncelerle ekonomi konusunda benden daha bilgili bir arkadasima isin o boyutunu sordum. "Bir ülkenin kücük yatirimcilarinin bir yatirim araci olarak altin almamasinin bir anlami var mi? Altin ekonomide neden bu kadar cok (yani gercekten bu kadar cok!) önemli? Bütün ekonomi gercekten pratikte altin üzerinde mi dönüyor? Baska bir temel varlik birimi yok mu? Olamaz mi?" gibi gaaaayet naif oldugunu bildigim sorulari aklima geldigi gibi, filtrelemeden yazip sordum.

Bana ekonominin o kadar da altin üzerinde dönmedigini, Nixon'un 1970'lerde altin - dolar bagini kopardigini animsatarak soruyu ondan daha iyi yanitlayabilecek bir arkadasina pas etti.

Arkadasimin arkadasi (iktisatci, akademisyen), pek cok ilginc sey anlatan bir e-maille yanitladi beni hemen. Ondan ögrendiklerimi aktariyorum:

Altın doğadaki en ağır elementlerden biri imis. Özgül ağırlığı 13.2. Yani 1 metreküp altın 13.2 ton yapıyormus. Herhalde saklama kolayligi bir deger birimi olarak epey önem kazaniyordur diye düsündüm bunu okuyunca :) Dünyada şu zamana kadar çıkartılan saf altın miktarı 156 000 ton imis. Bunun %60’ı son 30 senede çıkartılmış. Bütün insanlik tarihi boyunca gerekenden daha fazla altin son 30 yildir nereye gidiyor; düsünmeden edemiyor insan. Her neyse, sözkonusu 156 000 ton altin basit bir hesapla 2,5 olimpik yüzme havuzuna sigabilecek bir miktarmis. Buymus iste, üzerinde bu kadar firtinalar kopan madenin epi topu miktari.

Gelelim isin ekonomik boyutuna. Bir kere Nixon 1971'de yaptigi ünlü bir konusmayla dolar arkasindaki altin teminatini kaldirdigindan beri dünya para birimleri - altin bagi kopmus. Dolayisiyla bütün ekonomi altin üzerinde degil, fakat "güven" üzerinde dönüyormus. 2008 den bu yana emtia güvenilir bir yatirim araci olarak  görüldügünden  herkes yatırımı oraya yapıyormus. Dolayisiyla sadece altın, gümüş değil, bugün artık petrol, mısır, şeker, pirinç buğday bile birer yatırım aracına dönüsmüs. Bu sartlar altinda eğer bir birey altın spekülasyonu ile kisisel cikarini maksimize edeceğini düşünüyorsa altin alırmis. Eğer bir birey alırsa, diğerleri de firsati kacirmamak adina altina yönelirmis, altın değerlenir, zincir bu şekilde devam edermis. Dolayısıyla benim pek safca ifade ettigim bireysel tepkilerden dogan kollektif güç cikmasi beklentisi ters tepermis. Özellikle Türkiye’de fayda getiren bir eylemin tersi yönde  kollektif güç oluşturmaya çalışmak naiflikten öte birşey değilmis. Ekonomik acidan bakildiginda kilit söz "optimum"mus, ekonomistler maximum ve minimum kavramlarını sevmezmis. Dolayisiyla altın çıkarmaya karsilik çevreye zarar konusunda da optimum'u bulmak daha dogru  (altın çıkarmayı engellemekten daha dogru) bir yaklasim olurmus.

Himmm, peki.
Bu durumda sana tavsiye edecek bir seyim yok.
Sevgililer Günü'nde sevgilini mutlu etmek icin,
arkadasinin yeni dogan bebegi icin,
komsunun yeni evlenen oglu icin,
parmaginda, kulaginda, boynundaki pariltinin seni daha güzel, daha dikkat cekici ve böylece daha mutlu yapabilmesi icin,
maasindan artan üc kurusun eriyip gitmemesi ve gelecekte bir ise yarayabilmesi icin
altin alman gerektigini düsünüyorsan,
al onu.

Ben alamayacagimi hissediyorum.
Biz ailecek alamayacagimizi düsünüyoruz.
Parmagimdaki alyans 2 gr. altin iceriyormus. Ve bu iki gram altin icin 20 ton maden atigi olusuyormus.
Keske daha önce bilseydim.

Belki sen de bilmek istersin diye yazdim bunlari sadece.

Haaa, bu arada aklima gelen baska sorular da vardi. Onlari da bir baska konunun uzmani arkadasima sordum.
Bir sonraki yazida onlardan bahsedecegim. Hatta konu e-atiktan genel olarak global atik problemine, oradan da gida israfina atladi. Ben böyle daldan dala atlayarak daha bir kac yazi daha yazacagim. Keske bir maden mühendisi arkadasim olsaydi da, ona da "su altin cikarmanin cevreye zarar vermeyen daha optimum bir yolu yok mudur?" diye sorabilseydim. Ve bir cevre mühendisi arkadasim, bir ekolojist arkadasim, bir biyolog arkadasim, bir zoolog ve bir botanist, bir hidrolojist arkadasim daha olsaydi da, onlara da "nedir doga acisindan altin cikarmanin optimum'u?" diye sorabilseydim. Keske bir sosyolog arkadasim olsaydi da altin madenciliginin sosyolojik acidan optimumunu anlatabilseydi bana. Keske Kaz Daglari'nin da dili olsaydi, ona da "Nedir bu isin en oluru Ida'cigim?" diyebilseydim...

4 yorum:

  1. :( okurken yüzü düşüyor insanın, yaşadığımız ve bizden parçaları yaşatacak dünyayı ellerimizle mahvediyoruz. Ben sürekli doğanın bir parçası olduğumu, ondan uzaklaşmamam, ona sırtımı dönmemem, ona yabancılaşmamam gerektiğini telkin ediyorum kendime... Önceleri zor gibi görünse de, sonradan farkına bile bile varmıyor insan...Benim elimden gelen bu:) altın da sevmem:))

    YanıtlayınSil
  2. şu ana dek altın almışlığım çok eskiden bir ya da iki arkadaşımın düğünündedir. daha sonra hiç almadım ve almak da istemiyorum artık. bunları öğrendikçe almaya vicdanım da elvermez. bir kitapçıya gidip bahsettiğin bölüme uğrayıp birkaç kitap soracağım. hatta daha iyisi önce okulun kütüphanesine bakayım. ayrıca ben de altın takı sevmem :)

    YanıtlayınSil
  3. Kaz Dağları'naki altn madenini kulağındaki altın küpeler ile protesto eden çevreci kız geldi aklıma yazını okurken...

    YanıtlayınSil
  4. Hah, işte budur bizim anlatmak istediğimiz. Ama buralarda bu tip çelişkileri sorgulayıp yazdığınızda, farklı kesimlerin düşüncelerini merak edip gazetede yer verdiğinizde, Çevre Platformu sizi düşman ilan ediyor. Köylülerle, kuyumcularla yaptığımız röportajları okumak isteyenler için linkimiz: www.t-onyedi.com

    YanıtlayınSil