
:)
Every individual…generally, indeed, neither intends to promote the public interest, nor knows how much he is promoting it. By preferring the support of domestic to that of foreign industry he intends only his own security; and by directing that industry in such a manner as its produce may be of the greatest value, he intends only his own gain, and he is in this, as in many other cases, led by an invisible hand to promote an end which was no part of his intention.
The Wealth of Nations, Book IV Chapter II
Invisible Hand (Görünmeyen el) ile ilk kez üniversitedeki birinci yilimda tanistim. Dersimiz Mikroekonomiye Giris. Iskocyali ekonomist Adam Smith ilk basimi 1776 yilinda olan "Uluslarin Zenginligi" adli kitabinda bahseder ondan. Kimilerine göre Adam Smith hepi topu üc kez ve cok üzerinde durmadan bahsetmistir "Görünmeyen El"den; bugün anlasildigindan da biraz farklidir onun kastettigi. Bugün anladigimiz sekliyle ise, özetle denir ki; persembe günleri kurulan köylü pazarindan, uluslararasi degerli kagit pazarina dek, her pazar dogal olarak kendi kendini düzenleme becerisine sahiptir. Bunu
bireylerin kendi cikarlarini maksimize etme cabasi, rekabetin varligi ve arz/talebin karsilikli etkilesimi saglar. Eger tüm alicilar neyi satin almak isterlerse onu alir ve bütün saticilar da neyi üretip satmak isterlerse onu satarlarsa; arz edilen ürün, arz miktari, fiyat vb. acidan pazar kendi kendini saglikli bir sekilde devam ettirebilecek yönde düzenler. Birilerinin alici veya saticiya -planli ekonomideki gibi mesela- "sen sunu üretip satacaksin, sen de bundan ancak bu kadar alacaksin" demesine gerek yoktur.
Görünmeyen el ve dolayisiyla serbest piyasa ekonomisi önemli bir varsayima dayanir:
Bilgiye engelsiz erisim. "Alici da, satici da pazardaki tüm ürünlerden, onlarin tüm özelliklerinden ve fiyatindan haberdardir ya da istedigi taktirde hic bir engelle karsilasmadan bu bilgilere erisebilir" denir. Alici ile satici arasinda bilgi veya bilgiye erisim acisindan bir dengesizlik bulunmaz. Köylü pazarindan alisveris yapiyorsaniz ve de domates alacaksaniz, önce annem gibi pazarin tamamini bir dolasip hangi tezgahta fiyat daha uygun, hangisinde sectiriyorlar, hangisinde ezik cürük daha az karsilastirip, derhal taktiginiz
"Homo economicus" sapkanizla bir takim kar maksimizasyonu analizleri yaptiginiz, domatesinizi öyle aldiginiz varsayilir. Otomobil alacaksaniz önce bol tablolu, bol hesap kitapli ön arastirmanizi yaparsiniz. Konu komsuya, bir bilene, otomobil dergilerine, sitelerine sorarsiniz. Ikinci el piyasasini, yedek parca durumunu, kilometre basina yaktigi benzini, hatta toplum gözünde sahip oldugu prestiji ve bunun size ne türden geri dönüsleri olacagini arastirir, analiz eder, öyle karara varirsiniz. Pazardaki tüm alicilar da sizinle benzer hareket ettiginden kimse cürüklü domatesi pahaliya satip, üzerine bir de "sectirmem" diyemez size. Ya fiyati düsürmesi, ya sectirmesi, yani ürününü satabilmek icin bir düzenleme yapmasi gerekir.
Buraya kadar her sey güzel; kulaga hos geliyor, degil mi? Ama kazin ayagi öyle degil.
Birincisi, herkesin sadece kendi kisisel cikarini maksimize etmeye calistigi bir sistem yürümez. Yürümedigi yasanan son büyük küresel krizde görüldü. Kaldi ki, büyük capli bir kriz olmasa bile, pazardaki bazi hareketlerin alici - satici disindaki 3. kisilerin cikarlarini zedeleyecegi ve "bireysel cikar maksimizasyonu" prensibinin bunu göz ardi ettigi aciktir. Örnek? Süt üreticisi maliyetleri düsürmek ve artan talebi her daim rahatlikla karsilayabilmek adina GDO'lu yemlerden medet umuyor: Sütlü cikolata üreticisi (burada alici oluyor) maliyetini düsük tutabildigi icin durumdan memnun, kullandigi sütün GDO acisindan kaynagini önemsemiyor. Kanun koyucu da "bildigin gibi yap" demis ona zaten. Bir kisim sütlü cikolata tüketicisi de "icindekilerin cok büyük önemi yok, ne kadar ucuza alirsam o kadar kardayim" diyor. Ya ben?
Ben cok önemsiyorum! GDO'lu ürünler benim yasadigim cevreye zarar veriyor ve benim sagligima zararli olabileceklerine dair
ilk bilimsel veriler de gelmeye basladi bile (
Dilek,
haberdar ettigin icin cok cok sagol). Ucuz cikolatada alan memnun,satan memnun. Peki ya benim cikarlarim ne olacak?
Ikincisi, -ki bunu daha da büyük bir sorun olarak görüyorum- 'görünmeyen el'in en büyük ön sartlarindan biri olan 'pazardaki her türlü bilgiye kayitsiz sartsiz ulasabilirlik' hicbir zaman gercek olmadi, hicbir zaman da olmayacak gibi gözüküyor.
Cünkü:
- Bilgi ve iletisim teknolojilerinin gelismesi ve ucuzlamasi, isteyen her kisinin internet üzerinden bilgi girebilir ve bilgiye ulasabilir olmasi ,sonunda bu idealin gercek olabilecegini düsündürdü bir zaman insanogluna.
Öyle olmadigini artik biliyoruz.
- Yerel pazarlardan da bahsetmiyoruz artik, pazarimiz küresel ve orada satin almak üstedigimiz ürünü satan onbinlerce üretici var. Tüm ürünleri tek tek degerlendirmek ve karsilastirmak zaten en basindan bilissel (cognitive) kapasitemizin disinda.
- Ürünümüzün kalitesini etkileyen bilgi ve hayal gücümüzün ötesinde faktörler var ayrica. Biraz merak edip sorgulamasaydim, sincaptan cok benim aklimi celen o cicili bicili yagmur botlarinin icinde
neler olabilecegini nereden bilecektim? Bir cok alici icin görünüsteki albeni, görünüsteki saglamlik/isgörürlük ve fiyatin ucuzlugu "kar maksimizasyonu" icin yeterli kriterler. Uzun vadede cevre ve saglimiza olan zararlarinin ceplerimize de yansiyacak etkileri genelde göz ardi ediliyor.
- Ayrica internetin varligi ve benim sorgulayici/süpheci tüketici olmam durumu cok da iyilestirmiyor.
Sadece tek bir üründe kullanilmis kimyasal maddelerin adlari bile siradan tüketici olarak benim hafiza, algilama, telafuz ve degerlendirme kapasitemin kat kat ötesinde. Karsilastirmali analizlere ve ürünün diger niteliklerine hic giremiyorum bile! Güc bela varligindan haberdar oldugum dogal kaucuktan yagmur botlarina erisemedim bildiginiz gibi. Bol kimyasalli, ucuz Cin mali botlarin hakimiyetindeki piyasada saticilardan bazilari neden bahsettigimi bile bilmiyordu.
- Üstelik üreticiler de hicbir zaman bilgi paylasmaya acik olmamislardir. Kismen hakli sebeplerle; kim rakibinin üretim sirlarini bilmesini ister? Ama acikca tüketicinin de bir cok seyi bilmemesi tercih ediliyor. Ne sorarsaniz sorun takilmis plak gibi ayni yaniti veren üreticiler var. "Ürünlerimize gösterdiginiz ilgi icin tesekkür ederiz. Web sayfamizi görmüs müydünüz? bla...bla..bla.."
Patates almaya benzemiyor bütün bunlar diyecegim ama patates almak bile eskisi kadar basit degil artik. Yerel olani var, olmayani var; organik olani var, olmayani var; GDO'lu olani var olmayani var´; desteklemek isteyeceginiz kücük üreticiden olani var, kösteklemek isteyeceginiz uluslararasi üreticiden olani var; büyügü kücügü, kirmizisi beyazi, bir kiloya acikta satilani , bes kiloya plastik torbada satilani var; digerlerine benzedigi halde neden onlarin yari fiyatina satildigini bir türlü anlayamadiginiz ve fena halde süphelendikleriniz var.
Özetle, güclü olanin kendi kisisel cikarlarini maksimize ettigi, kücük üreticinin sesinin duyulmadigi, tüketicinin cok önemli bilgilere özellikle arasa bile güclükle ulasabildigi veya asla ulasamadigi, bilgiye ulasacagim derken bilgi okyanusunda bogulup gittigi, önüne pazarlama teknikleriyle sahte kar maksimizasyonu pastalari sunulan bir tuhaf pazarlar devrinde yasiyoruz. 'Görünmeyen el' belki de gercekten var; ama birilerinin sirtini pışpışlamaktan pazari derleyip toplamaya firsat bulamiyor.
Peki insan gercekten homo economicus mudur, yoksa bundan baska bir sey mi? O da baska bür güne izninizle.
Bu konuda baska bir yazi daha, okumak isterseniz:
Market Failure: The Back of the Invisible Hand
Ayrica web lehte ve aleyhte
bir dolu yaziyla dolu, daha da ilgilenirseniz...